31 Aralık 2014 Çarşamba

Gelsin 2015 Bildiği Gibi!



"Geçip giden huhuuu zamanları huhuuu bir yerlerde bulsam, sonra üzülsem üzüldüğüme üzülsem"?? Hay Allah'ım nereden geliyor aklıma böyle eksantrik şarkılar bilmem ki! Mirkelam arka fonda şarkısını söyleyip dursun ben de yeni yıl içerikli yazımı yazayım. Bayanlar ve baylar bir yılı daha devirmek üzereyiz iyisiyle kötüsüyle, acısıyla tatlısıyla... Yarın için "sıradan bir gün işte aman gelsin 2015 bildiği gibi" diyenlerden misiniz yoksa "çok özel bir gün diye aylar öncesinden hazırlık yapıp yarının sürprizlerini düşünmekten bu gece heyecan içinde uyuyamayanlardan mısınız?" Ben ikisi de! Şöyle bir 2014'ün muhasebesini yaptım da bilanço baya ağır çıktı. Kan, gözyaşı, yıkılan binalar, yerle bir olan hayatlar, doğal afetler, insanoğlunun bitip tükenmeyen çilesinin yanında aç gözlülüğü, lanet olası hırsı, ve bir türlü tatmin edemediği egosu yüzünden ekolojik dengelerin bozulması ve bu sebeple dünyanın yaşanmaz bir hal almaya başlaması, stres, hayal kırıklıkları, acılar, mutsuzluklar, yapılamayan ya da bozulan planlar, ertelenen bin bir çeşit iş, yetmeyen zaman, kavgalar, ayrılıklar, ölümler... Hiç mi iyi bir şey aklıma gelmedi? Geldi! Ve o iyi şeylerin katlanarak 2015 yılında da hak eden herkesi bulmasını diliyorum. Hem benim öyle herhangi bir beklentim de yok, ne de olsa "beklentiler sadece üzer." Sadece şu kadarını söylemek istiyorum;
Gönlünden geçenle senin için hayırlı olanın kesiştiği yolda, umutsuzluğuna göz alıcı parlaklıkta bir ışık, sevgisizliğine sımsıcak bir kalp, yılmışlığına ve tükenmişliğine kocaman bir güç, yaralarına pansuman, kayboluşuna bir buluş, bezmişliğine yenilik, kaybedişine zaferler, mutsuzluğuna en içten ve gerçekçi kahkahalar, hastalığına şifa, derdine deva, iyiliğine ve güzelliğine şans, yalnızlığına sarılacak bir dost, açılmasını istediğin kapılar, çok zevk alarak uğraşacağın bir iş, yeni keşfedeceğin yerler ve yeni tanışacağın insanlar, öğrenince şaşıracağın bilgiler ve okumak için sabırsızlanacağın kitaplar, kursakta kalmayan hevesler edin!
Yanlışları, haksızlıkları, kalp kırmaları, hor görmeleri, şikayetleri, içi dışı bir olmayıp arkandan iş çevirenleri, huzur bozucuları, seni sürekli olarak hayal kırıklığına uğratanları, yaşamını aydınlatamayıp seni karanlığa itenleri, elini uzattığında o eli kendine doğru çekemeyenleri 2014'e göm!

Arkadaşım geçen gün Prof. Dr. Ahmet Salim Göktepe'nin aşağıda paylaştığım bir yazısını okuttu bana. Şimdi senden bu yazıyı hayatındaki insanları gözden geçirerek dikkatli bir şekilde okumanı istiyorum. Aklını başına aldığın iyi bir yıl olması dileğiyle...





20 Aralık 2014 Cumartesi

Bazı Biz Kadınlar



Bu aralar bende alışkanlık oldu bir şekilde karşıma çıkan yazıları önce defterime yazıyor sonra da bloga kaydediyorum. Hani deftere bir şey olsa da blog ölümsüz kalacakmış gibi düşünüyorum. İşte o yazılardan biri daha!

Bazı kadınlar sol göğsünün altında mayın taşır beyler. Ve oraya ilk ayak basan adam ayağını çekip gitmeye kalkışırsa eğer; mayın patlar, kadın dağılır, adam ölür, kadının sol göğsünde.
Sonra bir daha kim gelip giderse gitsin sol göğsün altındaki kente, asla aynı etki yaşanmaz. Bir mayın bir defa patlar beyler.
Bir kadın, gerçekten bir defa sever. "Bir şiir bir kez yazılır, bir kitap bir kez okunur" gibi çürütülebilir bir tez değildir bu. Bir insan bir kez ölür, türündendir. Hatta düpedüz eşdeğerdir ikisi. Ve sevgilim, sana gelince:
Eğer bir gün uğrarsan sol göğsümün altındaki kente, hüzünlü bir sesle: "Buralar bir zamanlar hep benimdi" diyeceksin kendine.

