25 Aralık 2011 Pazar

Biri GÜVENMEK Mi Dedi?






                   "Ağzından bal damlayan arının bile kıçında iğne var. Ne güveni?" (C. Bukowski)

24 Aralık 2011 Cumartesi

Denemezsen Hayatı Bilemezsin Lezzetini!






Nutymax reklamını izlediysen sloganını hatırlarsın. "Denemezsen hayatı bilemezsin lezzetini!"

Hayat sanki bir deniz sen de onun üzerinde ilerlemeye çalışan bir gemide almış başını gidiyorsun. Çocuklukta deniz çok dalgalı, hırçın sen ise ufak bir salın üzerinde çırpınarak istediği yere ulaşmaya çalışan yolcu... Hızlı hızlı yol almak istiyorsun. Zaman geçtikçe teknen de büyüyor sen de... Bu kez senin hızlı gitme isteğin azalıyor, yavaş yavaş tadını çıkararak yol almak istiyorsun. Ve bu noktada bir değişim başlıyor.
Kişinin her yönden gelişiminde belli bir yaşa kadar anne-baba ve öğretmenler birincil etkenken, ergenlik çağından sonra bu etkenler kendi istek ve çabasına göre değişiyor. Öyle ya, 18 yaşına kadar ailen hayatının merkezindeki varlıklarındır. Eğer temeli sağlam bir aileden geliyorsan da ne mutlu sana...(Ben kendimi bu konuda oldukça şanslı hissediyorum)
Üniversite zamanında odağındaki varlıklar arkadaşların ve sosyal çevrendir. O çevredekilerle gülüp onlarla ağlıyorsun.
Üniversite sonrası zamanında sudan çıkmış balık misali neye uğradığını şaşıran bir tip... Biraz serserilik yapayımlar biraz adam olmaya çalışmalar, bir baltaya sap olabilme çabaları, kariyer mariyer bi ton baş ağrısı odak noktan oluveriyor.
Bak! merkezindekiler zaman içinde nasıl da değişti. Hepimizin hayatında böyle olmuyor mu? Herkes, her şey değişiyor. Dünya bile değişiyor.
Biri evleniyor diğeri boşanıyor, beriki iş değiştiriyor öteki okul kazanıp yaşadığı şehirden uzaklaşıyor, bir başkası çocuk sahibi oluyor; dün giydiğini bugün beğenmiyorsun, geçen yıl dost sanıp omzunda ağladığın insanla bu yıl düşman olabiliyorsun, geçmişte yanlış yaptığın bir şeyi bugün doğru kabul edebiliyorsun gibi...
Peki, değişim bu denli hızlı ve çeşitliyken sen neler yapıyorsun? Neler değişiyor hayatında? Ne? Yoksa sende mi yerinde sayıp değişime ayak uydurmak istemeyenlerdensin? Elindekine razı olup hayırlısı neyse o olsun'culuk mu oynuyorsun?
Stabilsin, değişimden nefret ediyorsun belki de... Dengeli, sağlam ve değişmez kalmak istiyorsun. Üstelik hem garanticisin, risk almaktan korkuyorsun hem de etrafındakiler değişmiyor diye sürekli bıdı bıdı şikayet ediyorsun. Ne ayaksın?
İşe kendini değiştirerek başlamaya ne dersin? Haydi kalk şimdi silkelen ve kendine gel! Hazır yeni yıla girerken kendin için yepyeni bir sayfa aç ama önce,
Yeni bir başlangıç için; zihnini kemiren, sürekli meşgul eden, seni sınırlayan, korkutan düşüncelerden kurtul! Çünkü yaşadığın hayat, kurduğun ilişkiler, maddi durumun, kendine güvenin ya da güvensizliğin hep senin hakkındaki düşüncelerinin, inançlarının yansıması. Kırk kere söylersen... Fıkra gibi gerçekler bunlar bir şeyi kırk kere söylediğinde ya da yaptığında o artık senin vazgeçemeyeceğin bir alışkanlığın haline geldi bile.

Hep kaçırdığın fırsatlara, yaptığın hatalara ve gülmeyen kadere odaklanırsan hayat boyu tekrar eder durursun bunları. Yeni bir başlangıç için küçük güzellikleri fark ederek yaşamaya çalış. (Tamam yeaaa bi daha makus kaderim hakkında konuşmam) :)

Duygularını okumayı bil! (Hepsini yaptım ama bunu anlamadım hocam?)
Yani içinden geleni yap. Çok seviyorsan bunu karşındakine söylemekten çekinme, canın sarılmak istediyse sar sarmala. ( Heee tamam yaaa şimdi anladım niye anlamadığımı ben bu konuda kabiliyet eksikliği yaşıyorum da ondan. (Annem zaten hep "Sen sevgini belli edemiyorsun kızım neden bu kadar soğuk davranıyorsun der". Parantezi kapat artık) :)
Sevdiklerin hayattayken onlara verdiğin değeri ve sevgiyi belli et.

İdeallerini es geçme!
Yeni bir başlangıç için yeni bir ideal edinmek mantıklı ama seni harekete geçirecek olan esas unutulan, zaman aşımına uğrayan, terk edilen(yazık be!) ideallerin. Onları bul ve saklı oldukları kutularından çıkar.

Düne takılma! (Hı hı ben zaten hep ileri marşşş halindeyim)
"Halen dünden söz ediyorsanız bugün pek bir şeyler yapmamışsınız demektir." (If you're still talking about what you did yesterday, you haven't done much today) Fiyakalı oldu böyle ha ha ha :)
Geçmişin seni esir almasına izin verme, bugününe odaklan ki bu sayede yarınını dünden farklı kılabilesin dii mi ama?!

Gençken cesursun, ataksın. Hayallerin uçsuz bucaksızdır onlara koşup durmak yormaz seni. Koşullar ne olursa olsun denemeyi göze almak istersin. Sonunda mutlu da olsan, pişman da olsan bir an bile vazgeçmezsin kendi yolundan. Oh be! Denedim içimde kalmadı ulen dersin :) Yaşlılıkta buna fırsat bulamayabilirsin çünkü.
Daha önceki yazılarımda da bahsetmiştim denemeyi göze alma cesareti diye bişi var. Nee deli cesareti mi? Yok efenim öyle demedim ama aynı kapıya çıkıyor sanırım! Kendine inanan, gözlerini merakla açtıkça en uzağa gitmek için korkmayan ve bu yolun sonunda ne olacağını düşünmeden bu kararı alabilen insanları yürekten tebrik ediyorum. Cidden öyle. Belki şartların değişmesi gerektiğini düşündüğünden belki değişime ayak uydurmak istediğinden belki zorunlu olduğundan ya da sırf canı istediğinden...
Kolay olmaz hiç bir değişim hatta sancılıdır. Seni yıldırmaya çalışanlar, yolundan çevirmek için elinden geleni yapanlar, moralini alt üst edip yaptığının çok yanlış olduğunu savunanlar(onlar hep en doğruyu bilenler ya!) olacaktır. Sen onlara kulaklarını tıka, sırtını dön ve yolunda ilerle. Çok geç olmadan!

"Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir" diyen Herakleitos Baba evrende hiç bir nesne, nesnelerin hiç bir özelliği yoktur ki değişmeden aynı kalsın. Her şey, bir başka şeyin yıkımı, ölümü sayesinde varlığa gelmekte ve daha sonra yok olup gitmekte der.
Yine Herakleitos Baba "Aynı nehirde iki kere yıkanılmaz" demiş ki ben bu söze her zaman şapka çıkarıyorum. Nehrin bile aynı kalmasını beklemezken sen nasıl aynı kalabilirsin?

Denemezsen hayatı nasıl bileceksin lezzetini?! Deneme yanılmada deneme yamulmada olsa denemekten korkma! "İnsan denemediği her şey de %100 başarısız olur."

Bi de bu var: "Şans bukalemun gibidir biraz zaman tanı mutlaka değişecektir".



19 Aralık 2011 Pazartesi

Yine Bir Yıl, Yeni Bir Yıl



Adettendir 1 yıl devrilirken gelecek yılla ilgili güzel şeyler dilemek, yazmak filan. Halbuki "yinE" ve "yEni" kelimelerindeki harflerin yer değişimi gibi bir yıl gider bir yıl gelir. 2011 yerini 2012'ye devretmek üzere...
Koskoca bir seneyi geride bırakmaya hazırlandığımız şu günlerde ben oturmuş tüm yılın muhasebesini yapmayacağım ya da gelecek mukadderatla eş değerken öyle fosforlu, lolipoplu cümlelerde kuramayacağım. Zaten canım bunu yapmak istemiyor. Bir film repliği gibi her yıl aynı sözleri sarf edip duruyoruz.
Ben, yılbaşıyla ilgili şimdiye kadar duyduğum en güzel öğütten bahsetmek istiyorum. "Yeni yılda beklentilerinizi küçültün, daha mutlu olursunuz!" Buyrun burdan yazın!
Yeni yılda yine hayatınızı değiştirme kararı aldınız öyle değil mi? Şu işi değiştireceksiniz, sigarayı bırakacaksınız, alkolü azaltacaksınız, arabanızı/evinizi değiştireceksiniz, spora kesinlikle başlayacaksınız... Ha ha ha! Acı ama gerçek olan şu ki bunlar yine yalan olacak!
Neyse, benim üzerinde durmak istediğim şu: "Yeni yılda beklentilerinizi küçültün, daha mutlu olursunuz!" Evvet, İşte Budur! Peki ama nasıl? Nereden başlamalıyız?
Yeni yılda daha çok gülün! Gün içinde şakalaşın birbirinizle, sinemadaki en komik filme bilet alın, çok sevdiğiniz bir stand-up gösterisine gidin, komik bulduğunuz ve izlerken sizi çok sık gülümseten keyif verici dizileri izlemeyi tercih edin. Kahkaha atın!
Yapılan araştırmalarda; somurtan insanların daima tebessüm eden insanlara nispeten yüzlerinin daha erken ve fazla kırıştığını, somurttuğumuzda 18, gülümsediğimizde ise sadece 3 kasımızı kullandığımızı, gülümsemek için 14 kalori, kaşları çatmak için 72 kalori gerektiğini,
Hareket ve yüz ifadelerimizin kullandığımız sözcüklerden 8 kat daha güçlü olduğunu,
Japonya'da gülümseme okulu olduğunu,
Güler yüzlü çalışanların iş hayatlarındaki veriminin daha yüksek olduğunu,
Yine, güler yüzlü insanların daha çok akılda kalıp hatırlandıklarını,
Kadınların erkeklerden yüzde yüz yirmi altı oranında daha fazla güldüğünü :)
Veee tebessümün bulaşıcı olduğunu
Biliyor muydunuz acaba?

