31 Mart 2012 Cumartesi

"İki Şey" Yazıp Gideceğim...



Selamlar! Bugün sabah itibariyle baharın enerjisini, neşesini hissetmek, kışın yorgun yüzünü geride bırakabilmek adına "Bahar temizliği" yaptım ama öyle böyle diil! Evden başladım cam çerçeve filan derken bilgisayara kadar temizledim(gereksiz gördüğüm kim/ne varsa temizledim attım! Yorgunluktan öldüm ama değdi!) Sanki bir huzur geldi yahu! Bu temizliği yapman için illa baharı bekleyen kumrulara dönmene gerek yok, dilediğin zaman yapabilirsin. Bu arada "melek terapisi" diye bir şey duydum, araştırdım ve üzerinde çalışıyorum. İlk defa çok sevgili arkadaşım Ayça Ayseli tarafından duyduğum ve itiraf etmem gerekirse biraz ön yargıyla yaklaştığım(ne yazık ki hep yaptığım gibi) bir konuydu geçenlerde tesadüfen gazete röportajında da denk gelince dedim ki; "Gülşah kızım başla terapiye, sana evrenin bir mesajı olsa gerek bu!" Tabii hemen değil, ilk önce ön araştırma yaptım konuyla ilgili ne kadar makale, yazı, röportaj vs varsa inceledim. Beki İkala Erikli bu isme dikkat edin zira önemli bir kişilik. Mail yoluyla ulaşmaya çalışıyorum kendisine bakalım! Nihayetinde "Meleklerle Yaşamak" isimli kitabı aldım şu anda okuyorum özetle; "Kalbinizi meleklerin mucizelerine açın!" diyordu. Ve abartmıyorum bu terapiye başlayalı hayatımda pek çok defa mucizelere tanık oldum. Bir başka postta bu konuyla ilgili detaylı bilgiler vereceğim ama dediğim gibi halen bir araştırma ve geliştirme süreci içerisindeyim bitsin paylaşacağım söz! :)
Detay sever biriysen http://www.meleklerleyasamak.com/ ziyaret edebilirsin.

Kitabı okurken notlarda alıyorum bu durum hoşuma gidiyor çünkü içinde uygulamalı konular var adı üstünde terapi yapıyorsun bir çeşit duygusal detoks olayına giriyorsun arkadaş boru değil bu!





Efeniiim şaka maka kaka derken martta bitti bitiyor, gitti gidiyor ve nisan geliyor. Yarında "1 Nisan" kime eşşek şakası yapsam diye düşünmüyor değilim nihahaha Gerçi bir kez kankama böyle bir eşşek şakası yapma gafletinde bulundum da az daha dostluğumuz bitiyordu o zamandan beri korkuyorum :)
Bu arada yarın YGS'ye girecek tüm adaylara kocaman başarılar diliyorum ve ne demiş Şems: "Olduğu kadar, olmadığı kader"...

Yine daldan dala atladığım bir yazı oldu neyse! Son olarak sana "2 Şey"den bahsedeceğim daha doğrusu "Giordano Bruno" demiş bende aracı olarak yazıveriyorum gari! Bugün nette dolanırken denk geldi bende paylaşıverdim gari!

İnsanlar Hakkında "İki Şey"

İki şey kalitesiz insanın özelliğidir: 1- Şikayetçilik 2- Dedikodu

İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer: 1- Bakış açısını değiştirmek 2- Karşındakinin yerine kendini koyabilmek

İki şey yanlış yapmanı engeller: 1- Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgecinden geçirmek 2- Hak yememek

İki şey kişiyi gözden düşürür: 1- Demogoji(Laf kalabalığı) 2- Kendini ağırdan satmak(övmek, vazgeçilmez göstermek)

İki şey insanı nitelikli insan yapar: 1- İradeye hakim olmak 2- Uyumlu olmak

İki şey "Ekstra Değer" katar: 1- Hitabet ve diksiyon eğitimi almak 2- Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek

İki şey geri bırakır: 1- Kararsızlık 2- Cesaretsizlik

İki şey kaşif yapar: 1- Nitelikli çevre 2- Biraz delilik

İki şey ömür boyu boşa kürek çekmemeni sağlar: 1- Baskın yeteneği bulmak 2- Sevdiğin işi yapmak

İki şey başarının sırrıdır: 1- Ustalardan ustalığı öğrenmek 2- Kendini güncellemek

İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır: 1- Niyetin saf olması 2- Ruhsal farkındalık

İki şey milyonlarca insandan ayırır: 1- Sorunun değil, çözümün parçası olmak 2- Hayata ve her şeye yeni(özgün, orijinal, farklı) bakış açısıyla yaklaşabilmek

İki şey gelişmeyi engeller: 1- Aşırılık(Mübalağa, abartı, ifrat) 2- Felakete odaklanmış olmak

İki şey çözüm getirir: 1- Tebessüm 2- Sükut

İki şeyin değeri kaybedilince anlaşılır: 1- Anne 2- Baba

İki şey geri alınmaz: 1- Geçen zaman 2- Söylenen söz

İki şey ulaşmaya değerdir: 1- Sevgi 2- Bilgi

İki şey "hayatta önemli olan her şey" içindir: 1- Nefes alabilmek 2- Nefes verebilmek

"Allah, iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki insanları kullanır".

"Yeryüzündeki kötü insanlar ise iradelerini hakim kılmak için Allah'ı kullanırlar".

                                                                                                               Giordano Bruno



O değilde, geçen gün falımda tam anlamıyla ne olduğunu çözemediğim bir şey çıktı ben derim inek sen dersin öküz  hatta resmi çekip paylaştığımda gelen yorumlarda fil diyenlerde oldu ben çözemedim bir de sen baksan diyorum! :)





*** Çimler üzerinde oturaklı fotoğrafını gördüğün nevi şahsına münhasır kişi benim, bahar gelince kendimi çimlere atmayı hatta uzanmayı çok seviyorum! Haydi görüşürüz millet! Ciao! :)

27 Mart 2012 Salı

Reçel Kadar Tatlı Bir Blog Yazarının Çekilişi Var!



Merhabalar efenim, şu anda sizleri haberdar etmek amacıyla geldim buraya şöyle ki: http://hayatreceli.blogspot.com/ canım arkadaşım hediye çekilişi yapıyor ve çekiliş sonunda güzel mi güzel 2'li kahve fincanı kazanma şansın ve bir takım sürprizler var bunun için yapman gereken basit; http://hayatreceli.blogspot.com/2012/03/recelimden-keyif-cekilisi.html adresini tıkla, soruya verdiğin cevap Reçelim'in ilgisini çeksin ve kazanan sen ol! Unutmadan yapman gerekenler ve daha fazlası için adresi tıkla. Bu arada blogu gerçekten ilgi çekici ve güzel mutlaka uğra derim! Sevgiler :)

Not: Bende katıldım çekilişe yahu kambersiz düğün aman çekiliş mi olur! Hehehe :)

26 Mart 2012 Pazartesi

Sen Hiç Sevgili Adayınla 7 Kocalı Hürmüz'ü İzledin Mi?