***
Bazı kadınlar makyajını ağlayarak temizler.
Mutluluğun bir sırrı var mı bilmem ama bir sınırı var elbet!
Size uzatılan her el ve her yürek bir gün geri çekilecek.
Her mutluluk ya yarım kalacak ya yavaşça eksilecek.
Herkes en az bir kez terk edilecek.
Ve ne yazık ki
Her şarkı eskiyecek. (İstisnalar hariç elbet!)

Her neyse

Biz kadınlar saç uçlarımızda hüzün taşırız beyler.
Sanırız ki saçlarımızdaki kırıkları aldırırsak
Sarılacak tüm kırıklarımız
Sağlıklı saçlar hayatımızın alçısı olacak,
Hayatımız daha fazla alçalmayacak
Yanılıyoruz aslında.
Canımız cehennem bizim.
Ağlayarak söndürmeye devam edeceğiz
Dişlerimizi sıkıp
Bilmem kaç vedaya daha göğüs gereceğiz.
Ama o ilk mayın, o ilk dağılış, parçalanış, unutulmayacak.
Çünkü bir söküğü diktiğinizde, eskisi gibi görünmez.
Ne zaman yaralansak, ilk yara izimizi anımsarız.
Kaç kez terk edilirsek edilelim, ilk gidene ağlarız.

Evren dolusu yükü omuzlayan biz, bir çocuk kadar da uysalız.
Ama neden
Sevdiğimiz adamlar, hiç okşamaz başımızı?
Bir masal örtmezler üstümüze uyku öncesi,
Neden
Gerçek bir şefkatle sevmezler ki?
Kadınlığımızı geçtim lakin,
İçimizdeki küçük kız çocuğuna yazık değil mi?

Evet;
Her kadın bir parça şairdir
Yalnızca doğru adam tarafından terk edilmesi gerekir.

Ama
Yine de
Şair olmak istediğimizi
Kim söyledi ki?








 

13 Aralık 2014 Cumartesi

Veda Etmeyi Sevmiyorum


Zordur çünkü elveda diyebilmek... Zor iştir güzel anılarını uzak siluetlere yolcu etmek. Kıyamadıklarını zamanın hoyrat girdabına uğurlamak... Zordur en yakınındakine uzaktan bakabilmek... Hüzünlerin ve mutlulukların tadını sararmış sayfalarda bırakabilmek. Çok zordur bitmeden başlamaya mecbur olmak hatta buna mecbur bırakılmak.
Hayatın ta kendisidir yaşadıklarımız, yaşamanın en doruk noktasında hatıralarımız.
Kimi zaman beraber güldük katıla katıla, kahkahalarla doyasıya! Sanki bir gün elveda diyeceğimizi bilirmişçesine. Kimi zaman beraber ağladık. Birimizin içini acıtan diğerinin ciğerini yakardı öyle değil mi? Ama hayat bu işte gün geliyor en sevdiklerine veda ederken buluyorsun kendini ya işte o an dünya başına yıkılmışçasına olduğun yerde kalakalıyorsun.
Hem ben veda etmeyi sevmediğim için yazlık kıyafetlerimi kaldırırken öpüp "seneye tekrar görüşürüz" diyen insanım düşün birisine ya da bir şeye veda etmek bana nasıl bir zulümdür?!
Şu yaşıma kadar kaç veda sığdırdım ömrüme? Kaç kişiye veda etmek zorunda kaldım? Kaç kişi veda etti bana? Kimisi sessizdi bu vedaların, kimisi ortalığı ayağa kaldırdı, kimisi zorunlu yapıldı, kimisi öylesine, kimisi şerefsizce yapıldı, kimisi asilce... Sanırım duyduğum en anlamlı veda cümlesi de buydu; "Bazen hep tekrar edip sussak da bazen de gitmek gerekir sırf geri dönebilmek için."

2014'e veda ederken bir şeyler yazmak geldi içimden ben de yazıyorum öyleyse; güldük, mutlu olduk, coştuk, çıldırdık, durulduk, sinirlendik, bağırdık, özledik, üzüldük, ağladık. Güzel şeyler öğrendik, yeni yerler keşfettik, yeni arkadaşlıklar edindik, sevginin evrenselliğini, umut etmenin verdiği vitaminsel etkiyi, gözyaşının ardından gelen bekleyişi, en önemlisi birilerine ya da bir şeylere sabretmeyi öğrendik ki bunun için en sevdiğim sözü tek geçiyorum: "Sabır kara bir dikeni yutmak, diken içini parçalayıp geçerken de hiç ses çıkarmamaktır." Şeyh Edebali nasıl güzel özetlemiş! Hırçın, öfkeli, yırtıcı ve ürkütücü şimşeklerden sonra yağan o görkemli yağmurlarda ıslandık, uysal ama rengarenk gökkuşaklarını ise kaçımız o güzel kafasını kaldırıp görebildi? Gökyüzüne bakın! Başını kaldırıp gökyüzüne baktığında, hiçbir şey bilmiyormuş gibi hissedersin ya bu huzur verir demişler bence sonuna kadar haklılar!
Gerçekleşmesi imkansız gibi görünen fakat gerçekleşen dilekler tutmayı öğrendik, bağırmadan konuşmayı, konuşurken susmayı, hatalı olduğumuz noktada özür dilemeyi, var olmanın yok olmaktan sonraki evre olduğunu ya da yok olmanın alabildiğince var olduğunu... Gün yüzüne çıkmamış kızgınlıkları Kaf Dağı'nın ardında saklamayı, özgürlüğü, sevgiyi en çok da adaleti aradık... Sadece kendimiz için değil başkaları için de dua edebilmeyi öğrendik belki.
                
