25 Aralık 2011 Pazar

Biri GÜVENMEK Mi Dedi?






                   "Ağzından bal damlayan arının bile kıçında iğne var. Ne güveni?" (C. Bukowski)

24 Aralık 2011 Cumartesi

Denemezsen Hayatı Bilemezsin Lezzetini!






Nutymax reklamını izlediysen sloganını hatırlarsın. "Denemezsen hayatı bilemezsin lezzetini!"

Hayat sanki bir deniz sen de onun üzerinde ilerlemeye çalışan bir gemide almış başını gidiyorsun. Çocuklukta deniz çok dalgalı, hırçın sen ise ufak bir salın üzerinde çırpınarak istediği yere ulaşmaya çalışan yolcu... Hızlı hızlı yol almak istiyorsun. Zaman geçtikçe teknen de büyüyor sen de... Bu kez senin hızlı gitme isteğin azalıyor, yavaş yavaş tadını çıkararak yol almak istiyorsun. Ve bu noktada bir değişim başlıyor.
Kişinin her yönden gelişiminde belli bir yaşa kadar anne-baba ve öğretmenler birincil etkenken, ergenlik çağından sonra bu etkenler kendi istek ve çabasına göre değişiyor. Öyle ya, 18 yaşına kadar ailen hayatının merkezindeki varlıklarındır. Eğer temeli sağlam bir aileden geliyorsan da ne mutlu sana...(Ben kendimi bu konuda oldukça şanslı hissediyorum)
Üniversite zamanında odağındaki varlıklar arkadaşların ve sosyal çevrendir. O çevredekilerle gülüp onlarla ağlıyorsun.
Üniversite sonrası zamanında sudan çıkmış balık misali neye uğradığını şaşıran bir tip... Biraz serserilik yapayımlar biraz adam olmaya çalışmalar, bir baltaya sap olabilme çabaları, kariyer mariyer bi ton baş ağrısı odak noktan oluveriyor.
Bak! merkezindekiler zaman içinde nasıl da değişti. Hepimizin hayatında böyle olmuyor mu? Herkes, her şey değişiyor. Dünya bile değişiyor.
Biri evleniyor diğeri boşanıyor, beriki iş değiştiriyor öteki okul kazanıp yaşadığı şehirden uzaklaşıyor, bir başkası çocuk sahibi oluyor; dün giydiğini bugün beğenmiyorsun, geçen yıl dost sanıp omzunda ağladığın insanla bu yıl düşman olabiliyorsun, geçmişte yanlış yaptığın bir şeyi bugün doğru kabul edebiliyorsun gibi...
Peki, değişim bu denli hızlı ve çeşitliyken sen neler yapıyorsun? Neler değişiyor hayatında? Ne? Yoksa sende mi yerinde sayıp değişime ayak uydurmak istemeyenlerdensin? Elindekine razı olup hayırlısı neyse o olsun'culuk mu oynuyorsun?
Stabilsin, değişimden nefret ediyorsun belki de... Dengeli, sağlam ve değişmez kalmak istiyorsun. Üstelik hem garanticisin, risk almaktan korkuyorsun hem de etrafındakiler değişmiyor diye sürekli bıdı bıdı şikayet ediyorsun. Ne ayaksın?
İşe kendini değiştirerek başlamaya ne dersin? Haydi kalk şimdi silkelen ve kendine gel! Hazır yeni yıla girerken kendin için yepyeni bir sayfa aç ama önce,
Yeni bir başlangıç için; zihnini kemiren, sürekli meşgul eden, seni sınırlayan, korkutan düşüncelerden kurtul! Çünkü yaşadığın hayat, kurduğun ilişkiler, maddi durumun, kendine güvenin ya da güvensizliğin hep senin hakkındaki düşüncelerinin, inançlarının yansıması. Kırk kere söylersen... Fıkra gibi gerçekler bunlar bir şeyi kırk kere söylediğinde ya da yaptığında o artık senin vazgeçemeyeceğin bir alışkanlığın haline geldi bile.

Hep kaçırdığın fırsatlara, yaptığın hatalara ve gülmeyen kadere odaklanırsan hayat boyu tekrar eder durursun bunları. Yeni bir başlangıç için küçük güzellikleri fark ederek yaşamaya çalış. (Tamam yeaaa bi daha makus kaderim hakkında konuşmam) :)

Duygularını okumayı bil! (Hepsini yaptım ama bunu anlamadım hocam?)
Yani içinden geleni yap. Çok seviyorsan bunu karşındakine söylemekten çekinme, canın sarılmak istediyse sar sarmala. ( Heee tamam yaaa şimdi anladım niye anlamadığımı ben bu konuda kabiliyet eksikliği yaşıyorum da ondan. (Annem zaten hep "Sen sevgini belli edemiyorsun kızım neden bu kadar soğuk davranıyorsun der". Parantezi kapat artık) :)
Sevdiklerin hayattayken onlara verdiğin değeri ve sevgiyi belli et.