Ben izledim valla. Bir kaç sene önce, soğuk bir kış günüydü ve ben çok hoşlandığım çocukla beraber sinemaya gitmek istedim nitekim gittik de... O film mi olsun, bu film mi olsun yok yok şu film olsun derken o yıl vizyonda belki de en son izlemem gereken kişiyle birlikte 7 Kocalı Hürmüz'ü izledim. Ah ah! Ben hatayı başta yapıyorum aslında salak Gülşah adam sana mesajın allahını vermiş, sen saf saf peki, tamam buna girelim de geç otur izle filmi... Bravo! Neyse şimdi kendime kızsam da aslında filmi beğenmiştim ve çok da eğlenmiştim zaten nasıl eğlenmem arkadaş! Yanımda hoşlandığım ve bir takım gelecek süslü hayaller kurduğum çocuk varken arı maya bile izlesem eğlenirim :) Şimdi sen ne olduğunu merak ediyorsun tabii. Bir şey olmadı zaten olmasını beklemem de başka bir hataydı zira adam benim şu malum öküz kategorisine aldığım şahıslardan(başta anlayamıyorsun ki) ve ben onu eksenimden öteye iteli baya oluyor. Nedense bugün aklıma geldi ve yüzümde tuhaf bir gülümsemeyle kendimi bu satırları yazarken buldum. "Sen detayı geç salonda ne oldu esas onu söyle" diyenlerin sesini duyar gibiyim ama üzgünüm ki mutluluğum elimde patladı. Öküzümüz telefon elinde yüz defa girdi çıktı, filme de odaklanamadım haliyle, salondakilerin tuhaf bakışlarına mı yanayım yoksa beklenen romantik atmosferin bir türlü oluşturulamamasına mı üzüleyim bilemedim. Ara verildiğinde merakımdan, beni fark etmesin diye sinsi sinsi yanına gittim adam inşaat mühendisi yoğun çok  elemanlarına emirler yağdırıyordu telefonda(belki de fark etti beni kandırıyordu?!) sonra ben yanında bittim hemen üstüne tabii. Ben geldim yahu ben! Annesinin arayacağı tuttu bu kez de, biraz konuştu ve kapatıp bana dönerek "patlamış mısır alayım mı yeriz" dedi. Ben bir süre sustuktan sonra(o an patlamış mısırı kafasında patlatmayı hayal ediyorsun doğal olarak) "olur" dedim. Şimdi nerede, ne yapıyor, hangi kızı kandırmaya çalışıyor, kimin başına çorap örüyor filan hiç bilmiyorum kaldı ki bilmek de istemiyorum. Diyeceğim şu: Kadınlarda erkeklerde bazen sinyali en güçlü nokta üzerinden verir ama anlamak sana kalmıştır.



Bu arada 7 Kocalı Hürmüz filmine gelince; 1800'lü yılların sonlarında İstanbul Taşkasap'ta yaşayan Hürmüz, hiçbir yasal yanı olmadan evlenmiştir. Her kocasını haftanın bir günü ağırlamakta, gönüllerini hoş etmekte, onlardan hediyeler almakta ve ekonomik sorunlarını çözmektedir. Ancak onun gönlü, berber eşinin dükkanında gördüğü doktordadır. Bir hastalık uyduran Hürmüz doktoru da evine getirtir. Doktor da ona aşık olur... Bu andan sonra doktor ve Hürmüz kendilerini karmaşık olduğu kadar, gülünç gelişmeler karşısında bulurlar. Yönetmenliğini Ezel Akay'ın üstlendiği müzikal komedi tadındaki filmin oyuncu kadrosu oldukça geniş ve başarılı. Haluk Bilginer, Sarp Apak, Nurgul Yeşilçay, Gülse Birsel, Halit Akçatepe, Erol Günaydın, Mehmet Ali Alabora, Ezel Akay, Müjdat Gezen, Cengiz Küçükayvaz, Selahattin Taşdöğen, Selen Görgüzel ve daha nice isim... Senaryo: Gürsel Korat Sağlamöz. Televizyonda'da sık sık denk geldiğim olmuştu ama o günden sonra cesaret edip tekrar izlemedim hem ben bir filmi tekrar tekrar kez izlemeyi pek sevmem zaten :) 120 dakika'da müziğe, dansa, komediye, romantizme ve tarihe yolculuk yapabiliyorsun. İzlemediysen tavsiye ederim, izlediysen bundan sonra aklına ben geleyim :) Gülşah kaçar... Görüşürüz!




21 Mart 2012 Çarşamba

MEZZALUNA



Aldo Bozzi 1984 yılında Manhattan'da ilk Mezzaluna'yı açtığında New Yorklular, ancak İtalya'ya gittiklerinde rastlayabilecekleri bu dekor ve lezzetle karşılaşınca Mezzaluna'ya çabuk alışıp, sevdiler. Mezzaluna restoranlar zincirinin Türkiye'deki ilki ise 1994 yılında İstanbul Nişantaşı'nda  açılmıştır.
İzmir'de dahil olmak üzere dünyadaki tüm Mezzalunalar'ı Floransa'lı mimar Roberto Magris çizmiş ve dekore etmiştir. Restoranların en önemli özelliğinden biri duvarlardaki Mezzaluna temalı resimlerdir. Dekorasyon elemanlarının çoğu İtalya'dandır. Toscano vazoları, Floransa orjinli küpler, seramikler ve Venedik maskelerinden oluşur.
Mezzaluna, uluslararası lezzet kuruluşu "ZAGAT" tarafından Avrupa'nın en iyi lokantaları arasında görülmektedir.
İzmir Mezzaluna, 2002 yılında bu zincirin bir parçası olarak özenle restore edilmiş tarihi bir yapı olan Konak Pier alışveriş merkezi içerisinde açılmıştır. Mezzaluna İzmir şehir merkezinde, tek gerçek italyan restoranı oluşu, kışın içeriden de görünen deniz manzarası ile bahar ve yaz aylarında deniz kıyısına koyduğu masalarıyla çok özel değerlendirilmektedir.





