27 Ocak 2016 Çarşamba

Kocan Kadar Konuş: Diriliş



Kıvanç Baruönü yönetmenliğinde, senaryosu Kıvanç Baruönü ve Şebnem Burcuoğlu'na ait olan filmin başrollerini Ezgi Mola ve  Murat Yıldırım paylaşıyor. Kocan Kadar Konuş'un bu devam filminde, geleneksel Türk kızı kalıplarına ve nesiller boyu devam eden "ne derler korkusuna" meydan okuyan Efsun, hayatının aşkı Sinan'a evlenme teklif eder ve düğün süreci başlar. Ancak her genç kızın kabusu, Efsun ve Sinan'ın hikayesine de gölge eder: Aileler. Kocan Kadar Konuş: Diriliş izleyiciye tıpkı ilk filmdeki gibi romantik ve eğlenceli bir hikaye vaat ediyor, serinin ikinci filminde de kahkaha hiç eksik olmuyor.
Kaynak: http://www.beyazperde.com/filmler/film-239125/

Geçtiğimiz gün arkadaşlarla vakit bulup gidebilmeyi başardık çok şükür! Açıkçası kafamda koca bir soru işareti eşliğinde girdim sinemaya çünkü bu bir devam filmiydi. Devam filmlerinde aynı başarıyı yakalamak zordur misal İncir Reçeli 2'de hayal kırıklığına uğrayan birisi olarak hep bir "acaba yine boşuna mı para vereceğiz?" hissi kemirir içimi lakin öyle olmadı, film ilki kadar güzeldi. Hümeyra ve Nevra Serezli tek başlarına filmi alıp yürümüşler diyebilirim. Fazla beklentiye girmeden izlendiği takdirde kahkaha attırıcı ve eğlenceli!
Ha bu arada evlenme sürecini iyi özetlese de biraz evlilikten soğuttu yalan değil. Bir de şans bu ya yanımızda çiçeği burnunda evli arkadaşımız Merve'de vardı. (Kulakları çınlasın) Filmin yarısında "mobilyalar gelmiş, eve gidiyorum" diyerek çıktı gitti ve o an anladım ki evlilik böyle bir şey arkadaş!

Şimdi sana filmden can alıcı bir replik yazıyorum burayı iyi oku! (Vahiy gibi oldu değil mi? Tövbe yarabbi!)

"Bir inanışa göre parmağımızda bir ip bağlıymış bu ipin diğer ucu bir başkasının parmağındaymış. Ne kadar uzağa düşersek düşelim, ne kadar kaçarsak kaçalım sonra da bu ipin iki ucu birleşir kavuşurmuş o iki kişi." (Yani diyor ki kaderindeki insandan kaçamazsın.)

Filmin Cannes'a katılmayı ya da Oscar beklediğini sanmıyorum, belli ki eğlendirmeye odaklanmışlar ve bence bunu başarmışlar da o yüzden diyorum ki hayatın karmaşasına azıcık mola verip biraz hoş vakit geçirmek adına izlemeye değer.

16 Ocak 2016 Cumartesi

Dünyayı Değiştirmek İstiyorsan



"Kadim zamanlardan beri kadın ve erkek birbirini nasıl sevmesi gerektiğini unutmuş ve bu nedenle de mutsuz olmuş görünüyor. Yıllar süren erkek egemen bakış, feodalitenin ardından gelen kapitalizm, tüketim çılgınlığı gerçek aşkın en büyük düşmanı oldu. İnsanlar ruhlarıyla, kendileriyle ve aşkla teması unuttular. Issız insanlar oldular çıktılar. Aile kurumu da durumu değiştirmedi. İçinde aşkın ve paylaşmanın olmadığı kurumsal dayatmaya dönüştüler. Oysa aşk hayatın ve evrenin merkezi... Ve ilahi aşka giden kapı da dünyevi aşktan geçiyor."