Kendi adıma 2014 nasıl geçti?

Güzel şeyler buldum, güzel insanlar tanıdım. Hayatı sorguladım farklı insanlarda, farklıydı iklimleri ve kişilikleri ben onları öyle kabul ettim. Sevmediğim ama saygı duyduğum çok insan girdi hayatıma ve ben hepsinden bir şeyler öğrendim.
Mutluluğu aramayı bıraktım onun yerine mutluluğu yaratmaya karar verdim nasılsa bu insanın elindeydi ve fark etmesi için bir sihirli değneye de ihtiyacı yoktu. Daha çok kitap okudum, daha az televizyon izledim, daha çok gezdim, daha az eve kapandım, daha çok güldüm, daha az ağlamaya çalıştım(çünkü bu bazen insanın elinde olmuyor.) Daha çok paylaştım daha az kendime sakladım, daha çok bulutlara baktım, müzik dinledim, spor yaptım filan. Aşçılık kursuna yazıldım ki bu yıl içinde verdiğim en doğru kararımdı diyebilirim. Daha az nefret ettim, daha çok sevdim, anlamaya çalıştım.
İçimde çıkan isyanları nasıl bastıracağımı, başarısızlığımda benim için gereken ıslahatları, yüreğimin merkezi otoritesini korumayı öğrendim.
                        
Dahası...

Bazı kötülükleri, nefretleri, hataları, çirkinlikleri, hüzünleri, insanları, gözyaşlarını görmezden geldim. Kendimi bilmem gerektiğini anladım; nerede olduğumu, nasıl olmam gerektiğini ve neye ya da kime ihtiyacım olduğunu, yüreğimin ısınmadığı insanlardan uzak durmayı, kendi veznimi çözebilmeyi başardım. Beni sürekli olarak hayal kırıklığına uğratan insanları sevmeye devam etmemem gerektiğini en önemlisi de vazgeçebilmeyi öğrendim.

"Boş verdiklerim var benim.
Artık vazgeçtiklerim.
Olmazsa olmaz dediklerimin,
Olmayabileceğini de öğrendim.
Neyse... dediklerim var benim.
Sağlık olsun deyip geçtiklerim
Hem ben artık,
Eski ben de değilim!
Hayallerim yok benim ve
Şöyle olsa ne güzel olur! dediklerim.
Hayırlısı olsun demeyi öğrendiğim gün,
Hayallerimden vazgeçtim."
                                   
Sadece birisinin gözlerinin içine bakıp "sana güveniyorum" diyemedim. Bunu bu yıl da başarabilmeyi öğrenemedim.








24 Kasım 2014 Pazartesi

Blog 4 Yaşında!