İdeallerini es geçme!
Yeni bir başlangıç için yeni bir ideal edinmek mantıklı ama seni harekete geçirecek olan esas unutulan, zaman aşımına uğrayan, terk edilen(yazık be!) ideallerin. Onları bul ve saklı oldukları kutularından çıkar.

Düne takılma! (Hı hı ben zaten hep ileri marşşş halindeyim)
"Halen dünden söz ediyorsanız bugün pek bir şeyler yapmamışsınız demektir." (If you're still talking about what you did yesterday, you haven't done much today) Fiyakalı oldu böyle ha ha ha :)
Geçmişin seni esir almasına izin verme, bugününe odaklan ki bu sayede yarınını dünden farklı kılabilesin dii mi ama?!

Gençken cesursun, ataksın. Hayallerin uçsuz bucaksızdır onlara koşup durmak yormaz seni. Koşullar ne olursa olsun denemeyi göze almak istersin. Sonunda mutlu da olsan, pişman da olsan bir an bile vazgeçmezsin kendi yolundan. Oh be! Denedim içimde kalmadı ulen dersin :) Yaşlılıkta buna fırsat bulamayabilirsin çünkü.
Daha önceki yazılarımda da bahsetmiştim denemeyi göze alma cesareti diye bişi var. Nee deli cesareti mi? Yok efenim öyle demedim ama aynı kapıya çıkıyor sanırım! Kendine inanan, gözlerini merakla açtıkça en uzağa gitmek için korkmayan ve bu yolun sonunda ne olacağını düşünmeden bu kararı alabilen insanları yürekten tebrik ediyorum. Cidden öyle. Belki şartların değişmesi gerektiğini düşündüğünden belki değişime ayak uydurmak istediğinden belki zorunlu olduğundan ya da sırf canı istediğinden...
Kolay olmaz hiç bir değişim hatta sancılıdır. Seni yıldırmaya çalışanlar, yolundan çevirmek için elinden geleni yapanlar, moralini alt üst edip yaptığının çok yanlış olduğunu savunanlar(onlar hep en doğruyu bilenler ya!) olacaktır. Sen onlara kulaklarını tıka, sırtını dön ve yolunda ilerle. Çok geç olmadan!

"Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir" diyen Herakleitos Baba evrende hiç bir nesne, nesnelerin hiç bir özelliği yoktur ki değişmeden aynı kalsın. Her şey, bir başka şeyin yıkımı, ölümü sayesinde varlığa gelmekte ve daha sonra yok olup gitmekte der.
Yine Herakleitos Baba "Aynı nehirde iki kere yıkanılmaz" demiş ki ben bu söze her zaman şapka çıkarıyorum. Nehrin bile aynı kalmasını beklemezken sen nasıl aynı kalabilirsin?

Denemezsen hayatı nasıl bileceksin lezzetini?! Deneme yanılmada deneme yamulmada olsa denemekten korkma! "İnsan denemediği her şey de %100 başarısız olur."

Bi de bu var: "Şans bukalemun gibidir biraz zaman tanı mutlaka değişecektir".



19 Aralık 2011 Pazartesi

Yine Bir Yıl, Yeni Bir Yıl



Adettendir 1 yıl devrilirken gelecek yılla ilgili güzel şeyler dilemek, yazmak filan. Halbuki "yinE" ve "yEni" kelimelerindeki harflerin yer değişimi gibi bir yıl gider bir yıl gelir. 2011 yerini 2012'ye devretmek üzere...
Koskoca bir seneyi geride bırakmaya hazırlandığımız şu günlerde ben oturmuş tüm yılın muhasebesini yapmayacağım ya da gelecek mukadderatla eş değerken öyle fosforlu, lolipoplu cümlelerde kuramayacağım. Zaten canım bunu yapmak istemiyor. Bir film repliği gibi her yıl aynı sözleri sarf edip duruyoruz.
Ben, yılbaşıyla ilgili şimdiye kadar duyduğum en güzel öğütten bahsetmek istiyorum. "Yeni yılda beklentilerinizi küçültün, daha mutlu olursunuz!" Buyrun burdan yazın!
Yeni yılda yine hayatınızı değiştirme kararı aldınız öyle değil mi? Şu işi değiştireceksiniz, sigarayı bırakacaksınız, alkolü azaltacaksınız, arabanızı/evinizi değiştireceksiniz, spora kesinlikle başlayacaksınız... Ha ha ha! Acı ama gerçek olan şu ki bunlar yine yalan olacak!
Neyse, benim üzerinde durmak istediğim şu: "Yeni yılda beklentilerinizi küçültün, daha mutlu olursunuz!" Evvet, İşte Budur! Peki ama nasıl? Nereden başlamalıyız?
Yeni yılda daha çok gülün! Gün içinde şakalaşın birbirinizle, sinemadaki en komik filme bilet alın, çok sevdiğiniz bir stand-up gösterisine gidin, komik bulduğunuz ve izlerken sizi çok sık gülümseten keyif verici dizileri izlemeyi tercih edin. Kahkaha atın!
Yapılan araştırmalarda; somurtan insanların daima tebessüm eden insanlara nispeten yüzlerinin daha erken ve fazla kırıştığını, somurttuğumuzda 18, gülümsediğimizde ise sadece 3 kasımızı kullandığımızı, gülümsemek için 14 kalori, kaşları çatmak için 72 kalori gerektiğini,
Hareket ve yüz ifadelerimizin kullandığımız sözcüklerden 8 kat daha güçlü olduğunu,
Japonya'da gülümseme okulu olduğunu,
Güler yüzlü çalışanların iş hayatlarındaki veriminin daha yüksek olduğunu,
Yine, güler yüzlü insanların daha çok akılda kalıp hatırlandıklarını,
Kadınların erkeklerden yüzde yüz yirmi altı oranında daha fazla güldüğünü :)
Veee tebessümün bulaşıcı olduğunu
Biliyor muydunuz acaba?