Dünyayı değiştirmek istiyorsan bir erkeği sev; gerçekten sev

Birini seç, ruhu seni çağıranı, seni net biçimde göreni seç. Korkabilecek kadar cesur olanı seç.
Elini tut ve onu kalbinin damarlarına götür, orada senin sevecenliğini görsün, orada dinlesin, onun ağır yüklerini kendi ateşinde yak, kül et.
Gözlerinin derinliklerine bak, derinden bak, orada hareketsiz kalanı uyandır, dirilt. Utangaç olana cesaret ver, orada ne beklediğini fark et.
Gözlerinin derinliklerine bak.
Gözlerinin derinliklerine bak, orada babalarını, dedelerini gör, uzak yerlerde, çok eski zamanlarda savaşa ve şiddete karışmış atalarını gör.
Acılarına, mücadelelerine, maruz kaldığı işkencelere bir zamanlar...
Ve bırak hepsi gitsin...
Onun atalarından gelen yükü hisset
Sana sığındığında kendini nasıl güvende hissedeceğini bil
Onun öfkesine ayna olma
Çünkü senin bir rahmin var, eski yaraları iyileştiren, derin ve tatlı bir kapı...
Eğer dünyayı değiştirmek istiyorsan bir erkeği sev, gerçekten sev...
Karşısında kırılganlığın nefesinde kadınlığın tüm ihtişamıyla otur...
Bir çocuğun masumiyetinde, ölümün derinliklerinde, açan bir çağrı olsun, onun erkeklik gücünü kabul et..
Geri gittiğinde, kaçtığında, mağarasına doğru, çünkü kaçacaktır...
Ailendeki bütün kadınları etrafına topla, onların bilgeliğinden nasiplen.
Onların fısıltıyla anlattıklarını dinle, korkmuş genç kız kalbini sakinleştir.
Onlar seni sakinleştirecek ve sabırla onun dönüşünü beklemeni kolaylaştıracaklardır.
Git kapısında otur ve hatırlatma şarkısı söyle, belki bir kez daha dinginleşecektir.
Onu küçük bir çocuğu gibi hilelerle, baştan çıkarma oyunlarıyla kandırma, bunlar sadece onu ayartıp yok oluş ağına sürükler.
Kaosun ve nefretin mekanı olan bu yer ataları tarafından yapılan bütün savaşlardan daha korkunçtur.
Bu dişil enerji değildir, bu öç almadır.
Bu eğilip bükülmüş çizgilerin zehiridir,
Asırlarca sömürülmüş olan, tecavüz edilen dünyanın zehiri.
Bu kadınlara bir güç vermez
Bu kadını erkeği hadım eden bir hale dönüştürür.
Bu hepimizi öldürür...
Annesi onu ister öpüp kucaklamış olsun ister olmasın
Ona gerçek anneyi şimdi göster
Sarıl ona, nezaketine ve derinliklerine götür, dünyanın merkezine...
Onu yaraları için cezalandırma, senin ihtiyaçlarını ve kriterlerini karşılamadığı için, onun için tatlı ırmaklar gibi ağla
Gözyaşlarını döktüğünde onu eve getir.
Eğer dünyayı değiştirmek istiyorsan bir erkeği sev, gerçekten sev...
Onu çıplak ve özgür olabileceği kadar sev
Onu doğum ve ölümün döngüsüne bedenini açabilecek kadar sev
Ve bu fırsat için ona teşekkür et.
Birlikte öfkeli rüzgarlarda ve dingin ormanlarda dans ettiğinizde
Kırılabilecek kadar cesur ol, izin ver, varlığının yumuşak, baş döndürücü yanlarını keşfetsin,
Bilsin ki seni kucaklaşıp sarabilir, koruyabilir
Kollarına at kendini, seni tutacağından emin ol,
Bundan önce binlerce kez düşmüş olsan bile
Ona teslim olarak ona teslimiyeti öğret.
Eğer dünyayı değiştirmek istiyorsan bir erkeği sev, gerçekten sev...
Destekle onu, besle onu, ona izin ver, onu duy, kucakla, iyileştir onu.
Bunun karşılığında sen de beslenecek, desteklenecek ve korunacaksın
Güçlü kollar, net düşünceler, odaklanmış oklar tarafından
Çünkü eğer izin verirsen, o düşündeki adam olur.