Mezzaluna'nın kuruluş amacı italya dışında da gerçek italyan yemeklerinin aynı damak tadı ile en iyi şekilde servis edilebilmesidir. Bu amaçla tüm Mezzalunalar'da italyan şef olması şartı vardır. İzmir'deki Mezzaluna'nın da  italyan şefi Domenico Ranieri'dir. Kendisi dünyanın pek çok yerinde şeflik yapmıştır. Son durağı İzmir'i italya'da kendi bölgesi olan Puglia'ya benzettiği için şehrimizde çok mutlu olduğunu söylemektedir.

Mezzaluna italyanca "yarım ay" demek. Aynı zamanda  biz İzmirliler için Konak Pier'deki lezzet kuruluşunun ismidir. Burayı soğuk ve yağışlı bir kış günü buluştuğum arkadaşım M. Cemal Öztürk (Şu an kendisi Trabzon'da buradan kulaklarını çın çın çınlatayım!) ile yeniden keşfettik desem yeridir zira burayı bilsem de daha önceden geldiğimi hatırlamıyorum ( Bu da benim rezilliğim olsun! )




            

 Mezzaluna'da kendini italya'da bir restoranda gibi hissetmen kaçınılmaz, daha içeriye adım atar atmaz bunu fark ediyorsun. Nezih, sevimli ve sıcacık bir atmosferde yemek yemenin veya bir şeyler içmenin tadını kelimelerle ifade etmektense gel İzmir'e yerinde yaşayarak gör demeyi tercih ediyorum. Ekipteki insanlarda çok sıcaktı hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Mevsime uygun malzemelerin kullanıldığı mutfakta her altı ayda bir menü yenilenmektedir. Ayrıca 2 haftada bir yenilenen "Şefin Tavsiyesi" bölümünde o mevsime ait lezzetleri bulabilirsin.
(Şu anda "Tagliatelle alla Pescatora" lezzeti yer alıyor sanırım karides, kalamar ve kum midyesi ve az sarımsaklı domates sosundan oluşan bir tat; karnım acıktı lan! Bu postu yazarken tam da öğle saatini beklemem ayrı bir güzel olmuş, saygılar) (:

Hepsi ve daha fazlası için: http://www.mezzalunaizmir.com/index.asp adresine bir göz at derim!

***Yahu bahar geldi ben de bir hoşluk yok hani böyle kıştan kalmayım resmen! Bahar gelmiş neyime hesabı depresyona girmiş olmayım yahu! O değil de, hayatımda bazı belirsizlikler var onlar çözülürse rahatlayacağım inşallah! Bir de benim bahar gelince alerji azıyor böyle bir hapşırık, bir burun kaşıntısı, burun kenarında kızarıklıklar, efenim bir yorgunluk hissi filan  olunca pek sevinemiyorum yani baharın gelmesine. Direk yaza geçsek daha iyiydi bence :)
Bugün 21 Mart, ekinoks(gece-gündüz eşitliği) hoş, gecesi gündüzü birbirine karışmış bir insana bugün pek bir şey ifade etmese gerek 21'i olması dışında, mağlum ayın 21'ini sevmiyorum arkadaş hep bir uğursuzluk geldi başıma bu tarihte sen şimdi ister batıl de inanma ister katıl haklısın de bana valla durum bu. Ayın 8'ini ne kadar seviyorsam 21'nden o kadar korkuyorum. Bu tarihte organizasyon yapmam, yapılan organizasyona katılmam, yapmışsam iptal ederim, sınav filan varsa girmem girersem kötü geçer zaten mutlaka, zorunlu olmadıkça 21 numaralı yerlere oturmam, kata çıkmam ya da odada kalmam gibi gibi... 21 yaşındayken önemli bir şey yaşadım mı diye düşündüm bir an cık! yok aklıma gelmedi :)


                                     
Haydi biraz neşelenelim Ajdar'ın(bu adam ölmedi mi daha?) yeni über sert şarkısıyla seni baş başa bırakıyorum. İster bana küfret ister teşekkür et! Dinlerken ben çok güldüm, eğlendim gerçi kulaklarıma hunharca tecavüz etse de bu zevkten henüz haberi olmayan insanları mahrum etmek istemedim nihahaha yaşasın kötülük! :) Veee işte o şarkı "ŞAHDAMAR"...
Görüşürüz, sevgiler...














19 Mart 2012 Pazartesi

Mim Var Dediler Yazdık!





Selamlar efendim bu seferki mim biraz psikoloji üzerine ve yine çok teşekkürler canım arkadaşım http://firariruhumunseyirdefteri.blogspot.com/ beni mimlemişsin. O zaman hiç vakit kaybetmeden başlayalım... Gelsin sorular :)

1) Kendini seviyor musun?

Hem de nasıl ! :) Her şey kendini sevmekle başlamaz mı?(Soruya soruyla yanıt verilmez eşşek kafalı seni diyenlerin sesini duyar gibiyim :) ) Bencil değilimdir aksine sürekli bir paylaşım içinde, sevgi pıtırcığı ve hiç büyümeyen bir kız çocuğuyum resmen!
Sabah kalkıp aynaya bakınca ilk yaptığım şeylerden biri de... Hemen o aklından geçeni sil benden daha güzeli var mı diye sormuyorum tabii :) ama mutlaka gülümser ve bir göz kırparım aynadaki kendime hatta dünden daha iyi hissediyorum yaşasın hayat! dediğim de olur.
"İtiniz" yazar çekerim, "Çekiniz" yazar iterim. Ben böyleyim! Böyle iyiyim :) Kısaca hem kendimi hem hayatı seviyorum.


2) Yapmaktan hoşlandığın şeyler neler?

Valla o kadar çok ki hangi birini yazacağımı şaşırdım. Seçmece yaparsak; kitap okumayı çok seviyorum hatta kitap demeyelim de gazete, dergi yani elime ne geçerse okuyorum hele ki kahve veya çay eşliğinde olursa oh mis gibi!
Evde yalnızsam korku filmi izlemeye bayılırım. (Bu psikolojik bir testti ve sen de benim derinime inmeye çalışan bir psikolog değilsindir umarım :) yoksa hakkımda iyi şeyler düşünmeyeceksin bu gidişle...
Yazı yazmayı çok severim. İlginç ve yeni duyduğum her şeyi hemen not ederim bu sebeple evde bir sürü not defterim ve ajandalarım var. Blog tutkum da buradan geliyor.
Müzik dinlemeyi, kahkahalarla gülmeyi ve gezmeyi çok seviyorum. Çimlere uzanmayı, bağdaş kurup oturmayı feci seviyorum. Yeni yerler keşfetmek ve yeni insanlarla tanışmak en sevdiğim şeylerdir. Kırmızı şarap ve hafif müzik eşliğinde keyif yapmayı genelde kışın, sahilde uzun yürüyüşler yapmayı ve yüzmeyi de yazları pek severim. Hele sahil kenarında ayaklar suya sıfır hizada çap çap değiyorsa o denize sanırım kendimden geçebilirim :)




3) Hedeflerin nelerdir?