Valla ben öyle asık suratlı, somurtkan tipleri hiç mi hiç sevmiyorum, zorunlu olmadıkça da konuşmuyorum onlarla. Ne halleri varsa görsünler çünkü bu tarz insanların enerjimi düşürdüğüne inanıyorum. Beni sinir etmek istemiyorsanız DOĞAL olarak Gülümseyin! :) (Yapmacık, yüzde emanet gibi duran o çirkin gülümsemeleri şıp diye anlıyorum ona göre)

Nerde kalmıştık? Heh! Bitter çikolatanın kalbe çok yararlı olduğunu duydum. Yiyin gari :) Ama öyle miktarını çok abartmadan tabii.

Sürekli endişe ve üzüntü hayatımızdan on altı yıl alıyormuş. Daha umursamaz olun!
Sakin olun sakin! Kavga dövüş, ne bileyim durduk yerde birilerine çemkirerek yaşamayın. Sürekli kızgın ya da öfkeli olmaktan uzak tutun kendinizi.

Her sabah kahvaltı yapma alışkanlığı edinin. Kahvaltı gün içindeki en önemli öğün. Uyandıktan en geç bir buçuk saat içinde kahvaltı yapmaya çalışın.

Sevdiğiniz şeyleri yapmaya gayret edin. Kendinize ve sevdiklerinize küçük, tatlı sürprizler yapın.
"Müzik ruhun gıdasıdır." Hakkatten öyle... Sevdiğiniz ve size iyi geldiğini düşündüğünüz müzikleri dinleyin. E  Sezen Aksu bile demiyor mu şarkısında; "O zaman hemen git radyoyu aç bi şarkı tut"...

Aşık olun! Aşık olmak hele ki karşılıklı sevmek, sevilmek güzel şey. (Benim gibi yalnızlar için çok can sıkıcı bir öğüt olarak algılandı bu şimdi eyvah! Olamıyorsanız da hiç üzülmeyin piyasadaki anti depresanlardan alıp alıp dışarı çıktığınızda ilk gördüğünüz kişiye aşık oluyormuşsunuz diye duydum. Şaka şaka bunu sakın evde denemeyin :)

Deniz tutkunuz varsa mutlaka dalış yapın! Ben ısrarla tavsiye ediyorum. Denizin dibini keşfe çıkmak inanılmaz bir duygu.

Gönüllü proje ya da çalışmalarda bulunun.( Ben sosyal sorumluluk projelerine katılmayı çok seviyorum mesela)

Adrenalin önemli. Artık paraşüt mü olur, bungee jumping mi, rafting mi, kaya tırmanışı mı yoksa hız treni mi olur ona kendiniz karar verin.

Doğayla baş başa kalın. Çadırınızı, tulumunuzu kapıp doğanın kucağına bırakın kendinizi.

Paylaşın! Elinizdeki çoksa az olanla paylaşmayı öğrenin. (Hayat paylaşınca güzel la la la laaaaaaaaaaaa) :)

Güneşin doğuşunu, batışını ya da tutulmaları izleyin. Kendinizi bu muazzam doğa olaylarını seyrederken bulmak iyi gelecektir.
Hımmm... Yağmurda güzel ama ben gök gürültüsünden çok korkuyorum o sebeple gök gürültüsüz sağanak yağış altında şemsiyesiz kalmamızı dilerim :)

Hayal kurun! Ancaaaaaaaaak ayaklar yere bassın! ( Biliyorum hayalde sınır yok ama uçsuz bucaksız rüyalara dalmak da sizi yorabilir)

Hayatınızda bir kez- belki de bu yıl- Gökyüzünde süzülme deneyimi yaşayın! Kuş olup uçun demiyorum elbet ama uçakla seyehat edin, balona binin...

Saçınızı, dolabınızı hatta yaşam tarzınızı değiştirin!

Daha önceden hiç görmediğiniz bir yere gitmek için bu yıl tam zamanı... Daha fazla ertelemeyin bu isteğinizi ve bunun gibi ertelediğiniz her ne varsa... Hayat beklemez!

Sizi üzen, kıran ya da acıtan olayları/kişileri yok edin! ( Kolay olmasa da bunu yapabildiğinizde üzerinizden ne kadar büyük bir yükün kalktığını hissedeceksiniz)
Sil baştan yaşayın hayatınızı ne çıkar!

Ve
Hayatı, yaşadığınız her anın değerini bilerek yaşayın. Şükredin!



Bir yıl daha eksilirken ömrümüzden 2012'ye sayılı günler kala bu yılda yapamadıklarınıza değil, yapabileceklerinize odaklanın.
 


"Yeni yılda beklentilerinizi küçültün, daha mutlu olursunuz."

İyi Seneler Herkese

* Bu yıl değişiklik olsun istedik yılbaşında dostlarla bir arada olma kararı aldık dışardayız, geçerken uğrayın ha bekliyoruz :)


15 Aralık 2011 Perşembe

Burçların Anarşisti İKİZLER



  Hu huuu! Merhabalar efenim ben burcumu söylediğimde ağız burun kıvıran, yüzünü ekşitip arkasına bile bakmadan kaçacağınız ikizler kızıyım. Atsan atılmaz satsan satılmaz ama yine de insanın burcu işte seviyorsun arkadaş!
Bu burçta doğmuş olan birinin karşısında çift gördüğünüzü sanıp gözlüğünüzü değiştirmeye kaçmayın! Burç isminden de anlaşılacağı gibi ikizleri temsil etmekte doğal olarakta bu burçta doğan insanın çift yönlü kişiliği olduğunu bilmeniz gerek. Bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp tabii ama hiiç üzülmeyin ben size burcun tüm inceliklerini teker teker öğreteceğim bilumum zevk için haha :)
İçimde bir yanı pamuk prenses diğer yanı süpürgesi eksik bir cadı taşıyorum. Gerçekten de bu böyle, prenses olan tarafım; kararsızlığı, plansızlığı en tipik özelliklerindendir ki "bir son dakka insanı olarak" bana plan program yaptırmaya çalışan zihniyete şaşarım ve bir o kadar da kızarım. İnce düşünen, detay atlamayan, kendini sevdirmek istediği insanın hemen dikktini çeken fıkır fıkır kımıl kımıl bir insanım. En "burnu kaf dağında" tiplerle bile anlaşabilir, İngilizce, İtalyanca ve Almanca konuşabilirim.
Tüm bunlara karşılık mütevazi davranmayı sever, sempatik tavırlarımla anında fark edilebilirim. Şen kahkahalarım öteki yarım küreden duyulabilecek kadar içten ve canlıdır. Resmen sosyal bir kelebek ve sevgi pıtırcığıyım.
Aynı anda yapabileceğim iş sayısının limiti yok, hızlı konuşup hızlı dinlemeyi ve hızlı karar almayı severim. Biz ikizleri bir yere, bir düşünceye bağlamak, onunla zeka ya da laf yarışına girmek çok büyük hatadır. Bunu deneme bile derim.
Şimşek gibi hızlı zekası, keskin bir hiciv yeteneği ile karşısındakini hipnotize edebilir.
Herkes mutlu olsun, gülsün, eğlensin ister. Ailesi, arkadaşları en vazgeçilmezleridir. Ola ki onlar hakkında arkasından konuşulduğunu duysun anında pençelerini çıkarır, savunmaya geçer.
Anlayışlıdır, akıllı ve yaşından olgun karakteriyle her daim takdir toplar. Esnektir, her ortama, herkese kolay adapte olabilir. "Asla" ya da "Keşke" gibi kelimeler sözlüğünde bulunmaz.
En ufak dikkatsizliğinde özür dilemeyi bilir ama küçücük bir sorun karşısında pireyi deve de yapabilir.
Hiç anlamadığı hatta sıkıntıdan patlamak üzere olduğu bir ortamda bile bu durumu çaktırmaz, bozuntuya vermez. Durumu idare edebilme potansiyeli oldukça yüksektir.
Onu bir anda entel davetlerde takılırken bulabileceğin gibi bir anda mahallenin en salaş balıkçısında balık-ekmek yerken de görebilirsin.
Küfür sevmez ve kullanmaz, titiz yanları fazla, mükemmeliyetçiliğe düşkündür.
Sağlığa, spora ve yemeğe oldukça önem verir. Evi, düzenli ve temiz olmalıdır.
Klasik müzik, jazz sever ama içinin derinliklerinde bir yerde arabesk havası da saklı durur ve onu ortaya çıkaracağı zamanı iyi bilir.
Çok yönlüdür, Sezgilerine güvenir ve genelde hep haklı çıkar. Maddiyata pek önem vermez, anı yaşamak hayat felsefesidir. Şu üç günlük dünyada neyin hesabını yapıyoruz diye düşünür geçer.
Heyecanlı, hiperaktif yapısıyla ona ayak uydurmakta epey zorlanabilirsin.
Rutin giden hayatı, katlanılmaz derecede monoton düzeni varsa kendini kafese kapatılmış ve kanatları kesilmiş zavallı bir kuş gibi hisseder.
Eğer gerçekten aşık olmayı başarabilmişse sizi şaşırtabilir çünkü ondan hiç beklemediğiniz tutum ve davranışlar içine girebilir. Bu saatten sonra da göze alamayacağı hiçbir şey yoktur.
Her şeye rağmen çok iyi dost ve sırdaştır. Bir kez tanıdığınızda ondan vazgeçmeniz oldukça zordur (İddia etmiyorum, bizzat söylüyorlar) :)
Gelelim öteki süpürgesi eksik cadı yanıma bu yanımda evlere şenlik!Karşısındaki kadının, adamın dedikodusunu yapmaktan zevk duyar. Çok sevdiği arkadaşının başka arkadaşlarıyla bir kez anlaşamadıysa bir daha hiç anlaşamaz ve sırf arkadaşının hatırı için de bu duruma katlanmaz.
Birini sevmediyse sevmiş gibi görünemez, istemediği kimseye tahammülü yoktur. Masada sırf hatır gönül için istemediği kişilerle 2 dakka bile oturmaz ya kalkıp gider ya da çeşitli imalarla masadaki istenmeyen su bardağı tadındaki insanı kaçırtır.
"Aşkından geberdiği adama en ciddi tavrını takınarak göt müsün?" diye sorar.
En ciddi yerde en olmayacak saçmalıkları yapabilir. Etrafın şaşkın bakışlarına hiç aldırmaz.
Şarkı söylemeye bayıldığı gibi o karga sesiyle etrafındakileri de bayıltabilir !
Ayarı yoktur. Sokakta bir dolu insan varken bağıra bağıra konuşur, kahkahalarla gülebildiği gibi canı sıkkınsa ve içinden ağlamak geliyorsa ulu orta ağlayadabilir.
Kendisiyle her daim barışıktır. Eleştiriye ve eleştirmeye açıktır. Tesadüfen karşısına çıkan insanlarla sanki kırk yıldır tanışıyormuş gibi muhabbet edebilir.
Anlayışsız ve kabadır. Eğilmez, bükülmez, bir şans vermez, söz dinlemez, kimseyi umursamaz, sallamaz, inatçıdır. Açık sözlüdür söyleyeceği ne varsa dan dun diye söyler, acımaz , üzülmez, pişman olmaz.
Sevdiklerine kırıcı laflar söyleyebilir. Taparcasına sevdiği ailesini bile tersleyip, resti çekebilir. Tanıdığı insanlara eğer o an canı istememişse selam vermez.
Evi toplamaktan çok dağıtmayı sever. Üşengeçtir. Kıçını toplamak için bir yardımcıya ihtiyaç duysada kendi işini kendi yapmayı tercih eder. Patavatsızdır. Bazen ileri geri konuşup senin canını sıkabilir.
Kurallara uymayı sevmez aksine kuralları yıkar geçer, rahatına düşkündür. Mesela işten kovulacağını ya da okuldan atılacağını da bilse buralara istediği kılıkta gelebilir, istediğini yapabilir. Risk almayı sever.
Aşk mı o da ne? Ben anlamam aşktan yürekten bunları boşver ne haber seksten? :)
Lükse düşkündür. Parayı sever, maddiyata önem verir.
Dengeli dengesiz tarafları en olmayacak yerde fırt diye çıkıverir ortaya. Aşık olduğu adam damarına damarına basmışsa şaplağı yer ama kazıklandığını hissettiği mağazadaki satış temsilcisine kibarlıktan kırılabilir.
İşinde canını sıkan pürüzler olunca kafasına esen neyse o an onu yapar, gidip birileriyle kavga da edebilir, istifada edebilir. (Yaptım oldu!) :)
Kavgacı yapısı vardır hele ki bir haksızlığa, istemediği bir duruma maruz kalsın anında cıngar çıkartır.
Öte yandan hoşlanmadığı ama sırf kırılmasın diye istemediği adamla sevgili bile olabilir.
"İkizler arkadaşınız varsa onun insanı ülser yapacak kadar sinir olduğunuz en az bir huyu/özelliği vardır". Mesela sana bir öneride bulunur birlikte bir Humphrey Bogart filmi ya da bir komedi filmi izlemek? Golf alanına gidip biraz golf oyunu oynadıktan sonra bara gidip iki kadeh Bloody Mary içmek? (Muhtemelen hepsini bir arada yapmayı tercih edecektir ama nezaketen sıralıyor) Sen yorgunsun ve bir an önce eve gidip uyumak istiyorsun bu öneriye teşekkür edip başka bir güne ertelemeye çalışıyorsun. Aman Dikkat!