Valla ben öyle asık suratlı, somurtkan tipleri hiç mi hiç sevmiyorum, zorunlu olmadıkça da konuşmuyorum onlarla. Ne halleri varsa görsünler çünkü bu tarz insanların enerjimi düşürdüğüne inanıyorum. Beni sinir etmek istemiyorsanız DOĞAL olarak Gülümseyin! :) (Yapmacık, yüzde emanet gibi duran o çirkin gülümsemeleri şıp diye anlıyorum ona göre)

Nerde kalmıştık? Heh! Bitter çikolatanın kalbe çok yararlı olduğunu duydum. Yiyin gari :) Ama öyle miktarını çok abartmadan tabii.

Sürekli endişe ve üzüntü hayatımızdan on altı yıl alıyormuş. Daha umursamaz olun!
Sakin olun sakin! Kavga dövüş, ne bileyim durduk yerde birilerine çemkirerek yaşamayın. Sürekli kızgın ya da öfkeli olmaktan uzak tutun kendinizi.

Her sabah kahvaltı yapma alışkanlığı edinin. Kahvaltı gün içindeki en önemli öğün. Uyandıktan en geç bir buçuk saat içinde kahvaltı yapmaya çalışın.

Sevdiğiniz şeyleri yapmaya gayret edin. Kendinize ve sevdiklerinize küçük, tatlı sürprizler yapın.
"Müzik ruhun gıdasıdır." Hakkatten öyle... Sevdiğiniz ve size iyi geldiğini düşündüğünüz müzikleri dinleyin. E  Sezen Aksu bile demiyor mu şarkısında; "O zaman hemen git radyoyu aç bi şarkı tut"...

Aşık olun! Aşık olmak hele ki karşılıklı sevmek, sevilmek güzel şey. (Benim gibi yalnızlar için çok can sıkıcı bir öğüt olarak algılandı bu şimdi eyvah! Olamıyorsanız da hiç üzülmeyin piyasadaki anti depresanlardan alıp alıp dışarı çıktığınızda ilk gördüğünüz kişiye aşık oluyormuşsunuz diye duydum. Şaka şaka bunu sakın evde denemeyin :)

Deniz tutkunuz varsa mutlaka dalış yapın! Ben ısrarla tavsiye ediyorum. Denizin dibini keşfe çıkmak inanılmaz bir duygu.

Gönüllü proje ya da çalışmalarda bulunun.( Ben sosyal sorumluluk projelerine katılmayı çok seviyorum mesela)

Adrenalin önemli. Artık paraşüt mü olur, bungee jumping mi, rafting mi, kaya tırmanışı mı yoksa hız treni mi olur ona kendiniz karar verin.

Doğayla baş başa kalın. Çadırınızı, tulumunuzu kapıp doğanın kucağına bırakın kendinizi.

Paylaşın! Elinizdeki çoksa az olanla paylaşmayı öğrenin. (Hayat paylaşınca güzel la la la laaaaaaaaaaaa) :)

Güneşin doğuşunu, batışını ya da tutulmaları izleyin. Kendinizi bu muazzam doğa olaylarını seyrederken bulmak iyi gelecektir.
Hımmm... Yağmurda güzel ama ben gök gürültüsünden çok korkuyorum o sebeple gök gürültüsüz sağanak yağış altında şemsiyesiz kalmamızı dilerim :)

Hayal kurun! Ancaaaaaaaaak ayaklar yere bassın! ( Biliyorum hayalde sınır yok ama uçsuz bucaksız rüyalara dalmak da sizi yorabilir)

Hayatınızda bir kez- belki de bu yıl- Gökyüzünde süzülme deneyimi yaşayın! Kuş olup uçun demiyorum elbet ama uçakla seyehat edin, balona binin...

Saçınızı, dolabınızı hatta yaşam tarzınızı değiştirin!

Daha önceden hiç görmediğiniz bir yere gitmek için bu yıl tam zamanı... Daha fazla ertelemeyin bu isteğinizi ve bunun gibi ertelediğiniz her ne varsa... Hayat beklemez!

