30 Aralık 2012 Pazar

İstek Listesi Mimi: Kendime Yeni Bir Ben Lazım!




Yılın en iğrenç sorusu kategorisinde yarışsa kesinlikle ödül almayı hak eden "Yılbaşında ne yapıyorsun yeaaa?"
pöykürüşünün yerini umutlara, hayallere bırakmak üzere olduğu 2012'nin son günlerinde çok sevgili arkadaşım http://biricitinyeri.blogspot.com/ tarafından mimlendiğim "Yeni Yıl İstek Listesi" postuyla karşındayım. 

*Teşekkürler Yasemin Kokulu Bir Hayat canım benim :)

Bana yeni yıldan ne dilersin diye sorsalar "özür" derim. (Tamam tamam daha fazla iğrençleşmeden dilek listemi yazmaya başlıyorum haydi rast gele!) :)

1- "Sağlık" her şeyin başı olur kendisi o yüzden bende en başa yazdım. Ailem, benim ve tüm sevdiklerimin sağlıklı olmasını diliyorum.

2- Çok fazla kitap okumak istiyorum. Daha çok sinemaya, tiyatroya, operaya ve bilumum kültürel faaliyetlere koşmaktan yorulmak istiyorum. (Düğünleri buna dahil etmiyorum bak aman ha!) :)

3- İnsanlar daha çok duyarlı, özeleştiriye açık ve vicdanlı olsun istiyorum. 2013 sabahı tüm egoların lego yapıldığı bir dünyaya uyanmak istiyorum ya!

4- Yurt dışına gitmek istiyorum. Bunun için çalışmalarım tüm hızıyla sürüyor. (İtalya olursa sevinirim allahım) (:

5- Kadına şiddet son bulsun istiyorum. Haberleri korkarak takip etmek istemiyorum artık.

6- Torpil denilen şeyin tedavülden kalkmasını diliyorum ve ben Betül Mardin'le birlikte IMAGE PR'da çalışayım ya ne olur!

7- Adil bir dünya istiyorum. Kimi yatta katta zaman harcarken kimi sokakta aç yatsın istemiyorum. İçim burkuluyor, çok fazla üzülüyorum bu duruma.

8- Aşk?! Bunu artık dilemekten bıktım. Üstelik sevgilisinden yeni ayrılmış bir insan evladı olarak bu yıl bu konuda herhangi bir şey dilemek istemiyorum.

9- İzmir dışında bir yere taşınmak ve orada yaşamak istiyorum evet!

10- Aldığım biletlerden birine allah rızası için amortiden fazlası çıksın ya! 45 Milyon Lira boru değil!

11- Kıvanç Tatlıtuğ ile tanışmak istiyorum. (Ulan ısrarla her yıl bunu dilemekten usanmadım adam evlenecek ben halen onu diliyorum hehehe napayım "umut fakirin ekmeği" derler) :)

12- Şu ikinci üniversiteyi başarıyla bitirmek istiyorum umarım 4 yıldan fazla uzatmam ama bakıciiiz artık :)

13- Rufting yapmak istiyorum ben tamam mı? Olmazsa Bungee Jumping filan da olur kabul!





14- Özetle, mutlu olmak istiyorum! Ağzıma sıçılan bir yıl olmaması dileğiyle... ( Yani bir tek dileğim var mutlu olayım yeter diyorum!)

Sanki tarih değişince her şey değişecek mi olsun biz yine de isteklerimizi sıraladık. Bazı özel dileklerimi de kendime sakladım yılbaşı gecesi saat 00:00 olduğunda dileyeceğim :) Bu arada feysbuk'u kapattım eğer sende gerçek hayatta hatırlanmak istiyorsan bir süre de olsa internet ile olan bağını kopart, işe yarıyor!
Yeni yılda da feysbuk'u açmamayı diliyorum nihahaha! :)
Hayata bembeyaz bir sayfa açacağınız fıstık gibi bir yıl olsun inşallah! Allah herkesin gönlüne göre versin!

Not: Listemdeki herkes mimlendi, isteyen hemen yazmaya başlasın daha vaktiniz var! :)

Özellikle de;

http://sebebim78.blogspot.com/ http://yoldaa.blogspot.com/ http://hayatreceli.blogspot.com/ http://istanbulistanbulolali.blogspot.com/ http://agresifprenses.blogspot.com/

Happy New Year! (İngilizce)

Felice Anno Nuovo! (İtalyanca)

Prospero Ano Nuevo (İspanyolca)

Bonne Année! (Fransızca) "Mutlu Anneler" diye anlamayan Türk bizden değildir! :)

Kenourios Chronos! (Yunanca)

S Novim Godom (Rusça)

Ein Glückliches Neves Jahr! (Almanca)

Kurisumasu Omedeto! (Japonca)

Mutlu Yıllar! (Kısaca) :)

 

 


25 Aralık 2012 Salı

3 Kelimeden Çok Daha Fazlası: "Kendine İyi Bak"



'Bekleme yapmayın, "Aşk"ını alan acıya doğru ilerlesin' demiş bir şair meğer ne kadar haklıymış... Aşk varsa sadece mutluluk yokmuş; acı da varmış, gözyaşı da... Ayrılırken söylenen/yazılan "kendine çok iyi bak" cümlesi kadar saçma bir başka cümle varsa o da "Hoşçakal"dır inan bana!
Ben bir hikaye yazıyordum ellerimle ama sonunu böyle hayal etmediğim ya da etmek istemediğim üstelik sonuna kadar "bizi bitirmeyelim, vazgeçmeyelim" diye direndiğim halde peki ya senin üç kelimeyle yazdığın son neydi biliyor musun?

Kendine İyi Bak Derler Ve Giderler...

O üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde.
"Kendine iyi bak". Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacağım.
Olamayacağım. İstesem de istemesem de.
Sevdim bir zamanlar seni, halen seviyorum ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum.
Olur da bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum.

"Kendine iyi bak". Çünkü bundan sonra kendinden başkası olmayacak yanında sana bakacak.
Ben olmayacağım. Kendine iyi bak ve beni düşünme.
Çünkü bende seni düşünmeyeceğim artık. Arama sakın beni, yazma, çünkü ben yazmayacağım.
Sil beni yüreğinden, çünkü ben sileceğim.
Fakat, yaşanılan, paylaşılan güzel şeyler hatırına sana yürekten mutluluklar diliyorum.
Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum.
"Kendine iyi bak".
Aramızda geçen her şeye rağmen benden sonra iyi olduğunu bilmeyi tercih ederim.
Aslında bilmem çok önemli değil, iyi olduğunu varsayacağım ben.
Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle baş başa,
yapayalnız bırakıyorum ben.
Biliyorum kendini bırakacaksın benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum.
Aslına bakarsan, çok da fazla umursamıyorum.
"Kendine iyi bak derler ve giderler."
Tutkuyla sevenler bazen, birden fazla söylerler bunu.
Çünkü onları ayırmak, eti tırnaktan ayırmak gibidir,
Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok acı vericidir, yürek parçalıyıcıdır.
Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine "Kendine iyi bak" gözleriyle ayrılırlar.

Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar...
Ta ki son elveda mezar sessizliğine bürününceye kadar.
Tutkunun ötesinde sevenler bir kez "Kendine iyi bak" derler ve giderler.
Onlar eti tırnaktan ayırmak yerine ölümü yeğlerler.
Onlar bu acıyı bir kezden fazla kaldıramayacaklarını bilirler.
"Kendine iyi bak", derler ve giderler.
Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiçbir zaman olamaz derler ve giderler.
En büyük ihanet değil midir aslında seni seveni, sana ihtiyacı olanı
Yüzüstü bırakıp gitmek.
"Kendine iyi bak", derler ve giderler.
Seni suskunluğa mahkum edip giderler,
Seni parçalara ayırıp, en büyük parçayı yanlarına alıp giderler.
Seni senden alıp giderler.
Daha kötüsü suçlayamazsın onları tüm bunlar için,
Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardır elbet.
Suçlatmaz kendini. Savaşmadıkları için kızarsın ama
suçlayamazsın.
Savaşmışlarsa, yenildikleri için kızarsın ama suçlayamazsın.
Yenildiğin için kızarsın ama suçlayamazsın.
Ayrılığın kaçınılmazlığına inandırır seni, "kendine iyi bak", derler ve giderler.
Elinden umutlarını, düşlerini, sevgilerini alıp giderler.
Bir tek anıları bırakırlar geride,
Bir de hatırladıkça gözyaşlarına boğulasın diye unutulmayan nağmeler.
Arkalarına bakmadan çekip giderler eğer yalnız kalmışsan,
Çünkü insafsızlıklarını görmek istemezler.
Her şey o saniye orada bitsin, kapansın bu sayfa isterler.
"Bitti" diyemedikleri için, kendine iyi bak derler.
"Kırıldım ve affedemiyorum" diyemedikleri için kendine iyi bak derler.
"Seni istemiyorum artık, hayatımdan çıkaracağım ama bil ki hiç unutmayacağım"
Diyemedikleri için kendine iyi bak derler.
"Biliyorum çok kanayacaksın ama daha iyisini yapamıyorum"
Diyemedikleri için kendine iyi bak derler.
Vicdanlarını rahatlatmak için kendine iyi bak derler.
Çünkü o kan uzun süre akacaktır ve
O yara asla kapanmayacaktır, bilirler.
Kendine iyi bak bir noktadır çoğu zaman,
Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansın isterim ben.
Oysa sen iyisin...
Sen gözümdeki ışık, dudağımdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçsin.
Sen hayatıma renk katan, sen yüreğimdeki çarpıntı, sen hayatımdaki neşesin.
Sen yolumu aydınlatan, sen dert ortağım, sen gönül yoldaşım, sen bir tanesin.
Kendine iyi bak deme bana.
Nokta koyma!
Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler, keşke affedebilsen beni,
Keşke bende affedebilsem... Keşke döndürebilsek zamanı geriye.
Keşke bugünkü aklımızla yaşayabilsek her şeyi baştan.
Nafile... Ama yine de gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı?
Sen eksikken ben nasıl tam olurum?
Senden kalan boşluğu kimlerle doldururum?
Savaşsak aramıza giren şeytanla olmaz mı?
Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı? Hani gerçek dostluklar her sınavı geçerdi?
Hani sevgi eninde sonunda kazanırdı?
Hani hayatta hiç kirlenmeyecek değerler vardı?
Hani en büyük zaferler, en kanlı savaşların ardından kazanılırdı?
Bunların hepsi yalan mı? Sahiden...
Gitmesen olmaz mı?
Bitmesek olmaz mı?
Peki o zaman senin istediğin gibi olsun.
Öyleyse...
Sen de kendine iyi bak.