Karşındaki ikizler insanı seninle deli gibi tartışacak ve ikna edici özelliğinden ötürü, elinden geleni yaparak seni çekim gücüne alacaktır. Hatta tıpkı bir koza gibi avucunun içinde sarıp sarmalayacaktır bile Geçmiş olsun! :)
Tebessümü, baştan çıkarıcı cümleleri ile ona karşı koyman pek mümkün gözükmüyor. Bu durumda öneriyi kabul etmekten başka şansın yok.
İnsan ilişkileri konusunda adeta bir uzmandır. Zihin karatesiyle seni dövmekten beter bir hale getirebilir.
Yazma yeteneği çok gelişmiştir ama mektupları birer sanat eseri sayılabilir zira mektup yazmaktan pek hoşlanmaz.
Hız burcudur, sabır adamı değildir. O, bugün burada, yarın başka bir yerde olabilir. Hem de aniden ve kimseye haber vermeden... Giysilerini, işini, aşkını, hayatını, evini ve düşüncelerini çok hızlı bir şekilde değiştirebilir.
Bir kitabı zevk içinde merak ve araştırmacı yönü ağır basmışsa derinlemesine de okuyabilir. "Eğer bir kitabı başından sonuna sıkılmadan, bıkmadan okuyan bir ikizlere denk gelmişseniz onu hemen Washington D.C.'deki Smithsonian Enstitüsüne gönderebilirsiniz." :) Haklı bir yorum gibi duruyor :)
İş alanları çok yönlü hayatlarına biçilmiş kaftan gibidir. Bir radyo, tv kuruluşunda, halkla ilişkiler kuruluşunda, bir yayın evinde, çağrı merkezi servisinde, oto galeride ya da bir reklam şirkletinde aceleyle sekip duran, ordan oraya koşturan ve hızlı bir şekilde laflayan bir ikizlere denk gelmek mümkün.
Dinlenmeye en fazla ihtiyaçı olan burçtur ama bunu sevmez aksine her zaman bir faaliyet alanı içinde olmayı tercih eder. Ayak, sırt ve baş ağrıları kabusudur.
Gözleri ve zekası keskin, maceracı, sınır tanımayan hayal gücü ve kaşif yeteneği ile onu incelemeye ya da anlamaya çalışmak yerine sadece güvenini ve dostluğunu kazanmaya çabalamak daha yararlı olur. Çünkü beni daha doğrusu biz ikizleri anlamaya çalışmak atomu parçalamaktan daha zordur. "Biz ikizler insanına yolun karşı tarafındaki çimenler her zaman daha yeşil görünür." Her zaman en yükseğe, en ileriye uzanmak isteriz.
Tamam belki fala inanmıyor olabilirsiniz ama falsız da kalmadığınıza ve hayatınızda en az bir kez de olsa günlük/yıllık burcunuzun yorumuna baktığınıza eminim sizi gidi siziler :)

 Bu arada unutmadan benim yükselen de ikizler gerisini siz düşünün artık!





14 Aralık 2011 Çarşamba

Bookcrossing Uygulaması Diye Bir şey Var (mış)!



Bir dergide gözüme çarptı hemen paylaşmak istedim.

Amerika'da yeni bir moda çıkmış, bir takım meçhul kişiler, kamuya açık yerlere bir takım kitaplar bırakıyorlarmış. Diyelim bir parka gidip bir banka oturuyorsun, bankta bir kitapla karşılaşıyorsun. Mahallede yaşayan birçok kadının ortaklaşa kullandığı "çamaşır yıkama merkezine" gidiyorsun, makinelerden birinin üstünde bir kitap. Trene biniyorsun pat! koltuğuna bir kitap düşmüş.
Marketten alışveriş ederken elini atıyorsun, biri bisküvi paketleriyle cips paketlerinin arasına bir kitap yerleştirmiş. Düşünsenize harika! Ben ki kitap kurdu bir insan olarak bu tarz sürprizlerle karşılaşsam tepkim ne olur acaba?! Define bulmak gibi! Roman, şiir, öykü, deneme, artık ne çıkarsa bahtına... 
2001 yılında uygulamaya başlanan(ve benim daha yeni haberimin olduğu) bu sistemde kitabı bırakan kişi kimliğini gizli tutuyor, kitabın parasını da helal ediyor. Tek ricası var, siz de okuduktan sonra buna benzer bir yere bırakın da başkaları da yararlansın.
Bunu başlatan kişi Ron Hornbaker adında, Missouri eyaletinden bir bilgisayarcı. Bu olaya Bookcrossing deniyormuş yani "Kitap Gezdirme" diye çevirebiliriz kanımca. Fransa'da böyle crossing yapan dokuz bin kişi olduğu söyleniyor, ortalıkta dolaşan serseri kitap sayısı da on bini geçmiş...
Özellikle Londra'da çok yaygın bir sistem olmakla birlikte okudukları kitapları parklarda bırakabiliyormuş insanlar. Londra'da bırakılan bir kitap Kuzey İrlanda'dan çıkmış.
Uygulama Türkiye'de yok mu? Olsa ne olurdu?( Detaylı bilgim yok ama sanırım bizlerde bu eyleme katılabiliyoruz) Okuma oranının en az olduğu ülkeyiz ne yazık ki... Şöyle bir istatistiğe vurduğumuzda rakamlar hiç iç açıcı gözükmüyor; Türkiye'de okuma oranı %4, kitap okuma oranı %4,5, gazete okuma oranı %22, radyo dinleme %25 ve televizyon izleme oranı sıkı durun %94

Ülkelere göre ortalama kitap okuma oranı ise: Japonya 8, Fransa 4, Almanya 6, ABD 4 ve Türkiye 0,125 diye biliniyor, rakamlar farazi olsa da Türkiye'de çok az kitap okuyucusu olduğunun şahsen farkındayım.

http://www.bookcrossing.com adresine girdiğinizde siteye üye olup, siz de bir yerlere kitap bırakabilir, okumak istediğiniz kitabın nereye bırakılmış olduğunu öğrenebilirsiniz. Aşama şu; kitaba bir etiket alınıyor, sisteme kitapla ilgili bir takım bilgiler giriliyor, bu etiket üzerinde ise bulunan kitabın BookCrossing eylemi içerisinde bırakıldığı, eğer ulaşım imkanı varsa sisteme bulunma ile ilgili ve el değiştirdiği takdirde bir sonra bırakılacağı durak vs gibi bilgiler veriliyor. Bu sayede kitabınızın nerede yolculuk ettiğini takip edebiliyorsunuz.
 Siz ne düşünüyorsunuz bilmiyorum ama bana güzel ve farklı bir sistem olduğu için ilgi çekici gelmeye başladı bile...

12 Aralık 2011 Pazartesi

Betül Mardin is my hero!