Eğer dünyayı değiştirmek istiyorsan bir kadını sev; gerçekten sev

Senin ruhunu çağıran bir kadın bul, seni idare eden değil
Kontrol listeni bir kenara at, kulağını kalbine koy ve onu dinle...
Yaşayan her varlığın adını, dualarını, şarkılarını duy,
Her kanat çırpanın, telaş içinde yüzenlerin, yeraltındakilerin, sualtındakilerin,
Her yeşilin, çiçek açanın, henüz doğmamış olanın, ölmekte olanın...
Onların onlara hayat veren Bir'e hüzünlü övgülerini işit,
Eğer adını henüz duymadıysan, yeterince dinlememişsin demektir.
Eğer halen gözlerinde yaşlar yoksa, eğe halen onun ayaklarına eğilmemişsen, neredeyse onu kaybetmişsin demektir.
Eğer dünyayı değiştirmek istiyorsan bir kadını sev, kendinin ötesinde sev.
Arzunun ve mantığın ötesinde, senin gençlik, güzellik ve çeşitlilik gibi bütün yapay özgürlük gündemlerinin ötesinde sev.
Bize çok sayıda seçenek verildi
Ama biz bir Ruhun ateşinin ortasında durup, oradan ışıyan gerçek özgürlükte aşka direnmeyi yakıp kül etmeyi unuttuk.
Bir tane tanrıça var
Ona bak onu gör.
Bak bakalım o mu baltayı başına vuracak olan?
Eğer değilse yürü, hemen...
Boşa zaman harcama.
Bil ki kararının onunla bir ilgisi yok.
Çünkü nihai olarak kim olduğu ile değil ne zaman teslimiyeti seçeceğimiz ile ilgili...
Eğer dünyayı değiştirmek istiyorsan, bir kadını sev.
Onu ölüm korkusunun ötesinde sev
Onu içindeki anne tarafından manipüle edilme korkunun ötesinde sev.
Ona onun için öleceğini söyle
Onunla birlikte yaşayabileceğini söyle.
Onunla birlikte ağaçlar dik ve onların büyümesini seyret.
Onun incinebilir güzelliğinde onun ne kadar güzel olduğunu söyle ve onun kahramanı ol.
Ona hatırlat, o senin adanman ve hayranlığınla o senin tanrıçan.
Dünyayı değiştirmek istiyorsan, bir kadını sev.
Bütün yüzleriyle, bütün mevsimlerde
O seni şifalandıracak senin şizofrenini
İkili zihnini, yarım kalbini
O şizofreni ki senin ruhunla bedenini ayırır
Seni daima dışarıya bakar kılar, kendinden başka bir şeyi aramak için
Böylelikle yaşamı değerli kılmak için.
Her zaman bir başka kadın olacak
Sonunda o parlak olan da eski mat olana dönüşecek
Ve sen yeniden huzursuz olacaksın
Arabalar gibi kadınlar değiş tokuş edilemez
Tanrıça, arzunun en son objesidir, satılamaz.
Erkeğin daha çok seçime ihtiyacı yok
Erkeğin ihtiyacı kadın, dişil, sabırlı, şefkatli, aramayan, yapmayan, bir yerde nefes alan, köklere inen, birlikte yeryüzünü sarabileceğiniz kadar kuvvetli.
Eğer dünyayı değiştirmek istiyorsan, bir kadını sev, yalnızca bir kadını.
O kutsal bir kase gibi sev ve koru onu
Bütün insanlık için duyduğu terk edilme korkularını sev.
Onun yaraları sadece onun yaraları değil,
Onun bağımlılığı zayıflık değil
Eğer dünyayı değiştirmek istiyorsan, bir kadını sev.
O sana inanana kadar sev. O zaman içgüdüleri, sanatı, sesi, vizyonları, tutkusu, vahşiliği ona tekrar döner.
O aşkın gücüdür, bütün politik, medya şeytanlarının yok etmeye ve değerini düşürmeye çalıştığı aşkın gücüne sahiptir.
Eğer dünyayı değiştirmek istiyorsan
Davalarını, silahlarını, iç savaşını bırak, öfkenden vazgeç, büyüklük sevdalarını aydınlanman için bırak...
Kutsal kase senin önünde duruyor...
Eğer onu kollarına alırsan bu yakınlıktan daha ötesini aramaktan vazgeç.
Ya huzur ve barış denilen şey bir kadının kalbiyle beraber tekrar hatırlanması gereken unutulmuş bir rüya ise?
Dünyayı değiştirmek istiyorsan, bir kadını sev.
Gölgelerinin en derinliklerine kadar
Varlığının en yüksek noktalarına kadar
Onunla ilk karşılaştığın bahçeye git
Gökkuşağı ülkesinin kapısına
Birlikte tek bir ışık gibi yürüyerek
Dönüşü olmayan noktaya
Yeni bir yeryüzünün başlangıcına ve sonuna...