"Kendine iyi bak derler, ve kurşunu kafana sıkıp giderler."


*Betül Demir "Bir Ara" şarkı çok güzel, dokunaklı... İlk dinlediğimde uzun süre ağlamıştım :'( Söz-müzik Sezen Aksu'ya ait diye hatırlıyorum yanlış olabilir düzeltiniz! Aç bakalım sesi sonuna kadar bu şarkı benden tüm acı çekenler için gelsin ama unutmadan hayatta zamanla her şeye alışılıyor...




24 Aralık 2012 Pazartesi

Bir Çekilişle Hayata Döndüm!



Merhaba, yaklaşık 1 aydır bloguma yazmayı bırakmıştım ama daha fazla dayanamadım ve tesadüfen iletisini gördüğüm canım arkadaşımın http://hayatreceli.blogspot.com/ davetiyle hayata ve bloguma döndüm :) (Bu ısınma amaçlı çok yakında "ASLAN GİBİ" geliyorum!) 
Biz gelelim Reçelime, yaklaşan yeni yıl için bakım çekilişi hazırlamış ve bence muhteşem hediyeler veriyor eğer sende katılmak istersen yapman gereken çok basit; http://hayatreceli.blogspot.com/2012/12/recelin-yeni-yil-bakim-cekilisi-baslasin.html tıkla, talimatları sonuna kadar oku, uygula ve muhteşem hediyeleri kazanma şansını yakala! Yeni yıla bakımlı gir :)

26 Kasım 2012 Pazartesi

Bir Varmış Bir Yokmuş...



Her güzel şeyin bir sonu var derler ya hep doğruymuş... MASAL BİTTİ! Ayrılık bu kadar acıtır mı insanı? Canlı canlı mezara girmek gibi, hayattayken yaşayan bir ruh gibi, insanların seslerini, hareketlerini duyuyorum, görüyorum ama algılayamıyorum hiçbir şeyi... Canım acıyor, içim yanıyor ve boğazım düğümlü nefes alamıyorum ya! Ben ne desem kelimelerim kifayetsiz kalacak biliyorum o yüzden sessizliğimin çığlığında kalmak istiyorum. Bir süre buralarda olamayacağım ama yazmayı bırakmam sadece mola gibi düşün tekrar yazmaya başlarım elbet ama ne zaman diye sorarsan gerçekten bilmiyorum. Bu sefer farklıydı, tamamdı, doğruydu, çok başkaydı dedim hiç düşünmeden sevdim zaten insan düşünerek aşık olmaz ki bir bakar aşık olmuş. Ama olmadı bazen çok sevmek yetmiyormuş demek ki. Şu an gözyaşlarıyla ve bir o kadar zor bir şekilde yazıyorum yazımı :( Ona uzattığım eli tutmadı, pes etti, kaçtı evet sorunları, engelleri beraber aşacağımıza inanmadı... Gözleri aşkla bakan mucize adamın bu kez gözlerinde ayrılığı gördüm ben. Neden bu ceza? Severek ve karşılıklı ağlayarak mı ayrılmak zorundaydık? Tek çözüm bu muydu yani? Bize bir ömür yazmıştın hani içinde gözyaşları olmayacaktı, mutlu bir son yazıyordun hani n'oldu? Uçurtması elinden alınan bir çocuk gibiyim ya da kabahat işlemediği halde cezalandırılan... Gecem gündüzüme karıştı ama bu kez aşktan değil acıdan! Ayrılık yolun başında mı acıtır daha çok yoksa sonunda mı diye bir şey yok! Ayrılık acıdır ve ayrılık acıtır! Hayatıma mucize olarak geldin de hayatımı mahvederek mi gidiyorsun yapma be! Kalbim paramparça, hislerim allak bullak... Mutlu değilim sadece "mış gibi" yapıyorum ve işte sırf bu yüzden uzak hayaller kuramıyorum şimdi anlıyor musun neden "carpe diem?" Tüm söylediklerin aklımda ve hiç unutmayacağım. Bir söz der ki "Tek bir bedduam var. Sarıldığın her insanda beni hatırla!" Ben bunu da diyemiyorum sana nedense kötü bir şaka yaptın ve bir yerden çıkıp gelecekmişsin gibi hissediyorum belki de yanılıyorum bilmiyorum ama tek bildiğim "bize bu ayrılık hiç yakışmadı." Çok fazla üzgünüm! Kendime güç ve sabır diliyorum. Sana da biraz insaf!
Vazgeçen ben değildim o yüzden veda etmiyorum bu aşka...



24 Kasım 2012 Cumartesi

Blog 2 Yaşında!



Büyüdüm, büyüdük ve büyümeye devam ediyoruz sizlerle. Bir gece aniden mırıldandığım o şarkının nakaratıyla başladı her şey tam 2 yıl önce...(Herkese bahset! Senden Benden Bizden) Öncelikle yazı yazma   gücünü ve yeteneğini bana veren yüce Allah'a sonra da yazılarımı okudukça beni yazmaya daha da teşvik eden çok değerli hocam Taylan Özgür DEMİRKAYA'YA sonsuz teşekkürler... Ölmedikçe blog yazmaya devam etmeyi düşünüyorum :) Beni severek takip eden biricik üyelerime, arkadaşlarıma hatta eleştirip yerden yerden vuran tüm insanlara da teşekkürler. Hep diyorum bazen konuşmak yetersizdir o an yazmayı deneyin! "Söz uçar yazı kalır" demiş atalarımız vardır bir bildikleri öyle değil mi? Böylesine özel bir günde blog yazmaya başladığım için de ayrıca kendimi tebrik ediyorum çünkü bugün "24 Kasım Öğretmenler Günü"... Tüm öğretmenlerin, öğretmen adaylarının ve atanamayan öğretmenlerin bu özel gününü canı gönülden kutluyorum.  Baş öğretmen Atatürk'e ulu önderliği için sonsuz teşekkürler, ilkokuldan üniversiteye kadar hayatıma giren/girecek olan tüm öğretmenlerime var oldukları bu kutsal mesleğin ışığını biz öğrencilerine bıkmadan, hiç usanmadan yaktıkları için teşekkürler. Bana yazı yazmayı öğretmiş olmasaydınız şu an blog yazıyor olamazdım. Ve ailem; daha doğduğum günden itibaren bana hayatı öğretmeye çalışan, her adımda sevgiyi, saygıyı, mutluluğu, doğruyu ve başarıyı aşılayan değerli ebeveynlerim iyi ki varsınız, teşekkür ederim. İdolüm, hayat çizgisini kendime örnek aldığım yüce insan, halkla ilişkilerin duayeni Betül Mardin'e içimden geldiği için teşekkür etmek istiyorum neticede meslekle ilgili, hayatla ilgili pek çok şey öğrendim, bana bu mesleği sevdirdi. Umarım bir gün kendisini yakından tanıma şansım olur bunu gerçekten çok istiyorum.

"Öğretmenler; Cumhuriyet, fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlar ister. Yeni nesli bu nitelik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir."
(Mustafa Kemal ATATÜRK)

Hep birlikte nice senelere, sevgiler...

14 Kasım 2012 Çarşamba

Bir Teste Var Mısın?



Devir teknoloji devri olsa da ben çok eski kafalı bir hatunum. Şöyle ki nostalji dedin mi ağzım bir karış açık seni sabaha kadar dinleyebilirim. Eskiye ait araç gereçler, antika eşyalar, müzikler, insanlar... vb gibi pek çok şey ilgimi çeker.
Geçen gün gazetede tesadüfen gördüğüm "Hangi Çağa Aitsiniz?" Testini seninle de paylaşmak istedim. Eğer biraz vaktin varsa kalemi kağıdı hazırla, soruları yanıtla ve cevabını öğren! Unutma! Herkes farklı farklı hayatta... 
Not: Test biz kızlar içindi sanırım ama erkekler de yapabilir :)

1) En çok şaşırdığınız ve "inanılmaz" dediğiniz buluş hangisi?
a) Tekerlek
b) Matbaa
c) Bilgisayar

2) Aşağıdakilerden hangisi sizin giyim tarzınızı özetliyor?
a) Tek kollu bluz, püsküllü şort, deri çizme
b) Kabarık etek, dantelli gömlek, topuklu rugan ayakkabı
c) Metalik renk uzun tişört, dar paça pantolon, lastik çizme

3) Dövmesi olan insanlarla ilgili ne düşünüyorsunuz?
a) Kendini ifade ettiğini.
b) Dövmesinin ona yakışıp yakışmadığına bakarsınız.
c) Dövme size çok demode ve sıkıcı geliyor.

