25 Ocak 2011 Salı

Tıkanıp Kaldığında Hayat...





Bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat, soluk almak güçleştiğinde,

Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,

Dağlara dönmeli yüzünü insan.

Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak;

Yeni insanlarla tanışmalı, yeni keşifler yapacak....

Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa, gerçekleştirmeyi denemeli!

Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını; zamanın bir nehir,

Kendisinin bir sal olup da, O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı.

Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler,

Her akşam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa,
Değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri;

Küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, bir kaç durak önce inip

Servisten, otobüsten; yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneş gözlüklerini;

Gördüğünü hissedebilmeli!

Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce,

Değerli olabilmeli hayat!

İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için!

Başkasının yerine koyabilmeli kendini;

Ağlayan birine "gül", inleyen birine "sus" dememeli!

Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli!

Şu adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı; Sevgisiz, soysuz kalarak!

Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,
Derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine...

Güneşin doğuşunu seyretmeli arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını...

Karda, yağmurda; sevincine, coşkusuna; fırtınada boranda; Öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın!

Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği;

Bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli! Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi, mutlu etmeden mutlu olmayı beklememeli!

Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı; Bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için; kaçırmamalı!

Çünkü; hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması için, hiç çaresiz kalmamışsan, dermanı olamazsın dertlerin; ağlamayı bilmiyorsan, neşesizdir kahkahaların;

Merhaba dememişsen, anlamsızdır elvedaların...

Ne, herkesi düşünmekten kendini, ne; kendini düşünmekten herkesi unutmamalı!

Bilmeli; çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için...

Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil,
Söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli!

Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere...
Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları, aynı bahanelerle tekrarlamaması için!

Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak! Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak!

Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi;
Ama, kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin sevdiklerinin;

Zaman bulabilsin; Bir teşekkür, bir elveda için...

Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer; Asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten;

Ama, herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan!

Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi...

Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı...!

                                               CAN DÜNDAR 


*** Yağmur ne güzel yağıyor, bir de şu gök gürlemese!...

*** "Pıtırcık" yeni aldığım Kaktüsümün ismi...

*** "Aşk Tesadüfleri Sever" filmi sabırsızlıkla bekliyorum.

16 Ocak 2011 Pazar

Zaman Paradoksu Üzerine...



Geçen gün okuduğum bir dergide tesadüfen denk gelen bir yazıyı paylaşmak istiyorum bugün sizlerle. Ben beğendim, oldukça güzel söylemiş George amca dedim. Şimdi bi de siz okuyun bakalım. İşte George Carlin'nin "Zaman Paradoksu"...

Daha yüksek binalarımız ama daha kısa sabrımız var; daha geniş oto yollarımız ama daha dar bakış açılarımız var. Daha çok harcıyoruz ama daha az şeye sahibiz; daha fazla satın alıyoruz ama daha az hoşnut kalıyoruz. Daha büyük evlerimiz ama daha küçük ailelerimiz; daha çok ev gereçleri ama daha az zamanımız var. Daha çok eğitimimiz ama daha az sağduyumuz; daha fazla bilgimiz ama daha az bilgeliğimiz var. Daha çok uzmanımız ama yinede daha çok sorunumuz, daha çok ilacımız ama daha az sağlığımız var.
Çok fazla alkol ve sigara tüketiyoruz, çok savurganca para harcıyoruz, çok az gülüyoruz, çok hızlı araba kullanıyor, çok çabuk kızıyoruz, çok geç saatlere kadar oturuyor, çok yorgun kalkıyoruz, çok az okuyor, çok fazla tv izliyoruz ve çok ender şükrediyoruz. Mal varlıklarımızı çoğalttık ama değerlerimizi azalttık. Çok konuşuyoruz, çok az seviyoruz ve çok sık nefret ediyoruz.
Geçimimizi sağlamayı öğrendik ama yaşam kurmayı öğrenemedik. Yaşamımıza yıllar kattık, ama yıllara yaşam katamadık. Aya gidip gelmeyi öğrendik ama yeni komşumuzla karşılaşmak için caddenin karşısına geçmekte sorunumuz var. Dış uzayı fethettik ama iç dünyamızı edemedik. Daha büyük işler yaptık ama daha iyi işler yapamadık.