Sizi üzen, kıran ya da acıtan olayları/kişileri yok edin! ( Kolay olmasa da bunu yapabildiğinizde üzerinizden ne kadar büyük bir yükün kalktığını hissedeceksiniz)
Sil baştan yaşayın hayatınızı ne çıkar!

Ve
Hayatı, yaşadığınız her anın değerini bilerek yaşayın. Şükredin!



Bir yıl daha eksilirken ömrümüzden 2012'ye sayılı günler kala bu yılda yapamadıklarınıza değil, yapabileceklerinize odaklanın.
 


"Yeni yılda beklentilerinizi küçültün, daha mutlu olursunuz."

İyi Seneler Herkese

* Bu yıl değişiklik olsun istedik yılbaşında dostlarla bir arada olma kararı aldık dışardayız, geçerken uğrayın ha bekliyoruz :)


15 Aralık 2011 Perşembe

Burçların Anarşisti İKİZLER



  Hu huuu! Merhabalar efenim ben burcumu söylediğimde ağız burun kıvıran, yüzünü ekşitip arkasına bile bakmadan kaçacağınız ikizler kızıyım. Atsan atılmaz satsan satılmaz ama yine de insanın burcu işte seviyorsun arkadaş!
Bu burçta doğmuş olan birinin karşısında çift gördüğünüzü sanıp gözlüğünüzü değiştirmeye kaçmayın! Burç isminden de anlaşılacağı gibi ikizleri temsil etmekte doğal olarakta bu burçta doğan insanın çift yönlü kişiliği olduğunu bilmeniz gerek. Bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp tabii ama hiiç üzülmeyin ben size burcun tüm inceliklerini teker teker öğreteceğim bilumum zevk için haha :)
İçimde bir yanı pamuk prenses diğer yanı süpürgesi eksik bir cadı taşıyorum. Gerçekten de bu böyle, prenses olan tarafım; kararsızlığı, plansızlığı en tipik özelliklerindendir ki "bir son dakka insanı olarak" bana plan program yaptırmaya çalışan zihniyete şaşarım ve bir o kadar da kızarım. İnce düşünen, detay atlamayan, kendini sevdirmek istediği insanın hemen dikktini çeken fıkır fıkır kımıl kımıl bir insanım. En "burnu kaf dağında" tiplerle bile anlaşabilir, İngilizce, İtalyanca ve Almanca konuşabilirim.
Tüm bunlara karşılık mütevazi davranmayı sever, sempatik tavırlarımla anında fark edilebilirim. Şen kahkahalarım öteki yarım küreden duyulabilecek kadar içten ve canlıdır. Resmen sosyal bir kelebek ve sevgi pıtırcığıyım.
Aynı anda yapabileceğim iş sayısının limiti yok, hızlı konuşup hızlı dinlemeyi ve hızlı karar almayı severim. Biz ikizleri bir yere, bir düşünceye bağlamak, onunla zeka ya da laf yarışına girmek çok büyük hatadır. Bunu deneme bile derim.
Şimşek gibi hızlı zekası, keskin bir hiciv yeteneği ile karşısındakini hipnotize edebilir.
Herkes mutlu olsun, gülsün, eğlensin ister. Ailesi, arkadaşları en vazgeçilmezleridir. Ola ki onlar hakkında arkasından konuşulduğunu duysun anında pençelerini çıkarır, savunmaya geçer.
Anlayışlıdır, akıllı ve yaşından olgun karakteriyle her daim takdir toplar. Esnektir, her ortama, herkese kolay adapte olabilir. "Asla" ya da "Keşke" gibi kelimeler sözlüğünde bulunmaz.
En ufak dikkatsizliğinde özür dilemeyi bilir ama küçücük bir sorun karşısında pireyi deve de yapabilir.
Hiç anlamadığı hatta sıkıntıdan patlamak üzere olduğu bir ortamda bile bu durumu çaktırmaz, bozuntuya vermez. Durumu idare edebilme potansiyeli oldukça yüksektir.
Onu bir anda entel davetlerde takılırken bulabileceğin gibi bir anda mahallenin en salaş balıkçısında balık-ekmek yerken de görebilirsin.
Küfür sevmez ve kullanmaz, titiz yanları fazla, mükemmeliyetçiliğe düşkündür.
Sağlığa, spora ve yemeğe oldukça önem verir. Evi, düzenli ve temiz olmalıdır.
Klasik müzik, jazz sever ama içinin derinliklerinde bir yerde arabesk havası da saklı durur ve onu ortaya çıkaracağı zamanı iyi bilir.
Çok yönlüdür, Sezgilerine güvenir ve genelde hep haklı çıkar. Maddiyata pek önem vermez, anı yaşamak hayat felsefesidir. Şu üç günlük dünyada neyin hesabını yapıyoruz diye düşünür geçer.
