31 Aralık 2014 Çarşamba

Gelsin 2015 Bildiği Gibi!



"Geçip giden huhuuu zamanları huhuuu bir yerlerde bulsam, sonra üzülsem üzüldüğüme üzülsem"?? Hay Allah'ım nereden geliyor aklıma böyle eksantrik şarkılar bilmem ki! Mirkelam arka fonda şarkısını söyleyip dursun ben de yeni yıl içerikli yazımı yazayım. Bayanlar ve baylar bir yılı daha devirmek üzereyiz iyisiyle kötüsüyle, acısıyla tatlısıyla... Yarın için "sıradan bir gün işte aman gelsin 2015 bildiği gibi" diyenlerden misiniz yoksa "çok özel bir gün diye aylar öncesinden hazırlık yapıp yarının sürprizlerini düşünmekten bu gece heyecan içinde uyuyamayanlardan mısınız?" Ben ikisi de! Şöyle bir 2014'ün muhasebesini yaptım da bilanço baya ağır çıktı. Kan, gözyaşı, yıkılan binalar, yerle bir olan hayatlar, doğal afetler, insanoğlunun bitip tükenmeyen çilesinin yanında aç gözlülüğü, lanet olası hırsı, ve bir türlü tatmin edemediği egosu yüzünden ekolojik dengelerin bozulması ve bu sebeple dünyanın yaşanmaz bir hal almaya başlaması, stres, hayal kırıklıkları, acılar, mutsuzluklar, yapılamayan ya da bozulan planlar, ertelenen bin bir çeşit iş, yetmeyen zaman, kavgalar, ayrılıklar, ölümler... Hiç mi iyi bir şey aklıma gelmedi? Geldi! Ve o iyi şeylerin katlanarak 2015 yılında da hak eden herkesi bulmasını diliyorum. Hem benim öyle herhangi bir beklentim de yok, ne de olsa "beklentiler sadece üzer." Sadece şu kadarını söylemek istiyorum;
Gönlünden geçenle senin için hayırlı olanın kesiştiği yolda, umutsuzluğuna göz alıcı parlaklıkta bir ışık, sevgisizliğine sımsıcak bir kalp, yılmışlığına ve tükenmişliğine kocaman bir güç, yaralarına pansuman, kayboluşuna bir buluş, bezmişliğine yenilik, kaybedişine zaferler, mutsuzluğuna en içten ve gerçekçi kahkahalar, hastalığına şifa, derdine deva, iyiliğine ve güzelliğine şans, yalnızlığına sarılacak bir dost, açılmasını istediğin kapılar, çok zevk alarak uğraşacağın bir iş, yeni keşfedeceğin yerler ve yeni tanışacağın insanlar, öğrenince şaşıracağın bilgiler ve okumak için sabırsızlanacağın kitaplar, kursakta kalmayan hevesler edin!
Yanlışları, haksızlıkları, kalp kırmaları, hor görmeleri, şikayetleri, içi dışı bir olmayıp arkandan iş çevirenleri, huzur bozucuları, seni sürekli olarak hayal kırıklığına uğratanları, yaşamını aydınlatamayıp seni karanlığa itenleri, elini uzattığında o eli kendine doğru çekemeyenleri 2014'e göm!

Arkadaşım geçen gün Prof. Dr. Ahmet Salim Göktepe'nin aşağıda paylaştığım bir yazısını okuttu bana. Şimdi senden bu yazıyı hayatındaki insanları gözden geçirerek dikkatli bir şekilde okumanı istiyorum. Aklını başına aldığın iyi bir yıl olması dileğiyle...





20 Aralık 2014 Cumartesi

Bazı Biz Kadınlar



Bu aralar bende alışkanlık oldu bir şekilde karşıma çıkan yazıları önce defterime yazıyor sonra da bloga kaydediyorum. Hani deftere bir şey olsa da blog ölümsüz kalacakmış gibi düşünüyorum. İşte o yazılardan biri daha!