4) Hangi filmi bıkmadan defalarca izleyebilirsiniz?
a) Jurrassic Park
b) Casablanca
c) Matrix

5) Hayalinizdeki alışveriş biçimi hangisi?
a) Takas yöntemi
b) Nakit para ile
c) İnsanların üzerine monte edilen bir chip ile

6) Hangi çizgi film sizce daha eğlenceli?
a) Taş Devri
b) Şeker Kız Candy
c) Jetgiller

7) Nasıl bir mesleğiniz olmasını hayal ediyorsunuz?
a) Sıradışı tasarımlar yaptığınız sanatsal bir iş
b) Değişik düşünceler ürettiğiniz felsefik bir iş
c) Son teknolojileri takip ettiğiniz bilimsel bir iş

8) Futboldan hoşlanmıyorsunuz ama arkadaşlarınız değişiklik olsun diye futbol maçına gitmeyi önerdi. Ne yaparsınız?
a) Eğlenceli geçer, çünkü takımına tezahürat yapıp stres atarsınız.
b) Sıkıcı olur, çünkü maça gitmek size göre değil.
c) Dev ekranlı plazmada evde izlemek çok daha eğlenceli gelir.

9) Anneniz "Eskiden insanlar daha düzgün giyinirdi. Takım elbise, ayakkabı, çanta ve şapkalarıyla dışarı çıkardı" diye iç geçirdiğinde ne düşünürsünüz?
a) Ne kadar modernlermiş.
b) Şık olmanın ilk kuralı budur.
c) Takım mı? Çok sıkıcı!

10) Hangi spor size daha çok hitap ediyor?
a) Okçuluk
b) Binicilik
c) Wii-fit

a'lar çoğunluktaysa: Taş Devri Güzeli
Ruhunuz Taş Devri'ne ait! Bir alışveriş merkezinde dev ekranda film izleyeceğinize ormanda yürüyüş yaparsınız. İnsanların moda diye lastik çizmeleri giymesine ya da kulaklarında mp3 çalarlarla gezmesine hiç anlam veremiyorsunuz. Doğallıktan yanasınız. Makyajdan hoşlanmıyorsunuz.

b'ler çoğunluktaysa: Victoria Çağı Prensesi
Zaman makinesinde yolculuk yapabilseydiniz 1800'lere giderdiniz. İnsanların birbirine karşı kibar ve nazik olmasına çok önem veriyorsunuz. Kıyafetlerinizdeki renk uyumu çok önemli. Makyajınızdan çantaya her şey uyumlu, sade ve şık olmalı. İyi bir hafta sonu dostlarla sohbetten ya da evde kitap okumaktan geçiyor.

c'ler çoğunluktaysa: Milenyum Kızı
Doğru zamanda dünyadasınız! Tam bir teknoloji delisisiniz. Yaptığınız spordan izlediğiniz filme kadar her şey ileri teknoloji ile donatılmış olmalı, hatta alışveriş yaparken kredi kartı bile bir an önce kalkmalı! Hafta sonu sizi en çok mutlu eden şey bir rock ya da elektronik müzik festivaline gitmek.

Ben testi yaptım; b'ler çoğunlukta çıktı ve çıkan sonuca hiç şaşırmadım resmen beni anlatmış! :)

Kaynak: Posta Gazetesi Karnaval Pazar Eki

6 Kasım 2012 Salı

Evim Sensin



3 Kasım Cumartesi saat 13:45 Ege Park'ın merdivenlerini koşturarak çıkıyoruz;

-Ayça: Geç kaldık ya daha biletleri alacağız pofff!
-Ben: Dur panik yapma! Biletleri netten aldık zaten elimizde sayılır, bir sorun yok. 10-15 dakika da reklam sürse geç kalmadık. Hem bizi içeriye almayacak insanı ben tanımıyorum!( Bir kaç dakika sonra, "neredeydi bu sinema salonu?")
 
Biraz bişiler atıştırılır ve dosdoğru sinemaya girilir. Kahkahalar atarak girdiğim hatta "Özcan Deniz'in filmi işte yeaaa" diye ağız burun kıvırıp sonunda salya sümük bir halde ağlayarak çıkıyorsam sinemadan bence film hakkını vermiştir.

Evim Sensin; orijinali Güney Kore yapımı A Moment To Remember filminden esinlenerek çekilmiştir. Leyla başından geçen bir ayrılık sonrası baba evine dönmüştür. Kalbi kırıktır ve çocukluğundan beri sorunlu bir ilişkileri olan otoriter babası Selim ile aralarındaki sorunları çözmeye çalışmaktadırlar. İskender ise küçük yaşlardan beri şanssız bir hayat yaşamış olan yetimhanede büyümüş ve hayatı boyunca hiç, evim diyebileceği bir yere sahip olmamış adamdır. Beklenmedik bir şekilde karşılaşan bu ikili onları aradıklarını bulmalarını sağlayacak bir aşkın içine sürüklenir, Leyla yaralarını sararken, İskender'in evi Leyla olur fakat bu güzel hikayenin böyle sürmesine engel olacak olaylar peşlerini bırakmaz... Kaynak: http://www.beyazperde.com/filmler/film-203662/
Bu arada azıcık eleştiri yapabilir miyim? :) Filmde içinde çalan yabancı müzik/müzikler gerçekten çok başarılı bir seçimdi öncelikle onu söylemeliyim ve tabii Fahriye Evcen'in sesiyle güzellik kattığı "Sen Yarim İdun" kesinlikle dinlediğim dakikadan itibaren tüylerimi diken diken etmeye ve beni ağlatmaya yetti...



İskender'in annesiyle yaşadığı travma çok iyi yansıtılmış ve bence gayet gerçekçi ve rahatsız ediciydi. Özcan Deniz'in hem oynayıp hem de  yönetmen koltuğuna oturduğu diğer filmlerindekine benzer dozajda bir James Bond egosuyla performans sağladığına şahit oluyoruz. Leyla'nın babasıyla diyaloglarını da başarılı buldum. Aylardan da kasım olunca sinemada tutmama gibi bir şansı olmaz tabii neticede aşk filmi yahu! :)
O değilde ben halen ilk yarıda acayip güldürüp ikinci yarıda ağzımıza sıçmayı nasıl başardığını anlamış değilim zira arkadaşıma dönüp "acaba yanlış filme mi geldik?" bile dedim yani :)
Kimilerine göre bir kaplumbağanın kabuğuna söylediğinde anlam kazanabileceği bir söz öbeği olsa da filmin sonlarında "benim evim sensin" dediğinde hıçkırmamak için kendimi kastığım sırf bu yüzden lanet bir baş ağrısı çekerek 2 gün boyunca zongi zongi dolaştığım bizzat kendi kendime "harakiri yapsam daha iyi ölürdüm" diye pöykürdüğüm mazoşist ruh hali sahibesi yapan sözdü beni benden alan... Bir insanın evi ne gecekondu ne 4 katlı bir villa ne de rezidans olmalı bir insanın evi sevdiği insanın yanı olmalı evet!
Her şeyi bir kenara bırakıp da objektif eleştirmeye çalıştığında 10 üzerinden 7-8 rahat alır diye düşünüyorum belki film eleştirmeni değilim ama ortada bir emek var sonuçta. Neyse halen izlemediyseniz bence gidin izleyin ama erkek arkadaş, sevgili adayı veya sevgili ile gitmemenizi tavsiye ederim çünkü salondan çıkarken oldukça ağlak gözüküyoruz. "Bu kız ne kadar ağlak ya tey allaammm! Alt tarafı film üstelik uyarlama sen bunun orijinalini izle sonra tartışalım laflarına maruz kalabilirsiniz benden söylemesi :) Ha bu arada Güney Kore yapımı filmi bende henüz izlemedim ve çok merak ediyorum acaba ne kadar esinlenmişiz diye??
Not: Filmin içinde çalan yabancı müzik/müzikler ismini bilen varsa Allah aşkına bana yazsın haydi bekliyorum, Görüşürüz...

1 Kasım 2012 Perşembe

Mutsuzluk Hormonu PMS!


Tıp literatüründeki açılımıyla "Premenstrüel Sendrom" denilen ve her genç kadının başına geldiği andan itibaren ruh ve beden kontrolünü ele geçiren "regl dönemi" canavarı üzerine yazı yazmak geldi içimden. O sıralarda "mutsuzluk hormonu" salgılıyorsun evet tam olarak izahı bu! Bazı bilimsel açıklamalara göre; PMS ile ilgili 150'den fazla fiziksel ve fizyolojik bulgu olmasına rağmen pek çok kadında bu bulguların sadece birkaçı görülüyormuş. Bu bulgular adet gören kadınların %90'ında görülür %10'luk bir kısımda ise çok şiddetli bulgular görülür diye devam ediyor yazı. Çok şiddetli derken?
Sinirli oluyorsun bi kere. Öyle böyle değil. Normal bir bakışı ters algılayıp üzerine çullanabileceğin insan sayısı o kadar fazla oluyor ki eyvah! Ota boka isyan ediyorsun yanında Halil Sezai halt etmiş :) Sana canım diyene sen canın çıksın diyorsun mesela o derece... Sonracığıma çok fazla duygusal oluyorsun. "Duygusal" kelimesi çok naif kalır bence bildiğin muayyen delilik! Şöyle ki; annemin yaptığı yemeğe bakıp hıçkırarak ağladığımı bilirim "bunun tuzu az olmuş, sen beni sevmiyorsun artık anneeeaaaa" La ilahe illaallah!
Her kadının bu zamanlarda muhteşem cinayet senaryoları üretebileceği göz önünde bulundurulmalı zira baş rolde oynamak istemiyorsanız dikkat edin! Hatta bulunduğum yerden uzağa kaçın!(Kendi üzerimden örnek verdim iyi mi ettim kötü mü bilemedim) (: Sonra ben yapmadım hormonlarım yaptı durumu yaşanmasın diye yazıyorum bunları gerçi.
Kadınların regl dönemlerinde niye bu kadar duygusal dayak yemiş kıvamında ortalarda gezindiklerini soran ablak erkek arkadaşlarımıza yine şu şekil cevap vermek isteriz: "sana da bir anda o kadar östrojen yükleyip sonra birden geri çekseler sende aptala dönersin yeaaa!"
Mesela ben böyle zamanlarda sevgilimin altında buzağı arayanlardanım. (İnce) espri mi yaptım ben az önce hihihi :) Çikolatayla gelirsen işler değişir bebeğim tamam!
Tatlı krizine giriyorsun resmen! Hani benim pudingim? Hani benim krokanlı çikolatam? Hani nerdeee Nutella'm? Diye şapşal şapşal gecenin bir yarısı ya da sabahın körü sayıkladığımı bilirim. 
Vücuttaki ödem, şişme hali "aynalara değil birbirimize bakalım" dedirtir. Normal zamanda sana en yakışan elbiseyi giydiğinde bir Adriana Lima bir Megan Fox havası estirirken PMS'de Dilberay'a bağlamak? Hay bin kunduz!
Bel, kasık ve karın ağrısının tavan yaptığı bence öldürmeyip sürüm sürüm süründüren sızıntısal ama asla tarif edilemeyen bir ağrı çekiyorsun. Sıcak su torbasına sarılarak uyumaya çabalamak hatta uyuyamayıp kalkıp 3-5 tur atacağın yerleri keşfe çıkmak için çırpındığında yürümenin uyumaya oranla seni daha iyi hissettirmesine anlam veremiyorsun.