Heyecanlı, hiperaktif yapısıyla ona ayak uydurmakta epey zorlanabilirsin.
Rutin giden hayatı, katlanılmaz derecede monoton düzeni varsa kendini kafese kapatılmış ve kanatları kesilmiş zavallı bir kuş gibi hisseder.
Eğer gerçekten aşık olmayı başarabilmişse sizi şaşırtabilir çünkü ondan hiç beklemediğiniz tutum ve davranışlar içine girebilir. Bu saatten sonra da göze alamayacağı hiçbir şey yoktur.
Her şeye rağmen çok iyi dost ve sırdaştır. Bir kez tanıdığınızda ondan vazgeçmeniz oldukça zordur (İddia etmiyorum, bizzat söylüyorlar) :)
Gelelim öteki süpürgesi eksik cadı yanıma bu yanımda evlere şenlik!Karşısındaki kadının, adamın dedikodusunu yapmaktan zevk duyar. Çok sevdiği arkadaşının başka arkadaşlarıyla bir kez anlaşamadıysa bir daha hiç anlaşamaz ve sırf arkadaşının hatırı için de bu duruma katlanmaz.
Birini sevmediyse sevmiş gibi görünemez, istemediği kimseye tahammülü yoktur. Masada sırf hatır gönül için istemediği kişilerle 2 dakka bile oturmaz ya kalkıp gider ya da çeşitli imalarla masadaki istenmeyen su bardağı tadındaki insanı kaçırtır.
"Aşkından geberdiği adama en ciddi tavrını takınarak göt müsün?" diye sorar.
En ciddi yerde en olmayacak saçmalıkları yapabilir. Etrafın şaşkın bakışlarına hiç aldırmaz.
Şarkı söylemeye bayıldığı gibi o karga sesiyle etrafındakileri de bayıltabilir !
Ayarı yoktur. Sokakta bir dolu insan varken bağıra bağıra konuşur, kahkahalarla gülebildiği gibi canı sıkkınsa ve içinden ağlamak geliyorsa ulu orta ağlayadabilir.
Kendisiyle her daim barışıktır. Eleştiriye ve eleştirmeye açıktır. Tesadüfen karşısına çıkan insanlarla sanki kırk yıldır tanışıyormuş gibi muhabbet edebilir.
Anlayışsız ve kabadır. Eğilmez, bükülmez, bir şans vermez, söz dinlemez, kimseyi umursamaz, sallamaz, inatçıdır. Açık sözlüdür söyleyeceği ne varsa dan dun diye söyler, acımaz , üzülmez, pişman olmaz.
Sevdiklerine kırıcı laflar söyleyebilir. Taparcasına sevdiği ailesini bile tersleyip, resti çekebilir. Tanıdığı insanlara eğer o an canı istememişse selam vermez.
Evi toplamaktan çok dağıtmayı sever. Üşengeçtir. Kıçını toplamak için bir yardımcıya ihtiyaç duysada kendi işini kendi yapmayı tercih eder. Patavatsızdır. Bazen ileri geri konuşup senin canını sıkabilir.
Kurallara uymayı sevmez aksine kuralları yıkar geçer, rahatına düşkündür. Mesela işten kovulacağını ya da okuldan atılacağını da bilse buralara istediği kılıkta gelebilir, istediğini yapabilir. Risk almayı sever.
Aşk mı o da ne? Ben anlamam aşktan yürekten bunları boşver ne haber seksten? :)
Lükse düşkündür. Parayı sever, maddiyata önem verir.
Dengeli dengesiz tarafları en olmayacak yerde fırt diye çıkıverir ortaya. Aşık olduğu adam damarına damarına basmışsa şaplağı yer ama kazıklandığını hissettiği mağazadaki satış temsilcisine kibarlıktan kırılabilir.
İşinde canını sıkan pürüzler olunca kafasına esen neyse o an onu yapar, gidip birileriyle kavga da edebilir, istifada edebilir. (Yaptım oldu!) :)
Kavgacı yapısı vardır hele ki bir haksızlığa, istemediği bir duruma maruz kalsın anında cıngar çıkartır.
Öte yandan hoşlanmadığı ama sırf kırılmasın diye istemediği adamla sevgili bile olabilir.
"İkizler arkadaşınız varsa onun insanı ülser yapacak kadar sinir olduğunuz en az bir huyu/özelliği vardır". Mesela sana bir öneride bulunur birlikte bir Humphrey Bogart filmi ya da bir komedi filmi izlemek? Golf alanına gidip biraz golf oyunu oynadıktan sonra bara gidip iki kadeh Bloody Mary içmek? (Muhtemelen hepsini bir arada yapmayı tercih edecektir ama nezaketen sıralıyor) Sen yorgunsun ve bir an önce eve gidip uyumak istiyorsun bu öneriye teşekkür edip başka bir güne ertelemeye çalışıyorsun. Aman Dikkat!