6 Ocak 2016 Çarşamba

Kiralık Aşk


Başrollerini Barış Arduç, Elçin Sangu, Salih Bademci, Sinem Öztürk, Nergis Kumbasar ve Levent Ülgen'in paylaştığı Star Tv'nin 2015 yapımı romantik komedi dizisidir.

Konusu

Tam her şey bitti dediği anda kapısını çalan mucizeye hayır diyemeyen Defne, 6 aylık bir aşk oyunu teklifini kabul eder. Buna göre, ülkenin en başarılı iş adamlarından biri olan Ömer'i kendisine aşık etmek zorundadır. Bu yoldaki en büyük yardımcısı ise gerçek arkadaşlarıdır. Bu korkunç karmaşada, hayatın en gerçek sorularından biriyle yüzleşir Defne: Aşkımızı biz mi seçeriz, yoksa o mu bizi seçer?

Şahsen televizyon ile pek aram yok. Denk gelirse haber, belgesel ve de müzik programları izlemeyi çok seviyorum(iyi ki aram yokmuş bi de olsa!)  amma velakin bu dizi 19 Haziran 2015 tarihinden beri beni benden aldı. Sevimli diyalogları, göze hitap eden kişileriyle hoş bir dizi olduğunu düşünüyorum, izlettiriyor.
Tespitleri harika! Hele dizide o Koray Sargın(Koriş) karakterine can veren Onur Büyüktopçu yok mu, insanı kahkaha atarken nefessiz bırakıyor.
Oha! Soluksuz okuduğum Aşk ve Gurur kitabına atıfta da bulundu dizi şimdi gel de izleme!
Tamam, kabul ediyorum klişe bir konuya sahip ama keyifle izliyorum. Elçin Sangu o kadar güzel ki su gibi maşallah, esas oğlan Barış Arduç'da acayip yakışıklı hele o nasıl güzel bir gülümseme, nasıl tatlı bir rol yapmaktır öyle. İkisi gerçekten birbirine çok yakışmıyor mu?
Samimi ve doğal olan her şeyi seviyorum, bu dizi de öyle benim için, dilerim uzun soluklu olur. Unutmadan, Aydilge dizi müziği işini başarıyla kotarıyor bence.

"Sen misin ilacım na na na
Ben kalbinde bi kiracı
Yerleşicem sımsıkı ben
Aşk başladı"

İşte diziden arakladığım bir kaç efsane replik;

"Yüzünü ezberlemeye çalışıyordum. Her santimini, her ayrıntısını. Bir gün ayrı kalırsak, yüzünü gözümü kapattığımda hatırlayabileyim diye."
"Artık böyle yüzü kızaran kadınlar kaldı mı ya?"
"Kibir ve gururu dize getirebilecek tek gerçektir Aşk"
"Bence kadınlar anlamak için değil, sevilmek için varlar."
"Haklı olmaktan çok sıkıldım."
"Aşk insanı değiştirir."