Betül Mardin Türkiye'de halkla ilişkilerin temellerin atan ve bu konuda dünya çapında üstat kabul edilen bir hanımefendi. Benimse idolüm!
Arnavutköy Kız Koleji ve BBC  Televizyon Kursu mezunu olan Mardin, 1995 yılında Uluslararası Halkla İlişkiler Derneği'nin (IPRA) başkanlığına kadar yükseldi ve bu göreviyle IPRA'nın ilk Türk Müslüman Kadın Başkanı oldu. Daha sonra aynı dernek tarafından kendisine verilen "Member Emeritus" unvanıyla dünyada sayılı kişide olan bu ödülün yanında Amerika Halkla İlişkiler Derneği'nin "Yaşam Boyu Başarı" ödülünün de sahibesi.
Bana "Halkla İlişkiler" mesleğini sevdiren, izinde ömrüm vefa ettikçe yürüyeceğim belki de annemden sonraki tek gerçek kahramanım.
Geçtiğimiz 1 Aralık doğum günüydü. 84'ü devirip 85 yaşına girdi ama enerjisiyle bana ve tüm gençlere örnek teşkil ediyor. Ayşe Arman köşesinde onun için her şeye yetişen "ahtapot" demiş. Haklı sanırım :)
Her yere yetişiyor, sayısız başarılı işlere imza atıyor, şu sıralar Bilgi Üniversitesi'nde öğrencilerine ders veriyor.( Ahh! O üniversitede olup ondan ders alabilme şerefine nail olabilmeyi öyle çok isterdim ki...) Bugün Bilgi Üniversitesi'nde öğrencileriyle birlikte hazırladığı Vicdanın hiç mi sızlamadı? adlı semineri var. Seminerin kilit konusu vicdan. Kadına yönelik şiddette vicdanın önemi, trafik teröründe vicdanın önemi... Aklınıza gelebilecek her açıdan ele alınıyor vicdan konusu. Seminerde Yavuz Turgul'da konuşmacılar arasında yer alacakmış.(Filmlerinde vicdan duygusunun altını çokça çizen bir yönetmen) onun yanı sıra Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin ve yazar Ayşe Kulin ile gazeteci Ayşe Böhürler'de seminere can verecek diğer isimler arasında...
IMAGE Halkla İlişkiler'in Onursal Başkanı IPRA Onursal Üyesi ve 2005 Atlas Ödülü Sahibi, 85 yaşındaki Betül Mardin kadınlara şu altın öğütleri veriyor: ( Yıllardır çalışma masamın üzerinde asılı durur kendime her bir maddesini düstur edindim)

1) Her sabah spor yapacaksın. Gün aşırı filan değil evladım, her sabah!

2) Hep çalışacaksın, üreteceksin. Beynin meşgul olacak, hep koşturman gereken işler olacak.

3) Günceli takip edeceksin. Haber izle, dergi, kitap, gazete oku. Gündemi yakala. Her konuda kendini update et.
Yeni çıkan kitapları da bil, yeni açılan lokantaları da, bu sene moda olan renkleri de...

4) Evlilik ise şart değil, kafanı takma. Gerekli de değil. Hatta şöyle söyleyeyim: One problem less!(Bir problem eksik!)

5) Çocuk meselesine gelince... Ha işte, burada akan sular duruyor. Yapabiliyorsan yap. Birini bu kadar çok sevmek, onun sorumluluğunu taşımak sadece onu değil, seni de mutlu eder.
Doğurmayacaksan, evlat edin. O zamanda senin çocuğun, değişen bir şey yok. Evlat edinmeyeceksen de manevi çocuğun olsun, birini okut, geleceğini şekillendirmesine yardımcı ol.

6) Günde bir kere et ye. Mutlaka her öğün sebze meyve ye. Kusura bakma, ben tatlı severim. Tatlıdan uzak dur diyemeyeceğim!( Tavuk ve balık eti yiyebiliyorum Betül Hocam umarım kabul edersiniz) :)

7) Ölümden sonra yaşamak istiyorsan, günlük tut. O küçük notlar, hem kendi hayatının hem de yarına kalan bir bilgi kaynağı. Mesela benim babam, hiç düşünmeden 60 sene boyunca he rgün Ece Ajanda'sına o gün olanları yazmış. Halen açıp okuyorum ve çok faydalanıyorum.

8) Olumlu olacaksın.

9) Bazı şeyleri kabul edeceksin, Bütün kadınların seni sevmesine imkan yok! Demek ki bazı kadınlara dikkat edeceksin.

10) Erkeklere gelince, aynı anda bir kaçını sevmeyeceksin. Ama onların böyle bir yeteneği ve şerefsizliği olduğunu bileceksin!

6 Aralık 2011 Salı

Vur Kadehi Ustam



Haberim yoktu, internette bakınırken gördüm. 3-10 Aralık Dünya Rakı Haftası'ymış! Malum aralık ayındayız; balığı bol, mevsimi soğuk ve geceleri upuzun olur. Hele bir de yalnızsanız ve bir o kadar efkarlı... "Vur Kadehi Ustam bu gece de sarhoşuz, kalan sağlar bizimdir acıdan mayhoşuz."
Ben hayatımda bir defa sek içme gafletinde bulundum ve tekrar ağzıma süremedim rakıyı ama nedense hep bir fasıl havam vardır :) Şöyle güzel bir sofra; mezeleriyle donatılmış, fonda acayip bi müzik(damardan), yanımda da yürekten torpilli dostlarım ve kadeh tokuşturuyoruz. Vuhuuu!
Hocam olmazsa olmazıdır bizim toplumun rakısı. Rakı, roka, balık üçlüsü hiç şaşmaz hele ki Egeliyseniz ve bir de İzmir'de yaşıyorsanız 7/24 kafa güzel gezeriz zaten :) Hep bi bahane vardır içmeye, eğlenmeye :) Çilingir sofraları kuruluverir iki tek atmak için...



Bu arada çilingir sofrası demişken anlamı nereden geliyor hiç düşündünüz mü? Çeşnigir Sofrasından zamanla Çilingir Sofrasına dönüşmüş. Osmanlı saraylarında padişahların yemeklerini tadan çeşnigir ya da çeşnicibaşının sofrasına benzemesinden kaynaklanırmış. Yemeğin tadına bakan "tadımcı"ya çeşniyar deniliyormuş. Çilingir sofrasında sadece rakı içilirmiş. Peki rakı sözcüğü nereden geliyor? Rakı sözcüğünün "Araki" veya "Arıki" kelimesinden geldiği tahmin edilmektedir. Araki arapçada "terleten" anlamına gelmektedir. Vaaayyy! :)
Efkarlı sofralarda en ketum insanın bile dilini, yüreğini çözer ya bu sofra işte ondandır çilingir oluşu...
Çilingir Sofrasının da bir adabı var derler; rakı özenle hazırlanmış az miktardaki mezeyle içilir. Bir mihenk taşıdır, kişinin ağırlığını ve değerini ortaya çıkarır, ölçülü alındığında keyif ve zevk için araçtır.

Unutmadan! www.dunyarakihaftasi.com adresini bir tıklayın. Katılımcı restoranlar ve bir sürü başka rakısal etkinlikler hakkında bilgi alıp, rezervasyon yaptırabilirsiniz.


Eee hadi o zaman Şerefe!

5 Aralık 2011 Pazartesi

Seni İçimden Terk Ediyorum

 
Siz hiç başkasını öldürerek intihar ettiniz mi?
Hemen yarın birini sevin; çok sevin.
Onu canınızın öbür tarafı yapın.
Mesela, sevdiğiniz geceye ağladığında
Karanlık üstünüze yapışacak olsun ıslak ıslak.
İki kişilik doyun acıktığınızda...
Ve bir zaman sonra içinizdeki 'o'
Size acı vermeye başlasın ve ne zaman
Onu içinizden söküp atmak için
Bir hamle yapsanız, kendinizi parçalıyormuş gibi olun.
Daha sonra yenilin ve canınızın öbür yarısı olan
Bu varlığı içinizde öldürmeye karar verin.

Kahraman Tazeoğlu




"HAYAT, SEN BAŞKA PLANLAR YAPARKEN BAŞINA GELENLERDİR."


30 Kasım 2011 Çarşamba

Yalnızlığım Benim Pasaklı Kontesim





Evde tek başınayken(ailenden uzaktaysan) kendine yemek yapmak zor geldiği anda sırf aç kalıpta ölmeyim diye bi şeyler sipariş etmeye yelteniyorsan,
Hayat savururken bizleri en büyük kalabalıklarda bile yalnız hissediyorsan kendini,
Sabahları okula, işe giderken uyandırılmak için yanında çalar saatinden başka kimse yada bişi yoksa,
Sinemaya, tiyatroya tek kişilik bilet alıyorsan,
Kafede, durakta ya da herhangi bir yerde oturmuş tek başına kitap okuyorsan,
Deniz kenarında bir banka oturmuş; uçan kuşu, geçen gemiyi kafandan geçen alalade düşünceler eşiliğinde seyir etmeye başlamışsan,
Bir sıkıntın, acın ya da mutluluğun varken kendi kendine yetmeye çalışıp kendini avutabilicek gücü damarlarındaki asil kanda buluyorsan,
Arkadaşlarının düzenlediği partilere, gece eğlencelerine, düğün derneklere katılmaktansa evde oturup televizyon kumandasıyla zap yapmayı daha keyifli buluyorsan,
Tek başına tatile çıkma düşüncesi bile yanağına muzip bi gülümse kondurabiliyorsa,
Kış günü atkına, eldivenine ya da odandaki battaniyeye sarılmak kaderin olmuşsa artık
Yalnızız dostlarım yalnızız yalnız :)
Bu ve bunun gibi pek çoğu yalnızlığındır senin...
Alışıyorsun evet ilginç ama bi süre sonra bu durumu kabulleniyor ve hatta öyle bir benimsiyorsun ki biri çıkacakta o güzelim(!) yalnızlığını dolduracak diye huzursuzlanıyorsun.
Etrafındaki vıcık vıcık ilişkileri, riyakar , sahtelik dolu yüzleri gördükçe,
Mutsuz, huzursuz ve hoşnutsuz insan müsveddeleriyle uğraşmaktansa "beni rahat bırakın, böyle iyiyim ve mutluyum" diye resti çekip kaçıp gidiyorsan bi yerlere,
Kalp her kırıldığında onarmaya çalıştıkça, kalbi kırıklara da merhem olmaya çabaladıkça,
Hata yapmamaktansa "hatasız kul olmaz" diye yaşamaya başlamışsan,
Yalnzlığım benim pasaklı kontesim diye bağrına basıyorsun bu durumunu :)
Bahar Akıncı'nın yazılarını sever ve köşesini takip etmeye çalışırım yine geçen günlerde gözüme ilişti bir yazısında aynen şunu diyordu: "Artık çoğumuzun, benim kuşağımda ise hepimizin cebinde taşıdığı bi'dolu ayrılık hikayesi var."
"Evlenmekten, gece yarısı tek başına korku filmi izlemekten korkar gibi korkuyorum."
Hakkatten öyle bugün kuaföre gittim orda bile bu konudan konuştuk ya şaka gibiydi...
Umarım geleceğin ciddi ruh sağlığı hastalıklarından biri olmaz şu kronik yalnızlık :)

Veee Bir Can Dündar Şiirini eklemeden geçemeyeceğim ki an itibariyle konuya cuk oturacağını düşünüyorum.

