30 Kasım 2011 Çarşamba

Yalnızlığım Benim Pasaklı Kontesim





Evde tek başınayken(ailenden uzaktaysan) kendine yemek yapmak zor geldiği anda sırf aç kalıpta ölmeyim diye bi şeyler sipariş etmeye yelteniyorsan,
Hayat savururken bizleri en büyük kalabalıklarda bile yalnız hissediyorsan kendini,
Sabahları okula, işe giderken uyandırılmak için yanında çalar saatinden başka kimse yada bişi yoksa,
Sinemaya, tiyatroya tek kişilik bilet alıyorsan,
Kafede, durakta ya da herhangi bir yerde oturmuş tek başına kitap okuyorsan,
Deniz kenarında bir banka oturmuş; uçan kuşu, geçen gemiyi kafandan geçen alalade düşünceler eşiliğinde seyir etmeye başlamışsan,
Bir sıkıntın, acın ya da mutluluğun varken kendi kendine yetmeye çalışıp kendini avutabilicek gücü damarlarındaki asil kanda buluyorsan,
Arkadaşlarının düzenlediği partilere, gece eğlencelerine, düğün derneklere katılmaktansa evde oturup televizyon kumandasıyla zap yapmayı daha keyifli buluyorsan,
Tek başına tatile çıkma düşüncesi bile yanağına muzip bi gülümse kondurabiliyorsa,
Kış günü atkına, eldivenine ya da odandaki battaniyeye sarılmak kaderin olmuşsa artık
Yalnızız dostlarım yalnızız yalnız :)
Bu ve bunun gibi pek çoğu yalnızlığındır senin...
Alışıyorsun evet ilginç ama bi süre sonra bu durumu kabulleniyor ve hatta öyle bir benimsiyorsun ki biri çıkacakta o güzelim(!) yalnızlığını dolduracak diye huzursuzlanıyorsun.
Etrafındaki vıcık vıcık ilişkileri, riyakar , sahtelik dolu yüzleri gördükçe,
Mutsuz, huzursuz ve hoşnutsuz insan müsveddeleriyle uğraşmaktansa "beni rahat bırakın, böyle iyiyim ve mutluyum" diye resti çekip kaçıp gidiyorsan bi yerlere,
Kalp her kırıldığında onarmaya çalıştıkça, kalbi kırıklara da merhem olmaya çabaladıkça,
Hata yapmamaktansa "hatasız kul olmaz" diye yaşamaya başlamışsan,
Yalnzlığım benim pasaklı kontesim diye bağrına basıyorsun bu durumunu :)
Bahar Akıncı'nın yazılarını sever ve köşesini takip etmeye çalışırım yine geçen günlerde gözüme ilişti bir yazısında aynen şunu diyordu: "Artık çoğumuzun, benim kuşağımda ise hepimizin cebinde taşıdığı bi'dolu ayrılık hikayesi var."
"Evlenmekten, gece yarısı tek başına korku filmi izlemekten korkar gibi korkuyorum."
Hakkatten öyle bugün kuaföre gittim orda bile bu konudan konuştuk ya şaka gibiydi...
Umarım geleceğin ciddi ruh sağlığı hastalıklarından biri olmaz şu kronik yalnızlık :)

Veee Bir Can Dündar Şiirini eklemeden geçemeyeceğim ki an itibariyle konuya cuk oturacağını düşünüyorum.

Bavulları hep toplu durmalı insanın...
Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı
Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vazgeçmeli...
İhanetlere, terk edilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı
Yalnzılığa alışılmalı

Çünkü omuz omuza günlerin vakti geçti.
Dayanışma günümüz borsasının değer kaybeden hisse senetlerinden biri artık...
Bireyin keşif çağı, geride kırık dökük yalnızlıklar bıraktı
Terörün bile bireyselleştiği çağdayız.
Zaman birlikten kuvvet doğurma zamanı değil,
Zaman tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır

İşte o yüzden alışmalı yalnızlığa...
Sokaklar dolusu ıssızlıkla baş başa yaşamayı göze almalı insan
Güvendiği dağlara bakıp ders çıkarmalı
Hüzünlü bir şarkıyla paylaşılan gecelerde başını dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli
Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı
Romanlardan yalnızlığı yücelten paragraflar asmalı evin en görünür duvarlarına
Yalnızlık paylaşılmaz/Paylaşılsa yalnızlık olmaz dizeleriyle başlamalı güne...
Telesekretere "şu anda size cevap verebilecek kimse yok denmeli belki de hiçbir zaman olmayacak"...
Cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı...