Karşındaki ikizler insanı seninle deli gibi tartışacak ve ikna edici özelliğinden ötürü, elinden geleni yaparak seni çekim gücüne alacaktır. Hatta tıpkı bir koza gibi avucunun içinde sarıp sarmalayacaktır bile Geçmiş olsun! :)
Tebessümü, baştan çıkarıcı cümleleri ile ona karşı koyman pek mümkün gözükmüyor. Bu durumda öneriyi kabul etmekten başka şansın yok.
İnsan ilişkileri konusunda adeta bir uzmandır. Zihin karatesiyle seni dövmekten beter bir hale getirebilir.
Yazma yeteneği çok gelişmiştir ama mektupları birer sanat eseri sayılabilir zira mektup yazmaktan pek hoşlanmaz.
Hız burcudur, sabır adamı değildir. O, bugün burada, yarın başka bir yerde olabilir. Hem de aniden ve kimseye haber vermeden... Giysilerini, işini, aşkını, hayatını, evini ve düşüncelerini çok hızlı bir şekilde değiştirebilir.
Bir kitabı zevk içinde merak ve araştırmacı yönü ağır basmışsa derinlemesine de okuyabilir. "Eğer bir kitabı başından sonuna sıkılmadan, bıkmadan okuyan bir ikizlere denk gelmişseniz onu hemen Washington D.C.'deki Smithsonian Enstitüsüne gönderebilirsiniz." :) Haklı bir yorum gibi duruyor :)
İş alanları çok yönlü hayatlarına biçilmiş kaftan gibidir. Bir radyo, tv kuruluşunda, halkla ilişkiler kuruluşunda, bir yayın evinde, çağrı merkezi servisinde, oto galeride ya da bir reklam şirkletinde aceleyle sekip duran, ordan oraya koşturan ve hızlı bir şekilde laflayan bir ikizlere denk gelmek mümkün.
Dinlenmeye en fazla ihtiyaçı olan burçtur ama bunu sevmez aksine her zaman bir faaliyet alanı içinde olmayı tercih eder. Ayak, sırt ve baş ağrıları kabusudur.
Gözleri ve zekası keskin, maceracı, sınır tanımayan hayal gücü ve kaşif yeteneği ile onu incelemeye ya da anlamaya çalışmak yerine sadece güvenini ve dostluğunu kazanmaya çabalamak daha yararlı olur. Çünkü beni daha doğrusu biz ikizleri anlamaya çalışmak atomu parçalamaktan daha zordur. "Biz ikizler insanına yolun karşı tarafındaki çimenler her zaman daha yeşil görünür." Her zaman en yükseğe, en ileriye uzanmak isteriz.
Tamam belki fala inanmıyor olabilirsiniz ama falsız da kalmadığınıza ve hayatınızda en az bir kez de olsa günlük/yıllık burcunuzun yorumuna baktığınıza eminim sizi gidi siziler :)

 Bu arada unutmadan benim yükselen de ikizler gerisini siz düşünün artık!





14 Aralık 2011 Çarşamba

Bookcrossing Uygulaması Diye Bir şey Var (mış)!



Bir dergide gözüme çarptı hemen paylaşmak istedim.

Amerika'da yeni bir moda çıkmış, bir takım meçhul kişiler, kamuya açık yerlere bir takım kitaplar bırakıyorlarmış. Diyelim bir parka gidip bir banka oturuyorsun, bankta bir kitapla karşılaşıyorsun. Mahallede yaşayan birçok kadının ortaklaşa kullandığı "çamaşır yıkama merkezine" gidiyorsun, makinelerden birinin üstünde bir kitap. Trene biniyorsun pat! koltuğuna bir kitap düşmüş.
Marketten alışveriş ederken elini atıyorsun, biri bisküvi paketleriyle cips paketlerinin arasına bir kitap yerleştirmiş. Düşünsenize harika! Ben ki kitap kurdu bir insan olarak bu tarz sürprizlerle karşılaşsam tepkim ne olur acaba?! Define bulmak gibi! Roman, şiir, öykü, deneme, artık ne çıkarsa bahtına... 
2001 yılında uygulamaya başlanan(ve benim daha yeni haberimin olduğu) bu sistemde kitabı bırakan kişi kimliğini gizli tutuyor, kitabın parasını da helal ediyor. Tek ricası var, siz de okuduktan sonra buna benzer bir yere bırakın da başkaları da yararlansın.
Bunu başlatan kişi Ron Hornbaker adında, Missouri eyaletinden bir bilgisayarcı. Bu olaya Bookcrossing deniyormuş yani "Kitap Gezdirme" diye çevirebiliriz kanımca. Fransa'da böyle crossing yapan dokuz bin kişi olduğu söyleniyor, ortalıkta dolaşan serseri kitap sayısı da on bini geçmiş...
Özellikle Londra'da çok yaygın bir sistem olmakla birlikte okudukları kitapları parklarda bırakabiliyormuş insanlar. Londra'da bırakılan bir kitap Kuzey İrlanda'dan çıkmış.
Uygulama Türkiye'de yok mu? Olsa ne olurdu?( Detaylı bilgim yok ama sanırım bizlerde bu eyleme katılabiliyoruz) Okuma oranının en az olduğu ülkeyiz ne yazık ki... Şöyle bir istatistiğe vurduğumuzda rakamlar hiç iç açıcı gözükmüyor; Türkiye'de okuma oranı %4, kitap okuma oranı %4,5, gazete okuma oranı %22, radyo dinleme %25 ve televizyon izleme oranı sıkı durun %94