Önemli bir not: Hayat regl dönemindeki kadın için ped reklamlarındaki kadar güzel değil valla bak! "Kanatlanıp uçmuyorsun bariz bir şekilde kanatlarla yere yapışıyorsun" gibi...
Tahammülsüz, suratsız, mutsuz, negatif ve çirkin(kendine öyle geliyor) oluyorsun. Hoyratça atarlandığın zavallı insanların kaçacak delik aradıkları şu zamanlarda mümkün olduğunca suyuma gidilmeli diye düşünüyorum :)
Erkeklerin "biz de sünnet oluyoruz, askere gidiyoruz ama çok abartıyorsunuz bu durumu" şeklindeki kıyaslamalarına ise hiç girmeyim zira her ay sünnet olmuyorsun dii mi? Aynı şey değil canımın içi.
Haaa bir de şunlar var; yanaklarım sıcak el ve ayaklarım buz gibi olur sanırsın ki derinleştikçe soğuyan deniz suyuyum tey Allah'ım Suratımda mı sivilce çıkmış yoksa sivilcede mi suratım çıkmış belli değil. Yeni ergenliğe girmiş zamanlarımda bile böyle sivilce çıkartmadım ben n'oluyoruz ya? dedirtir.
Anlayacağın, hayat PMS'li kadın için zor azizim zor...




19 Ekim 2012 Cuma

Dünyayı Kurtaran Adam'ın Oğlu



http://derslerikurtaranadam.com/ Nedir ki bu? İlk bakışta sıradan bir internet adresi gibi geliyor farkındayım ama tıklayınca hayatını kurtarabilme fırsatı sunuyor dersem ne hissedersin? :) Ünlü aktör Cüneyt Arkın'ın oğlu Kaan Cüreklibatır'ın babasının bir zamana damgasını vurmuş filmi "Dünyayı Kurtaran Adam" dan esinlenerek oluşturduğu bir proje. (Bu arada Kaan Cüreklibatır babasına ne kadar benziyor vay arkadaş! Fotoğraflarına baktım da erkek kardeşi gibi maşallah!) (:
Sistem, kazan-kazan ilişkisi üzerine kurulmuş. Türkiye'de ilk defa kurumsal olarak üniversite öğrencilerinin ders notlarını paylaşıp, karşılığında ödeme alabilecekleri bir hizmet sunuyor. İlgimi çekti! Kel alaka deme yahu bugüne bugün bende öğrencilik günlerime geri döndüm heyhat!



Hayat beni yine yeni yeniden okumaya zorladı. Resmen! Okuyom ben yaaa! :) İzmir Ekonomi Üniversitesi "İletişim" Fakültesinden mezun oldum derken kendimi Anadolu Üniversitesi "İşletme" Fakültesinde buldum işte n'aparsın! Akademik kariyer? Hımmm neden olmasın buna 4 yıl içinde karar veririm nasılsa hehehe :)
Neyse şu an karnım çok aç ve kendimi epey bi yorgun hissediyorum çünkü bu hafta içinde baya koşturmaca halindeydim buna bir de annemin dizindeki rahatsızlığına "menisküs yırtığı" teşhisi konması ve bundan ötürü yürüyememe durumuna geldiği için benim evin hem iç işleri hem de dış işlerinden sorumlu bakanlığına terfi edişimi eklersek vay halime!





26 Eylül 2012 Çarşamba

O, İnce Çizgi Dedi Ki...




İstediğim bütün kitapları okuyamam; olmak istediğim bütün insanlar olamam ve istediğim bütün becerileri edinemem. Öyleyse ne istiyorum?
Yaşamak ve hayatta olabilecek bütün zihinsel ve fiziksel deneyimlerin bütün renklerini, tonlarını yaşamak ve duyumsamak istiyorum ve berbat bir şekilde kısıtlıyım.

Sylvia Plath- Sırça Fanus




*Dilime takılanlardan sadece biri ve bir Teoman Klasiği...


25 Eylül 2012 Salı

Ah Yalan Dünya!



Duyguların, dehan ve halkına olan saygınla hiç ölmeyecek besteler bıraktın ardında büyük usta. Nur içinde yat!





                                 


17 Eylül 2012 Pazartesi

1 Yeni Mesajın Var!




İnsanların sıkıntılarını, dertlerini dinlemeyi seviyorum hatta sırf bu yüzden psikoloji okumadığım için az kızmadım kendime... Ha senin sıkıntın, problemin yok mu? Her şey mi yerli yerinde hayatında? diye soracak olursan bana, tüm samimiyetimle tabii ki HAYIR! diyorum. Sadece iyi oynuyorum o kadar! Heh bu da eğer yapmayı isteseydim ustaca kotarabileceğim bir meslek dalı olurdu herhalde "oyunculuk"... Gerçi eskiye oranla artık pek oynamıyorum zira keyifliysem keyifliyimdir işte o kadar! Öyle zamanlarda attığım şen kahkahaları sağır sultan bile duyar :) Mutsuzsam da belli ediyorum ve beni çok iyi tanıyanlar saklasam da şipşak anlıyor! "Senin canın sıkılmış, neyin var?"
Geçenlerde epeydir görüşmediğim ama tesadüfen yolda denk gelen bir arkadaşımla aynen bu durumu yaşadık. Canı sıkılmış, morali bozuktu lakin belli etmek istemedi. Ben "yüzündeki acıyı gördüm gördüm" hatta o daha söylemeden hissettim. Konuştuk, dertleştik... "İnanılmaz rahatlattın beni, enerji kaynağım oldun resmen iyi geldin ya ilaçsın" geri bildirimlerini alınca bende mutlu oluyorum, sevdiğim insanları üzgün görmeye tahammülüm yok! En yoğun, en ters zamanıma da denk gelse başımdan savamam, mutlaka ilgilenirim ve yardımcı olabilmek için uğraşırım. Ben, kolay arkadaş olurum ama dost olamam, çabuk kaynaşırım ama mesafemi unutmam. Veee ola ki hoşuma gitmeyen ters bir hareketin oldu, senden olumlu bir elektrik alamadım diyelim. Eyvah! Hiç uğraşmam ve seni bir daha görmek istemem. Ön yargı değil gerçekten hissediyorum ve o kişiden resmen en uzağa kaçıyorum :) Bu yüzden sevdiklerim "en değerlilerimdir" çünkü ben gerçekten zor severim; bende bir değerin varsa da seni yürekten sevmişimdir. Bunu anlarsın!
Şimdi iyi dinle beni! Etrafında gerçekten sevdiğin, seni sevdiğine inandığın her kim varsa ve o kişinin bugün morali bozuksa üstelik bunu hissettiysen ya da fark ettiysen bekleme! Onu ara, onunla görüş yani sanallıktan çık çünkü birine dokunmak, sarılmak ve onun gözlerinin içine bakmak kadar gerçek değil hiçbir yazı karakteri. Ona sor (gerçekten) NASILSIN? 


Kimsenin hayatı dört dörtlük değil ki; yaşam şartları, aile, özel ilişkiler, arkadaşlıklar, okul, iş, çevre bla bla bla... Bu kadar çok parçaya bölünmüşken her şeyin yolunda gitmesi zaten mucize olurdu dime? :) Biliyorum "fast" hayatlarımız var ama sevdiklerimiz için bir kaç dakika da olsa yavaşlamaya ne dersin?

Rahmetli Müşfik Kenter'in bilgisayar çağı insanlarına seslenişi çok etkileyici;  

Hep bir yerlere, bir şeylere yetişme telaşındasınız değil mi? Hiç vaktiniz yok, "fast life", "fast food", "fast music", "fast love"...
Dikte ettirilen, yükselen değerler, "in"ler "out"lar...
Buna benzer bir odada, şanslıysanız gökyüzünü görebilen bir pencere ardında bitecek hepsi. 
Dostluğu klavyelerinde, yaşamı monitörlerinde arayanlar, size sesleniyorum!
Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten ya da hangi program verebilir ki bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini?
Copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını?
İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz maille arkadaşlarınıza?
Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız?
Öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir?
Ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman?
Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler, neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını?
Ve ıslak toprak kokusu var mıdır dosyalarınız arasında?
Koklamak, duymak, dokunmak, yok mu yaşam skalanızda?
Bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmanıza baytlarınız mı yetmiyor?

***

Birine ihtiyacım var;
Omzunda saatlerce ağlayabileceğim, sonra gözyaşlarımı silip 
"ağlama aptal bak ben yanındayım" demesine ihtiyacım var
Sonsuz güvenebileceğim birine, kimse olmasa bile bir tek 
o olsa kimseye ihtiyaç duymayacağım birine ihtiyacım var.
Üzüldüğümde güldürmek için bir ton şebeklik yapıp
kahkahalara boğulabileceğim birine ihtiyacım var.
Kılıma zarar getirttirmeyecek birine ihtiyacım var
Bütün gün deli gibi eğlenip
gülmekten yorgun düşüp omzuna 
kafamı yaslayıp bütün günü
gözümün önünden geçirerek 
yorgunluğumu atmak istiyorum,
çok şey değil.
Sadece "hep yanındayım" derken gözleri
parlayan birine ihtiyacım var.