"Gerginim diyorum! Şurada oturup birilerinden nefret edip rahatlayalım diyorum."
"Kaderinizde tokat yemek varsa o tokadı yiyeceksiniz!"
"Aşk insanın ayağının yerden kesilmesidir."
"Mucizelere inanmaktan hiç vazgeçme!"
"Git bir yoğurt ye gıybetten zehirlenip kalacaksın başımıza"
"Bana bak kız sana öyle bir hakaret ederim ki dava açmak zorunda kalırsın."
"Ay buranın bütün zeka seviyesi çok düşük. Neyse ki ben varım, seviyeyi yükseltiyorum."
"Hayatım, filmin en güzel yeri zaten benim. Ama sen araya giren ucuz, kötü sesli bir reklamsın sadece."

"Aşk, oyunu bozar."
"Katranı kaynatsan olur mu şeker, cinsi batasıca mutlaka cinsine çeker."
"Tam içinde kaybolmuşsanız hayatın, sizi bulmasına izin verin."
"Aşk hep en beklenmedik anda karşımıza çıkmaz mı zaten?"
Bu arada dizide oldukça başarılı çizimler yapılıyor ve bir çöp adam dahi çizemediğim için ağzım bir karış açık izliyorum o güzelim ayakkabı tasarımlarını...

Arada güzel şeyler de oluyor

Çizim demişken, hayatımda ilk defa biri benim kara kalem ile resmimi çizmiş. Ve günlerdir bir çizime ne kadar bakılabilirse o kadar baktım. Detayları, benzerlikleri, farklılıkları değil sebebini aradım çizimde. Bir erkek neden bir kızın resmini çizer? Nasıl bu kadar güzel çizer? Resmi çizilen kız ne hisseder?
Çizeni biliyorum ama söylemem. Adı bende saklı bu yeteneğe gerçekten çok teşekkür ederim. Çünkü çizimi gördüğüm ilk dakikadan itibaren beni dumur edip ağlatmayı başardı.
 

23 Aralık 2015 Çarşamba

2016 Mı Gelmiş?


Zor bir yıldı; üst üste yaşadığım olumsuzluklar, beklentilerimin karşılanmadığı, beklentileri karşılayamadığım, enseyi kararttığım, kaybedilenlerle dolu.
Sarsıldım! Geleceğe Dönüş filmini izlemiş efsanevi neslin bir üyesi ve hiçbir zaman umudunu kaybetmemiş bir birey olarak "o uçan arabalar buraya gelecek" sandım ama yanıldım ve bu da bana "Filmdi gerçek oldu" diyemediğim bir yıl yaşattı.
Çocukluğumun filmi "Back To The Future" ve beynimde yer eden o tarih "2015" amma velakin bırak uçan kaykayları yerde giden arabalar bile trafik yüzünden gidemez olmuş. Uçan araba bizim neyimize?!
Neyse, bu işin esprisi tabii! Gelelim acı gerçeklere;
Hiç olmaz dediğim şeyler karşıma çıktı, ölümler, kaybedişler, tahammül sınırlarımın zorlandığı, gerçekten arkadaşım kabul ettiğim insanların etrafımda olması önemliymiş dediğim, düşüp sonra da hiçbir şey olmamış gibi yola devam etmenin herkesin kolaylıkla yapabileceği bir şeymiş farkındalığına vardığım, en zor anını bile paylaşamadığın bir insanla hayatı paylaşmayı hayal etmemek gerektiğini anladığım bir yıldı, bitmek üzere...
Ve ben hayatımda kırılma noktası sandığım şeylerin aslında sıradan virajlar olduğunu öyle ağır bir sınavla öğrendim ki bu yıl ilk kez "keşke ölseydim" bile dedim. (Bunu şimdi anlatmak istemiyorum, belki daha sonra, ayrı bir başlık altında yazarım.)
İlk'leri yaşadığım bir yıl oldu. Hayatımda ilk kez bir projeyle yurt dışına gidebilme ihtimaline çok yaklaştım, ilk kez şu anda milyonların izlediği Big Brother Türkiye adlı yarışma programına başvuru formu doldurdum, yarışmacı olmaya hak da kazandım ve hatta görüşmede jüri ekibini ikna edip çeyrek finale kadar gelebilmeyi başardım ama sonra "ne yapıyorsun Gülşah? Bu yarışma programı sana göre değil" dedim ve İstanbul'daki son görüşmeye gitmekten vazgeçtim. Belki hayatımın fırsatını kaçırdım belki de hislerimi dinleyip çok doğru bir karar verdim, bilemiyorum.
Yine hayatımda ilk kez mahkemeye çıktım.
Uzun bir uykuya yatıp 2016'da uyanmak istiyorum aslında. Öyle yorgunum ki!
Hani bilsem kafamı bir yere çarpmak suretiyle hafıza kaybı yaşayacağım şimdi sokağa çıkıp eve girene kadar bütün direklere kafa atarım. Yeter ki 2015 silinsin hafızamdan.