Ohooo! Tam adamına sordun be canım hiç öyle uzak hedeflerim yok; önümü görebilecek hedefleri tercih ediyorum. O yüzden şimdilik iyi bir kariyer ve doğru bir evlilik sayılabilir. (Gerçi bu son hedef biraz uzak oldu sanki) :) Neyse hayaller, hedefler derken zaman geçiyor anı yaşa, anı yaşa!






4) Kendini bir cümleyle anlatabilir misin?

Bir cümleye sığamayacak kadar derin ve karmaşık anlamlar yüklü biriyim.

5) Nefret ettiğin şeyler nelerdir?

Nefret içinde kin de barındırıyor o yüzden biraz yumuşatıp yazma taraftarıyım. Şöyle ki hoşlanmadığım ya da sevmediğim şeyler olarak sıralayabilirim; delice sevdiğim adam tarafından aldatıldığımdan beri erkeklerden nefret ediyorum diye yazmayacağım mesela onun yerine aldatılmaktan hoşlanmadığımı yazacağım(kim hoşlanır ki!) yani birinin beni kandırmaya çalışması canımı sıkar kaldı ki hislerime çok fazla güvendiğimden karşı tarafın bu çabası hep boşa çıkar :)
Sigarayı sevmiyorum tatlım! Şimdi içen insanları da sevmiyorum diye yazacağım ama o kadar fazla arkadaşım içiyor ki hatta babam da içiyordu neyse ki bıraktı yazıyı okuduktan sonra küsenler, bozulanlar filan olabilir diye ben sadece sigara olarak genelliyorum. (Leş gibi kokuyor be!)


Benden umduğunu bulamayınca en yakın kız arkadaşıma sulanan erkek müsveddelerini sevmiyorum, tiksiniyorum adeta...
Eşyalarım kıymetlidir. Kaybolmasından ya da benden izinsiz başkalarına verilmesinden hiç ama hiç hoşlanmam.
Meraklı melahat ve olumsuz, asık suratlı kişilerden hazzetmiyorum. Bir ikizler burcu insanı olarak leyleği her daim havada görmüş, ayaklarım ve aklım yerden bir karış yukarıda dolanırım etrafta. Kısıtlanmaya ve de aşırı kıskanılmaya gelemiyorum zira sırf bu sebeple biten ilişkim oldu.
Bir konunun gereksiz yere don lastiği etkisiyle uzatılmasına sinir olurum.
Aşırı özenti, kasıntı ve ukala tiplere gelemiyorum.
Dikkatimin dağıtılmasından, uykumun bölünmesinden ve sevdiğim bir müzik çalarken araya giren radyoculardan pek hoşlanmam.


Yolda yürüyemeyen fakat sokağa çıkmış insanlardan, otobüslerde yapışık ikiz olma azmiyle yanaştıkça yanaşanlardan, 7/24 bunalım modunda gezenlerden, yağmurda ıslanmaktan, grip olmaktan(ay kendimden tiksiniyorum o anlarda tövbe yarabbi!), sevmediğim fakat katlanmak zorunda kaldığım kişi/kişilerle bir paylaşım içerisinde olmaktan, sakız çiğneyip patlatan insanlardan(edepli ya da evinde patlat!), tek tırnağımın kırılmasından hoşlanmıyorum. Bir de sosyal medyada aktif olduğunu düşünerek lavaboya gitse ileti yazan tipler var sizi de sevmiyorum.


6) Favori şarkıların, filmlerin nelerdir?

Bir ara "Göksel'in Acıyor'u" favori şarkımdı. Her an değişiyor. Film de aynı şekilde çok fazla favori filmim var zaten daha önce yazmıştım kendimi tekrarlamayım şimdi (:

7) İlham aldığın kişiler kimlerdir?
Mustafa Kemal Atatürk, Betül Mardin ve annem. Arada babamı da örnek alıyorum kendime :) Gerçi, Rumi ne demiş: "Kendi kendinin idolü ol"!


8) Birisinin yazmış olduğu ölüm notunu bulmuş olsaydın ne yapardın?
Sanırım o an panik yapardım önce sonra da sakinleşip o kişiyi bulmaya çalışırdım ki onu fikrinden vazgeçirebileyim. Baktım bulamıyorum ve iş işten geçmiş oturup ağlardım lan! Düşünsene çaresiz kalmışsın ve bir şey gelmiyor elinden. Çok fena!









Postu beğenen ve kendisini mimlemek isteyen herkes mimleyebilir. Sevgiler...

14 Mart 2012 Çarşamba

Macbeth...



 Gezinen bir gölgedir hayat, gariban bir aktör sahnede bir ileri bir geri saatini doldurur ve sonra duyulmaz olur sesi, bir masaldır gürültücü bir salağın anlattığı ki yoktur hiçbir anlamı.

10 Mart 2012 Cumartesi

Gocce di memoria



Nefis yahu! İçinde bir şeyler patlamanın eşiğindedir sanki "böyle olmamalıydı" dersin ama olanın bir adım ötesine de geçemezsin... Hem isyan hem kabullenişle seslenir ruhuna. Ruhun, çelişkili duyguların ayak seslerini taşır sanki... Tıpkı bir mucize gibi ciğerine nüfuz edip gözyaşı olarak çıkmayı başaran şarkılardan. Dinledikçe içine sarıp sarmaladı beni, kendime kızdım bu kadar geç mi fark edilir bu şarkı? Introsu müthiş! Dakika da kaç kez başa aldım bilmiyorum. Ferzan Özpetek'in La Finestra di fronte(Karşı Pencere) isimli filminin soundtrack'ı... "İtalyanca öğrenmek için geçirilen yılların ardından gelen en güzel sürpriz" diyen de var pek haksız sayılmaz :) Bu şarkıyı dinlemek ruhuma yaptırdığım dövme gibi aklımdan hiç çıkmaz. "Gocce di memoria" yani "anılardan damlalar" İşte o muazzam şarkı!(Çok mu abarttım bilmiyorum, dinle bakalım kendini nasıl hissedeceksin?)