Vay be o kadar olmuş mu?! Kendimi bildim bileli yazıyorum aslında. Çünkü tarifi belirsiz bir şekilde yazmayı seviyorum. Küçükken de böyleydim kimse bilmesin diye kilitli günlük defterime yazardım da yazardım ta ki bir gün kilidi açık unutup defteri ortalarda bırakarak evden çıkıncaya kadar! Bingo! Eve geldiğimde elinde defterim ve kocaman açtığı gözleriyle bana hesap soran anneme yakalanmıştım bile artık hiçbir şey gizli değildi "rezil oldum bir daha yazı yazamam" diye ne ağlamıştım ya! Sonra büyüdüm ve yine yazıyorum ama bu kez yazdıklarımı annem hariç tüm milyonlarla paylaşıyorum çünkü annem internette yok! Ha ara sıra blogumu açıp gösterdiğim oluyor ama her yazdığım postu okutmuyorum tabii ki!
Peki, neden yazmaya ihtiyaç duyar insan? Beynimin derinliklerinde birbiriyle dans eden düşüncelerimin arasında bunu sorguladım bu kez. Neden yazarız? Bizi yazmaya iten sebepler ne?
Yazıyorum çünkü iletişime ihtiyaç duyuyorum; bunun için ailem, dostlarım ve arkadaşlarım var ama yeterli değil. En çok dostu olan, en iyi dosta sahip olan kişi bile dünyanın en yalnız insanıdır çünkü bu insanın doğası gereği böyledir. Kimseye güvenemeyiz, kimseyi dinlemek istemeyiz ve bunu çoğunlukla vakit kaybı olarak görürüz. Sonucunda da hepimiz insan olduğumuz için o lanet olası gururumuzdan, değerli yaşamımızdan bir fırsat bulunca hemen kendimize harcayacağımız zamanımızdan bir parça da olsa vermek istemeyiz karşımızdakine. Eğer işimize yarayacak bir şey anlatmıyorsa karşımızdakini dikkate almaz, kimseyi dinlemek istemeyiz ya da dinliyormuş gibi rol yaparız yalan mı? Sonra da bu kendimizi bilmişliğimiz, egolarımız sayesinde yalnızlığımıza hapsolur sanki müebbet hapis cezasına çarptırılmış suçlular gibi sadece kaleme ve kağıda sarılırız. İçimizdekileri ilk kez ona söyleriz, kalbimizdeki boşluğu yazarak doldururuz ve bu yalnızlıkta alışık olmadığımız bir duygu hissederiz. "Mutluluk"...
Zaman zaman bu boşluğu dolduracak birileri girer hayatımıza, oraya yani kalbimize kiracı olmak isterler ama izin vermez ruhumuzun gardiyanları çünkü böyle iyi olduğumuza ikna etmişizdir bir kez kendimizi ve artık yalnızlık bizi esir almıştır avuçlarına. Olsun dedim ya biz yazarak mutlu olanlardanız.
Yazıyorum çünkü duygularımı en rahat ifade edebildiğim andır bu! Yazmasaydım çıldırırdım, yazdım yine çıldırdım ama zaman zaman aklıselime de döndüğüm oluyor.
Yazıyorum çünkü daha az acı çekiyorum ya da şöyle ifade edebilirim; acımı hafifletmek için yazıyorum.
Yazıyorum çünkü mutluluğumu paylaşmak istiyorum nasılsa paylaşıldıkça çoğalmaz mı mutluluk?
Yazıyorum çünkü söz bitmiştir artık söylenecekler yerini yazılacaklara devrederken yüreğimin hafiflediğini hissederim her kelimede.
Ve yazıyorum çünkü gelecekteki torunlarıma bir iz bırakmak istiyorum. Dahası var mı?
Blog bugün tam 4 yaşında! Yani 4 yıldır (1 yıl ara verdim bunu saymazsak) yazıyorum. Daha yazacak çok şey var elbet! Beni yalnız bırakmayan herkese çok teşekkür ediyorum. Nice senelere!

Unutmadan! Bugün 24 Kasım Öğretmenler Günü. Öncelikle Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk'ü saygıyla anmak istiyorum. Nefes alıp verdiğim sürece Atatürk'ün çizdiği yolda yürümeye devam edeceğim. Daha sonra hayattaki ilk öğretmenlerim olan ailemin, hayattan dersimi en iyi şekilde almamı sağlayan tüm insanların, hatalarımın ve tecrübelerimin de bugünü kutlu olsun. Bir çocuğun bu hayattaki en büyük şansı iyi bir öğretmen olan tüm öğretmenlerin de bu özel gününü en içten dileklerimle kutluyorum. Sevgilerden bir demet, öpücükler sağanağı, alkışlar!

 

28 Ekim 2014 Salı

224. Gün



Sıradan bir diş teli kontrolü: Artık daha az acı çekiyorum. Oldukça sabırlı ve odadan çıkarken aynaya baktığımda rahat bir gülümsemenin konmuş olduğu suratımla kendimi daha mutlu hissediyorum, bugünlük görev tamam!

+ Dişlerin beklediğimden hızlı, sağlıklı ve süper bir gelişim gösterdi.
- Peki ne zaman kurtuluyorum?
+ 3-4 ay sonra çıkarıyoruz.
- Ay acaba çıkarmasak mı daha? Çok alıştım gerçekten. (Yaklaşık 224 gündür benimle birlikte ikamet ediyorlar da!)
+ Hahaha bunu her hasta söylüyor belli bir süre sonra adaptasyon tamamlanıyor ve alışıyorsun bu kez de çıkarmak istemiyorsun.
- Son gün toplu birer selfie çeker miyiz? (Saçma mı oldu yeaaa? Neyse sormuş oldum!)
+ Olur! Dişlerini beyazlatıp bir de cilalarız oh mis gibi poz verirsin.

En çok sakız çiğnemeyi özledim. #direngülşah şunun şurasında ne kaldı?!
 

20 Ekim 2014 Pazartesi

Tanrı Sizi Affetsin!


Tanrı bizi affetsin!


