13 Mayıs 2016 Cuma

Panpalıkta Bir Dünya Markasıyız



Bugün gündem dışı bir yazı yazmış olacağım için öncelikle sen sosyal medyada duyar kasacağım diye yırtınan tatlı(!) insan senden özür dileyerek başlıyorum yazıma. Amacım seni bir süreliğine de olsa gündelik hayatın girdabından çıkarmak ve bunu yaparken de beraber "dostluk" kavramı üzerine biraz düşünmemizi sağlamak...
Dostluk nedir/ ne değildir? Hayatında kaç tane dostun var? Dost dediğin kişi ya da kişiler tarafından sırtından hançer yediğin oldu mu? Şu yaşına kadar hiç dostun olmadığını mı düşünüyorsun? Dost diye diye nice kitaplara, hayvanlara mı sığındın bunca zaman? Yalnız değilsin.

"Bir dostu olmalı insanın" evet! Başarılarıma benden çok sevinen, acılarımı kendi acıları gibi kabullenip yüreğinin ta en derininde hissedebilen. Git dediğimde gitmeyip, ittiğimde sarılan ve tüm bunları samimi, menfaatsiz sadece sevgiyle yapan.
Beni böyle sadece işi düştüğünde, aklına estiğinde aramayıp sırf merak ettiği için sesimi duymak istediğinde arayan ya da bir mesajıyla iyi olup olmadığımı kontrol edebilen.
Yanımda olduğunu bildiğim, bana önemli olduğumu hissettiren, ne yaparsam yapayım bu durumun değişmeyeceğini bana asla unutturmayan bir dost.
"Pampa, kanka, bro, kardo" taktığın isimler değişir baki olan aradaki kuvvetli bağdır.
Hayatım boyunca benim için anlamı defalarca sorgulanmış bir kavramdı dostluk. Özellikle son yıllarda bu kavrama layık gördüğüm kişi ya da kişiler tarafından hiç sekteye uğramadan kazık üstüne kazık yemiş biri olarak.
Ya neydi dostluk diyordum hep? Neden adam gibi bir dost bulamadım kendime? Yıllardır dostum sandığım insanlardan hayatımın derslerini almamı sağlayan yüce rabbimin lanetlediği bir kul muyum yoksa? 

Dünyanın en büyük his tercümanı diye tabir edilen Albert Camus bir romanında şöyle ifade eder dostluğu;

"Yakınlık kolayca bulunur, hem de hiçbir bağlantıya sokmaz insanı, dostluk ise sadedir. Uzun sürelidir ve elde edilmesi zordur, ama bir kez de elde edildi mi artık ondan kurtuluş yoktur, gereğini yerine getirmek gerekir. Hele hiç sanmayın ki dostlarınız size her akşam telefon edip dostluk gereği o akşam intihara mı karar verdiniz ya da düpe düz arkadaşa mı ihtiyacınız var, dışarı çıkacak durumda mısınız diye soracaklar. Hayır, eğer telefon ederlerse sakin olun, yalnız olmadığınız ve yaşamın güzel olduğu bir akşam vakti olacaktır. İntihara ise daha çok onlar iteceklerdir sizi, onlara göre, kendinize karşı ödeviniz gereği.
Dostlarımızın bizi çok yüceltmesinden Tanrı korusun bizi, aziz bayım. Görevi bizi sevmek olanlarsa, yani yakınlarımıza, müttefiklerimize (ne diyeyim!) gelince, başka bir derttir bu. Gerekli sözcüğü söyler onlar, ama bu daha çok işlerine gelen bir sözcüktür, tüfek atar gibi telefon ederler ve de vururlar. Ah!"

İnsanlara güvensizliğimizin temelinde yatan en büyük etken değil midir dost görünümlü yılanlar?!
Hayat bazen insana o kadar ağır geliyor ki ne yapacağını bilmez bir halde buluyorsun kendini. Kendinle çeliştiğin zamanlar, efkarlandığın günler ya da geceler olmadı mı hiç? Kendine bile katlanamadığın ancak varlığına da ihtiyaç duyduğun o anda yanında olmasını deli gibi istediğin kişiye dost denir. Adeta ailendir, kardeş gibidir, canındır, kanındır.
Böyle tam dibe vurduğun anlarda artık her şey bitti dediğin noktada sana uzatır elini, alır ve çeker seni bulunduğun karanlık kuyudan. Mutluluğun mutluluğudur, acın acısı olmuştur bir kez.
Senin en berbat halini bilip kabullenen, en kötü gününde deyim yerindeyse iki eli kanda olsa çıkıp gelebilen ha gelemeyecek kadar uzaktaysa bile desteğini her daim hissettiren, bunu yapamadığı an vicdan azabı çekebilen kişidir dost. Ve ne yazık ki herkesin yapabileceği bir şey değildir o yüzden de dost dediğin kişi sayısı az ama özdür.
Kısaca varlığı huzur, yokluğu sıkıntı yaratandır.
İnsan darbe yedikçe olgunlaşır, olgunlaştıkça da seçici davranır. Tavsiyem dost dediğin kişiyi iyi seçmeye çalışman, neticede aileni değil ama çevrendeki kişileri seçebilme özelliğine sahipsin, aksi takdirde bir ömür dert ya da çok sağlam bir ders sahibi olabilir insan. Ben sanırım o kişiyi buldum ve buradan, bu yazıyla seslenmek geldi içimden ona. Tesadüfen gittiğim aşçılık kursunda tanıştık, ortak o kadar çok yönümüz var ki hangi birini sayayım... Beni gerçekten sevdiğini ve bana değer verdiğini benim için önemli olan bir durumu tamamen lehime değiştirmeyi başardığı gün anladım. Aslında bu bir teşekkür yazısı. Çok teşekkür ederim Aybüke Koyuncu biz seninle mutfakta aşçı, sokakta hanımefendi, panpalıkta bir dünya markasıyız unutma bunu...

Yazacak çok şey var da Ümit Yaşar Oğuzcan özetlemiş bir şiiriyle;

Bir Dost İçin Sone

Maruzatım odur ki; en iyi bir dostsun
Dağların doruğunda bir çiçek kadar iyi
Sen karanlıkta yüzümüzü ağartan ışık
Resimlerin duvarlarda şakır kuşlar gibi

Sen o'sun her zaman yalansız olan sevgisi
Saksıları sulayan, vazolara can katan
O en koyu, en çaresiz gecelerde bile
Yeri göğü bir merhabasıyla aydınlatan

Sen O'sun sevince boğan bütün kederleri
Solan, kuruyan bir çiçek gibi ağlayansın
Ve esen bir dost imbatısın akşamüzerleri

Kalan bir gün gibi yazdan, öyle haziransın
Yalan değil, biz ne arayıp sende bulduksa
Mutluyuz, dostça gönül tahtına kurulduksa.

Canım sıkıldığında tereddüt etmeden arayabildiğim ya da mesaj atabildiğim, çok güzel bir haber aldığımda hemen kutlamak istediğim, tüm düşüncelerimi okuyabildiğini hisssettiğim, yaralarımı sarmama yardımcı olabildiği gibi kahkahalarıma eşlik edebilen bir pampam varsa şanslıyım.

Dost olan kişiler birbirlerindeki değişimleri neden ve sonuçlarıyla titizlikle takip edebilen ve birbirlerinin ruhlarını okuyabilen insanlardır. Yani her arkadaş dost değildir ama her dost en iyi arkadaştır.
"İki insanın birbirine verdiği açık çektir. Bazen çekin biri sahte çıkar, bazen çekin birine bir bedel yazılır" demişler dostluğa. Ötesi var mı?