Bavulları hep toplu durmalı insanın...
Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı
Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vazgeçmeli...
İhanetlere, terk edilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı
Yalnzılığa alışılmalı

Çünkü omuz omuza günlerin vakti geçti.
Dayanışma günümüz borsasının değer kaybeden hisse senetlerinden biri artık...
Bireyin keşif çağı, geride kırık dökük yalnızlıklar bıraktı
Terörün bile bireyselleştiği çağdayız.
Zaman birlikten kuvvet doğurma zamanı değil,
Zaman tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır

İşte o yüzden alışmalı yalnızlığa...
Sokaklar dolusu ıssızlıkla baş başa yaşamayı göze almalı insan
Güvendiği dağlara bakıp ders çıkarmalı
Hüzünlü bir şarkıyla paylaşılan gecelerde başını dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli
Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı
Romanlardan yalnızlığı yücelten paragraflar asmalı evin en görünür duvarlarına
Yalnızlık paylaşılmaz/Paylaşılsa yalnızlık olmaz dizeleriyle başlamalı güne...
Telesekretere "şu anda size cevap verebilecek kimse yok denmeli belki de hiçbir zaman olmayacak"...
Cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı...

Oysa sessizlik haksızlığa alkıştır
Haklılığın onuru yaşatır insanı... Susmanın utancı öldürür
O yüzden en sessiz gecelerde "doğruydu yaptım"la teselli bulmalı insan...
Feryada komşuların yetişmemesine, soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı
Kendisiyle hesaplaşmaya çalışmalı
Gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye, kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır olmalı...
Hep başını alıp gidebilecek kadar cesur, ama hep kalıp savaşacakmış kadar gözüpek olabilmeli...
Sessizliği sese dönüştürebilmeli

Ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan
Yollarla barışmalı
Yalnızlığa alışmalı...


Can Dündar

28 Kasım 2011 Pazartesi

Hindistan'dan 4 Kural Der Ki:




İlk Kural:
Karşınıza çıkan kişiler her kimse, doğru kişilerdir. Bunun anlamı şudur, hayatımızda kimse tesadüfen karşımıza çıkmaz. Karşımıza çıkan, etrafımızda olan herkesin bir nedeni vardır, ya bizi bir yere götürürler ya da bize bir şey öğretirler.

İkinci Kural:
Yaşanmış olan her ne ise, sadece yaşanabilecek olandır. Hiç bir şey hem de hiç bir şey yaşadığımız şeyi değiştiremezdi. Yaşadığımızın içindeki en önemsiz saydığımız ayrıntıyı bile değiştiremeyiz. "Şöyle yapsaydım, böyle olacaktı" gibi bir cümle yoktur. Hayır, ne yaşandıysa ve yaşanması gereken ve yaşanabilecek olandır, dersimizi alalım ve ilerleyelim diye. Her ne kadar zihnimiz ve egomuz bunu kabul etmek istemeese de, hayatımızda karşılaştığımız her olay, mükemmeldir.

Üçüncü Kural:
İçinde başlangıç yapılan her an, doğru andır. Her şey doğru anda başlar, ne erken ne geç. Hayatımızda yeni bir şeyler olmasına hazırsak, o da başlamaya hazırdır.

Dördüncü Kural:
Bitmiş olan bir şey bitmiştir. Bu kadar basittir. Hayatımızda bir şey sona ererse, bu bizim gelişimimize hizmet eder. Bu yüzden serbest bırakmak, gitmesine izin vermek ve elde etmiş olduğun bu tecrübeyle ileriye doğru bakmak daha iyidir.

Kendine iyi bak. Tüm kalbinle sev. Sonuna kadar hayatın tadını çıkar. Hayatındaki her gün bir hediyedir, kıymetini bil.

Valla kurallar böyle uygulayıp uygulamamak size kalmış :)

25 Kasım 2011 Cuma

Hiç Keyfim Yok Uzun Zamandır...

 
 
Aynen öyle... Son bi kaç haftadır üzerimde bir yorgunluk, kırgınlık ve isteksizlik var ki sebebini anlamak için Einstein olmak yetmez :) Etrafta depresif pollyanna modunda geziyorum. Keyfim yok!
Bunu bahar aylarında yaşasam hiç tereddütsüz "Ah Gülşah! bahar yorgunluğu diyorlar ya geçer" diye avutacağım kendimi de mevsim kış yahu e bu da olsa olsa kış depresyonu o zaman?!
Aslında sevdiğim ve beni eğlendiren ne varsa yaptığımı düşünüyorum; sinemaya gidiyorum, kitap okuyorum, yazı yazıyorum, geziyorum, sevdiğim insanlarla bir arada bulunmaya çalışıyorum(her ne kadar sevmediklerim yanımda olsa da tolere edebiliyorum) ama yok bana mısın demiyor? Hayır, canım her sıkıldığında yaptığım gibi denize koştum, vapurların aheste seferlerini izleyip üzerine güvercinlere yem bile verdim geçen gün daha ne yapayım??
Neyse geçecek geçecek ben kendimi biliyorum, arada oluyor böyle...
 
 

23 Kasım 2011 Çarşamba

Veee Blog 1 Yaşında!




 Senden Benden Bizden'ciler blogum bugün tam 1 yaşında...  Hep birlikte daha nice senelere, nasıl desem teşekkürler, teşekkürler, teşekkürler :)

19 Kasım 2011 Cumartesi

Tatlı Bir Emir Kipi Gibiydi "YE DUA ET SEV"





Biliyorum bu kitapla ilgili düşüncelerimi paylaşmakta geç kaldım ama geç olsun da güç olmasın felsefesinden hareketle içimden bir şeyler karalamak geldi bugün.
Kitabı geçen yıl-şu an da konuşmadığım ve hayatımdan silmek zorunda kaldığım- bir arkadaşımın hediyesi üzerine okumuştum. Hatta ilk elime aldığımda "aman yaaa gitmiş aşk romanı almış bana" diye söylendim bi de :) 1-2 sayfa okudum sarmadı hatta sıkıldım bıraktım lakin huyum değildir başladığım bir kitabı yarım bırakmayı sevmek hem o sebepten hem de emek&saygı ilişkisinden ötürü okudukça okudum ve bir süre sonra inanılmaz bir şekilde zevk almaya başladım tıpkı tanıdıkça sevmeye başladığımız insanlar gibi okudukça seviyordum. O da kesmedi "ben bunun filmine de gidicem yeaaa" diye doğruu sinemaya gittik. Julia Roberts ve Javier Bardem güzel bir iş çıkarmışlar, filmini de beğendik iyi mi! Anladım ki yemeği tatmadan tuz atmak gibiymiş ön yargılar siz siz olun ama ön yargılı olmayın :)
Bi de ben kişisel gelişim, içsel yolculuk ve meditasyon gibi konulara meraklıyımdır aslında kitap üzerime cuk oturmuş da haberim yokmuş.
Tabii zevkler ve de renkler değişkendir benim gibi düşünmeyip kitabı/filmi beğenmeyenlerde olabilir onlarada saygı duyuyoruz.

Kitabın arkasında yazanı aynen aktarıyorum;

 Saat sabahın üçüdür ve Elizabeth Gilbert banyonun taşları üzerinde hıçkırarak ağlamaktadır. O otuzlu yaşlarındadır ve bir kocası, bir evi vardır.
Kocasıyla bebek sahibi olmaya çalışmaktadırlar ve o bunu istemediğinin farkına varır. Acı verici bir boşanma süreci ve hemen sonrasında tutkulu bir aşk yaşar. İçindeki boşluğu doldurmanın peşine düştüğü bir yolculuğa çıkarak haz, dinsel inanç ve dengenin arayışına girer. Roma'da yakışıklı bir İtalyan'dan İtalyanca öğrenecek, on beş kilo alacaktır; Hindistan'da ruhunu aydınlatacak ve kendini Tanrı'ya adayacaktır ve Endonezya'nın Bali Adasın'da dişleri olmayan bir şifacıdan huzurun yeni bir tanımını öğrenecektir. Mutluluk yavaş yavaş onu sarmalamaktadır.

Hayatımızda belki de duyulası en tatlı emir kiplerinden "Ye Dua Et Sev" (Eat Pray Love)


*** Blog 23 Kasımda 1 yaşına basıyor vay be! Hep birlikte nice senelere Senden Benden Bizden'ciler :)

17 Kasım 2011 Perşembe

Bunları Okulda Öğretmediler Ki!




Bi yerde gözüme ilişti yazıyı paylaşmadan edemiycem.

Peki Gerçekten Böyle Mi?!

İyi adamlar çirkindir.

Yakışıklı adamlar iyi değildir.

Yakışıklı ve iyi adamlar eşcinseldir.

Yakışıklı, iyi ve heteroseksüel erkekler evlidir.

Çok yakışıklı olmayan ama iyi olan adamların parası yoktur.

Parası olan, çok yakışıklı olmayan ama iyi adamlar bizim onların parası peşinde olduğumuzu düşünür.

Yakışıklı ama parasız adamlar bizim paramız peşindedir.

Parası olan, çok iyi olmayan ama nasılsa heteroseksüel olan adamlar bizim yeterince güzel olmadığımızı düşünür.

Bizim güzel olduğumuzu düşünen, heteroseksüel, biraz iyi ve parası olan adamlar korkaktır.

Biraz yakışıklı, biraz iyi, bir miktar parası olan ve heteroseksüel adamlar utangaçtır asla ilk hareketi yapmazlar.

Asla ilk hareketi yapmayan adamlar, insiyatifi biz ele alınca otomatik olarak bize ilgisini kaybeder.



 Bi de Şu var ismi AŞK ARİTMETİĞİ

Akıllı Erkek+Akıllı Kadın = Aşk

Akıllı Erkek+ Aptal Kadın = İlişki

Aptal Erkek+ Akıllı Kadın = Evlilik

Aptal Erkek+ Aptal Kadın = Hamilelik


 Bunun bir de ofis versiyonu olan OFİS ARİTMETİĞİ var(mış) !

 Akıllı Patron+ Akıllı Eleman = Kar

Akıllı Patron+ Aptal Eleman = Üretim

Aptal Patron+ Akıllı Eleman = Terfi

Aptal Patron+ Akıllı Eleman = Fazla Mesai


 CAN EĞRİSİ (!)

4 yaşında başarı pantolonuna işemektir.