Hiç mi iyi bir şey olmadı?

Çok şükür ailem, sevdiklerim sağlıklı ve hayatta. Bu yıl Ales'e girmeye karar verdim ve bunun için kursa başladım. Onun dışında kendimi hazır hissettiğim an Kick Boks'a başlayacaktım ya galiba başlıyorum. Ayrıca Samsung beni fazlasıyla bıktırdı o yüzden yola iPhone ile devam ediyorum mesela bu da çok iyi bir şey! Yine bu yıl içinde biri bana aşık olduğunu itiraf etti ya hep diyorum birinin bana olan aşkına inanmam için o kişinin kapımda yatması, derbeder olması lazım o da yetmez benimle evlenmeli ki ben icraat göreyim yoksa öyle uzaktan olmuyor o işler!

Yılbaşında ne yapıyorsun?

Bu yılbaşında evde, dizi çıkmış pijamamla, sakin bir şekilde 2016'ya gireceğim. Annemin muhteşem yemekleri, mandalina-kuruyemiş ritüeli, üzerinde 3 tane mum bulunan ki bunlar annem, babam ve beni yani tuttuğumuz dilekleri simgeleyen en sevdiğim kestaneli pastadan keseceğiz, ardından minik hediyelerimizle gecenin adrenalini hızlandırıp Biscolata Erkekleri niyet Victoria Secret kısmet televizyon keyfi yaparken büyük ihtimalle şarabımdan bir yudum alıp uyuyakalacağım diye düşünüyorum.(Sızacağım demedim uyuyakalacağım dedim) Tabii son dakika başka planlara dahil olmazsam.
Değişen tek şey rakamlar ve ben iyi bir yıl olsun başka da bir şey istemiyorum.
Piyango çıkarsa haber veririm.
Görüşürüz, iyi seneler!

22 Kasım 2015 Pazar

Pazar Kafası!



Üzgün Palyaço Hikayesi'ni biliyor musun? Bilmeyenler ya da anımsamak isteyenler için anlatmak istiyorum.

Bir gün Psikiyatristin muayenehanesine çok üzgün vaziyette birisi gelmiş ve başlamış anlatmaya;

- Benim ekonomik durumum iyi. Maddi anlamda bir sıkıntım yok. Sağlık sorunum da yok, ancak başka bir sorunum var.

+ Nedir o?

- Neşelenemiyorum. Sürekli moralim bozuk. Şöyle gülmek, bazen kahkaha atmak, eğlenmek istiyorum. İşte bunun için size geldim.

+ Arkadaş, işin doğrusu bu olay benim uzmanlık alanıma girmiyor. Ancak sana bir öneride bulunabilirim. Şu karşıya 10 gün önce bir sirk geldi. Bir de palyaço var. Ben gittim. Çok güzeldi, özellikle de o palyaço harikaydı. Gülmekten yerlere yattım, o kadar çok eğlendim ki... Sana da o sirke gitmeni özellikle o palyaçoyu seyretmeni öneririm.

