27 Eylül 2011 Salı

Çanakkale Günlüğünden Notlar...


 
Geçtiğimiz temmuzda Çanakkaledeydim. Benim tatil planlarıyla kankacığımın mezuniyeti bir araya gelince soluğu orda aldım. "Ya öğrenci ya da emekli olursun burda yaşamak için" klişelerine inat ben gider gitmez yerleşmeyi bile düşündüm ki sebeplerim hep EN'lerdeydi. Bi kere EN sevdiğim dost orda yaşıyor, EN yalnız kalabildiğim yer, EN güzel yemekleri yaptım(bizzat ellerimle) ve yedim. EN yeni dostlar edindim... Ne yalan söyleyim ayrılırken içim buruktu valla!
Daracık daracık sokaklarında kızlar misket yuvarlamıyordu belki ama bir hüzün, bir iç kanama mevcuttu. Çanakkale'yi anlamak için onu yaşamak gerekir misali içinde olduğum sürede her bir metre karesinde savaşın izlerini derinden hissettim. Aynalı Çarşısı, Bigası, Adaları, Truvası, Gelibolusu, Dardanosu, Lapsekisi... EN büyük tarihlerden birinin yazıldığı şehir, kanın son damlası, düşmanı boğan bir boğazı ve geçilememiş kalesi...
Hele o trakya şiveleriyle tatlı tatlı konuşan insanları yok mu ay allahım! "Ge buraaa dinelip durmaa başıma, otu şuraya gariii, aman beaaa buda başka türlü oluvereydi iidi."
Dönmek istemiyordum; ailem, arkadaşlarım "napıyorsun orda yeaaa, dön artık İzmir'e" çığlıkları atarken ben eğlenceden dört köşeydim. Şimdi, o günlerimi hatırladıkça yüzümde munzur bir gülümseme beliriyor. Yine kaçsam mı acaba?
Bu kez arayı fazla uzatmadan ilk fırsatta Çanakkale yollarına düşmek istiyorum. Havasını bi kez daha derin derin solumak, Verasında oturup denize sıfır hayaller kurmak ve karşıya geçmek için feribot beklerken kocaman Truva atının önünde fotoğraflar çektirmek, kordonunda turlar atmak için yeniden gitmek istiyorum.
En son 2009'da gitmiştim, çok kısa durup dönünce pek bişi anlayamamıştım bu kez epey vaktim oldu da allahtan doya doya gezdik. Ha bir de gitmişken meşhuuur "Peynir Helvası"ndan yemeyi unutmayın.

Bir tavsiye: Hâlâ gitmediyseniz ya da gidip gördüyseniz bile gidin! Unutmayın bu şehirde her adım tarih kokuyor.)

*** Bu arada Güzel ve değişik gözleme yapan bi yer biliyorum. Mmm! Enfesss tadı damağımda kaldı =)































16 Eylül 2011 Cuma

Yaş Kemale Erince...


"25" gibi ciddi bir yaş numarasına sahibim. Evet evet yaş sadece herhangi bir numaradan ibarettir önemli olan belli başlı değişimleri fark edebilmek diye düşünüyorum ve avaz avaz bağırmak istiyorum şu şarkıyı;

 Tam ortasındayım yolun
Hımmm koşunun ortasındayım
Tam varıyorum ki hedefe
Bir yenisi başlıyor
Bu oyun hep aynı, değişmiyor...

Aslında değişiyor, nasıl ki yaş numaraları her yıl birer sayı değişiyorsa biz de değişiyoruz, olgunlaşıyoruz, sağlamlaşıyoruz belki meydan okuyoruz hayata karşı ya da ketum kalıyoruz hayat sahnemizdeki rolümüzde kim bilir! Belki daha çocukca davranıyoruz belki daha anaç ya da babacan...
 Peki neler değişiyor hiç düşündük mü?
Durun! Endişeye son! Ben sizin yerinize hiç üşenmeyip hem düşündüm hem de yazdım.

Mesela?

- Yatağını yorganını artık sahipleniyorsun, o eski zamanlarındaki şu köşeye kıvrılıp uyurum hareketlerine son.
- İster istemez insanların parmaklarına bakmaya başlıyorsun yüzük var mı yok mu diye
- Biriyle tanışınca ya da tanıştırılınca ilk dakka da olmasa bile ikinci dakka da başlıyorsun sormaya ne iş yaparsın diye?
- Tanıştığın erkeğin sosyal statüsünü önemsiyorsun. Çok yakışıklı ama çulsuzsa, bir baltaya sap olamamışsa ve halen baba parası yiyorsa bir çentik atıveriyorsun. Hoşçakal.
- Aileni daha bir önemsiyorsun. Uzaktaysan anneni daha bir sık aramaya başlıyorsun. Aile kavramı gözünde önem arz etmeye başlıyor.
- Annenin eskiden olsa "aman bu kız evde kaldı vallaha başıma!" sözleri seni kızdırırıken şimdi kaygılandırıyor.
-  Gece çıkıp saatlerce dans etmek, mekan değiştirmek, konserdi bilmem neydi seni artık zorluyor süreyi gün aşırı değil de haftada bire yada ikiye indiriyorsun.
- Sevmediğin kişilere tahammülün azalıyor.
- Sadece görüşmekten zevk aldığın insanlar yanında oluyor. Sıkıcı, depresif ya da mutsuzluk hastalığı olan kişilerden uzaklaşıyorsun.
- Ev kavramı senin için önem arz ediyor.
- Yalnızlık zevk vermeye başlıyor. Benim alanım, benim alışkanlıklarım, benim isteklerim vs daha bencil oluyorsun.
- Kariyer yapmanın kendi kendine yetebilme ve bağımsızlık demek olduğunu farkına varıyorsun.
- Bir ya da daha fazla yakınını kaybetmiş oluyorsun.
- Artık sırf moda diye bişey almayı bırakıp, vücut tipine göre neyin sana yakışıp yakışmadığını biliyorsun.
- Seninle özdeşleşen şeylerin sayısı artıyor; parfüm, yemek, içki, müzik...
- Daha az saf ya da enayi olup daha çok mutlu ve Umutlu olmayı başarıyorsun.
- Hayat derdin oluyor. İş, güç, kariyer bunların peşinden gitmeyi bir erkeğin peşinden gitmeye yeğliyorsun.
- Daha sık sorgulayıp, daha az aceleci oluyorsun.
- Birilerinin seni değiştirmeye çalışmasına kızıp "Ben buyum, beni böyle kabul edin" mantığıyla yaşıyorsun. Belki eskiden olsa değişimi göze alabilirdin de bu saatten sonra istemiyorsun.
- Cildine, tenine, bedenine sahip çıkıp onlar için harcanan paraları saymıyorsun.
- Hayatı ciddiye almaya başlıyorsun.


Bu kadar değil elbette daha sayamadıklarım olmuştur. Kısaca belli başlı değişimler bu yönde şekil alıyor yani eskilerin deyimiyle yaşın kemale ermesi seni olgunlaştırırken, farkındalıklarının sayısını arttırmanı da sağlıyor.

Yaşam saatine göre; 20'yi 5 geçiyor 30'a ise 5 var.