12 yaşında başarı arkadaş bulabilmektir.

18 yaşında başarı sürücü ehliyeti alabilmektir.

20 yaşında başarı seks yapabilmektir.

35 yaşında başarı para kazanabilmektir.

50 yaşında başarı para kazanabilmektir.

60 yaşında başarı seks yapabilmektir.

70 yaşında başarı sürücü ehliyeti alabilmektir.

75 yaşında başarı arkadaş bulabilmektir.

80 yaşında başarı pantolonuna işemektir. =)



12 Kasım 2011 Cumartesi

Semi Vejetaryen Olmak Nasıl Bir Duygu?




Yaklaşık 10 yıldır kırmızı et tüketmiyorum. Tabii bu durum bir sabah kalktığımda "Anneee ben Semi Vejeteryan olmuşum yeaaa napıcam?!" diyerek başlamadı bunun için ciddi sebeplerim ve bir kaç kötü anım var(detaya girmek istemiyorum şimdi) çünkü bahsetmem gereken daha önemli bilgiler var; Vejeteryan/Semi Vejeteryan olmak nedir? Nasıl bir duygudur? Sağlık açısından yararları/zararları nelerdir? Zira çevremdeki et yemez sayısı her geçen gün artmakta üstelik yaş ortalaması da çok düşük...
Semi Vejeteryan yani büyük baş hayvan eti ve kırmızı et tüket(e)meyen, nadir olarak beyaz et tüketen kişilere verilen isimdir. Uzmanlara göre sağlıklı olup olmadığı tartışılmakla birlikte; Coğrafik, kültürel, psikolojik, felsefi ve sosyolojik olarak bazı kişiler hayatlarının belirli dönemlerinde vejeteryanlığa geçiş yapabiliyor. Bunda beslenme şeklinin kişiden kişiye farklılık göstermesi de bir etken.

Peki Vejeteryan beslenmenin çeşitleri neler?

Balık yiyebilen vejeteryanler(Pesketeryan): Kırmızı et ve kümes hayvanları eti yemez. Ama süt ve süt ürünleri, yumurta, balık yiyebilir.

Kırmızı et yemeyen vejeteryan(Semi Vejeteryan): Heh işte ben ve benim gibiler! :) Sadece hayvansal gıda olarak kırmızı et yemez ama süt ve süt ürünleri, yumurta, kümes hayvanları ve balık yiyebilir.

Yumurta ve süt tüketen vejeteryan(Lakto Ova Vejeteryan): Hayvan eti yemez ama süt ve süt ürünleri ile yumurta yiyebilir.

Yumurta yemeyen ama süt tüketen vejeteryan(Lakto Vejeteryan): Hayvan eti ve yumurta yemez ama süt ve süt ürünleri yiyebilir.

Süt tüketmeyen ama yumurta yiyen vejeteryan(Ovo Vejeteryan): Hayvan eti, süt ve süt ürünleri yemez. Yumurta yiyebilir.

Sadece sebze ve meyve yiyen vejeteryan(Vegan): Hayvan eti ve hayvan ürünleri, yumurta, süt ve süt ürünleri yemez. Hayvan ürünleri üretilen giysi/eşya kullanmaz.

Uzmanlara göre, en son grupta yer alan vejeteryanlar yani Veganlar ciddi sağlık sorunları yaşayabilir.
İnanın bazen çok zorlanıyorum öyle ki ailemle ve arkadaşlarımla yemek yemek bazen işkenceye dönüşebiliyor. "Yaaa kızım gel bi iskenderciye girelim hadi gözünü seveyim, et yenmez mi yeaaa sen nasıl yaşıyorsun"?? gibi duyumlara maruz kalabiliyorsunuz :) Hele ki anneciim evde ben, menüde et yemeği varken birden fazla çeşit yemek yapmak zorunda kalınca :(
Bizler için,
Süt yerine soya sütü, pirinç sütü, badem sütü
Peynir yerine soya peyniri gibi çeşitli besin yelpazeleri de mevcuttur unutmadan hatırlatalım.

Et yerine soya kıyması ki bununla yapılan mantıyı severek yiyorum, ölmem heralde dii mi? :)

 Gelelim sağlık sorunlarına,

Çok yaygın olmamakla birlikte depresyon, saçlarda dökülme, tırnaklarda dayanıksızlık, yaralar, kemiklerde osteoperoz, kansızlık(Anemi), ciltte kuruluk, sinir sistemi bozuklukları meydana gelebiliyor(muş).
Olumlu yanları da var; Kalp-damar hastalıkları ve kansere yakalanma riskinin et yiyen normal kişilere oranla daha az olduğu gözlemlenmiş. Çünkü vejeteryanler E vitamini ve antioksidant yoğunluğu fazla olan gıdaları öncelikle tüketirler. Ayrıca obezite bu kişilerde yaygın değildir.
Yine de siz siz olun sağlık kontrollerinizi hiç bir durumda ihmal etmeyin hele ki de vejeteryan bir bireyseniz...


Ben hep diyorum vejeteryan olmak anlatılmaz yaşanır bir duygu. Şöyle ki masada et yiyenler varken sizin yediğiniz ota, sebzeye tuhaf tuhaf bakıp bu nedir ya şimdi? diye sizi yargılayıp doktor kesilenler hatta et yemeniz için canla başla mücadele içine girenler arasında sakin kalmak ve de her kurban bayramında peşmürge bir halde kendini etten uzak diyarlara atmaktır vejeteryan olmak :)


8 Kasım 2011 Salı

E.K.O.K. (Erkeklerin Kabusu Olan Kadınlar)





Efenim valla sürekli karşı cinsi eleştirmek hoş diiil diye düşündüm ve daha fazla haksızlık etmeden hemcinslerime de buradan verdim veriştirdim :) ( Ben de dahil olmak üzere hepimizin hatalı olduğu konular var)
E.K.O.K. nedir? En Küçük Ortak Kat Sayı/En Büyük Ortak Bölen falan diil zaten ben de matematiği sevmiyorum hiç şimdi kalkıp ne alaka diyebilirsin deme ! Çünkü bu yazı başlığımın kısaltması yani Erkeklerin Kabusu Olan Kadınlar'a değineceğim sadece....

-Dış görünüş önemli
Şimdi felsefe yapmayı bırakın ben iç güzelliğe önem veririm falan. İlk görüşmede karşındakinin içini göremeyeceğin kesin. Bakımlı olmak yani öyle full makyajlı dolaşmak değil. Kıyafetinize, saçınıza başınıza çeki düzen vermek erkeklerin hoşuna gider. Makyajı da çok abartmadan yapmalı.

-Kıl oldum abi!
Kıllar, erkek vücuduna ait kalmalı düşüncesindeler. Özellikle de bıyık, favori ve bel bölgelerindeki kıllar onlara çok itici gelmekte haberiniz olsun. Demek ki napıyoruz? Adı üstünde istenmeyen tüylerle vedalaşıyoruz :)

-Topuklu ayakkabı
 Şöyle ki yolda sırtaki dansı yaparak yürümenin bi manası yok eğer topuklu ayakkabıyla yürümekte zorlanıyorsanız giymeyin daha iyi çünkü bu durum onlara komik geliyor. Ama ayakkabılarınızın temiz ve bakımlı olmasında hiç bir sorun yok. Yazın açık ayakkabı giydiyseniz de pedikürlü ve ojeli tırnaklarınız olmasına dikkat edin.

-Başın öne eğilmesin!
 Dik oturun hanımlar bu hem olduğunuzdan uzun hem de kendinize güvenen bir kadın portresi çizecektir. Notre Dame'ın Kamburu olmanın gereği yok ki...

-Giyim tarzınıza dikkat edin
 İmaj hiç bir şeydir rahatlıksa her şey =) Yani seksi olucam deyip dekolte giyerek ve bu dekolteyle oranızı buranızı çekiştirmek pek de sempatik gelmese gerek. Rahat olmalısınız eğer o dekolteyi giycem diye tutturduysanız da onu taşımasını bilin.
Bi de kilo probleminiz var ve ısrarla daracık pantolonlar, taytlar ya da mini etekler giymek istiyorsunuz inanın hoşlarına gitmiyor aksine alay konusu olabilirsiniz karşılarında.
Şeffaf sütyen askıları da itici gelen aksesuarlardan(mış).

-Yanlış koku seçimi
 Erkeklerde kadınlarda bu konuda hassas olabiliyor; koku önemli bi unsur ve sizi yansıtmalı bunun için doğru koku tercihi yapmak gerek diye düşünüyorum. Zira kokunuz sizden önce hedefe ulaşıyor.

Hanımlar, bazı davranışlar erkeğinizi mest etmek yerine gıcık edebilir aman dikkat!

-Onların yanındayken kız arkadaşlarınızla kulaktan kulağa oynamak mı?
 Yahu bu alışkanlığı bırakın artık. Ne konuştuğunuzu anlayamadıkları vakit çılgına dönüyorlar.

-Aşırı kıskançlık
 Bu kendinize güvensiz olduğunuzu gösterir. Tabii ki sevin, kıskanın ama asla aşırıya kaçmayın.

-Güzel görünmeye karşın konuşmaya başladığınızda boş bir hatun olduğunuzu ifşa etmeniz
Heh işte bu noktada "güzellik geçicidir aptallık baki kalır" demek geliyor içimden. Ciddiyetten uzak davranışlar, doğal olmaktan ziyade erkeği tavlamaya çalışmak adına yapılan yapmacık hareketler ve küfürlü konuşmalar, kaba davranışlar, şımarık ve de gereksiz trip atmalar filan olmuyor yani.

- Sarhoş olup kendini bilmeyecek duruma gelmek
 "Benim bünye dayanaklı aga daya sek rakıyı" ayaklarını gerçekten bünyeniz sağlamsa yapın aksi halde aşırı sarhoş olup kendinizi unutmanız onların gözünden düşmenize sebep olabilir.

- Dır dır ederek erkeğinizin kafasını ütülemek yerine gömleğini ütüleyebilirsiniz :)
Evet yeaaa!  Bunu hepimiz yapıyoruz lakin hoşlarına gitmesini bırak, nefret ediyorlar hatta bunalıp sizden kaçış yolları aramaya bile başlıyorlar.

-Futbol konusunda ahkam kesmek
Aman ya bırakınız oynasınlar, bırakınız izlesinler.

- "Ben diğer kadınlardan farklıyım" etkisi
Bu aslında bir tepki yaratıyor. Bırakın farkı kendileri fark etsin. Sürekli kendini öven, ukala erkek nasıl itici geliyorsa bu şekildeki kadında antipatiktir unutmayın.