Not: Teşekkür ederim Nezihcan Zıvalıoğlu. Grazie! (:




Sono gocce di memoria
queste lacrime nuove
siamo anime in una storia
incancellabile

Le infinite volte che
mi verrai a cercare
nelle mie stanze vuote
inestimabile
inafferabile
la tua assenza che mi appertiene

Siamo indivisibli
siamo uguali e fragili
e siamo gia cosi lontani

Con il gelo nella mente
sto correndo verso te
siamo nella stessa sorte
che tagliente ci cambiera
aspettiamo solo un segno
un destino un eternita
e dimmi come posso fare
per raggiungerti adesso
per raggiungerti adesso
per raggiungere te

Siamo gocce di un passato
che non puo piu tornare
questo tempo ci ha tradito,
é inafferabile

Raccontero di te
inventero per te quello che non abbiamo
le promesse sono infrante
come pioggia su di noi
le parole sono stanche, ma so che tu mi ascolterai
aspettiamo un'altro viaggio
un destino, una verita
e dimmi come posso fare per raggiungerti adesso
per raggiungerti adesso, per raggiungere te


Bu yeni gözyaşları; anılardan düşen damlalar
silinmesi imkansız bir hikayenin parçalarıyız
boş odalarda arayacaksın beni defalarca!
tutamıyorum ellerimle,
bana ait olan paha biçilemez yokluğunu
biz ayrılamayız...
biz öylesine benzer ve kırılganız
ve öylesine uzağız birbirimizden
içimde hissederek soğuğu, sana koşuyorum
kaderimiz aynı seninle
ve bizi değiştirecek yalnızca bir işaret bekliyoruz
bir gelecek ve bir sonsuzluk...
söyle bana şimdi
ne yapmalıyım ulaşmak için sana?
sana kavuşmak için ne yapmalıyım?
geri gelmeyecek bir geçmişten düşen damlalarız biz
zaman ihanet etti bize
artık dönüşü yok!
seni anlatacağım herkese...
sahip olamadıklarımızı yaratacağım senin için,
düşen yağmur damlaları gibi verilen sözlerde aktı gitti...
kelimeler yorgun...
ama biliyorum beni dinleyeceğini;
başka bir yolculuğu, bir kaderi, bir gerçeği bekleyelim
ve söyle bana şimdi
ne yapmalıyım ulaşmak için sana?


8 Mart 2012 Perşembe

"Kadın Olmak"




Kadın olmak!...

Bir kadın çocuktur aslında... Çocuk gibi davranmayı sever. Erkeğin kendisine bir çocuğa gösterdiği şefkati göstermesini ister. Bir çocuğu okşar gibi incitmeden korkarak sevmeli kadını... Ama hiçbir kadın çocuk muamelesi görmek istemez. Söylediği şeyler çocukça da olsa dinlenilmesini, dikkate alınmasını ister. Yani bir kadının çocukluk yapmasına izin vereceksiniz ama asla onu bir çocuk olarak görmeyeceksiniz.

Bir kadın güçlüdür aslında...

Hatta erkeklerden çok daha güçlüdür. Ama bu gücünü her zaman ortaya koymasını sevmez. İster ki erkeğin gücü kendisine huzur versin. Kendi kendine yapabileceği şeyleri bile erkeğin yapmasını bekler. Böylece hem daha kadın olduğunu hem de erkeğinin ne kadar güçlü olduğunu görecektir. Ancak kadını gücünü göstermek istediğinde onu engelleyemezsiniz. Yapmak istediği bir şey varsa mutlaka yapar.

Bir kadın sevgidir aslında...

İçinde her zaman sevgiyi taşır. Sevdiklerinden kolay ayrılamaz. Sevdiklerini kolay kolay kıramaz. Zor sever ama  tam sever. Bir kadının tam anlamıyla sevebilmesi için yüreğinin kabul ettiğini beyninin de kabul etmesi gerekir ve sevmezse de onu asla sevmeye zorlayamazsınız. Belki kolayca yüreğine girebilirsiniz. Ancak beyninde yer alamazsınız. Her an terk edilebilirsiniz. Sevmediği halde terk etmeyen kadınlarda var elbette bunun tek nedeni ise engelleyemedikleri "acıma" duygusudur.

Bir kadın yalnızdır aslında...

Hiçbir zaman kadını bütünüyle elde edemezsiniz. Kendisine ait bir dünyası vardır ve orada hep yalnızdır. O dünyaya kimsenin girmesine izin vermez. Hiçbir anahtar o kapının kapısını açamaz. Yalnızlık onun sığınağıdır. O sığınağa ne zaman gireceğine, ne kadar kalacağına hep kendisi karar verir. Sığınaktayken oradan çıkmaya zorlarsanız onu sonsuza dek kaybedebilirsiniz.

Bir kadın çılgındır aslında...

Neler yapabileceğini erkek aklı hayal bile edemez. Üreticiliğinin sınırı yoktur ama bunu ortaya çıkartmak için hayatının erkeğini bekler. Hoyratça harcamaz üreticiliğini. Sadece erkeğine saklar. Bir kadının gerçek erkeği olmayı başarabilmişseniz çok şanslısınız demektir. Çünkü hayatın içinde olan her şey ancak kadınlar olduğunda anlam kazanıyor. Yemek yemek, su içmek bile. Bir kadının elinden su içtiğiniz suyla kendi kendinize bardağı doldurup içtiğiniz su arasındaki lezzet farkını anlayabiliyor musunuz? Anlıyorsanız ne mutlu size. Anlamıyorsanız ne yazık ki yaşamıyorsunuz!

Bir kadını ağlatırken çok dikkat edin!

Çünkü allah gözyaşlarını sayar.
Kadın erkeğin kaburgasından yaratıldı, ayaklarından yaratılmadı! Öyle olsaydı ezilirdi! Üstün olsun diye başından da yaratılmadı! Ama göğsünden yaratıldı!
Eşit olsun diye, kolun biraz altında... Korunsun diye!
Kalp hizasında sevilsin diye!

Can DÜNDAR

Başta kendi annem olmak üzere tüm kadınlarımızın "Dünya Kadınlar Günü" kutlu olsun!

7 Mart 2012 Çarşamba

Adım Adım Kişisel Bakım Mimi




Çok sevgili arkadaşım http://biricitinyeri.blogspot.com/ beni mimlemiş kendisine çok teşekkür ediyorum. Efenim  bu kez mimimiz kişisel bakım üzerine bir mim(Mim, mim, mim... Bunu söylemeyi ve yazmayı çok seviyorum bana farklı çağrışımlar yapıyor, neyse sus Gülşah allah seni kahretmesin buraya mim yazmaya geldin çeneye bak!) :) diye de kendime fırça attıktan sonra gelsin sorular diyorum;

1- Saç bakımı için ne yaparsın ne kullanırsın?