Oysa sessizlik haksızlığa alkıştır
Haklılığın onuru yaşatır insanı... Susmanın utancı öldürür
O yüzden en sessiz gecelerde "doğruydu yaptım"la teselli bulmalı insan...
Feryada komşuların yetişmemesine, soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı
Kendisiyle hesaplaşmaya çalışmalı
Gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye, kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır olmalı...
Hep başını alıp gidebilecek kadar cesur, ama hep kalıp savaşacakmış kadar gözüpek olabilmeli...
Sessizliği sese dönüştürebilmeli

Ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan
Yollarla barışmalı
Yalnızlığa alışmalı...


Can Dündar

28 Kasım 2011 Pazartesi

Hindistan'dan 4 Kural Der Ki:




İlk Kural:
Karşınıza çıkan kişiler her kimse, doğru kişilerdir. Bunun anlamı şudur, hayatımızda kimse tesadüfen karşımıza çıkmaz. Karşımıza çıkan, etrafımızda olan herkesin bir nedeni vardır, ya bizi bir yere götürürler ya da bize bir şey öğretirler.

İkinci Kural:
Yaşanmış olan her ne ise, sadece yaşanabilecek olandır. Hiç bir şey hem de hiç bir şey yaşadığımız şeyi değiştiremezdi. Yaşadığımızın içindeki en önemsiz saydığımız ayrıntıyı bile değiştiremeyiz. "Şöyle yapsaydım, böyle olacaktı" gibi bir cümle yoktur. Hayır, ne yaşandıysa ve yaşanması gereken ve yaşanabilecek olandır, dersimizi alalım ve ilerleyelim diye. Her ne kadar zihnimiz ve egomuz bunu kabul etmek istemeese de, hayatımızda karşılaştığımız her olay, mükemmeldir.

Üçüncü Kural:
İçinde başlangıç yapılan her an, doğru andır. Her şey doğru anda başlar, ne erken ne geç. Hayatımızda yeni bir şeyler olmasına hazırsak, o da başlamaya hazırdır.

Dördüncü Kural:
Bitmiş olan bir şey bitmiştir. Bu kadar basittir. Hayatımızda bir şey sona ererse, bu bizim gelişimimize hizmet eder. Bu yüzden serbest bırakmak, gitmesine izin vermek ve elde etmiş olduğun bu tecrübeyle ileriye doğru bakmak daha iyidir.

Kendine iyi bak. Tüm kalbinle sev. Sonuna kadar hayatın tadını çıkar. Hayatındaki her gün bir hediyedir, kıymetini bil.

Valla kurallar böyle uygulayıp uygulamamak size kalmış :)

25 Kasım 2011 Cuma

Hiç Keyfim Yok Uzun Zamandır...

 
 
Aynen öyle... Son bi kaç haftadır üzerimde bir yorgunluk, kırgınlık ve isteksizlik var ki sebebini anlamak için Einstein olmak yetmez :) Etrafta depresif pollyanna modunda geziyorum. Keyfim yok!
Bunu bahar aylarında yaşasam hiç tereddütsüz "Ah Gülşah! bahar yorgunluğu diyorlar ya geçer" diye avutacağım kendimi de mevsim kış yahu e bu da olsa olsa kış depresyonu o zaman?!
Aslında sevdiğim ve beni eğlendiren ne varsa yaptığımı düşünüyorum; sinemaya gidiyorum, kitap okuyorum, yazı yazıyorum, geziyorum, sevdiğim insanlarla bir arada bulunmaya çalışıyorum(her ne kadar sevmediklerim yanımda olsa da tolere edebiliyorum) ama yok bana mısın demiyor? Hayır, canım her sıkıldığında yaptığım gibi denize koştum, vapurların aheste seferlerini izleyip üzerine güvercinlere yem bile verdim geçen gün daha ne yapayım??
Neyse geçecek geçecek ben kendimi biliyorum, arada oluyor böyle...
 
 

23 Kasım 2011 Çarşamba

Veee Blog 1 Yaşında!