Dünyanın en iyi esprisini bile yapsak mal mal bakan kadınlar için en berbat esprimize bile ayıp olmasın diye kahkaha patlatan kadınları üzdük.
Kanal değiştirirken bile maç denk gelmesine tahammülü olmayan kadınlar için gecenin köründe halı saha maçımızı izlemeye gelen kadınları üzdük.
En son okuduğu kitap Cin Ali Tatilde olan kadınlar için elinden Hegel, Sartre, Descartes kitapları düşürmeyen kadınları üzdük.
Konu eski sevgilisine gelince "Allah belasını versin pisliğin, geberir inşallah" diyen kadınlar için konu eski sevgilisine gelince "Boşver ya konuşmayalım, canı sağolsun" diyen kadınları üzdük.
Her sabah uyanır uyanmaz suratına 30 kilo boya süren kadınlar için makyajsız da güzel olan kadınları üzdük.
Aşağıya inip taksiciye para ödesene! diyen kadınlar için paraya sıkıştığımızda varını yoğunu veren kadınları üzdük.
Ayı gibi oldun diye burun kıvıran adonis manyağı kadınlar için "oy ben senin göbüşünü yerim" diye sevip göbeğimizi yastık yapan kadınları üzdük.
Tencere görse bomba diye karakola götürecek kadınlar için Papua Yeni Gine mutfağını bile bilen kadınları üzdük.
Arkamızdan iş çeviren kadınlar için arkamızdan ağlayan kadınları üzdük.
Orasının burasının fotoğrafını gönderen kadınlar için zeytinyağlı yaprak sarması gönderen kadınları üzdük.
Kullandığımız su bardağından tiksinip başka bardak arayan kadınlar için, sidikli donumuzu elinde yıkayan kadınları üzdük.
Tırnağı kırılır diye portakal soyamayan kadınlar için, hamsi temizleyen kadınları üzdük.
Gittiği partilerde twerk yapan kadınlar için, halay çekerken elini tuttuğu kişi yabancı olmasın diye imtina eden kadınları üzdük.
Karamel makiyato içmeden güne başlayamıyoruuummm! diye triplere giren kadınlar için çay içerken serçe parmağını havaya kaldıran kadınları üzdük.
Mekanda şişe açtırmayınca surat yapan kadınlar için, "Ben içmeyeyim de arabamızı kullanayım" diyen kadınları üzdük.
Whatsapp'da 7/24 online olup herkese mavi boncuk dağıtan kadınlar için Whatsapp durumunda "Hi there I'm using Whatsapp" yazan kadınları üzdük.
"Bu gecenin hatırına alıver koynuna, sana yapacaklarım var" şarkısını baştan sona bilen kadınlar için "Ben seni sevdiğimi de dünyalara bildirdim" türküsüyle duygulanan kadınları üzdük.
2 kere 2'ye 5 diyen kadınlar için "bugün sevgili oluşumuzun 712. günü" diye hesap kitap yapan kadınları üzdük.
"Gel beni al" diyen kadınlar için "orada buluşalım" diyen kadınları üzdük.
"Gelirken bir şey alayım mı?" diye sorunca bin tane şey isteyen kadınlar için "Sen gel yeter aşkım, her şey var" diyen kadınları üzdük.
"Paran yoksa ben de yokum" diyen kadınlar için "sen yoksan ben de yokum" diyen kadınları üzdük.
Tanışma anındaki 3. sorusu "araban var mı?" olan kadınlar için, akbil/KentKart kullanmaktan gocunmayan kadınları üzdük
İlişkinin birinci ayında tektaş bekleyen kadınlar için ilişkinin 10. ayında aldığı çiçekle dünya mutlusu olan kadınları üzdük.

Ömür Özdemir

Ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Teşekkürler!


 

18 Ekim 2014 Cumartesi

İncir Reçeli 2


Başrollerini Halil Sezai, Şafak Pekdemir ve Sinan Çalışkanoğlu'nun paylaştığı, yazar ve yönetmen koltuğunda Aytaç Ağırlar'ın oturduğu İncir Reçeli 2 filmi dün vizyona girdi. Filmin İzmir Galası, BKM Ege Bölge Temsilciliği Devajans Bütünleşik Pazarlama İletişimi Organizasyonu ile 18 Ekim Cumartesi saat 15:00'de İzmir Optimum Outlet'te gerçekleşecek. Başrol oyuncuları ve yönetmenin katılacağı söyleşinin ardından sanatçılar, filmi hayranları ile birlikte Cinemaximum salonlarında izleyecek. (Ne yani bütün yaz fragmanlarını izleyip bekledim ama gala için 1 gün daha bekleyemedim öyle mi? Evet, ne gerek var?!)