Bunun üzerine adamın suratı iyice asılmış ve adeta fısıltı halinde demiş ki;

- O palyaço var ya, o benim işte...

Hayatında çevrendeki insanların mutluluğu için çabalarken acaba sen mutlu musun?

Mutlu olmak için ihtiyacımız olan sağlıklı bir beden ve kötü anları unutan bir hafızadır bence. Biliyorum ikinci dediğim şey biraz zor. Neticede Eternal Sunshine Of The Spotless Mind filmindeki gibi gidip hafızamızı sildiremiyoruz(belki bir gün teknoloji bu denli gelişirse neden olmasın!) ama hiç değilse yaşadığımız "an" kavramına odaklanmayı başarırsak şu hayattan biraz olsun keyif alabiliriz diye düşünüyorum.
Zor günler yaşıyorum, yaşıyoruz farkındayım, insanlar yolda yürürken birbirlerini dövecekmiş gibi bakıyorlar, asık surat(ki görmeye hiç tahammül edemiyorum) adım başı! Endişeliyiz, üzgünüz, yalnızız... Kimimiz işinde/okulunda bir türlü başarı sağlayamıyor, kimimiz özel hayatında çalkantılar yaşıyor, kimimizin hayat kaygısı, kimimizin parmağına uymayan pırlantısı...

İyi de nereye kadar?

Kendi isteklerimizi göz ardı edip, kendi mutluluklarımızı görmezden gelirsek hikayedeki palyaçodan bir farkımız kalmaz. Sürekli başkalarını mutlu ederek mutlu olmaya çalışmak hastalıklı bir durumdur ve çok geçmeden seni kurutur. Zaman ve enerji yatırımını doğru bir şekilde yapman gerekiyor.
Bu süreçte, insanlar senden ayrılabilir, sen onlarla aynı yola devam etmek istemediğini belirtebilirsin.(10 küsur senelik dostluğumu bitirdim, deliler gibi sevdiğim ve sevildiğimi düşündüğüm bir anda saçma sapan sebepler eşliğinde erkek arkadaşım tarafından terk edildim, bir daha asla yan yana olmayacağım insanlarla kocaman güldüğüm fotoğraflarım var. Bu çok acı değil mi?)
Peki, sen hiç halının ortasına çöküp hıçkırarak ağlamak zorunda kaldın mı? Kalma!
Tamam, kabul ediyorum terk edilmek insana başta çok koyuyor ama bir süre sonra anlıyorsun ki bu kötü bir şey değil.
"İnsanlar değişir, en sevdiklerin bile" demiş bir söz. Senin şu an değiştiğin gibi, kimse aynı kalmaz. Zamanla yaşanılanlar, öğrenilenler kişiyi değiştirir. Bu iki yüzlülük ya da dansöz kıvraklığı değil. (Ha o yönde bir değişim içine girdiysen de Allah ıslah etsin seni!)
Hangimiz küçüklüğümüzdeki gibiyiz?!
Bırak, giden gitsin! Benim olan, bana ait olan bana gelecek! Kendini sev güzel kardeşim. Çoğu insan şükretmeyi bilmiyor ve elinde tuttuğu şanslarını farkına varamıyor.
Şanslısın!
Şu an bu yazıyı okuyabilen sağlıklı gözlere sahip olduğun için, koşup yürüyebildiğin, nefes alıp verdiğin için şanslısın.
Her günün sana bahşedilmiş bir mucize olduğunu bil ve ilk önce kendini mutlu etmeye çalış, bunları yapabildiğin için şükret!
Elindekilerin değerini anlayacak bir beynin ve içindeki çocuğu mantığıyla susturmamış bir kalbin varsa ne mutlu sana!
En son ne zaman lunaparka gittin? Ne zaman kafanı kaldırıp gökyüzüne baktın? Ne zaman en sevdiğin o hareketli şarkı çaldığında saç fırçanı mikrofon yapıp şarkı söyledin? Ne zaman bir çocukla birlikte dakikalarca uçurtma uçurdun? Ya da sevdiğin bir kitabı okurken kokusunu içine çektin?