-Erkeklerin şoförlüğüne söz söylemeyin
Şoförlük her daim onların gözünde onlara mahsus bir meslek olarak kalacak...

- Cak cak sakız çiğnemek, olur olmaz çığlık atmak
Off! Bu gerçekten göze ve kulağa hoş gelmiyor gibi. Ne dersiniz? :)

-Erkek arkadaşıyla arasında geçen her olayı, her durumu harfiyen başka bir kız arkadaşına yetiştirmek
Bu itmekten öte aya fırlatıyormuş Özel şeyler özelinizde kalmalı düşüncesindeler.Eh pek de haksız sayılmazlar sanki.

Veee bazı Cevapsız Sorular sormak;

1) Benimle niye ilgilenmiyorsun??
Bunaltıcı bir hava içerisinde oluverirsiniz mazallah!

2) Ne düşünüyorsun??
 Herhangi bir konuda fikir almak için soruyorsan amenna da durduk yerde sorman uygun değilmiş.

3) Sence kilo almış mıyım??
 Karşınızdaki adam tartı değil :)

4) Hangisi ya karar veremiyorum??
Öeefff!  Kararsızlık abidesi olduğunuzu her fırsatta ortaya çıkarmayın(bunu ben de yapabiliyorum bazen) :)


5) Bana anlatabilirsin biliyorsun dii mi??
Bırakın Psikologlar mesleklerini yapsın ya :) ( Anlatabilcek türden bir sorunu varsa anlatır zaten yoksa sık boğaz etmenin gereği yok)

25 Ekim 2011 Salı

Van İçin Herkes Tek Yürek!


 
Hayat biraz garip değil mi?... Bizler kendi dünyamızda 'dev' sorunlarımızla uğraşırken başkaları açlıkla, terörle ve deprem felaketleriyle boğuşuyor. Yaşanan bu olaylar aslında kendimize gelmemiz için ciddi bir uyarı ama nedense biz bu durumu da "geçici üzüntü" ya da "sosyal paylaşım sitelerinde birer aslan parçası kesilmek için fırsat" olarak değerlendirebiliyoruz.
Güzel şeylerden bahsetmek, eğlenceli bir yazı yazmak gelmedi bu kez içimden; önce terör belası, sonra Van'daki deprem felaketi derken Türkiye üzerinde kara bulutların dolaştığı şu günlerde "güneşli günler göreceğiz" nutukları atamadım yazımda olmadı.
Pazar günü saat 2 civarı 7.2 ile sarsılan Van'ı bu  yetmez gibi faşist saldırılar da sarstı. Halkın böyle zamanlarda tek yürek, tek bilek olması gerekirken kulağa hoş gelmeyen duyumlarla doğu-batı ayrımcılığı ve 'ötekileştirme' çabalarını gördük gözlerimizle. Bunun üzerine bir de "ilahi adalet" diyebilenler oldu. Yazık! Vicdan Sızlar!
Deprem sonrası yerle bir olan binalar, yıkıntılardan geriye kalan eşyalar, enkaz altındaki insanlar... Manzara korkunç, manzara ürpertici, manzara acı...
Çok fazla yazabilirim bi kaç gündür doldum yeterince ama kısa kesicem. Demem o ki biraz eller vicdana gelsin de orda soğukla ve  süren artçılarla mücadele veren insanlarımıza yardım ve duyarlılık gösterelim. Dün Van'lı bir arkadaşımla konuştum telefonda çok şükür kendi evlerinde ciddi bir hasar ya da ölü/yaralı yokmuş ancak Van için yardıma ihtiyaç duyduklarını hatırlatmamı tekrar tekrar istedi. Kendimi övmeyi sevmesem de bu kadarcık bir duyarlılık için bile sesi titredi, teşekkür etti. Siz de yapabilirsiniz.

Hadi Senden Benden Bizden'ciler durmayın, Van için herkes tek yürek!(Ben de yardım göndermek için harekete geçtim bile sıra sizde)

İhtiyaçlar

-Battaniye
-İçme suyu
-Isıtıcı
-Çadır
-Katı gıdalar
-Pil, jeneratör
-Kalın, kışlık kıyafetler
-Kışlık ayakkabı
-İç çamaşırı
-Kadın pedi
-Çocuk bezi
-Kağıt havlu, tuvalet kağıdı
-Sağlık ve eczane malzemeleri
-Piknik tüpü
-Konserve şimdilik duyum aldıklarım ve özellikle gerekenler bunlar.

Ayrıca yardımseverler için bir hatırlatma daha;

Kızılay Yardım Hattı: 0 312-245-45-00, 0 312-430-18-14. Kızılay, yardımda bulunmak isteyenlerin 168'i arayabileceğini de açıkladı.

AKUT: 2930'a AKUT yazan bir SMS mesaj ile AKUT'a 5TL katkıda bulunabilirsiniz.

VAN İÇİN: İzmir Bornova Belediyesi – 0 232 388 29 64 izmir Bornova Uğur Mumcu Mrk.’de yardım toplanmaya devam ediliyor 0 232 388 29 64

14 Ekim 2011 Cuma

Ah Şu Erkekler!

 
 
Zınnnk! İşte zurnanın zort dediği noktaya geldik çattık. Geçtiğimiz haftalarda erkekleri anlamaya(!) çalışıyorduk ya bu kez de devamı niteliğinde bir yazı yazdım. Biz hatunlara itici gelen, öyyyk! dedirten erkekleri sıralıyorum şimdi de;

             Beyaz Pantolon Giyen Erkek

Çok özel bir durum olmadıkça beyaz pantolonla çıkmayın karşımıza ya.

             Derin V yakalı body, tişört, kazak ya da beyaz atlet giyen erkek

Bu nedir ya? Bildiğin kabus lan bu. Giyilmemesi gerekenler listesinde başı çekiyor. Bunu giydiğiniz vakit biz hanımların aklından geçen iki şey: "oğlum ya kırosun ya da gay yeaaa!". Bi de kas yok bişi yok giyersin allam yarabbim, sırf görüntü kirliliği...

Not: Son zamanlarda dikkat ediyorum, geçen bi AVM'de denk geldi şu yakaları dik tişörtlerle dolaşıyorsunuz ortalarda çok mu cool gözüktüğünü sanıyorsun kanınca? İticisin yapma be! Ütülenmemişte, giymek zorunda kalıp geçirivermişisn üzerine gibi duruyor gözüme battı benim mesela, hoş değil.

                Slip Mayo Giyen Erkek

Laaaaaannn! Bunların soyu tükenmedi mi henüz? Ben sahilde denk gelmiştim bu familyadan birine de karşısına geçip amma gülmüştüm rahatsız olup gitsin gözümün önünden diye. O vakit denize atlamayı tercih etti allaha şükür nevi şahsına münhasır kişi :) İğrenç be! Hayali bile kötü :) Erkek adam dediğin slip mayo giymez/giymemeli. Kızlar sevmez bak benden söylemesi.

             Yumurta Topuk Ayakkabı Giyen Erkek

Oğlum, bunların modası geçti çoktan ya. Şimdiki kızlar sevmiyor arkadaş giyme. Göz zevkimize taciz etmek bu resmen ya.
"Dost başa, düşman ayağa bakar" demişler hani dost var düşman var çıkılır mı hiç dışarı o yumurta topuklarla öeefff! Normal ayakkabı giy, temiz olsun yeter.

             Beyaz Çorap Giyen Erkek

Bunun üzerine tanımam ya, bu bildiğin efsanevi bişi oldu artık. Valla kim çıkardı bunu ortaya bilmem ama ülkemizdeki erkeklerin çorapçıya gidip beyaz çorap almaya korkar olduğunu düşünüyorum :)
Siyah giy, lacivert giy ama beyaz olmaz be canım sonra kıro muamalesi görünce tadın kaçmasın.

            Böbrekler Dışarda Dolaşmak

Hiç seksi değil! Aksine, o gömleğin düğmelerini böbreklerinize kadar açmakla seksi falan olmuyorsunuz. Iyyyk! Kadınlar dekolte vermeyi sever anladık da size n'oluyor? Gömlek giyip mi çıkmışsın dışarı yoksa çıplak mısın? belli değil. Bu harekette out!

        Aşırı Kaslı Vücut

Tamam üçgen vücutlu erkek göze hoş gelebilir ama bunun aşırısı gerçekten de iğrenç geliyor.
Fit vücutlu olmak kas yığını olmak anlamına gelmez ah be güzel kardeşim. Elbette göbek sal senden önce gitsin gideceğin yere demiyoruz ama spor salonunda bilmem kaç kilo ağırlıkla çalışan erkekte asla seksi değildir.

          Koku

Nasıl koktuğumuz önemli. Ter kokmayın, güzel kokacağım diye parfüm şişesinin içinde yüzmeyin yeterli. Kadınlar güzel kokan erkekleri daha çekici buluyor hem haberiniz olsun :)

       Sırt Kılları

Tam bir facia. Of o ne lan öyle apolet gibi uzamış kıllarla doğal kürk manto görümüne kapılmış erkekler öööyyykk! Üstelik bunlar her yaz sahillerde cirit atar mutlaka görmek mümkündür. Bizler zaten tüy yumağına sarılmayı istesek yatak odamızda duran peluş ayımıza sarılmayı tercih ederiz :)


        Saçlar

Ayy ben mesela çok dikkat ederim. Bir erkekte uzun saça gelemem, asker tıraşı sevmem amma velakin yürüyünce o ense tıraşını görmem lazım :) Ayrıca kafasına 1 kilo jöleyi boşaltıp dışarı çıkmış erkeklere bir çift lafım var, inanın ışıkta flaşör gibi parlıyorsunuz yeaa! Yahu saç temiz olsun, illa bişiler sürceksen de dozunda olsun yeter yani.

     Renkli Lens

Efsane geri dönmüş, alın size "Freddy'nin Kabusu" üstelik vizyonda değil gerçek hayatta! Doğal olun doğal diye bi taraflarımızı mı yırtalım illa öeeff! Göz renginiz ne olursa olsun onu sevmeye çalışın zaten size yakışan da doğuştan sahip olduğunuz göz ve saç renginizdir. Hortlak gibi o ne ya?! Unutmayın, kadınlar orijinal erkekleri tercih eder. Ben demiyorum bunu uzmanlarda diyor.