Filmin Konusu

2011 yılında vizyona giren ilk İncir Reçeli filmi seyirciden yoğun ilgi görmüş, özellikle başroldeki müzisyen ve oyuncu Halil Sezai Paracıkoğlu'nun hayran kitlesinin daha da büyümesini sağlamıştı. İçine kapanık Metin ve hayata cıvıl cıvıl bakan Duygu'nun hüzünlü aşk hikayesini konu alan ilk filmden üç yıl sonra gelen ikinci yapımda yine Halil Sezai başrolde oynuyor. Metin'i bu sefer Duygu ile yaşadığı aşkın ardından gelen yoğun yalnızlık dönemi içinde izliyoruz.
Metin, sevdiği kadını kaybettikten sonra uzun bir yas dönemine girer. Artık barlarda şarkı söylemekte olan Metin'in yolu beklenmedik bir anda Gizem'le kesişir. İkisi de geçmişinde benzer şeyler yaşamış bu iki insan arasında yeni bir serüven başlar.

Peki, bünyede hayal kırıklığı yarattı mı?
Açıkçası ilk film kadar büyük bir etki bırakmadı bende ancak bazı sahnelerde gözlerim doldu bunu itiraf ediyorum.
Devam filmlerini seven bir insan olsam da bazen, bazı filmleri zirvede bırakmanın daha doğru olacağına inanıyorum. İncir Reçeli'ni izledik, bitti! 2 nedir abi?! Neticede izleyici kimi zaman filmdeki ana karakteri o kadar benimsiyor ki onun tekrar başkasına aşık olup acılar çekmesini istemediği gibi bu durumu samimi de bulmuyor. (Ölenle ölünmez deyip ilk filmin acısını çıkartırcasına herifi başkasının kollarına atıp seviştirecekseniz hiç izlemeyelim, gidiyoruz durumları oluşabiliyor kafalarda.)
Ne yazacaktım ya unuttum heh tamam! Bazı replikler yeniden dillere pelesenk olma yolunda hızla ilerliyor işte onlardan bazıları;
"Herkesin bir hikayesi vardır. Kimi kağıda kazır hikayesini, kimi etine... Kağıt yanınca, et gömülünce biter hikaye"...
"Siz en sevdiğiniz şarkıdan atladınız mı hiç? Ben atladım. Yere düşmesi bir ömür sürüyor."
"Yolu uzun süre aşka düşmemiş bir adama denk gelirse yüreğiniz çalkalayın! Zira dibine çökmüş olabilir seven yanları... En azından denemedim demezsiniz! Ben denedim"...
"Biri olmak lazım, en azından biri için"...
"En çok arkadaşlar acıtır... Daha fazla kanamasın diye, ellerini yaraya her bastıklarında acıtırlar"...
"Her şey çok güzel olacak demiştin, önünde uzun bir yol var demiştin. Bırak yol almayı sağ ayağımın sol ayağıma güveni kalmadı be aşkım." (Bu sözü ben mi söyledim acaba?)
 "Geçiyor mu içince? Geçmiyor, acıyı alıyor... Bir nevi anestezi."
"Sana bir sır vereyim mi adam? Ölüler aldatılmaz."

Bu da benden sana bir replik; Hiç kimseyi ağlamaktan tuvalete gidip kusacak kadar çok sevmeyin sonra içiniz çok acıyor. (Hem mecaz hem gerçek anlamda) Nereden mi aklıma geldi? Film başlarken ilk sahnede kız bir barın tuvaletinde midesi çıkana kadar kusuyordu ve bu benzer sahne tahmin ediyorum ki hepimizin hayatında en az bir kez yaşanmıştır/yaşanacaktır.

-Gülşah ağlıyor musun yoksa?
+Yok be! Gözüme Halil Sezai şarkısı kaçtı!