 Senden Benden Bizden'ciler blogum bugün tam 1 yaşında...  Hep birlikte daha nice senelere, nasıl desem teşekkürler, teşekkürler, teşekkürler :)

19 Kasım 2011 Cumartesi

Tatlı Bir Emir Kipi Gibiydi "YE DUA ET SEV"





Biliyorum bu kitapla ilgili düşüncelerimi paylaşmakta geç kaldım ama geç olsun da güç olmasın felsefesinden hareketle içimden bir şeyler karalamak geldi bugün.
Kitabı geçen yıl-şu an da konuşmadığım ve hayatımdan silmek zorunda kaldığım- bir arkadaşımın hediyesi üzerine okumuştum. Hatta ilk elime aldığımda "aman yaaa gitmiş aşk romanı almış bana" diye söylendim bi de :) 1-2 sayfa okudum sarmadı hatta sıkıldım bıraktım lakin huyum değildir başladığım bir kitabı yarım bırakmayı sevmek hem o sebepten hem de emek&saygı ilişkisinden ötürü okudukça okudum ve bir süre sonra inanılmaz bir şekilde zevk almaya başladım tıpkı tanıdıkça sevmeye başladığımız insanlar gibi okudukça seviyordum. O da kesmedi "ben bunun filmine de gidicem yeaaa" diye doğruu sinemaya gittik. Julia Roberts ve Javier Bardem güzel bir iş çıkarmışlar, filmini de beğendik iyi mi! Anladım ki yemeği tatmadan tuz atmak gibiymiş ön yargılar siz siz olun ama ön yargılı olmayın :)
Bi de ben kişisel gelişim, içsel yolculuk ve meditasyon gibi konulara meraklıyımdır aslında kitap üzerime cuk oturmuş da haberim yokmuş.
Tabii zevkler ve de renkler değişkendir benim gibi düşünmeyip kitabı/filmi beğenmeyenlerde olabilir onlarada saygı duyuyoruz.

Kitabın arkasında yazanı aynen aktarıyorum;

 Saat sabahın üçüdür ve Elizabeth Gilbert banyonun taşları üzerinde hıçkırarak ağlamaktadır. O otuzlu yaşlarındadır ve bir kocası, bir evi vardır.
Kocasıyla bebek sahibi olmaya çalışmaktadırlar ve o bunu istemediğinin farkına varır. Acı verici bir boşanma süreci ve hemen sonrasında tutkulu bir aşk yaşar. İçindeki boşluğu doldurmanın peşine düştüğü bir yolculuğa çıkarak haz, dinsel inanç ve dengenin arayışına girer. Roma'da yakışıklı bir İtalyan'dan İtalyanca öğrenecek, on beş kilo alacaktır; Hindistan'da ruhunu aydınlatacak ve kendini Tanrı'ya adayacaktır ve Endonezya'nın Bali Adasın'da dişleri olmayan bir şifacıdan huzurun yeni bir tanımını öğrenecektir. Mutluluk yavaş yavaş onu sarmalamaktadır.

Hayatımızda belki de duyulası en tatlı emir kiplerinden "Ye Dua Et Sev" (Eat Pray Love)


*** Blog 23 Kasımda 1 yaşına basıyor vay be! Hep birlikte nice senelere Senden Benden Bizden'ciler :)

17 Kasım 2011 Perşembe

Bunları Okulda Öğretmediler Ki!




Bi yerde gözüme ilişti yazıyı paylaşmadan edemiycem.

Peki Gerçekten Böyle Mi?!

İyi adamlar çirkindir.

Yakışıklı adamlar iyi değildir.

Yakışıklı ve iyi adamlar eşcinseldir.

Yakışıklı, iyi ve heteroseksüel erkekler evlidir.

Çok yakışıklı olmayan ama iyi olan adamların parası yoktur.

Parası olan, çok yakışıklı olmayan ama iyi adamlar bizim onların parası peşinde olduğumuzu düşünür.

Yakışıklı ama parasız adamlar bizim paramız peşindedir.

Parası olan, çok iyi olmayan ama nasılsa heteroseksüel olan adamlar bizim yeterince güzel olmadığımızı düşünür.

Bizim güzel olduğumuzu düşünen, heteroseksüel, biraz iyi ve parası olan adamlar korkaktır.

Biraz yakışıklı, biraz iyi, bir miktar parası olan ve heteroseksüel adamlar utangaçtır asla ilk hareketi yapmazlar.

Asla ilk hareketi yapmayan adamlar, insiyatifi biz ele alınca otomatik olarak bize ilgisini kaybeder.