(Bulduysan çok şanslısın sarıl ona! Bulamadıysan da aramaya devam, sakın yılma! Belki de çok yakınındadır, umutsuzluğa kapılma!)









24 Ağustos 2012 Cuma

Deniz Ve Mehtap Sordular Seni Neredesin?



Ben geldim. Seni özledim, onu, ötekini, berikini, hepinizi, herkesi en çokta yazmayı özledim! "Haydi artık çık tatil modundan, uzun oldu yazmayalı dön artık ve yazmaya başla" şeklinde pöykürdüğünüz mesajlara sonsuz teşekkürler... Demek ki seviliyorum, özleniyorum. Bu çok güzel bir duygu! Bu arada sadece Türkiye'den değil yurt dışından da takip ediliyor olmak ve samimi mesajlar almak gerçekten hoşuma gitti. Yokluğumda beni unutmadığınız için Tenk yu! :)
Efenim malumumuz tatil için Foça'yı mesken edinenlerdendim. Öyle güzeldi ki her şey kendimi tamamen denizin, doğanın ve bin bir çeşit kuş sesi melodisinin kucağına bıraktım. Zamanın geçmesini hiç istemediğim, her anın tadını çıkarttığım bir tatil geçirdim; yeri geldi bungee jumping yaptık, havuz başı partileri, yeri geldi rafting efendime söyleyim sabaha kadar eğlence mekanlarında piyasanın nabzını yokladık mesela heheyttt! :) DUR! Böyle bir tatil yapmadım. Yapmak ister miydim? Belki! Ailem yanımdaydı, sevdiklerim... Aslında bu bana yetti(Lakin sevgilim uzaktaydı onu çok özledim ve en çok da bu yüzden tatilden dönmeyi iple çektim.) Neler yaptım? Yıl boyu biriken stresi bir solukta attım, ben Carpe Diem'ciyim ama bazı küçük planlar yaptım, kafam çok rahattı, huzurluydum, kumsalda gün batımı şezlongta uzanmış güneşin aheste aheste batışını izledim, kitap okudum, bahçemizden organik meyve sebze topladım, yedim. Bir bisiklet buldum kime aitti bilmiyorum muhtemelen bizim komşulardan birinin çocuğu bırakmış aldım bir kaç tur attım bıraktım yerine çok keyifliydi! "Dağlar Kızı Reyhan Alem Bana Heyran" misali dağ, tepe demedim gezdim, yürüdüm. Tavukların peşinden koştum en sıcak ve en taze yumurtayı yakalamak için, ördeklerle dans ettim ku vak vak vak! :) Deniz+Kum+Güneş = Hayat demek ya benim için bol bol yüzdüm(Gerçi bu yıl geçtiğimiz senelere oranla daha az yüzebildim ama attığım kulaçlar ve derin dalışlarımdan çıkarttığım deniz kabuklarımın sayısı hiç fena değildi.) Zambaklar, akşam sefaları ve erguvanlar arasında yüzümde sıcaktan ve huzurdan şapşallaşmış bir gülümseme, denizden çıkıp yorgun argın eve dönerken acıkmış olmanın verdiği çiğ sarhoşlukla arkadaşıma "midem acıktı" bile dedim, yolun ortasında gülme krizine girdik hatta ben oturdum dayanamayıp ve "yeter artık zaten açım ve evime gitmek istiyorum" diye haykırdım gülerek" :) Çok pahalı tatil yapmana gerek yok, çok lüks bir mekana gitmene de illa herkesin takıldığı, dip dibe denize, havuza girmek zorunda kaldığın, gözünde güneş gözlüklerin ve herkesin gözüne gözüne sokma zorunluluğu hissettiğin fotoğraflarınla dolu sırf tatil güncellemende "hava atışı" yaparak sırıttığın bir fotoğraf koyacaksın diye ölüp bayıldığın yerlere koşmana gerek yok bence! Tatil sadece huzurdur, mutluluktur, stres atmak ve yaptıklarından keyif almaktır salaş bir mekanda bile olsan yani ne yaptığının ve nerede, nasıl yaptığının önemi olmadan. Ha bak yanındaki kişi/kişiler önemlidir kabul ediyorum bunu. Ailen, sevdiklerin hatta eşin, dostun ya da sevgilin varsa en kebap tatil işte budur! Ben yalnız da tatile gittim, arkadaşlarla da ama aile gibi olmuyor be! Peki sevgili? Bak orda da akan sular durur onsuz da olmaz tabii :)
Foça, sessiz sakin hele hele bizim bulunduğumuz yer oldukça hareketsizdir ama doğayla iç içe, kuşla otla böcekle ve muhteşem deniziyle(bak bu konuda ciddiyim oldukça soğuk ama temiz bir denizi var.) "Survivor" hayatı yaşamak istersen mutlaka bekliyorum zira bu yıl domuzlarla ve sürüsüne bereket çeşit çeşit böceklerle mücadele ettik! Yok arkadaş ben Sivrisinekler ve envai çeşit böceklerden sorumlu bir bakanlık açılması talebinde bulunmak istiyorum zira bu konuda tek başına mücadelem yetersiz kalabiliyor :) Ne anlatıyordum heh Foça! Sen büyük efsaneyi bilir misin hani şu "Karataş Efsanesi" Bilenler bilmeyenlere anlatsın banane ya! :) Şaka şaka :)  Efsaneye göre, Foça'da nerede olduğu bilinmeyen bir taş vardır ve "Karataş" olarak anılır. Herhangi bir kaldırım taşı ya da yer altında görmeden, bilmeden her gün üzerine basıp yürünen arnavut kaldırım taşlarından birinin metrelerce altında da olabilir. Gizemli ve çekiciliği de buradan gelmekte... Her kim ki Foça'da nerede olduğu bilinmeyen KARATAŞ'a basar ise ölür! Nihahaha şaka ya tamam! :))) ... basar ise basireti bağlanır ve içinde bir yerlerde Foça'ya yerleşme ve hep burada olma isteği bulunur. Yolu nereye giderse gitsin, Karataş'a basan kişi er yada geç Foça'ya geri dönecektir. Diyor efsane. Adı üstünde efsane doğruluğunu yanlışlığını bilemeyiz ama şu bir gerçek ki Foça'nın büyülü havası, oksijeni, deniziyle kıyılarında balık ve yosun kokusunu içine çektiğinde gerçekten de kopamıyor ve çok zor ayrılıyorsun. Canının çektiği an, her yerde denize atlayıp yüzebilir, sabah çayını ağını onaran balıkçılarla sohbet ederek içebilirsin. "Foça'yı görmek bir şans; yaşamak ise ayrıcalıktır" derler. Gün batımının her mevsim güzel olduğu, martılar, yelkovan kuşları, tavşanlar, orkinoslar, yunus ve foklar seni alıp başka alemlere götürebilir.
Foçalılar, sandallarını size kiraya verebilirler. Dokunulmazlığı olan hayvanlar ada tavşanları ve kedilerdir aman ha dikkat edin! Doğa ve insan sevgisi burada iç içe geçmiş durumdadır. Karataş'a gelince o, Foça'nın her yerinde... :) Bir gün buluşalım da rakı&balık yapalım burada ne dersin? :)

Not: Yazının tadını kaçırmamak için bu yıl Foça'daki şehit haberlerine yer vermiyorum fakat çok fazla üzüldüğümüzü de belirtmeden geçemeyeceğim!





15 Temmuz 2012 Pazar

Yazlık Pazar!



Arkadaş bu ne sıcak yahu! Allahını seven beni derin dondurucuda bıraksın ben kış gelince çıkarım korkmayın! (: Yazlık pazarlar efil efil  tadıyla beni denizlere, havuzlara çağırıyor sanki! Şu öten cır cır böcekleri de cabası... Kasvetli havalardan, üşüme korkusundan uzak "ay hasta olacağım sıkı giyinmeliyim'li" cümlelerin rafa kalktığı, uzun gündüzlere sığdırılamayan aktivitelerle dolu, tertemiz bir gökyüzü tarlasının ortasında kalmış tek sarı papatya kıvamındaki güneşiyle, buz gibi karpuzu kesip yemenin tadına vardığın, aşkların hızlı yaşandığı(öyle derler) :) ve o meşhur reklamdaki gibi kendini "kızgın kumlardan serin sulara" bıraktığın zamanlardır yazlık pazarlar öyle değil mi? Denize girmek istiyorum, sahilde çıplak ayakla dolaşmak, tek derdim istediğim dondurmanın kalmaması olmalı mesela, her şeyden ve herkesten bir süre uzaklaşmak, balıklama atlayıp iki iskele arası yüzmek, dip dalışla deniz yıldızı bulup çıkartmak istiyorum. Güneş'in ya doğuşuna ya da batışına denk gelmeliyim şezlongumda... Çevremde kumdan kaleler yapan minikler dolanmalı, etrafta aradığım huzur ve sessizlik birinin dikkatsizce atladığı iskeleden yüzüme şlap! diye çarpan deniz ya da havuz suyunun sesiyle bozulabilir sorun yok! :)

Nil'in de dediği gibi "Ben bu yaz bronzlaşmak istiyorum!"

***
 


Neyse ki en sevdiğim şeylerden olan deniz+kum+güneş üçlüsüyle buluşmaya gidiyorum. Hatta an itibariyle tatil moduna girmiş bulunmaktayım. Bir süre buralarda olamayacağım ama seni de unutmayacağım. Dönüşte yazacak çok şey olur elbet! Haydin gari görüşürüz! He bu arada tatile çıkamayanlara sabır, tatilde olanlara da iyi tatiller diliyorum! :) Sevgiler...


