24 Kasım 2014 Pazartesi

Blog 4 Yaşında!



Vay be o kadar olmuş mu?! Kendimi bildim bileli yazıyorum aslında. Çünkü tarifi belirsiz bir şekilde yazmayı seviyorum. Küçükken de böyleydim kimse bilmesin diye kilitli günlük defterime yazardım da yazardım ta ki bir gün kilidi açık unutup defteri ortalarda bırakarak evden çıkıncaya kadar! Bingo! Eve geldiğimde elinde defterim ve kocaman açtığı gözleriyle bana hesap soran anneme yakalanmıştım bile artık hiçbir şey gizli değildi "rezil oldum bir daha yazı yazamam" diye ne ağlamıştım ya! Sonra büyüdüm ve yine yazıyorum ama bu kez yazdıklarımı annem hariç tüm milyonlarla paylaşıyorum çünkü annem internette yok! Ha ara sıra blogumu açıp gösterdiğim oluyor ama her yazdığım postu okutmuyorum tabii ki!
Peki, neden yazmaya ihtiyaç duyar insan? Beynimin derinliklerinde birbiriyle dans eden düşüncelerimin arasında bunu sorguladım bu kez. Neden yazarız? Bizi yazmaya iten sebepler ne?
Yazıyorum çünkü iletişime ihtiyaç duyuyorum; bunun için ailem, dostlarım ve arkadaşlarım var ama yeterli değil. En çok dostu olan, en iyi dosta sahip olan kişi bile dünyanın en yalnız insanıdır çünkü bu insanın doğası gereği böyledir. Kimseye güvenemeyiz, kimseyi dinlemek istemeyiz ve bunu çoğunlukla vakit kaybı olarak görürüz. Sonucunda da hepimiz insan olduğumuz için o lanet olası gururumuzdan, değerli yaşamımızdan bir fırsat bulunca hemen kendimize harcayacağımız zamanımızdan bir parça da olsa vermek istemeyiz karşımızdakine. Eğer işimize yarayacak bir şey anlatmıyorsa karşımızdakini dikkate almaz, kimseyi dinlemek istemeyiz ya da dinliyormuş gibi rol yaparız yalan mı? Sonra da bu kendimizi bilmişliğimiz, egolarımız sayesinde yalnızlığımıza hapsolur sanki müebbet hapis cezasına çarptırılmış suçlular gibi sadece kaleme ve kağıda sarılırız. İçimizdekileri ilk kez ona söyleriz, kalbimizdeki boşluğu yazarak doldururuz ve bu yalnızlıkta alışık olmadığımız bir duygu hissederiz. "Mutluluk"...
Zaman zaman bu boşluğu dolduracak birileri girer hayatımıza, oraya yani kalbimize kiracı olmak isterler ama izin vermez ruhumuzun gardiyanları çünkü böyle iyi olduğumuza ikna etmişizdir bir kez kendimizi ve artık yalnızlık bizi esir almıştır avuçlarına. Olsun dedim ya biz yazarak mutlu olanlardanız.
Yazıyorum çünkü duygularımı en rahat ifade edebildiğim andır bu! Yazmasaydım çıldırırdım, yazdım yine çıldırdım ama zaman zaman aklıselime de döndüğüm oluyor.
Yazıyorum çünkü daha az acı çekiyorum ya da şöyle ifade edebilirim; acımı hafifletmek için yazıyorum.
Yazıyorum çünkü mutluluğumu paylaşmak istiyorum nasılsa paylaşıldıkça çoğalmaz mı mutluluk?
Yazıyorum çünkü söz bitmiştir artık söylenecekler yerini yazılacaklara devrederken yüreğimin hafiflediğini hissederim her kelimede.
Ve yazıyorum çünkü gelecekteki torunlarıma bir iz bırakmak istiyorum. Dahası var mı?
Blog bugün tam 4 yaşında! Yani 4 yıldır (1 yıl ara verdim bunu saymazsak) yazıyorum. Daha yazacak çok şey var elbet! Beni yalnız bırakmayan herkese çok teşekkür ediyorum. Nice senelere!

Unutmadan! Bugün 24 Kasım Öğretmenler Günü. Öncelikle Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk'ü saygıyla anmak istiyorum. Nefes alıp verdiğim sürece Atatürk'ün çizdiği yolda yürümeye devam edeceğim. Daha sonra hayattaki ilk öğretmenlerim olan ailemin, hayattan dersimi en iyi şekilde almamı sağlayan tüm insanların, hatalarımın ve tecrübelerimin de bugünü kutlu olsun. Bir çocuğun bu hayattaki en büyük şansı iyi bir öğretmen olan tüm öğretmenlerin de bu özel gününü en içten dileklerimle kutluyorum. Sevgilerden bir demet, öpücükler sağanağı, alkışlar!