Ülkelere göre ortalama kitap okuma oranı ise: Japonya 8, Fransa 4, Almanya 6, ABD 4 ve Türkiye 0,125 diye biliniyor, rakamlar farazi olsa da Türkiye'de çok az kitap okuyucusu olduğunun şahsen farkındayım.

http://www.bookcrossing.com adresine girdiğinizde siteye üye olup, siz de bir yerlere kitap bırakabilir, okumak istediğiniz kitabın nereye bırakılmış olduğunu öğrenebilirsiniz. Aşama şu; kitaba bir etiket alınıyor, sisteme kitapla ilgili bir takım bilgiler giriliyor, bu etiket üzerinde ise bulunan kitabın BookCrossing eylemi içerisinde bırakıldığı, eğer ulaşım imkanı varsa sisteme bulunma ile ilgili ve el değiştirdiği takdirde bir sonra bırakılacağı durak vs gibi bilgiler veriliyor. Bu sayede kitabınızın nerede yolculuk ettiğini takip edebiliyorsunuz.
 Siz ne düşünüyorsunuz bilmiyorum ama bana güzel ve farklı bir sistem olduğu için ilgi çekici gelmeye başladı bile...

12 Aralık 2011 Pazartesi

Betül Mardin is my hero!



Betül Mardin Türkiye'de halkla ilişkilerin temellerin atan ve bu konuda dünya çapında üstat kabul edilen bir hanımefendi. Benimse idolüm!
Arnavutköy Kız Koleji ve BBC  Televizyon Kursu mezunu olan Mardin, 1995 yılında Uluslararası Halkla İlişkiler Derneği'nin (IPRA) başkanlığına kadar yükseldi ve bu göreviyle IPRA'nın ilk Türk Müslüman Kadın Başkanı oldu. Daha sonra aynı dernek tarafından kendisine verilen "Member Emeritus" unvanıyla dünyada sayılı kişide olan bu ödülün yanında Amerika Halkla İlişkiler Derneği'nin "Yaşam Boyu Başarı" ödülünün de sahibesi.
Bana "Halkla İlişkiler" mesleğini sevdiren, izinde ömrüm vefa ettikçe yürüyeceğim belki de annemden sonraki tek gerçek kahramanım.
Geçtiğimiz 1 Aralık doğum günüydü. 84'ü devirip 85 yaşına girdi ama enerjisiyle bana ve tüm gençlere örnek teşkil ediyor. Ayşe Arman köşesinde onun için her şeye yetişen "ahtapot" demiş. Haklı sanırım :)
Her yere yetişiyor, sayısız başarılı işlere imza atıyor, şu sıralar Bilgi Üniversitesi'nde öğrencilerine ders veriyor.( Ahh! O üniversitede olup ondan ders alabilme şerefine nail olabilmeyi öyle çok isterdim ki...) Bugün Bilgi Üniversitesi'nde öğrencileriyle birlikte hazırladığı Vicdanın hiç mi sızlamadı? adlı semineri var. Seminerin kilit konusu vicdan. Kadına yönelik şiddette vicdanın önemi, trafik teröründe vicdanın önemi... Aklınıza gelebilecek her açıdan ele alınıyor vicdan konusu. Seminerde Yavuz Turgul'da konuşmacılar arasında yer alacakmış.(Filmlerinde vicdan duygusunun altını çokça çizen bir yönetmen) onun yanı sıra Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin ve yazar Ayşe Kulin ile gazeteci Ayşe Böhürler'de seminere can verecek diğer isimler arasında...
IMAGE Halkla İlişkiler'in Onursal Başkanı IPRA Onursal Üyesi ve 2005 Atlas Ödülü Sahibi, 85 yaşındaki Betül Mardin kadınlara şu altın öğütleri veriyor: ( Yıllardır çalışma masamın üzerinde asılı durur kendime her bir maddesini düstur edindim)

1) Her sabah spor yapacaksın. Gün aşırı filan değil evladım, her sabah!

2) Hep çalışacaksın, üreteceksin. Beynin meşgul olacak, hep koşturman gereken işler olacak.

3) Günceli takip edeceksin. Haber izle, dergi, kitap, gazete oku. Gündemi yakala. Her konuda kendini update et.
Yeni çıkan kitapları da bil, yeni açılan lokantaları da, bu sene moda olan renkleri de...

4) Evlilik ise şart değil, kafanı takma. Gerekli de değil. Hatta şöyle söyleyeyim: One problem less!(Bir problem eksik!)