27 Haziran 2012 Çarşamba

Unutmak...




Bazen olur ya hani durur kalırsın. Nedensiz. Elindeki telefonu unutup kayboldu diye aramaya başlarsın. Saçındaki tokayı aradığın olur, gülümsemeyi unutmuşsundur gün içinde "Ben bugün hiç gülmedim" diye kendini kendine şikayet edebilirsin ayna karşısında. Yazmayı unutursun belki, buzdolabını açıp tekrar kapatırsın alacağını unutup söylene söylene unutkan beynine... Ben mesela birine mesaj atmam gerektiğini başka birinden gelen mesajdan sonra hatırlayacak kadar unutkan olabiliyorum!!! "Kızım yaaa bir gün kendini de unutacaksın" laflarını az işitmedim şu hayatta da hep kırmızı et yemediğime bağladılar olayı "kırmızı et yemiyorsun ya ondan unutuyorsun" bıdı bıdı :)
Bazense isteyerek unutursun; canın istemez telefonu açmayı bu konuşmayı unuttuğundan değil elbet! Unutursun hayallerini "şimdilik nefes alsam yeter" düşüncesi esir almıştır tüm benliğini zira yaşadığın ilk hayal kırıklığından itibaren artık uzak hayaller peşinde koşamayacak kadar yorulmuşsundur. Unutursun tırnağındaki bozulmuş ojeyi, ya üşendiğinden ya da cebindeki paranın sıcaklığını koruma süresi uzasın diye faturayı yatırmayı unutmuşsundur(!) Belki de çok yoğundun ve gerçekten unuttun kim bilir! En sevdiğin aktiviteleri, eski sevgililerini, silmek istediğin anları, anıları, kişi, olay ve yerleri...
Peki, unutmak mı unutulmak mı daha zor? Cevabı kendinde gizli.

Durumun özeti 1 adet şiir ve şarkı aşağıda! Sevgiler...

Hiç, Bir İnsanı Unutmak Zorunda Kaldın Mı?

Hiç, bir insanı unutmak, bir insandan vazgeçmek,
Bir insanı hayatından sonsuza kadar çıkartmak zorunda kaldın mı hiç?

Hani ölmüş gibi, hani uzatsan da elini tutamayacağını bilmek gibi...

Her an kapından içeri gülümseyerek gireceğini bekleyip
ama aslında hiç gelemeyeceğini de bilmen gibi.
Ne zor şey değil mi ölmediğini bilmek,
ama ölmüş gibi ulaşılmaz olması artık o insanın sana,
ne kadar katlanılmaz bir gerçek değil mi?

Sen hâlâ bu kadar sevgili iken...

Özlemek,
Bu kadar özlemek, etini kemiğini yakarcasına özlemek...

Çok kötü değil mi?

Bu kadar özleyip onu görememek, ona dokunamamak,
onu işitememek, artık sonunun "Pi" hali değil mi?

Biliyorsun değil mi?

Ne kadar umutsuz bir arayıştır o, kalabalık caddede geçen binlerce yüze bakmak
belki bir kez daha görebilmek için o yüzü, belki biraz önce geçti bu kaldırımdan diye düşünmek,
belki şu an arkamda yürüyen insanların içinde bir yerde demek, belki şu an üzerimdedir gözleri diye paranoyalar yaşamak, ne zordur değil mi?

Ne kadar eritir insanı fark etmeden.
Sen de biliyorsun değil mi bunları?

Bir sinema koltuğunda sen de iki kişi gibi oturdun mu hiç?
Hiç iki kişi gibi zevk aldın mı bir konserden yalnız başına?
Güzel bir kafe keşfettiğinde, güzel bir film seyrettiğinde,
güzel bir şarkı dinlediğinde, güzellikleri oranında eksik kaldıklarını
hissettin mi paylaşamadığın için onunla.

Bir barın kalabalığında hiç yarım vücudunla sallandın mı ortada?
Hiç iki kişilik beyninle yarım insan olabildin mi?
Baktığında aynana sadece yüzünün bir yarısını gördüğün
oldu mu hiç?
Gözünün içine baka baka kolunu, bacağını kesen bir insanın yüzüne
sevgi dolu bir gülümseme ile bakabildiğin zamanlar oldu mu hiç?

Hayatta inandığın bütün değerlerini altüst eden birisine
aşk şiirleri yazabildin mi?
Onu içinde korumanın seni yok etmek olduğu zamanlara
feda oldun mu hiç?
İçinde ağlayan çocuğa umut şarkıları söyleyemediğin,
özlemini, susuzluğunu, açlığını gideremediğin zamanlar oldu mu hiç?

Kanayan yarasını gördüğün, ama merhem olamadığın zamanlar.

Gücünün, hani o tanrısal gücünün, bir çocuğun ağlamasını
susturamayacak kadar olduğunu gördüğün zamanlar oldu mu hiç?
Hiç...
Hiç...
Bir hiç!

Can Dündar












8 Haziran 2012 Cuma

Bugün Benim Doğum Günüm!



Yıllar geçiyor, hayat birer takvim yaprağı misali gün gün kopuyor ve gidiyor ömürden... Bugün benim doğum günümdü. EN sevdiklerimle; dopdolu, coşkulu ve bir o kadar neşeli bir gün geçirdim. Teşekkür ederim. İyi ki varsınız ve iyi ki hayatımdasınız! Hayat sizinle daha güzel! :) Başta kendi ailem olmak üzere böyle bir hayırlı evlat yetiştirdikleri için teşekkür ediyorum :) Sonra da gerek telefonla gerek mesajlarla ve gerekse sosyal medya yoluyla bana ulaşan herkese sonsuz teşekkürler... (Kutlamayanların da canı sağolsun). Sizlerle büyüyorum ve sizi çok seviyorum! Çok duygulandım lan ağlamak istiyorum!
 
 

1 Haziran 2012 Cuma

Yaz Kapıyı Çalınca...


 
Haziran güneşi üzerine olsun! :) Masa takvimimdeki gösterge doğru ise bugün "1 Haziran" efenim yani diğer bir deyişle yaz başlangıcı... Gerçi fırtına, yağmur ve kıştan kalma bir mayısı geride bırakırken haziranın bize ne gibi sürprizler hazırladığını da merak etmiyor değiliz. Kar yağmasa bari!
O değilde haftaya doğum günüm lan! 1 yıl daha yaşlanıyor olmanın ve yalnız kalmanın şerefine kadeh kaldırmak istiyorum zira yine mi deja vu demem için sadece 7 gün kaldı çak dostum!
Seviyorum haziran ayını arkadaş! Belki doğduğum ay olması açısından belki sırf yazı hatırlattığından bilmiyorum ama bildiğim tek şey bu ayın benim için çok özel olması.
Yaz kapıyı çalınca gönül yaylarım da gevşedi benim böyle bir aşık olasım mı var desem yoksa herkesi/her şeyi geride bırakıp uzak bir yerlere kaçasım mı var desem bilemedim. "Boş vermişim boş vermişim dünyaya, ağlamak istemiyorsan sen de boş ver dünyaya!" 
Haydi gidelim haydi haydi denize gidelim, sahilde gezelim, dondurma yiyelim haydi!

Can Dündar'ın Yarim Haziran şiiriyle seni baş başa bırakıp defolup gidiyorum peki! :)

Yarim Haziran!

Kim bilir kaç baharı birlikte uğurladık seninle... Kim bilir kaç yazı karşıladık kan ter içinde
İlhamısın ergenlik şiirlerimin, o ilk hazirandan beri... Yaş günlerimin fener alayı, ilk yaz günahlarımın tanığısın...
Tanığısın yüzüme düşen gözlerin, tenime değen ellerin...
Senle başlayıp senle bitirdim bunca yılı...
Sendin hareketli yıl sonu muhasebelerimin değişmez takvim yaprağı...
Tutkunum sana... Sadık, itaatkar ve hayran...
Yarim haziran!...

Hasretle bekleyip, iple çektim gelişlerini çoğu zaman...
Sen hep iki bahar arasında, hazlar zamanı çıka geldin; eteklerinde ilk yaz coşkuları ve isyanlarla...
Haziranlarda aşık, haziranlarda pişman, haziranlarda ergen oldum.
İşte burada yıllar yılı getirip, iadesiz taahhütsüz önüme atıverdiğin eski yaşlar...
Kimi hakkınca yaşanmış, kimi belki hiç yaşanmamış... Kimi çocuk, kimi genç, kimi olgun...
Her serin baharın ardından yaz kokulu, yıldızlı müjdeler taşıdın bana...
Hararetli ve çıplak temmuz akşamları vaat ettin... Peşi sıra hazan geldiğini hissettirmeksizin bir süre...
Gün oldu tomurcuk olup çiçek çiçek boy verdin; gün oldu şiddet yüklü bir öfke bulutuna tutunup seller yağdırdın gecikmiş bahar dallarının üzerine...
Hazırlıksız... İnsafsız...
Öncesiz ve sonrasız aşklarda oyaladın beni...
Kimi gerçek çoğu yalan...
Zamanla ibadet eder gibi sevmeyi öğrettin; üzerine kırağı düşmüş beyaz bir gül kadar taze... 
Bir o kadar kusursuz...
Anladım ki haziranda sevmek yaman...
Yarim haziran!...