 Bi de Şu var ismi AŞK ARİTMETİĞİ

Akıllı Erkek+Akıllı Kadın = Aşk

Akıllı Erkek+ Aptal Kadın = İlişki

Aptal Erkek+ Akıllı Kadın = Evlilik

Aptal Erkek+ Aptal Kadın = Hamilelik


 Bunun bir de ofis versiyonu olan OFİS ARİTMETİĞİ var(mış) !

 Akıllı Patron+ Akıllı Eleman = Kar

Akıllı Patron+ Aptal Eleman = Üretim

Aptal Patron+ Akıllı Eleman = Terfi

Aptal Patron+ Akıllı Eleman = Fazla Mesai


 CAN EĞRİSİ (!)

4 yaşında başarı pantolonuna işemektir.

12 yaşında başarı arkadaş bulabilmektir.

18 yaşında başarı sürücü ehliyeti alabilmektir.

20 yaşında başarı seks yapabilmektir.

35 yaşında başarı para kazanabilmektir.

50 yaşında başarı para kazanabilmektir.

60 yaşında başarı seks yapabilmektir.

70 yaşında başarı sürücü ehliyeti alabilmektir.

75 yaşında başarı arkadaş bulabilmektir.

80 yaşında başarı pantolonuna işemektir. =)



12 Kasım 2011 Cumartesi

Semi Vejetaryen Olmak Nasıl Bir Duygu?




Yaklaşık 10 yıldır kırmızı et tüketmiyorum. Tabii bu durum bir sabah kalktığımda "Anneee ben Semi Vejeteryan olmuşum yeaaa napıcam?!" diyerek başlamadı bunun için ciddi sebeplerim ve bir kaç kötü anım var(detaya girmek istemiyorum şimdi) çünkü bahsetmem gereken daha önemli bilgiler var; Vejeteryan/Semi Vejeteryan olmak nedir? Nasıl bir duygudur? Sağlık açısından yararları/zararları nelerdir? Zira çevremdeki et yemez sayısı her geçen gün artmakta üstelik yaş ortalaması da çok düşük...
Semi Vejeteryan yani büyük baş hayvan eti ve kırmızı et tüket(e)meyen, nadir olarak beyaz et tüketen kişilere verilen isimdir. Uzmanlara göre sağlıklı olup olmadığı tartışılmakla birlikte; Coğrafik, kültürel, psikolojik, felsefi ve sosyolojik olarak bazı kişiler hayatlarının belirli dönemlerinde vejeteryanlığa geçiş yapabiliyor. Bunda beslenme şeklinin kişiden kişiye farklılık göstermesi de bir etken.

Peki Vejeteryan beslenmenin çeşitleri neler?

Balık yiyebilen vejeteryanler(Pesketeryan): Kırmızı et ve kümes hayvanları eti yemez. Ama süt ve süt ürünleri, yumurta, balık yiyebilir.

Kırmızı et yemeyen vejeteryan(Semi Vejeteryan): Heh işte ben ve benim gibiler! :) Sadece hayvansal gıda olarak kırmızı et yemez ama süt ve süt ürünleri, yumurta, kümes hayvanları ve balık yiyebilir.

Yumurta ve süt tüketen vejeteryan(Lakto Ova Vejeteryan): Hayvan eti yemez ama süt ve süt ürünleri ile yumurta yiyebilir.

Yumurta yemeyen ama süt tüketen vejeteryan(Lakto Vejeteryan): Hayvan eti ve yumurta yemez ama süt ve süt ürünleri yiyebilir.

Süt tüketmeyen ama yumurta yiyen vejeteryan(Ovo Vejeteryan): Hayvan eti, süt ve süt ürünleri yemez. Yumurta yiyebilir.

Sadece sebze ve meyve yiyen vejeteryan(Vegan): Hayvan eti ve hayvan ürünleri, yumurta, süt ve süt ürünleri yemez. Hayvan ürünleri üretilen giysi/eşya kullanmaz.