Hımmm! Saç önemli arkadaş! Şampuanım Blendax Extra Hacim(Normal Saçlar İçin) olanını kullanıyorum, yasemin kokulu çok hoşuma gidiyor kokusu. Saç kremi olarak da Elseve Nutri Gloss İnci Parlaklığı'nı kullanıyorum. Saçlarım düz olduğundan arada maşa filan yaparsam saç spreyi ya da şekillendiricilerden kullanabiliyorum ama genelde çok özel yaptığım bişi yok! Boyasız, doğal halini seviyorum saçlarımın yalnız beyazlarım gittikçe artmakta bu gidişle bir "Beren Saat" olacağım endişesi taşımıyor değilim (:
Pantene Pro-V saç şekillendiriciyi de ara sıra kullandığımı belirtmek isterim. Heh! Şu doğal maskeler, serumlar filan hiç kullanmadım yahu ama bir kaç kez yumurta sarısı ve zeytin yağı karışımı yapıp saçlarıma uyguladım ve 1 saat kadar beklettikten sonra sirkeli suyla yıkadım.(Annem tarafından azar yiyince de bu uygulamadan vazcaydım) Bunu da söylemeden geçemeyeceğim :)

2- Yüz ve cilt bakımı için neler yaparsın?

Vallahi öyle aham şaham bi uygulamam yok. Yahu düşündüm de pek masrafsız bir kızım ben buradan tüm sevgili/eş adaylarına duyurulur! :)

Mutlaka Dove Sabun ile yüzümü yıkarım. Aşamam şu; Eğer gün içinde makyajım varsa öncelikle bunu alkolsüz makyaj temizleyicilerle çıkartırım, sonra Garnier'in göz ve yüz makyaj temizleme sütünü sürerim. Sonra Dove'la yüzümü gözümü iyice temizlerim, Nivea'nın Stay Clear'ı uygular(bu toksin aynı zamanda) en sonunda da kremimi sürer yatarım. Krem: Neutrogena.

3- Dudak bakımı için ne kullanırsın?

Dudaklarım sizi de severim çok hatta "Angelina Jolie" ile yarışırız bu konuda Wooow!(Her kadın kendini şımartmayı sever) Hehehe :) Nivea'nın dudak koruyucularını severek kullanırım özellikle kışın çatlayan, kuruyan dudaklarıma iyi gelir. Ruj olarak Barbara Bort Shiny Lips kullanıyorum, pembe renkli olanı :) Aslında rujla aram pek iyi değil genelde sürdükten sonra yiyorum ve dudağımda ruj var mı yok mu belirsizliğine sinir olup sürekli ruj tazelemektense "aman yeaaa sürme gitsin"! deyip çıkıyorum dışarıya, hem doğal rengi güzel boşver diye de avutuyorum kendimi :)

Not: Kızlar sizinle bir sır paylaşayım ve bu artık bir sır olmaktan çıksın. Gazetede okumuştum dudak egzersizi diye bir şey aynen şunlar yazılıydı; İşte dudak kaslarını çalıştıracak birkaç basit hareket:

- İçinizden geldiği gibi gülün.(Bu benim için en kolayı)
- Ağzınızı havayla doldurun. Ağzınızı açmadan, içerideki havayı sola ve sağa götürün.(Bu ne lan!)
- Bir tavuk bir yumurta cümlesini 30 kez tekrarlayın.(Çok zevkli be!)
- Dudaklarınızı içinizden 10'a kadar sayarak birbirine bastırın. (Dudağıma bir şey olmasın?!)
- Bir üst, bir alt dudağınızı sırasıyla dişlerinizin üzerine çekin. (N'apıyorum ya?)
Bizzat deneyerek yazdım, sen de dene bakalım etkisi ne/nasıl olacak?

4- El ve ayak bakımı için ne kullanırsın?

Güzel! Bir kadının el ve ayak bakımı önemlidir yahu! Böyle diyorum ama özel bir şey de yapmam o ayrı :) Neutrogena'nın el, yüz ve vücut için rahatlatıcı etkili yoğun bakım kremini kullanıyorum. Kuru bir cildim olduğu için çok fazla el ve yüz kremi tüketirim. Ordan burdan şurdan hoşuma giden bakım kürleri filan duymuşsam da uygularım böyle de huyum var.

5- En son kişisel bakım ürünü olarak ne aldın?

Flormar'ın Ultra Black eye liner aldım. Gözlerime eye liner çekmeyi seviyorum! Veet aldım en son :) Bir de ojelerim biter, sık sık alırım. Flormar ya da pastel ojeleri tercih ediyorum.


Çok zevk alarak cevaplandırdığım bir mim oldu, darısı mimlediklerimin başına! Görüşürüz :)

Mimlenenler:














Yine dediğim gibi mimlemeyi unuttuklarım ya da kendisini mimlemek isteyen varsa buyursun mimlesin lütfen! Öptüm. Görüşürüz.

6 Mart 2012 Salı

Karikatür Sever...



Mizah kelime anlamıyla; kişiye mutluluk duygusu veren, kendini kısa veya uzun süreli meşguliyet sağlayan işlerin sorumluluğundan uzaklaştıran ve insanın kendini iyi hissetmesine yol açan bir kavram olarak tanımlanıyor. Peki ya sence mizah ne hiç düşündün mü? Bence mizah; güldürürken düşündüren, düşündürürken eğlendiren, öğreten önemli bir ifade biçimi. Doğrudan eleştirinin elekten geçirilmiş şekli de denilebilir. "Kafada ışık yakmalı, suratta tebessüm yaratmalı"... Sanat olarak mizah; sanatçının yaşam ile ilgili her türlü konuyu bir çeşit nükte ile çizime taşıyarak ortaya koymasıdır.
Ben mizahı çok seviyorum hele ki sivri zeka ve kalite dahilinde yapılmışsa oh oh! :) Leman'la başlayan karikatür tutkum Penguen ve Uykusuz dergileriyle devam etti, moralimin en bozuk olduğu zamanlarda elimin altındaki karikatürler imdadıma yetişti hep. Ne zaman canım sıkılsa kendimi birden mizah dergisi karıştırırken buluyorum.
Nasreddin Hoca Fıkraları hehehe :) Teğet geçemezdim elbet! Değeri, yaşadığı olaylarla değil, gerek kendisinin gerek halkın onun söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliği ile ölçülür. Belki de sırf bu yüzden çok sever ve önem veririz.










5 Mart 2012 Pazartesi

Yerinde Yeller Esiyor...