11 Ekim 2014 Cumartesi

Kurban


İzmir Devlet Tiyatrosu, yeni sanat sezonunu 8 Ekim Çarşamba günü "Kurban" adlı oyunla açtı. (Ben bugün gidebildim.) Güngör Dilmen'in yazdığı, Tayfun Erarslan'ın yönettiği oyunda, Anadolu'daki erkek egemen toplumların baskısı altında ezilen kadın figürü olan Zehra'nın töreye ve geleneklere direnişi konu ediliyor. Kaynak: http://www.devtiyatro.gov.tr/programlar-sehirler-izmir-detay-kurban4.html Eskiden günümüze kadar süregelen ve tam bir özgürlüğe varmayan noktayı yani kadının suskunluğunu, özgürlüğünün kısıtlanmasını, konuşma hakkının elinden alınmasını, hanesine yapılan haksızlığı oldukça net bir şekilde ve yaklaşık 1,5 saatte anlattılar. Hiç sıkılmadım üstelik zamanın nasıl geçtiğini farkına bile varmadım.
Bir kadın ve eşi, Anadolu topraklarında sık yaşanan kuma olayı ve değiştirilemeyen bir kader... Bu defa gelin için kurban edilen bir koç değil, kadın ve çocukları oldu.
Konusundan, oyuncularına, giysilerinden, makyajına, dekorundan, müziklerine kadar her şey mükemmeldi. Özetle; finalde oyuncuları 10 dakika boyunca ayakta ve kesintisiz bir şekilde alkışladık. Sırf bunun için bile tiyatro oyuncusu olmak isterdim yahu! Seçim yine sana kalmış ama ben tavsiye ediyorum ilk fırsatta git ve izle!
Şunu da yazmadan geçemeyeceğim, tiyatroya geldiğinin bilincinde olmayan bir kaç ergen dışında nezih izleyiciler arasında yer aldığıma sevindim. "Sevindim" diyorum çünkü hâlâ sinema, tiyatro gibi yerlerde nasıl bir izleyici olmamız gerektiğini bilmiyoruz. Mesela; tüm uyarılara rağmen kapanmayan ya da sessize alınmayan telefonlar, gürültülü konuşmalar, içeriye yasak olmasına rağmen sokulan her şey diyebilirim.
Bu güzel oyun için emeği geçen herkesi tebrik ediyor ve herkese ayrı ayrı teşekkürlerimi sunuyorum.

Not: Yeni PC(HP Notebook) ile ilk resimli post! Haydi bakalım, hayırlısı olsun.





6 Ekim 2014 Pazartesi

Bir İsteğim Olacak!


Selam! Geçtiğimiz günlerde Twitter sayesinde tesadüfen haberim olan bir projeden bahsetmek istiyorum. "Yeni oluşturacağımız kütüphanemiz için desteklerinizi bekliyoruz." Peki, nedir bu projenin amacı? Hemen dilovasisafakder@gmail.com adresine bir mail gönderdim tabii ki!

Kocaeli'nin Dilovası İlçesi gelir seviyesi düşük öğrencilerin ve eğitim seviyesi olarak Kocaeli'de olmasına rağmen düşük seviyede olan bir ilçede öğretmen arkadaşlarımızla beraber böyle bir proje başlattık.
Ülkemizin dezavantajlı bölgesinde olan bu öğrencilerimize sosyal sorumluluktan ziyade "zorunluluk" olarak öncelikle kütüphane kurmayı hedefledik. Aslında ihtiyaç çok ama kitap toplama aşamasındayız. Genellikle Çocuk ve Gençlik Edebiyat Türleri, roman, Dünya Klasikleri, Tarih-Araştırma vb kitaplar öncelikli eksiklerimiz ama dilediğiniz benzer kitapları da gönderebilirsiniz.

İletişim ve Adres Bilgilerimiz:


Mürsel ACAR adına
Dilovası Şafak Eğitim Ve Kültür Derneği
Mimar Sinan Mah. Bağdat Cd. No: 33
Dilovası/Kocaeli
(Bim Market Üstü)
Tel: 05346184647

Tekrar teşekkürler ve Saygılar... Diye bitiyordu mail.

Ben ki kitaplarım kıymetlidir birisine ödünç vermeye bile kıyamam ama şu maili gördükten sonra işler değişti. Kollarımı sıvadım ve çocuklarımızın ihtiyacına yönelik kitaplarımı şöyle bir listeledim, bayramdan sonra da kısmetse kargoyla yolluyorum çünkü onları mutlu görmek, beni de mutlu edecek buna inanıyorum. Haydi sıra sende! Pamuk eller kitap bağışına lütfen, Bir Kitap da Senden! Unutmadan, https://twitter.com/DilovasiSafak adresini bir kaç dakikanızı ayırıp incelemenizi tavsiye ediyorum zira kitap kurtlarının baya ilgisini çekecek paylaşımları olduğunu gördüm. Ayrıca bu projeyle ilgili kafanıza takılan her şey için size özelden anında cevap veriyorlar. (Yoğunluk varsa biraz geç de cevap alabilirsiniz sonra bana höykürmeyin!)
İyi bayramlar dilerim.
 

21 Eylül 2014 Pazar

Nerelerdeydim?


Olur öyle bazen, içinden hiçbir şey yapmak gelmez. Kafanı yastığa, yorgana gömüp etrafta olup biteni sessizce izlersin.
Bir (1) yıldır yazmak için delirsem de yazmadım peki, nerelerdeydim? Ne oldu bana?
Öyle uzun uzun anlatmak istemiyorum;

Biraz depresif çokça keyifsiz
Biraz ağlak çokça muğlak
Biraz yorgun çokça kırgın
Biraz soğuk çokça siyah
Biraz suskun çokça dalgın zamanlarım oldu.