Ocaklar kurdum sıcacık... Aşım, eşim, işim oldu katısız, riyasız... Oğullar ve gecikmiş heyecanlar verdin bana...
Gidemediğimiz uzak denizleri çocuklarımıza isim yaptık... Onlar yüzsün diye yüzemediklerimizi...
Geride kırık dökük onlarca haziran bırakarak karşıladık yarınları... Ve sen bağışladın hatalarımı yıl sonu bilançolarında...
Sorguda ele vermedin beni... Tanıyamadılar kimlik tespitinde bedenimi, kalbimi...
Kim bilir kaç sırrı sakladın... Kaçını ele verdin o gecikmiş hesaplaşmalarda...
Sen ilk yazdan alıp güze açarken kapılarını... Ben yazın sarhoşluğundan sonbahar serinliğine aydım.
Seni beklerken kendime vardım.
Yadsıyamam; sevildim ve sevdim çoğu zaman...
Müsebbibi sensin... Yarim haziran!...

Yaşım büyüse de büyümedi içimdeki çocuk...
Ama zamanla olgunlaştı haziranlarım...
Yeni gelenler sonbahara daha yakın şimdi...
Eski mektuplar ve sepya renkli fotoğraflarla dolu bir albümde hayatım... Haziran doğumlu...
Kulağımda bir şiir Hasan Hüseyin'den artakalan;
"Sokaktayım/gece leylak ve tomurcuk kokuyor/yaralı bir şahin olmuş yüreğim/uy anam anam.../haziranda ölmek zor"...
Lakin doğmakta zor haziran'da...
Yaz kapıyı çalsa da;
Biliyoruz sonu hazan...
Yine de seviyorum seni
Yarim haziran!...


Can Dündar







31 Mayıs 2012 Perşembe

Aşk Bir Delilik Halidir!





"Aşka inanmıyor olman seni aşktan korumaz!"

Durdum, düşündüm, hissettim ve yazıyorum! Sonunu bilmediğim bir hikayeye koşarken bu kez duvarlarımı yıkıp korkularımı usulca denize bırakmak ve sadece mutluluğumu giyinmek istiyorum! Yine yeni yeniden aşka kürek çekmek istiyorum!
"Aşk bir delilik halidir" ya! Gel beraber delirelim o halde... Monoton hayatlarımızdan sıkılmadık mı yeteri kadar?  Biraz renk katsak yarınlara nasıl olur? Ev-iş-arkadaşlar üçgenine sıkışan ruhlarımız "güzel" olanı kaçırmadı mı bunca zaman? Ne istiyorum biliyor musun? El ele gezsek sokaklarda, ben başımı omzuna dayasam sen belimi sıkıca sarsan. Günün 7 günü 24 saati aklımda olsan... Hafta sonları bizim olsa! Bizi arayanlara "evde yokuz, şurdayız isteyen gelsin" desek. Sabah uyandığımda ilk senin mesajını görsem doğru düzgün çalmayı unutan telefonumda ve gece yatmadan önce en son benim mesajımla uyusan sen!...
Hayatımıza yepyeni ve tertemiz bir sayfa açsak. İkimiz o sayfayı kirletmemeye söz versek ama sözümüzü gerçekten tutsak...
Evcilik oynasak ya! Beraber yemek yapsak, sinemaya gitsek, sokakta dans etsek, oturup saatlerce birbirimizi izlesek hiç konuşmadan(sadece ayna olsak), tiyatroya gitsek ya da biz tiyatrocu olsak, durup anlamsız şeylere saatlerce gülsek, aynı filmin o meşhur sahnesinde birlikte ağlasak, içsek içsek sarhoş olsak( ya da içmeden) başımız dönse tam düşecekken tutabilsek birbirimizi... Sevdiğimiz konserlere bilet alsak sonra birden vazgeçip gitmesek onun yerine yapacak daha çılgın! bir şey bulsak :) Şu ikili bisikletler var ya hani onlara binsek ikimiz sonsuzluğa pedal çevirsek bıkmadan... Lunaparkta çocuk, tribünde fanatik, yağmurda sırılsıklam olsak seninle... Ben ki korkarım gök gürültüsünden çok! Sen varken yanımda korkularımı sandığıma saklasam ve bir daha o sandığı hiç açmasam! Açmaya gerek duymasam!
Hayallerimizi, umutlarımızı paylaşsak hatta dertlerimizi, endişelerimizi ve korkularımızı anlatsak birbirimize...  Yanlış anlaşılmaktan, saçma sapan yargılardan, beklentilerden uzak "acaba ne tepki verir" düşüncesinden sıyrılarak açık açık konuşsak...
Biraz daha delirmenin kimseye zararı olmaz değil mi? O zaman dinle! Arkadaşlarımıza, eşe dosta "bak bu benim sevgilim" diyebilsek. Onlarda cevabı hemen yapıştırsa "senden çok bahsetti" diye... Ve beni olduğum gibi seni olduğun gibi kabul etsek! Geçmişi geride, yarını önümüzde ama bugünü değer bilerek yürüsek bu yolda...
Ben inatçıyım, üşengeçim bazen ve dengesiz. Beni idare etsen! Ben seni kötü alışkanlıklarından vazgeçirsem!
Hastalandığımda yanımda olsan, mutsuzluğumla başa çıkmama yardım etsen. Ağlayarak uyandığımda "korkma bu kabustu yanında ben varım" diyen sen olsan!
Beraber gittiğimiz restoranda sakarlık yapsam ve sen beni alkışlasan gülerek! Ben sana bir şey söylediğimde sen asıl söylemek istediğimi şıp diye anlasan! Azıcık kıskanç olsan ama çok sahiplensen!
Seni görebilmek için evin merdivenlerinden üçer beşer atlayarak gelsem yanına...
Ben makarna ve şarap severim! Bunu asla unutmasan!
Birbirimizi üzmekten, kırmaktan çok korksak; emek versek, değer bilsek, çok sevsek, sevişsek ama hiç ayrılmasak! Çok özlesek! Birbirimize dokununca kalbimiz çarpsa dım dım dım dım! :)
Sen benim vazgeçilmez alışkanlığım, başıma gelen en güzel şey; ben senin hayat enerjin, ruh eşin olsam...
Yıllarca beklediğim, beklediğime değdiğin, çok uzak yollardan gelen tanrı misafirim, "mucize adam" olsan bir anda hayatımda...
Moralim bozulduğunda, canım sıkıldığında, bazen çekilmez olduğumda, çok konuştuğumda ya da sustuğumda, arkadaşlarımla çok vakit harcadığımda, saçmaladığımda hatta gidiyorum dediğimde bile durdur beni! Çok sev, şefkat duy ve en fazla 3 dakika küs kal benimle! Daha çok şey var yapacağımız elbet!
Allah bu aşkı nazarlardan korusun ve evlendiğimizde en az iki çocuğumuz olsun! Ey gelecekteki sevgili bu yazı sana armağan olsun! (:



19 Mayıs 2012 Cumartesi

19 Mayıs'ımız Kutlu Olsun!




Atatürk diyor ki: "Gençler, cesaretimizi güçlendiren ve sürdüren sizsiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve kültür ile insanlık değerinin, vatan sevgisinin en değerli örneği olacaksınız.
Ey yükselen yeni nesil, gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk; onu yükseltecek ve sürdürecek sizsiniz."

13 Mayıs 2012 Pazar

Mutluluklar Silsilesi




Selamlar efendim bu kez gerçekten peş peşe yaşadığım güzel anları, duyguları okuyacağın bir blog yazısıyla karşındayım :) Allah ellerime ve klavyemin gücüne zeval vermedikçe yazmayı bırakmam; aşırı yorgun, uykusuz ve hücrelerimin içi sanki birer domino taşı kıvamında dökülüyor gibi hissetsem de kendimi hiç önemli değil. Yazdıkça hafiflerim nasılsa! Bu arada resimde görmüş olduğun güzel kadın benim annem :)
Bana göre saçmalık ama geleneksel olarak kutlanması gereken özel gün statüsüne girmiş olan "Anneler Günü" şerefine: kelimelerin yetersiz kaldığı, anlamlara sığdıramadığım ve idolüm olan kadın biricik ANNE'M başta olmak üzere tüm annelerin ve anne adaylarının bu özel günü kutlu olsun. ( Hediyesini de verdim anacığımın ay nasıl sevindi anlatamam hep "alma hediye filan istemiyorum sen en güzel hediyesin bana" der ama benim içim rahat etmez bu gün herkes annesinin gününü kutlarken benim anamın boynu bükük kalamaz) Sabah, annemi öperken bana aynen şu cümle döküldü dudaklarından: "Bir gün, allah sana da anneliği tattırsın inşallah kızım, o gün nasıl bir duygu olduğunu çok daha iyi anlayacaksın." Amin anacım amin! :) İç sesimle güldüm ve dedim ki  kendime var ya benden nasıl bir anne çıkacak ortaya hiç düşündün mü Gülşah?! (Ama içimden tabii!) (: Klişe olacak ama annelik; henüz tatmadığım ve bir gün mutlaka yaşamak istediğim en özel duygu...

Birisini karşılıksız sevebilen, yemek koyulurken "bu kadar yeter" dedikten sonra mutlaka bir kaşık daha yemek koyan kişiye anne denir. Ve o her şeye değerdir. Terlik giy, çok içme, yerlere çıplak ayakla basma, üstüne bişey al, nereye koyduysan oraya bak!, geç yatma erken kalkacaksın, o tabak bitecek, dondurma yedikten sonra su içtin mi sen?, beni hiç dinlemiyorsun, hep kafanın dikine git zaten, başıma kalacaksın sonunda, belini ört sonra çocuğun olmaz mazallah!, babanın gelmesini bekle, babana sor, ben kızımı tek başına bırakmam oralarda, çocuğumu sokakta bulmadım, kızımla gurur duyuyorum, sana değil çevreye güvenmiyorum, sende bişey var/moralin bozuk senin?, kendi güzel bahtı da öyle olsun inşallah!, bizim kız evde kalacak, kimseyi beğendiremiyoruz, anne olunca anlarsın, ben demiştim, sokağa çıkarken dikkat et, o çocuk kim ben tanıyor muyum?, 50 yaşına da gelsen kuzumsun benim, odanı topla, daha yeni temizledim dikkat et!, Seni evlenince göreceğim ben, biz senin yaşındayken... babasının kızı, inatçı keçi, ben sık sık arayacağım seni o telefona bak! Nerdesin sen?... Hepsi annemden bire bir alıntıdır :)





Ah! Tarifi yok seni anlatmanın anam, ağlarsa anam ağlar ardımdan... 