5) Çocuk meselesine gelince... Ha işte, burada akan sular duruyor. Yapabiliyorsan yap. Birini bu kadar çok sevmek, onun sorumluluğunu taşımak sadece onu değil, seni de mutlu eder.
Doğurmayacaksan, evlat edin. O zamanda senin çocuğun, değişen bir şey yok. Evlat edinmeyeceksen de manevi çocuğun olsun, birini okut, geleceğini şekillendirmesine yardımcı ol.

6) Günde bir kere et ye. Mutlaka her öğün sebze meyve ye. Kusura bakma, ben tatlı severim. Tatlıdan uzak dur diyemeyeceğim!( Tavuk ve balık eti yiyebiliyorum Betül Hocam umarım kabul edersiniz) :)

7) Ölümden sonra yaşamak istiyorsan, günlük tut. O küçük notlar, hem kendi hayatının hem de yarına kalan bir bilgi kaynağı. Mesela benim babam, hiç düşünmeden 60 sene boyunca he rgün Ece Ajanda'sına o gün olanları yazmış. Halen açıp okuyorum ve çok faydalanıyorum.

8) Olumlu olacaksın.

9) Bazı şeyleri kabul edeceksin, Bütün kadınların seni sevmesine imkan yok! Demek ki bazı kadınlara dikkat edeceksin.

10) Erkeklere gelince, aynı anda bir kaçını sevmeyeceksin. Ama onların böyle bir yeteneği ve şerefsizliği olduğunu bileceksin!

6 Aralık 2011 Salı

Vur Kadehi Ustam



Haberim yoktu, internette bakınırken gördüm. 3-10 Aralık Dünya Rakı Haftası'ymış! Malum aralık ayındayız; balığı bol, mevsimi soğuk ve geceleri upuzun olur. Hele bir de yalnızsanız ve bir o kadar efkarlı... "Vur Kadehi Ustam bu gece de sarhoşuz, kalan sağlar bizimdir acıdan mayhoşuz."
Ben hayatımda bir defa sek içme gafletinde bulundum ve tekrar ağzıma süremedim rakıyı ama nedense hep bir fasıl havam vardır :) Şöyle güzel bir sofra; mezeleriyle donatılmış, fonda acayip bi müzik(damardan), yanımda da yürekten torpilli dostlarım ve kadeh tokuşturuyoruz. Vuhuuu!
Hocam olmazsa olmazıdır bizim toplumun rakısı. Rakı, roka, balık üçlüsü hiç şaşmaz hele ki Egeliyseniz ve bir de İzmir'de yaşıyorsanız 7/24 kafa güzel gezeriz zaten :) Hep bi bahane vardır içmeye, eğlenmeye :) Çilingir sofraları kuruluverir iki tek atmak için...



Bu arada çilingir sofrası demişken anlamı nereden geliyor hiç düşündünüz mü? Çeşnigir Sofrasından zamanla Çilingir Sofrasına dönüşmüş. Osmanlı saraylarında padişahların yemeklerini tadan çeşnigir ya da çeşnicibaşının sofrasına benzemesinden kaynaklanırmış. Yemeğin tadına bakan "tadımcı"ya çeşniyar deniliyormuş. Çilingir sofrasında sadece rakı içilirmiş. Peki rakı sözcüğü nereden geliyor? Rakı sözcüğünün "Araki" veya "Arıki" kelimesinden geldiği tahmin edilmektedir. Araki arapçada "terleten" anlamına gelmektedir. Vaaayyy! :)
Efkarlı sofralarda en ketum insanın bile dilini, yüreğini çözer ya bu sofra işte ondandır çilingir oluşu...
Çilingir Sofrasının da bir adabı var derler; rakı özenle hazırlanmış az miktardaki mezeyle içilir. Bir mihenk taşıdır, kişinin ağırlığını ve değerini ortaya çıkarır, ölçülü alındığında keyif ve zevk için araçtır.

Unutmadan! www.dunyarakihaftasi.com adresini bir tıklayın. Katılımcı restoranlar ve bir sürü başka rakısal etkinlikler hakkında bilgi alıp, rezervasyon yaptırabilirsiniz.


Eee hadi o zaman Şerefe!

5 Aralık 2011 Pazartesi

Seni İçimden Terk Ediyorum

 
Siz hiç başkasını öldürerek intihar ettiniz mi?
Hemen yarın birini sevin; çok sevin.
Onu canınızın öbür tarafı yapın.
Mesela, sevdiğiniz geceye ağladığında
Karanlık üstünüze yapışacak olsun ıslak ıslak.
İki kişilik doyun acıktığınızda...
Ve bir zaman sonra içinizdeki 'o'
Size acı vermeye başlasın ve ne zaman
Onu içinizden söküp atmak için
Bir hamle yapsanız, kendinizi parçalıyormuş gibi olun.
Daha sonra yenilin ve canınızın öbür yarısı olan
Bu varlığı içinizde öldürmeye karar verin.

Kahraman Tazeoğlu




"HAYAT, SEN BAŞKA PLANLAR YAPARKEN BAŞINA GELENLERDİR."