Uzmanlara göre, en son grupta yer alan vejeteryanlar yani Veganlar ciddi sağlık sorunları yaşayabilir.
İnanın bazen çok zorlanıyorum öyle ki ailemle ve arkadaşlarımla yemek yemek bazen işkenceye dönüşebiliyor. "Yaaa kızım gel bi iskenderciye girelim hadi gözünü seveyim, et yenmez mi yeaaa sen nasıl yaşıyorsun"?? gibi duyumlara maruz kalabiliyorsunuz :) Hele ki anneciim evde ben, menüde et yemeği varken birden fazla çeşit yemek yapmak zorunda kalınca :(
Bizler için,
Süt yerine soya sütü, pirinç sütü, badem sütü
Peynir yerine soya peyniri gibi çeşitli besin yelpazeleri de mevcuttur unutmadan hatırlatalım.

Et yerine soya kıyması ki bununla yapılan mantıyı severek yiyorum, ölmem heralde dii mi? :)

 Gelelim sağlık sorunlarına,

Çok yaygın olmamakla birlikte depresyon, saçlarda dökülme, tırnaklarda dayanıksızlık, yaralar, kemiklerde osteoperoz, kansızlık(Anemi), ciltte kuruluk, sinir sistemi bozuklukları meydana gelebiliyor(muş).
Olumlu yanları da var; Kalp-damar hastalıkları ve kansere yakalanma riskinin et yiyen normal kişilere oranla daha az olduğu gözlemlenmiş. Çünkü vejeteryanler E vitamini ve antioksidant yoğunluğu fazla olan gıdaları öncelikle tüketirler. Ayrıca obezite bu kişilerde yaygın değildir.
Yine de siz siz olun sağlık kontrollerinizi hiç bir durumda ihmal etmeyin hele ki de vejeteryan bir bireyseniz...


Ben hep diyorum vejeteryan olmak anlatılmaz yaşanır bir duygu. Şöyle ki masada et yiyenler varken sizin yediğiniz ota, sebzeye tuhaf tuhaf bakıp bu nedir ya şimdi? diye sizi yargılayıp doktor kesilenler hatta et yemeniz için canla başla mücadele içine girenler arasında sakin kalmak ve de her kurban bayramında peşmürge bir halde kendini etten uzak diyarlara atmaktır vejeteryan olmak :)


8 Kasım 2011 Salı

E.K.O.K. (Erkeklerin Kabusu Olan Kadınlar)





Efenim valla sürekli karşı cinsi eleştirmek hoş diiil diye düşündüm ve daha fazla haksızlık etmeden hemcinslerime de buradan verdim veriştirdim :) ( Ben de dahil olmak üzere hepimizin hatalı olduğu konular var)
E.K.O.K. nedir? En Küçük Ortak Kat Sayı/En Büyük Ortak Bölen falan diil zaten ben de matematiği sevmiyorum hiç şimdi kalkıp ne alaka diyebilirsin deme ! Çünkü bu yazı başlığımın kısaltması yani Erkeklerin Kabusu Olan Kadınlar'a değineceğim sadece....

-Dış görünüş önemli
Şimdi felsefe yapmayı bırakın ben iç güzelliğe önem veririm falan. İlk görüşmede karşındakinin içini göremeyeceğin kesin. Bakımlı olmak yani öyle full makyajlı dolaşmak değil. Kıyafetinize, saçınıza başınıza çeki düzen vermek erkeklerin hoşuna gider. Makyajı da çok abartmadan yapmalı.

-Kıl oldum abi!
Kıllar, erkek vücuduna ait kalmalı düşüncesindeler. Özellikle de bıyık, favori ve bel bölgelerindeki kıllar onlara çok itici gelmekte haberiniz olsun. Demek ki napıyoruz? Adı üstünde istenmeyen tüylerle vedalaşıyoruz :)

-Topuklu ayakkabı
 Şöyle ki yolda sırtaki dansı yaparak yürümenin bi manası yok eğer topuklu ayakkabıyla yürümekte zorlanıyorsanız giymeyin daha iyi çünkü bu durum onlara komik geliyor. Ama ayakkabılarınızın temiz ve bakımlı olmasında hiç bir sorun yok. Yazın açık ayakkabı giydiyseniz de pedikürlü ve ojeli tırnaklarınız olmasına dikkat edin.

-Başın öne eğilmesin!
 Dik oturun hanımlar bu hem olduğunuzdan uzun hem de kendinize güvenen bir kadın portresi çizecektir. Notre Dame'ın Kamburu olmanın gereği yok ki...