Dahası;

Okumadığım kitaplar
Yazmadığım bir blog
Sürekli ertelediğim işler
Dinlemediğim şarkılar
Tamamlanması gereken yarım kalmışlar
Sustuklarım
Konuştuklarım
Şaşırdıklarım
Alıştıklarım
Gizlediklerim
İtiraf ettiklerim
Korktuklarım
Cesaret ettiklerim
İstediklerim
Vazgeçtiklerim
Haklı olduğuma üzüldüklerim
Haksız olsam da sevindiklerim
Savaştıklarım
Barıştıklarım
Kaybettiklerim
Kazandıklarım
Bıktıklarım
Zevk aldıklarım
Yenilerim
Eskilerim
Verdiğim sözler
Tuttuklarım
Tutamadıklarım
Küçük mutluluklarım
Kocaman acılarım
Yanlışlarım
Doğrularım
Samimi olduklarım
Uzak durduklarım
Sahte yüzler
Gerçek gözler
Hepsi
Hiçbiri... Anla işte "her nerede değilsem orada iyi olacakmışım gibi gelir."



6 Eylül 2014 Cumartesi

Deneme... Ses 1, 2, 3 Yayında mıyız?


Bir kadın seni seviyorsa sana aittir. Mutlaka bir fotoğrafın vardır bir yerinde odasının.
Onu kaldırtma!
Bir kadın seni seviyorsa uyumadan önce duâ ediyordur senin adınla başlayan duâlar ve biten senin adınla...
Onu susturma!
Bir kadın seni seviyorsa sana zarar veremez yalnız şunu bil genç adam; kadınlar vazgeçtikleri adamlara da acımayı beceremez bu da kalsın aklında...
Bir kadın seni seviyorsa koklayarak öper,
Seni seven bir kadın sevdiği kadar sarılabilirse kemiklerin kırılır.
Ve bir kadın seni seviyorsa sen ne kadar güçlüysen o kadar güçlü hisseder kendini.
Onu yanıltma!
İlk darbede yere çakılma!
İlk imtihanda sınıfta kalma!
Ve asla,
Ama asla!
Araya umutsuzluğu sokma,
Orasıdır kadının şah damarı, umudu...
Kesildiği an, vazgeçer kadın
Sevmekten,
Beklemekten,
Özlemekten.
Hatta duâ etmekten...
Can havliyle kaçar.
Yakalayamazsın.
Artık o kadını üstüne alınamazsın!
Sahip çıkamadığın kadına hesap da soramazsın.
Kadınları bomba gibi düşün genç adam
Yanlış kabloyu kesersen onunla birlikte sen de patlarsın.
Bak oğlum!
Bu hayatta her şeyi alırsın yalnız seni seven kadının yoktur fiyatı.
Seni her şeye rağmen sevebilen kadını satın alamazsın,
Cüzdanın kilo kaybettikçe, sevgileri eksilen sevgililerin olur en fazla...
Falan filan sonra,
Bilirsin ya,
Sen sen ol o kadını satma!
Bir kadın seni seviyorsa kavga eder.
Hem birazdan boğazına yapışacak sanırsın, hem görürsün gözlerindeki korkuyu.
Kadınlar susmaz genç adam,
Susmuş kadın gitmiş kadındır.
Susmuş bir kadın için
Bitmiş bir adamsındır.
Bu kadınların değişmez hatta değiştirilmesi teklif bile edilemez olan maddelerinden biridir.
Kadın olmanın kuralıdır.
Bir şey daha vardır ki,
Kuştur kadın,
Ve bir gökyüzü vardır her kadının
Öyle bir havan olmalı ki adamım,
Senden göçmediği için, onu dondurmamalısın.
Bunu bir zamanlar seni gökyüzü ilan etmiş kadının, başka bir gökyüzünde kahkaha atışını duyunca anlarsın...

*Bu yazı son bir kaç gündür internette dolaşıyordu. Açıkçası başta okumaya üşendim, görmezden geldim diyebilirim. Bugün tekrar bir kaç arkadaşımın Facebook'da paylaştığını görünce merak edip okumaya karar verdim. Sonrası mı? "Ben bu yazıyı bloguma taşırım aga" diyerek başladım yazmaya. Yazanın ellerine sağlık! Ne demişler; "yazana değil yazdırtana bak!" Yoksa o söz öyle değil miydi? Neyse!
Bu arada blogtaki sorun düzelmediğinden bir süre daha fotoğrafsız takılacağım idare et artık! Hem önemli olan yazıların içeriği değil mi zaten?! Bir şey daha blogumu çok özlemişim yav!
Peki, ben yaklaşık 1(bir) yıldır nasılım, neler yapıyorum? Onu da anlatırım elbet! Şimdilik nasıl hissettiğime gelince uzun zamandır sesi soluğu çıkmayan sanatçının sahnesine geri dönüşündeki halet-i ruhiye işte. Deneme... Ses 1, 2, 3 Yayında mıyız?