Çok üzgünüm hem de çok! :( İzmir'li olanlar bilir Alsancak İskelesi'nin karşında "İskele Cafe" vardı yıllardır... Sahibesi Adalet Abla ve sıcacık ekibi ile ne zaman canım sıkılsa ya da bir mutluluğumu paylaşmak istesem oraya koşardım. Çok cana yakın insanların ve nezih mekanda bulunuyor olmanın hafifliğini taşırdım her gidişimde... Ne yazık ki bu hafta sonu İskele Cafe'nin yerinde yeller esiyordu. Kapanmış! Yerine İzmir Port mu ne öyle bir zımbırtı açılıyor. Resmen yıkıldım! Tam anlamıyla kötü bir sürpriz oldu bana. O an neler hissettiğimi kısaca şöyle anlatabilirim; boğazımda kocaman bir düğüm, gözlerim dolu ve içim parçalara ayrılmış bir yapboz oyunu... Sanıyorum ki o an hayatımın en kötü haberini aldım da ne yapacağımı kara kara düşünüyorum gibi oldu. Orada çalışan bir kaç işçi vardı yanlarına kızgın, sorgulayıcı ve çaresiz bakışlarla yaklaştım "Ne oluyor burada? İskele Cafe'ye n'oldu?" Aldığım cevap ise sinir kat sayımı arttırmaya yetecek boyutta oldu. Hanımefendi burası İzmir Port oluyor artık, İskele Cafe hakkında bir bilgimiz yok! Nasıl ya? Gözlerim, Adalet Abla'yı veya ekipten birilerini görürsem koştururum diye kolaçan edercesine çevriliyordu ancak hiç kimseyi göremedim. Hemen telefonuma saldırdım ve Adalet Abla'yı arayıp durumu 1. kişinin ağzından dinlemek istedim ne yazık ki telefonu değişmiş. Bildiğim kadarıyla işleri iyi gidiyordu, müşteri portföyü de oldukça iyiydi. Kapatacaklarını ya da el değiştireceklerini filan söylemiyorlardı. Hayat işte! "Teşekkürler size kolay gelsin" diyebildim zar zor... Orası benim için çok farklıydı, sıradan bir cafe değildi bir huzur mabediydi sanki. Üniversitede proje yapmak için, arkadaşlarla özel günler kutlamak adına tercih ettiğimiz sıcak bir yuvaydı. Her şeyden öte dünyanın en iyi yapılmış tiramisusundan bile lezzetli sohbeti ve şen şakrak kahkahaları olan bu kadını, çalışanlarını çok özleyeceğim.
Semi (Üniversiteden en yakın arkadaşım Semiha) bu haberi duyduğunda eminim ki sende şaşıracak ve üzüleceksin. Ama bir şeyler yapmalıyız, çok uzağa gitmiş olamazlar.





4 Mart 2012 Pazar

Mimim Geldi!



Sevgili http://firariruhumunseyirdefteri.blogspot.com/ dan geldi bu mim de kendisine çok teşekkür ediyorum beni  hiç unutmaz. Yoğunluğumdan ötürü cevaplamakta biraz geciktim hatta sona kalıp dona mı kaldım acaba diye bile düşündüm :) Neyse gevezeliği yavaşça bir kenara bırakıp sorulara geçiyorum;

1- Hayatınız filme çekilse adı ne olurdu ve hangi müzikler yer alırdı?

Sanıyorum ismi "Basamak" olurdu. Hem hayatın her tadını hem de tıpkı bir merdiveni andıran yaşantımı bu şekilde sunardım izleyiciye. Benim filmimde macera bol olurdu buna hiç şüphem yok çünkü bulunduğum her ortamda, karşılaştığım her durumda adrenalin arıyorum (: Yenilik ve heyecanı seviyorum. Ben nerede, heyecanlı vaziyetler orada! Bu kadar heyecan yeter deyip göz yaşı, acı ve kedere de yer verirdim elbet! Türk halkı seviyor zaten daya acıyı evladım! :) Veee tabi ki de mutlu... KESTİİİK! Büyük ihtimalle tam mutluluğa kavuşacakken buna engel olan bir şeyler ya da birileri çıkacaktır filmin sonunda yine de nasıl bitirebileceğime dair pek fikrim yok şu anda... Bunu ileride bir gün hayatım film olursa konuşuruz :) Dizi olursa izlenme rekorları kırar, film olursa gişede iyi bir hasılata imza atardım orası kesin! Hatta durumu abartayım mı belki de "Basamak" goes to oscar hımmm ne dersin? :)
Gelelim müziğe bu konuda çok titiz davranırdım zira filmin önüne geçmemeli! Dizi-film müziği bestecilerinden birinin filmim için özel bir müzik yapmasını isterdim.

2- Bir şeyleri değiştirme gücünüz olsa neyi değiştirirdiniz?

Böyle bir gücüm olsaydı ilk önce kendi hayatımı daha sonrada genel olarak hayatı değiştirebilmeyi çok isterdim. Gerçi tüm bu değişiklikleri yaparken ya da yaptıktan sonra kendimi nasıl hissederdim hiç bilmiyorum.

3- Sizi en çok etkileyen film sahneleri nelerdir?

Bomba soru tebrik ediyorum! Şöyle bir düşündüm de çok fazla sahne geçti gözümün önünden ama ben içinden bazılarını seçtim;

Babam ve Oğlum Unutulmaz sahnesi. Of of! Tam da ailevi problemlerimin yaşandığı bir dönemde izlemiştim bu filmi ne ağlamıştım bu sahnede...




Forrest Gump Bu filmin hayatımda önemli bir yeri var arkadaş! Üniversitedeyken üzerine bolca proje yaptım.




Harry Potter ve Ölüm Yadigarları Bu sahneyi çok beğenmiştim.




Aşk Tutulması Bu film çok tatlıydı ya :)



Amélie Sanıyorum ki izlerken hiç bitmesin istediğim filmlerden biri.





The Notebook  Üfff! Ne güzel filmdi bu be!



Ye Dua Et Sev(Eat Pray Love) İtalyanca ve İtalya sevdamın tavan yaptığı sahneydi :) Attraversiamo!



Issız Adam Hayatıma giren öküzlere seslendiğim filmlerden biri tam anlamıyla kült! Heh bir de son sahnesi vardı tabii beni en çok ağlatan...





Truman Show İşte bu sahnesi...


The Curious Case of Benjamin Button Film baştan sona çok güzeldi o yüzden her sahnesini soluksuz izlemiştim...



Berlin Kaplanı Geçtiğimiz haftalarda izledim ve çok güldüm özellikle rafting sahnesini aradım ama bulamadım. İzlemenizi tavsiye ederim :)


Butterfly Effect 2 (Kelebek Etkisi 2) Aslında film seri halinde süper ama en çok bu sahne diyorum :)



Altıncı His Film, ilk izlediğim korku filmi olması bakımından da önem arz ediyor. Tam anlamıyla korku-gerilim filmi manyağıyım :) Evde yalnız kalınca korku filmi izlemeye bayılıyorum (Normal değilim tamam kabul) (:



              Titanic Unutup geçemezdim bu sahneyi...