Havayı temizledik ama ruhumuzu kirlettik. Atoma hükmettik ama önyargılarımıza edemedik. Daha çok yazıyoruz ama daha az öğreniyoruz. Dah çok plan yapıyoruz, daha az sonuca varıyoruz. Koşuşmayı öğrendik ama beklemeyi öğrenemedik. Daha fazla bilgiyi depolamak, her zamankinden daha çok kopya çıkarmak için daha çok bilgisayarlar yapıyoruz ama git gide daha az iletişim kuruyoruz.
Zaman artık, hızlı hazırlanan ve yavaş yavaş sindirilen yiyeceklerin, büyük adamlar ve küçük karakterlerin, yüksek faydalar ve sığ ilişkilerin zamanıdır. Günümüz artık, iki maaşın girdiği ama boşanmaların daha çok olduğu, daha süslü evler ama dağılmış yuvaların olduğu günlerdir. Bugünler, hızlı seyehatler, kullanılıp atılan çocuk bezleri, yok edilen ahlaki değerler, bir gecelik ilişkiler, obez bedenler ve neşelendirmekten sakinleştirmeye hatta öldürmeye kadar her şeyi yapabilen hapların olduğu günlerdir. Vitrinlerde her şeyin sergilendiği ama depolarda hiçbir şeyin olmadığı bir zamandayız.

 Ne kadar da doğru değil mi yazılanlar gel de düşüncesine katılma, ne mümkün!

Not: George Carlin Amerika'da 70'li ve 80'li yılların bir komedyenidir. Bu yazıyı karısının ölümünden sonra yazdığı biliniyor(muş).  


*** Aygaz reklamı çok saçma olmuş, hiç beğenmedim!

9 Ocak 2011 Pazar

Pazar+ Keyif= Mutluluk


Güzel bir pazar gününe uyandım bugün. Önce mükellef bir pazar kahvaltısı hazırladım kendime ardından klasik müzik eşliğinde çayımı yudumlarken gazete ve dergilerde olup bitenlere göz attım. Bugün huzurlu hissediyorum daha güçlü ve daha sakin... Yenileniyorum galiba, yabancı değildim aslında bu duygulara sadece bi ara kaybolmuşlardı şimdi bulup çıkarttım onları tekrar giydim üzerime. Her acı geçiyormuş ardından gelen mutlulukla temizleniyormuş gri duygular anladım... Ha bi de pazar keyifle birleşince mutluluk oluşuyormuş bünyede, farkına vardım. Arada ya da her hafta pazar kaçamağı yapın iyi hissettiriyor.

"Sheddeath"




 Marmara Üniversitesi fotoğrafçılık bölümü öğrencisi Ümit Karalar'ın bitirme tezi olan "Kadın ve Şiddet" konulu fotoğraf sergisi Nişantaşı City's de sanatseverlerin beğenisine sunulmaya başlamış. Haber ilgimi çekti(fotoğrafa olan merakım dolayısıyla) tabi bir de içinde kadın ve şiddet kavramlarının yan yana geçtiğini gördüğüm an hemen harekete geçtim ve bloguma yazmaya başladım. Sergide, şiddet gören kadının yaşadığı duygusal çöküntüyü ve çaresizliği topluma aktarmayı hedef edinen Karalar'ın bu sergisine ünlü kadınlarda desteğini esirgememiş. Aralarında; Doğa Rutkay, Zeynep Beşerler, Deniz Çakır, Rojda Demirer gibi isimlerin bulunduğu 50 kadına profesyonel plastik makyajla şiddet görmüş bir görünüm kazandırılarak oluşturulan çalışmada, çaresizliğin objektife nasıl yansıdığını fotoğraflarda görebiliyoruz ki- makyajla bu kadar olsa gerek!.
  Toplumun kanayan yaralarından biri olan kadına şiddete dikkat çeken Karalar'ı yapmış olduğu bu sosyal sorumluluk projesi için ben de tebrik ediyorum. Bugün sadece Türkiye'de değil dünyada da kadına şiddetin arttığını ve her gün üç kadının şiddet gördüğü için yaşamını yitirdiğini düşündüğümüzde tablo gerçekten iç karartıcı. Not: Sergi 23 Ocak'a kadar açık olacakmış. Ah şimdi İstanbul'da olmak vardı!...