       Sarı Dişler

Envai çeşit diş macununun, diş temizleyicisinin bulunduğu bir dünyada yaşıyoruz ya. Gülümseme/gülüş önemlidir ve dikkat çeker diye 3 yaşındaki çocuğa sorsan bilir be!
Siz nasıl ki kadının gülüşüne dikkat ediyorsanız o da sizin gülüşünüze dikkat eder.
Hem sağlık hem güzellik açısından dişlerinizi düzenli fırçalasanız ölmezsiniz :) (Hele ki sigara içen beyler)

       Burun Kılları

Valla biz detaycıyız. Belki sizin aklınıza bile gelmez bunlara dikkat etmek ama bayanlar kendisine özen gösteren eh biraz yeni trend lafla "metroseksüel" erkeğe bayılıyor yahu.
O kıllar burundan dışarı fışkırmaya başlamışsa buna bir zahmet dur demelisiniz. Nefes alıp verdikçe o kıllarda harekete geçiveriyor ya ay ne tiksinç!. Teknoloji çağındayız sırf bunun için icat edilmiş araç-gereç dolu valla babam bile kullanıyor be! Hem piyasada yeteri kadar kurt adam var bence :)

         Pantolondan görünen çamaşırlar

Kulağa hoş gelmediği gibi göze de batıyor. Düşük bel pantolonlar moda diye abartmayın durumu ya. O pantolonlar yolda düştü düşecek diye gergin bekleyişler yaşıyoruz. Hayır yani reyting peşinde de değiliz ki ne kadar açarsan o kadar izlensin hayret bişi ya! Hele o pantolondan gözüken beyaz don poofffff!

        Muhteşem(!) Üçlü

Cep telefonu, sigara paketi ve araba anahtarı en vazgeçilmez aksesuarlarınız olabilir ama onları masanın üzerine koyup kız tavlamaya çalışmakta neyin nesi? Hiç anlamam, neyin peşindesiniz uleaaan diye bağırasım gelir içimden. Bu harekette tırt yani. Hava yapayım derken cereyanda kalıp bi taraflarınızı üşütmemeye dikkat edin :)

        Altın Takılar Takan Erkek

 Beyler, dost acı söyler ama söylemek zorundayım. Erkeklerde altını kim/ler takar bilirsiniz bildiğin pezolar işte(kibarını yazdım ben). Altın, kadına özgü bir takı olarak kalmalı diye düşünmekteyim. Seviyor olsan da tercih etme hele ki  o kapkalın bir kolye veya yüzük parmağını baştan sona kapsayan altın yüzükler, şövalye yüzük denilenleri de itici geliyormuş ona göre ha!

 Not: Ben küpe takan erkeği de çekici bulmam mesela, kız gibi geliyor bana. :) Zevk meselesi tabi, yakışıyor da olabilir lakin ben pek hoşlaşmam.

           Parlak Kıyafetler

Erkeğe bak hizaya gel derim ben görünce :) Allaam o ne ya hakkatten de birazdan sahneye çıkıp şakıyacakmış gibi. Erkeğim benim deyip sevesim gelmez valla. Yanında disko topu gibi yanıp sönen bir adama kimin tahammülü olabilir ki :)

 
 
Bunlar dışında bazı davranışlarda itici geliyor(muş) yazmadan geçemeyeceğim hem burada tecrübe konuşuyor anlayın artık :) Beyler, aşağıdaki hareketleriniz kadın karşısında gözden düşüp, puan kaybetmenize sebep olabilir benden yazması...



* Fazla ana kuzusu, evcimen erkek

Oyy kuzucuğum benim, sütünü iç ve yat hemen tamam mı? :)

* Pinti ya da sürekli parasal muhabbetler yapan erkek

Hem de daha ilk buluşmada falan bunu yaptıysan ayvayı yedin. Buzzz gibi bir hava eser ortamda üşürsün :) Çok savurgan olma tabi de pintilik yapman da hoş değil.

* Kasıntı Erkek

En gıcık olduğum erkek tipleri arasında zirveye oynar. Sana Demet'in bi şarkısıyla seslenmek istiyorum kusura bakma. "Kime bu caka bu hava, seni herkes iyi tanıyor" :)

* Sevgilisi varken seni yok sayan erkek

Ay bi git aptal mısın nesin ya! Aramızda ne vardı da ne oluverdi mesafe aldın hemen. Hem sevgilinden ayrılınca yanımda bitersin elbet görürüm o zaman. İstenmeyen ot kıvamındaki erkeksin bence :)

* Eşini/Sevgilisini habersizce aldattığını ballandıra ballandıra anlatan erkek

Sana neler demeli ay seni çıtır çıtır yemeli! Benden uzak allaha yakın ol bi zahmet.

* Arabasına/İşine güvenen erkek

Yürü git be! Aynı güveni kendine gösterde görelim.

* Ev işlerinden zerre kadar anlamayan üstelik "ben erkeğim ev işinden ne anlarım yeaaa" diyen erkek

Şu çarşafın ucundan tutuversen ölür müsün be!


* Eğlenmeyi bilmeyen, kavgacı, aşırı küfürbaz erkek

Seni kim ne yapsın allah aşkına ya. Sıkıcısın üstelik şiddete meyilli bi yapın var belki??

* Ukala/Sürekli kendini öven erkek

Küçük dağları da sen yarattın tabii olacak o kadar! Gıcıksın işte, sinir bozucu şey.

* Senden umduğunu bulamayınca senin en yakın kız arkadaşlarına yazan erkek

Bişi demiyorum bile sana. Sadece gözüme gözükme yeterli.

Erkekler çeşit çeşit. Saymakla, yazmakla bitmez ama aklıma gelenler böyleydi. Senin de eklemek istediğin bişiler varsa paylaş hadi biz de öğrenelim gari :)


***Ha bu arada size Sezen'den "Erkekler'i" armağan ediyorum :) Ah şu erkekler ah!

 



 




4 Ekim 2011 Salı

Erkekleri Anlama(!) Sanatı




Kadın karmaşık bir yaratık belki ama bazen erkekleri anlamak da zor! Şimdi belli başlı maddelerle onları anlamaya çalışalım, bakalım ne kadar başarılı olacağız?

* "Ben balığa çıkıyorum"
Yani elimde bir oltayla bütün gün sandalda oturup, kusana kadar içtikten sonra denizde yüzen balıkları seyredeceğim tutabilirsem bi kaç balıkla eve geleceğim işte daha ne! (Yorum yapmayacağım sana)

* "Mutfakta her şey yolunda mı? Yardıma ihtiyacın var mı?"
Bu soru eşittir yemek neden halen masaya gelmedi demektir.(Toplamda 40 tane elim ve ayağım var haklısın tabii!)

* "Bunu şimdi anlatmak çok uzun sürer"
(Peki ne zaman anlatırsan kısa sürer ki?) Bu lanet olası şeyin nasıl çalıştığı hakkında hiçbir fikrim yok demeye çalışıyor aslında...

* "Tabi ki seni dinliyordum tatlım, sadece bu ara iş ile ilgili kafamda bir sürü şey var"
(Yalana bak!) 
 Anlamı: Şu karşıdaki sarışın bombanın erkek arkadaşı var mı yok mu? Kafam ona takıldı. (Kafasını gövdesinden ayırmak lazım o anda vesselam.)

* "Güller senin için aşkım, ama sen onlardan daha güzelsin"...
Ben bir halt yedim ve vicdan azabından ötürü gelirken bu çiçekleri aldım. (Karşısında çöpe atmışlığım bile var, bana çiçekle böcekle gelmeyin sakın!)

* "Bir tek seni sevdim/bu sözleri ilk kez sana söylüyorum"
(Ha oldu ben de Angelina Jolie memnun oldum!)

* "Biraz ara verelim"
İki anlamı var ya birisini buldu ayak yapıyor ya da iş ciddiye gitmeye başladı korkup kaçıcak delik arıyor... (Otobüs mü lan bu mola verelim hı?!)

* "Muhteşem gözüküyorsun hayatım"
Diyor ki: Umarım bu denediğin son elbisedir yoksa kalp krizinden öleceğim.

* "Hastayım, her yanım ağrıyor, bir çorba yapsan da iyileşsem" 
Bildiğin ilgi bekliyor ya kedi gibi, ha bu arada yumurta kırmayı bile beceremediği için bir çorbaya muhtaç ah canım!

* "Yine ne yaptım ya?"
Anlamı şu: Yine mi yakalandım eyvah!

* "Hafızam zayıftır, biliyorsun"
 Muhtemelen özel bir günü unuttu zeytinyağ gibi üste çıkmak istiyor.
(Hayır efendim bil-e-mi-yor-um! Hafızanın kaç GB olduğu alnında yazmıyor.)

* "Burası bizim mekan rahat ol!"
(Mekanın tapusunu gösterde inanayım yeaaa!) Demeye çalıştığı şey: Tanıdık bir yere geldik, şimdi eskilerden Necla'yı falan görmüş olurum hem epeydir haber alamıyordum zaten iyi oldu.

* "Merak etme alt tarafı küçük bi kesik hem bana bişi olmaz"
(Serde erkeklik var bok sürdürmem, tam da damardan kesildi aslında ama geberceğimi bilsem çok acıdığını söyleyemem.)

* "Hı Hı çok ilginç, sevgilim"
 Anlamı şu: Sen halen konuşuyor muydun ya? Bi sus artık be kadın!

* "Hayatımda senden başka kimse olamaz ki"
(Bal gibi de olur/oluyor, bu en kuyruklugillerden bir yalan örneği)

* "Ben maça gidiyorum, geç dönerim"
Biraz kafamı dinlemek istiyorum, stres atıp gelirim.
(Umarım gittiğin gerçekten halı saha maçıdır cicim yoksa Dedektif Gadget kılığına girip seni kovalamak istemiyorum.)

* "Biraz sakin ol kaybolmadık, ben yolu biliyorum"
Anlamı şu ki: bizi artık burada kimse bulamayacak, sanırım kaybolduk.

* "Şeyy ben de tam seni arıycaktım canım
(Bildiğin idareci mantık bu.)
Demem o ki: Sen hayatımda en son sıralardasın.

* "Problem sende değil kesinlikle, şu sıralar bağlanamıyorum birine pek fazla"
Diyor ki: Ben gönlü genişlerdenim, evlilikmiş, bağlanmakmış benim neyime be yavrum...
(Bu unisex bir sorun olarak kabul edilebilir belki ama çoğunlukla erkeklerden duymaya alışık olduğumuz bir repliktir ve böyle tipler genelde kendilerine Issız Adam dizisindeki Alper'i idol almışlardır aman dikkat!)


Devamı hatta Kadınları Anlama(!) Sanatı da yolda bekleyin...