Bazı kadınlar sol göğsünün altında mayın taşır beyler. Ve oraya ilk ayak basan adam ayağını çekip gitmeye kalkışırsa eğer; mayın patlar, kadın dağılır, adam ölür, kadının sol göğsünde.
Sonra bir daha kim gelip giderse gitsin sol göğsün altındaki kente, asla aynı etki yaşanmaz. Bir mayın bir defa patlar beyler.
Bir kadın, gerçekten bir defa sever. "Bir şiir bir kez yazılır, bir kitap bir kez okunur" gibi çürütülebilir bir tez değildir bu. Bir insan bir kez ölür, türündendir. Hatta düpedüz eşdeğerdir ikisi. Ve sevgilim, sana gelince:
Eğer bir gün uğrarsan sol göğsümün altındaki kente, hüzünlü bir sesle: "Buralar bir zamanlar hep benimdi" diyeceksin kendine.

***
Bazı kadınlar makyajını ağlayarak temizler.
Mutluluğun bir sırrı var mı bilmem ama bir sınırı var elbet!
Size uzatılan her el ve her yürek bir gün geri çekilecek.
Her mutluluk ya yarım kalacak ya yavaşça eksilecek.
Herkes en az bir kez terk edilecek.
Ve ne yazık ki
Her şarkı eskiyecek. (İstisnalar hariç elbet!)

Her neyse

Biz kadınlar saç uçlarımızda hüzün taşırız beyler.
Sanırız ki saçlarımızdaki kırıkları aldırırsak
Sarılacak tüm kırıklarımız
Sağlıklı saçlar hayatımızın alçısı olacak,
Hayatımız daha fazla alçalmayacak
Yanılıyoruz aslında.
Canımız cehennem bizim.
Ağlayarak söndürmeye devam edeceğiz
Dişlerimizi sıkıp
Bilmem kaç vedaya daha göğüs gereceğiz.
Ama o ilk mayın, o ilk dağılış, parçalanış, unutulmayacak.
Çünkü bir söküğü diktiğinizde, eskisi gibi görünmez.
Ne zaman yaralansak, ilk yara izimizi anımsarız.
Kaç kez terk edilirsek edilelim, ilk gidene ağlarız.

Evren dolusu yükü omuzlayan biz, bir çocuk kadar da uysalız.
Ama neden
Sevdiğimiz adamlar, hiç okşamaz başımızı?
Bir masal örtmezler üstümüze uyku öncesi,
Neden
Gerçek bir şefkatle sevmezler ki?
Kadınlığımızı geçtim lakin,
İçimizdeki küçük kız çocuğuna yazık değil mi?

Evet;
Her kadın bir parça şairdir
Yalnızca doğru adam tarafından terk edilmesi gerekir.

Ama
Yine de
Şair olmak istediğimizi
Kim söyledi ki?








 

13 Aralık 2014 Cumartesi

Veda Etmeyi Sevmiyorum


Zordur çünkü elveda diyebilmek... Zor iştir güzel anılarını uzak siluetlere yolcu etmek. Kıyamadıklarını zamanın hoyrat girdabına uğurlamak... Zordur en yakınındakine uzaktan bakabilmek... Hüzünlerin ve mutlulukların tadını sararmış sayfalarda bırakabilmek. Çok zordur bitmeden başlamaya mecbur olmak hatta buna mecbur bırakılmak.
Hayatın ta kendisidir yaşadıklarımız, yaşamanın en doruk noktasında hatıralarımız.
Kimi zaman beraber güldük katıla katıla, kahkahalarla doyasıya! Sanki bir gün elveda diyeceğimizi bilirmişçesine. Kimi zaman beraber ağladık. Birimizin içini acıtan diğerinin ciğerini yakardı öyle değil mi? Ama hayat bu işte gün geliyor en sevdiklerine veda ederken buluyorsun kendini ya işte o an dünya başına yıkılmışçasına olduğun yerde kalakalıyorsun.
Hem ben veda etmeyi sevmediğim için yazlık kıyafetlerimi kaldırırken öpüp "seneye tekrar görüşürüz" diyen insanım düşün birisine ya da bir şeye veda etmek bana nasıl bir zulümdür?!
Şu yaşıma kadar kaç veda sığdırdım ömrüme? Kaç kişiye veda etmek zorunda kaldım? Kaç kişi veda etti bana? Kimisi sessizdi bu vedaların, kimisi ortalığı ayağa kaldırdı, kimisi zorunlu yapıldı, kimisi öylesine, kimisi şerefsizce yapıldı, kimisi asilce... Sanırım duyduğum en anlamlı veda cümlesi de buydu; "Bazen hep tekrar edip sussak da bazen de gitmek gerekir sırf geri dönebilmek için."