 

2 Ocak 2011 Pazar

8'in Uğuru




Şimdi nedir bu sekiz(8) olayı diyebilirsiniz? Ben de bilmiyorum aslında. Daha doğrusu bu rakamın hayatımdaki uğur tapusu görevi görmesi beni şüphelendirir oldu son zamanlarda ben de oturdum bunun üzerine bi yazı yazmak istedim. Uğur tapusu? bunu şimdi icat ettim evet "8" rakamı hayatımda hep iyi birşeyler yaşamama vesile olmuştur çok ilginçtir ki hep bu rakamı taşıyan zamanlarda ya da rakamın geçtiği herhangi bi durumda başıma olumsuz anlamda bişey geldiğini hatırlamıyorum. İşte bu yüzden "uğur tapusu" ismini taktım bu rakama... Gerçekten de bana uğur getirmesi karşılığında verilmiş bir tapu misali. Tamam saçma gelebilir hatta oldukça batıl da ama yine de tuhaf olsa bile  ben bu rakamın uğuruna ve gerçekleştirdiği mucizelere inanıyorum. Şimdi kiminiz benim en nefret ettiğim rakam tam da bu diyebilirsiniz ya da aaa evet evet benim içinde öyle, benim de şanslı sayımdır şeklinde içinizden geçirebilirsiniz. Doğum tarihimin 8 Haziran olmasından tutunda, hoşlandığım çocukla sinemaya gittiğimiz gün oturduğum 8. koltuğa(ki tamamen tesadüf o 7 ben 8'e oturmuştuk ve rakamları o seçmişti), Dairemin 8 numaralı olmasına kadar... Diyorum ya 8'le aramızda ilginç bi çekim gücü var.
Vardır hayatımızda o tarz inanışlar kimi tek sever kimi çift benimki de o hesap yani. Aşırı kaderci bi yapım olmasa da 8 sayısının hayatımın rakamı olduğu konusunda gerekçelerim var gördüğünüz gibi. Hem bi söz demez miydi "hayatta hiçbir tesadüf rastlantı değildir" diye. Ben kadere de yarattığı tesadüflere de inanıyorum ve evrendeki her şeyin, her olayın bir sebebi olduğunu bu yüzden de karşımıza çıktığını düşünüyorum.


 Unutmadan rakamın yana yatırılmış hali matematikte sonsuzluk anlamına geliyor belki de rakama duyduğum sempati burdan kaynaklanıyor kimbilir! Ama şu bi gerçek, bendeki ismi "Kutsal 8 Gerçeği" :)




Bu arada bugün itibariyle yepyeni bir yıla girmiş bulunuyoruz umarım bu yıl bi öncekinden çok daha güzel ve farklı olur. Sağlık, mutluluk ve şans hep bizlerle olsun inşallah... Ben yeni yılla beraber yepyeni kararlar aldım ve uygulamaya geçtim bile hadi bakalım şimdi sıra sizde. Bi yerden, bi şekilde başlayın sadece isteyin ve inanın mutlaka oluyor. Zaten olmuyorsa da zorlamayın çünkü ya olmaması gerektir ya da daha iyisi olacak demektir. O zamana kadar sabırla bekleyin.