O değil de bizim tadilat bitmedi millet, evde sinir krizi geçireceğim. "Ustalarla Yaşam" diye bir belgesel çekmeyi düşünüyorum, bazen sırf konuşmalarından bile bir kitap çıkartabilirim piyasaya :) Geçen hepsi farklı takımlıymış bir tartışmaya tutuştular ki sorma gitsin! İşi bırakıp kavga etmeye başladılar. Evde inşaat mı yapılıyor arbede mi çıkıyor belli değil :) Bizim evdeki ustalar da normal değil be!

Benim yakın arkadaş evlendi dün akşam ay! Nasıl güzel olmuş anlatamam, çok mutluydu tabii bende öyle bir ara gözlerim doldu, mutluluktan ağlamak çok farklıymış yahu! :) 
Deniz&Çağlar Bir yastıkta kocayın inşallah!(Ayakkabısının altına ismimi yazmış hatun eğer silinmediyse evde kaldığımın resmidir arkadaş! Zaten kınada da elimdeki mumu söndürdüm böyle olunca evlenmek güçleşiyormuymuş yoksa evlenemiyormuş musun öyle bişi!
Takımı taktım, görevimi yaptım bitti diye bir şey yok! Her daim yanında olacağım, söz veriyorum canım arkadaşım Deniz Pehlivanlar :)

Gelelim ŞAMPİYONLUĞUMUZA... Dün akşam çifte mutluluk yaşadım be! Hem düğün hem derbi... uuu beybi! :) Haberi aldığımda düğündeydim hatta Denizle karşılıklı oynuyorduk, duyunca çiftetelli moduna girdim o ayrı :)

Tebrikler ASLANLAR! Kedi erişemediği ciğere mundar dermiş, biz seni şampiyon oldun diye sevmedik be Galatasaray, boşver arkadan konuşsunlar bırak! :)



*** Normalde başımı kessen gitmiyorum düğünlere çünkü sıkılıyorum hem de beni beğenip oğluna, kardeşine isteyenler ve "haydi bakalım sıra sana geldi" diyenler yüzünden sinir kat sayım tavan yapıyor :) Üstelik hayatımda ayda yılda bir kez düğüne gidiyorum o zamanda illa bişi olur. Kuzenin nişan selesinde de bir çocuğa aşık olmuştum neredeyse meğer o da beni beğenmiş sonra?? Sonra gördük ki öküzgillerdenmiş bu tanıdıkça anladım. Neyse!

Bir gün kendi düğünüme gitmemekten korkuyorum. Hatta düğünden kaçan bir gelin görürsen o ben olabilirim. :)





6 Mayıs 2012 Pazar

Ödül Aldım Ki...



İyi pazarlar efenim! Epeydir sesim çıkmıyor farkındayım ama sebeplerim var zira yoğun, hareketli ve bir o kadar da gürültülü zamanlar geçiriyorum. Tadilat başladı evde(zaten hiç bitmez) ve ben matkap sesleri, usta-çırak muhabbetleri arasında kendi sesimi bile duyamıyorum şu sıralar... 
Neyse mayıs geldi, dün hıdırellezdi neler yaptın bakalım? Ben yazdım, çizdim ve dileklerimi suya attım gitti. Sonra akşam arkadaşlarla dışarı çıktık, ateşten atladık, haşlanmış mısır yedik filan :) Bak en sevdiğim aylardayız yahu! Yaz geliyor yaz mis gibi! 1 ay sonra da doğum günüm(8 Haziran) hehehe ona göre bak 1 ay öncesinden söylüyorum hazırlansın hediyeler diye :)
Geçen gece tivitır'da bağırıyordum Kral TV Müzik Ödülleri dağıtılırken hani bana? "Yılın en iyi çıkış yapan karga sesli hatunu ödülüm nerede?" diye... Birileri sesimi duymuş olacak ki hatta o biri sevgili arkadaşım http://firariruhumunseyirdefteri.blogspot.com/ olmakla birlikte bana Çok Yönlü Blog Ödülü'nü verdi.(Evrenle aramda nasıl bir mesaj akışı varsa artık! Bir şey istiyorum hemen oluyor resmen!) :) Kendisine huzurunuzda çok teşekkür ediyor ve ödülümü almak için sahneye zıplıyorum :) Şak şak şak...


Bu arada ödül yazısını okurken Johann Pachelbel'in "Canon in D Majör" adlı eserini dinlemeniz tavsiye ediliyor.

Ödülün başlıca kurallarına gelecek olursak; 

1) 11 arkadaşına bu ödülü vermen gerekiyor(En az 11 arkadaşınla paylaşmazsan bu ödülü, 11 yıl uğursuzluk peşini bırakmayacakmış benden söylemesi) Nihahaha şaka şaka o kadar da değil canım (: 11 kişiyle paylaşman gerekiyor ama bu konuda ciddiyim.

2) Ödül aldıklarını bloglarına gidip haber vermen gerekiyor

3) Kendinle ilgili 7 gerçek paylaşıyorsun

4) Sana ödül veren kişiye teşekkür ediyorsun

5) Versatile Blogger Ödül logosunu bloguna ekliyorsun. 
















Sanırım 11'i geçti ama yazamadığım, yazmayı unuttuğum diğer arkadaşlarım kusuruma bakmasın artık kendileri yazıyı mimleyebilir hatta çok sevinirim bunu yaparsanız :)

Kendimle ilgili 7 gerçekten biraz fazlasını yazdım sanırım piuuu! :)

-Ben semi vejetaryenim yani kırmızı et yemiyorum. Onun dışında balık ve tavuk etini afiyetle yerim ama bana sakın kırmızı et demeyin yeaaa! Kusarım!

- İkizler burcuyum o sebeple çok yönlülük bana miras zaten :) Aynı anda birden fazla iş yapmayı çok severim, üstelik hiç zor gelmez :) Araştırmayı, gezmeyi tozmayı, okumayı, yazmayı, eğlenmeyi aslında hayata dair ne varsa bir şekilde ucundan tutarak yakalayabilmeyi çok seviyorum. Meraklı bir yapım vardır hemen hemen her şey ilgimi çeker :)

- Korku-gerilim filmlerine bayılırım. Atraksiyonlu, maceraperest bir yanım vardır. Extreme sporlar tam benlik! :)

- Kişisel gelişim ve psikoloji hayalini kurduğum meslek dalları arasında yer alıyor diğeri oyunculuk :)

- Carpe Diem'ciyim yani ne geçmişime takılı ne de geleceğin kaygısı illa ki içinde bulunduğum an diyorum önemli olan.

- Çok kararsız ve bir o kadar sabırsız yapım var ama bu yönümü zamanla törpüledim sanki?!

- İnatçıyım ve bu bazen karşımdakini usandıracak kadar olabiliyor. 8 uğurlu rakamım olmasına rağmen 21'den nefret ediyorum.

- Akşam meyve yemeden uyumam/uyuyamam. En zor durumlarda bile bir adet meyve yemeden yatmadığımı bilirim :)

- Siyah renk takıntım var bu yüzden ebeveynlerim sinir krizi geçiriyor :) Siyah olacak! İşte o kadar!

- Arkadaşlarıma kıyasla beni korkutan şeyler çok az. ( Allah korkusu dışında tabii) :)

- Çaya ve kahveye şeker atmam ama tatlısız da yapamam, şuruplu tatlı sevmem ver bana puding, kazandibi her gün yerim :) Makarnasız yaşayamam :)

- Yeni başlangıçlar ve aşık olmak hayatta en zevk alarak yapabileceğim işlerin başında gelir :)

- Sanata dair ne varsa ilgimi çeker; sergiler, müzeler, kütüphaneler... Sanki hep beni çağırır gibi geliyor.

- Mizah, karikatür iyi ki varsınız! :) Gülmeyi/güldürmeyi hiç olmazsa gülümsetmeyi seviyorum!( Gerekirse gıdıklarım arkadaş!) :)

- Kıvanç Tatlıtuğ manyağıyım desem mi diye düşündüm ve yazmışım bile :) Bazen sesli ve yazılı düşünebiliyorum hehehe :)

- Melek Terapisine inanıyor ve bu sayede huzuru bulduğumu düşünüyorum.

- Çok saçma takıntılarım var ama Obsesif Kompulsif boyutta değil mazallah! :)  Ayna kırmaktan korkarım, ayın 21'i özel bir şeyler yapmamaya(organizasyon mesela) gayret ederim, bir şeyi 3 kez yapınca sağlam olacağını düşünürüm, terliklerden biri tersse hemen düzeltirim, otobüslerde cam kenarı olmazsa olmaz! Gerekirse yolculuğu ertelerim :) Ellerimi sık sık yıkarım, kilitlediğim kapıyı tekrar tekrar kontrol ederim hatta evden metrelerce uzağa gitmiş olmamın önemi yok eve dönüp tekrar kontrol edebilirim :) Yolda yürürken çizgilere veya yere bakıyorum, moralim bozuksa deniz kenarına giderim ya da yalnız kalmak isterim, gece yatmadan önce illa kitap okumalıyım ya da müzik dinlemeliyim, halısız ev sevmem gibi gibi...

Bir kez daha beni bu ödüle layık gören arkadaşım http://firariruhumunseyirdefteri.blogspot.com/ teşekkür ediyorum!
Görüşürüz millet! :)

*** Üniversiteden en yakın arkadaşım Deniz Pehlivanlar haftaya cumartesi EVLENİYOR!(My Best Friend's Wedding alarmı yani) :) Düğün sonrası bir yazı kaleme alacağım bekle beni, öptüm :)