-Giyim tarzınıza dikkat edin
 İmaj hiç bir şeydir rahatlıksa her şey =) Yani seksi olucam deyip dekolte giyerek ve bu dekolteyle oranızı buranızı çekiştirmek pek de sempatik gelmese gerek. Rahat olmalısınız eğer o dekolteyi giycem diye tutturduysanız da onu taşımasını bilin.
Bi de kilo probleminiz var ve ısrarla daracık pantolonlar, taytlar ya da mini etekler giymek istiyorsunuz inanın hoşlarına gitmiyor aksine alay konusu olabilirsiniz karşılarında.
Şeffaf sütyen askıları da itici gelen aksesuarlardan(mış).

-Yanlış koku seçimi
 Erkeklerde kadınlarda bu konuda hassas olabiliyor; koku önemli bi unsur ve sizi yansıtmalı bunun için doğru koku tercihi yapmak gerek diye düşünüyorum. Zira kokunuz sizden önce hedefe ulaşıyor.

Hanımlar, bazı davranışlar erkeğinizi mest etmek yerine gıcık edebilir aman dikkat!

-Onların yanındayken kız arkadaşlarınızla kulaktan kulağa oynamak mı?
 Yahu bu alışkanlığı bırakın artık. Ne konuştuğunuzu anlayamadıkları vakit çılgına dönüyorlar.

-Aşırı kıskançlık
 Bu kendinize güvensiz olduğunuzu gösterir. Tabii ki sevin, kıskanın ama asla aşırıya kaçmayın.

-Güzel görünmeye karşın konuşmaya başladığınızda boş bir hatun olduğunuzu ifşa etmeniz
Heh işte bu noktada "güzellik geçicidir aptallık baki kalır" demek geliyor içimden. Ciddiyetten uzak davranışlar, doğal olmaktan ziyade erkeği tavlamaya çalışmak adına yapılan yapmacık hareketler ve küfürlü konuşmalar, kaba davranışlar, şımarık ve de gereksiz trip atmalar filan olmuyor yani.

- Sarhoş olup kendini bilmeyecek duruma gelmek
 "Benim bünye dayanaklı aga daya sek rakıyı" ayaklarını gerçekten bünyeniz sağlamsa yapın aksi halde aşırı sarhoş olup kendinizi unutmanız onların gözünden düşmenize sebep olabilir.

- Dır dır ederek erkeğinizin kafasını ütülemek yerine gömleğini ütüleyebilirsiniz :)
Evet yeaaa!  Bunu hepimiz yapıyoruz lakin hoşlarına gitmesini bırak, nefret ediyorlar hatta bunalıp sizden kaçış yolları aramaya bile başlıyorlar.

-Futbol konusunda ahkam kesmek
Aman ya bırakınız oynasınlar, bırakınız izlesinler.

- "Ben diğer kadınlardan farklıyım" etkisi
Bu aslında bir tepki yaratıyor. Bırakın farkı kendileri fark etsin. Sürekli kendini öven, ukala erkek nasıl itici geliyorsa bu şekildeki kadında antipatiktir unutmayın.

-Erkeklerin şoförlüğüne söz söylemeyin
Şoförlük her daim onların gözünde onlara mahsus bir meslek olarak kalacak...

- Cak cak sakız çiğnemek, olur olmaz çığlık atmak
Off! Bu gerçekten göze ve kulağa hoş gelmiyor gibi. Ne dersiniz? :)

-Erkek arkadaşıyla arasında geçen her olayı, her durumu harfiyen başka bir kız arkadaşına yetiştirmek
Bu itmekten öte aya fırlatıyormuş Özel şeyler özelinizde kalmalı düşüncesindeler.Eh pek de haksız sayılmazlar sanki.

Veee bazı Cevapsız Sorular sormak;

1) Benimle niye ilgilenmiyorsun??
Bunaltıcı bir hava içerisinde oluverirsiniz mazallah!

2) Ne düşünüyorsun??
 Herhangi bir konuda fikir almak için soruyorsan amenna da durduk yerde sorman uygun değilmiş.

3) Sence kilo almış mıyım??
 Karşınızdaki adam tartı değil :)

4) Hangisi ya karar veremiyorum??
Öeefff!  Kararsızlık abidesi olduğunuzu her fırsatta ortaya çıkarmayın(bunu ben de yapabiliyorum bazen) :)


5) Bana anlatabilirsin biliyorsun dii mi??
Bırakın Psikologlar mesleklerini yapsın ya :) ( Anlatabilcek türden bir sorunu varsa anlatır zaten yoksa sık boğaz etmenin gereği yok)