4- Yaşadığın şehir bir günlüğüne sana tahsis edilse, boş bırakılsa ne yaparsın?

Sanıyorum bir gün yetmeyecektir bana :) Belki şehir planını sil baştan değiştiremem ama yapacak çok şey bulacağımdan bütün gün dışarıda olurum.

5-  Şu sıralar ilgiyle takip ettiğiniz diziler hangileri?

Yerli dizilerden; Kuzey Güney, Yalan Dünya, Bir Erkek Bir Kadın... Yabancı Dizilerden; How I met Your Mother, Dexter...

Bu mimde böylece sona erdi, bir sonraki mimde görüşmek dileğiyle hoşçakalın.

Mimlediklerim: http://ang-basyigit.blogspot.com/http://dizimanyaq.blogspot.com/http://hayatreceli.blogspot.com/http://yokartkyaa.blogspot.com/http://biricitinyeri.blogspot.com/http://charcoaloddity.blogspot.com/http://duskizi.blogspot.com/http://yorumyorum.blogspot.com/http://betybebekhopecocukcokoprens.blogspot.com/http://istanbulistanbulolali.blogspot.com/http://reyhanlahersey.blogspot.com/http://bir-kase-lezzet.blogspot.com/http://mutlueller.blogspot.com/http://prensesinkalemi.blogspot.com/http://hefotograf.blogspot.com/http://fuudnz.blogspot.com/http://antiiparadigma.blogspot.com/

(Unuttuklarım ya da kendisini mimlemek isteyen varsa mimleyin lütfen!)

Sevgiler...

2 Mart 2012 Cuma

5N 1K Mimine Göre...


 
Hiç yabancı olmadığım bir kavram üzerine mimlenmiş olmanın sevincini yaşıyorum :) Teşekkürler http://dizimanyaq.blogspot.com/
5N 1K Mimine göre; Ne? Nerede? Nasıl? Ne zaman? Neden? Kim? sorularını aklımıza gelen ilk cevaba göre cevaplandırıyoruz. Cevaplarınızı İster yazarak ister bağlantı vererek yazabilirsiniz. Ben ikisini yaparak başlıyorum yazmaya...

                                  NE?
                                                                   
                             EVLİLİK


          
                       Nerede?

Tam olarak burada! Aslında yurt dışında bir yerde evlenmeyi çok istiyorum ama illa ki de yer konumu önemliyse İtalya Venedik :)




                                                                 
               
                    Nasıl?
               
Yahu aşık olarak elbette! Yoksa mantık evliliği ile gemiyi yürütemem ben (:



                  Ne Zaman?
               
Sıla'nın da dediği gibi "En Doğru Zaman", canım istediği zaman, anlaştığım zaman...

 
                                                             


                     Neden?
                                             
              Böyle olmamak için elimi çabuk tutmalıyım :)




            Kim?
                                                 
           Şaşırmadınız tabii :) Tamam ya illa Kıvanç Tatlıtuğ olması şart değil onun bir benzeri de olur yahu! :)




Zinciri bozmuyorum yine mesaj attıklarım mimlendi, öptüm sizi...

1 Mart 2012 Perşembe

TTNET'le Her Şey Mümkün!





Geçtiğimiz hafta oldukça yoğun, yorucu ama bir o kadar da faydalı geçti benim için zira TTNET'in "Yeteneğe Destek Yaratıcı Ekonomiye Destek" Kurumsal Sosyal Sorumluluk Projesindeydim. İlk gün; konferans salonu tıklım tıklımdı. T.C. Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, TTNET Genel Müdürü Tahsin Yılmaz ve TTNET reklamlarının yıldızı, Türk Sinemasının duayeni Şener Şen'in katılımı ve açılış konuşmasıyla oldukça keyifli geçti. Daha sonra yaratıcı ekonomi ve bilişim sektöründeki fırsatlar konusunda vizyon kazandık, ikinci gün; dijital içeriğin sunumu, ticaretin elektronikleşmesi gibi başlıklarda sektörün ihtiyaçları dikkate alınarak hazırlanmış eğitimler vardı. Son gün; dünyanın en prestijli eğitim kurumlarından MIT Enterprise Forum Turkey tarafından iş geliştirme ve girişimcilik programı gerçekleştirildi. Nihayetinde eğitimin sonunda biz "seçilmiş" katılımcılara tören eşliğinde sertifikalar verildi. Unutmadan, eğitimin sonunda bize verilen "Türk İnternetinin Kısa Tarihi" isimli kitap oldukça hoşuma gitti eğer eline geçerse mutlaka oku diyorum.
Benim açımdan çok faydalı geçti. her şeyden önce farklı bir çevre, sektörün öncülerinden dersler, yeni arkadaşlıklar ve girişimciliğe dair pek çok bilgi edindim. Sen de katıl! Bu tarz organizasyonlar kişiye artı değer katıyor. Tecrübeyle sabit! :)

Bu arada Gediz Üniversitesi'ne ev sahipliğinden ötürü teşekkür ediyorum, yemekler harikaydı! (:


Eğitimden Notlar;

-Business Model Generation

1- Customer Segments

2- Value Propositons

3- Channels

4- Customer Relationships

5- Revenue Streamy

6- Key Resources

7- Key Activities

8- Key Partnerships

9- Cost Structure

Bir iş planının 9 önemli ilkesi...

-3 T Kuralı; Technology, Talent, Tolerance

-Ekip çalışması, sabır ve sebat (:


* Eğitimde akılda kalan ve önemli bir girişimcilik örneği olan Cirque du Soleil izlerken nefeslerimizi tuttuk.


 Son olarak interaktif bir şekilde proje hazırladık.

http://www.ttnetteknolojivadisi.com/ eğer ilgileniyorsan bir göz at diyorum. ( Biz ekip olarak katılmayı ve bir projemizi hayata geçirmeyi çok istiyoruz)

TEŞEKKÜRLER...

TTNET Ailesi,

Gediz Üniversitesi,

Ben(Kendim) :)

 Kendime de teşekkür ederim arkadaş! Facebook'daki reklamı fark edip o dakka cv yollayan benim ne de olsa :) Gerçi başta hiç umudum yoktu o kadar kişi içinden "beni mi seçecekler yahu" dedim ama başvurudan 2 hafta sonra mail geldi Tebrikler katılıma hak kazandınız" diye...

Emeği geçen herkese bir kez daha sonsuz teşekkürler!



Kaliteli eğitim, harika bir deneyim ve iyi bir referans; geleceğe yönelik çok iyi bir avantaj sağladı. Çıkan sonuç: TTNET'le Her Şey Mümkün! Bence sloganın hakkını sonuna kadar veriyor.