2014'e veda ederken bir şeyler yazmak geldi içimden ben de yazıyorum öyleyse; güldük, mutlu olduk, coştuk, çıldırdık, durulduk, sinirlendik, bağırdık, özledik, üzüldük, ağladık. Güzel şeyler öğrendik, yeni yerler keşfettik, yeni arkadaşlıklar edindik, sevginin evrenselliğini, umut etmenin verdiği vitaminsel etkiyi, gözyaşının ardından gelen bekleyişi, en önemlisi birilerine ya da bir şeylere sabretmeyi öğrendik ki bunun için en sevdiğim sözü tek geçiyorum: "Sabır kara bir dikeni yutmak, diken içini parçalayıp geçerken de hiç ses çıkarmamaktır." Şeyh Edebali nasıl güzel özetlemiş! Hırçın, öfkeli, yırtıcı ve ürkütücü şimşeklerden sonra yağan o görkemli yağmurlarda ıslandık, uysal ama rengarenk gökkuşaklarını ise kaçımız o güzel kafasını kaldırıp görebildi? Gökyüzüne bakın! Başını kaldırıp gökyüzüne baktığında, hiçbir şey bilmiyormuş gibi hissedersin ya bu huzur verir demişler bence sonuna kadar haklılar!
Gerçekleşmesi imkansız gibi görünen fakat gerçekleşen dilekler tutmayı öğrendik, bağırmadan konuşmayı, konuşurken susmayı, hatalı olduğumuz noktada özür dilemeyi, var olmanın yok olmaktan sonraki evre olduğunu ya da yok olmanın alabildiğince var olduğunu... Gün yüzüne çıkmamış kızgınlıkları Kaf Dağı'nın ardında saklamayı, özgürlüğü, sevgiyi en çok da adaleti aradık... Sadece kendimiz için değil başkaları için de dua edebilmeyi öğrendik belki.
                
Kendi adıma 2014 nasıl geçti?

Güzel şeyler buldum, güzel insanlar tanıdım. Hayatı sorguladım farklı insanlarda, farklıydı iklimleri ve kişilikleri ben onları öyle kabul ettim. Sevmediğim ama saygı duyduğum çok insan girdi hayatıma ve ben hepsinden bir şeyler öğrendim.
Mutluluğu aramayı bıraktım onun yerine mutluluğu yaratmaya karar verdim nasılsa bu insanın elindeydi ve fark etmesi için bir sihirli değneye de ihtiyacı yoktu. Daha çok kitap okudum, daha az televizyon izledim, daha çok gezdim, daha az eve kapandım, daha çok güldüm, daha az ağlamaya çalıştım(çünkü bu bazen insanın elinde olmuyor.) Daha çok paylaştım daha az kendime sakladım, daha çok bulutlara baktım, müzik dinledim, spor yaptım filan. Aşçılık kursuna yazıldım ki bu yıl içinde verdiğim en doğru kararımdı diyebilirim. Daha az nefret ettim, daha çok sevdim, anlamaya çalıştım.
İçimde çıkan isyanları nasıl bastıracağımı, başarısızlığımda benim için gereken ıslahatları, yüreğimin merkezi otoritesini korumayı öğrendim.
                        
Dahası...

Bazı kötülükleri, nefretleri, hataları, çirkinlikleri, hüzünleri, insanları, gözyaşlarını görmezden geldim. Kendimi bilmem gerektiğini anladım; nerede olduğumu, nasıl olmam gerektiğini ve neye ya da kime ihtiyacım olduğunu, yüreğimin ısınmadığı insanlardan uzak durmayı, kendi veznimi çözebilmeyi başardım. Beni sürekli olarak hayal kırıklığına uğratan insanları sevmeye devam etmemem gerektiğini en önemlisi de vazgeçebilmeyi öğrendim.

"Boş verdiklerim var benim.
Artık vazgeçtiklerim.
Olmazsa olmaz dediklerimin,
Olmayabileceğini de öğrendim.
Neyse... dediklerim var benim.
Sağlık olsun deyip geçtiklerim
Hem ben artık,
Eski ben de değilim!
Hayallerim yok benim ve
Şöyle olsa ne güzel olur! dediklerim.
Hayırlısı olsun demeyi öğrendiğim gün,
Hayallerimden vazgeçtim."
                                   
Sadece birisinin gözlerinin içine bakıp "sana güveniyorum" diyemedim. Bunu bu yıl da başarabilmeyi öğrenemedim.