Mutluluğu çok uzaklarda aramamak gerekiyor. Geçtiğimiz yaz, bir pazar günü arkadaşlarla tamamen doğaçlama bir kararla lunaparka gitmiş ve çok da eğlenmiştik. O gün gerçekten çok mutluydum.
Sadece o anın sesi, çığlıklar, havada bilmem kaç dakika tepetaklak duruşun verdiği haz, adrenalin, kaygısal delirmeler(ulan şimdi emniyet kemeri açılsa aşağıdayız ve gebereceğiz neyse o zaman dans, renk!) Uzun sürmedi ama önemli değil. Uzun dediğin zaman kavramı nedir ki böyle anlarda?

Sonrasında çimlere uzanmak gibisi yok! Hele bir de gökyüzü masmavi ise, değmeyin benim keyfime...
Bir de beni en büyük çeken, motorun yaptığı dalga köpürtmesi... Anlayamazsınız!
Bu pazar kafamda bunları düşündüm. Yazıyı bağlayacak olursak, egosunu senin üzerinde tatmin etmeye çalışan insanları umursamaz, sağlığına dikkat eder, sevdiğin şeyleri yapmaya odaklanırsan hele bir de ailen ve yanında olanlarla yaşadığın her güne ve her an'a şükredersen, mutluluk sana gelir. Tabii sen anlar mısın orasını bilemem?!

Bu da bonus olsun. Yine bir gün uçuyorum...

25 Ekim 2015 Pazar

Gençliğime Sevgilerimle


Zaman makinesi olsaydı ve kendi gençliğime, mesela 17 yaşıma dönseydim, kendime şunları söylerdim:
En önemli şey aşk. Onu doya doya yaşa bu bir.
Ne yapmayı sevdiğini bul ve sonra o sevdiğin şeyi yapabiliyor musun ona bak. Yapamıyorsan boşuna enerjini tüketme, yapabilenler yapsın. Yapıyorsan, dünyanın en şanslı insanlarından birisin, dilini ısır, kimseye söyleme.
Sevdiğin insanlar bul. İşlerini onlarla yapmanın yollarına bak. Hayat 'yap et çalış başar'la geçiyor ve bu maraton çok sevdiklerinle geçerse, iş yapmamış, sürekli aşk yapmış olursun.
Bir kaç kişinin elini sıkı tut. Onların dertleriyle dertlen, mutluluklarıyla uç, dediklerine kulak ver. Onları kaybetme. Her şey değiştiğinde, senin en orijinal halini bilip sevenlere ihtiyacın olacak.
Kendini onunla bununla karşılaştırma. Başkalarının kriterlerine göre seçim yapma. O zaman başkalarının gideceği yerlere gidersin. Oralarda ne işin var? Senin yolun başka. Yokuşların başka.
'Konu komşu ne der' diye dinleme. Komşu senin hayatın hakkında topu topu 15 dakika konuşacak. Sense ölene dek, onu yaşayacaksın.
Hareket et. Her gün hareket etmeyi alışkanlık haline getir. Bir spora kafayı tak. Dansa kafayı tak. Satranca kafayı tak. Kafayı taktıkların ileride yaldız olup üzerine yağacak.
Her gün oku. Her şeyi oku. Ağaç olmak nasıldır, Van Gogh olmak nasıldır, İkinci Dünya Savaşı'na katılmış olmak nasıldır? Öğren. Bir gün hepsi, bir yapboz gibi, birleşip sana inanılmaz gerçekleri gösterecek.
Kızlar zekadan, çalışıp başarandan ve espriden hoşlanır. Erkekler güzellikten, edadan ve huzurdan hoşlanır.
Hayat alışkanlıklarla yürüyor. Bir şeyi iyi yapmak istiyorsan hemen alışkanlık haline getir. Alışkanlıksa tekrarla oluyor. Beyin böyle programlanıyor. Bir şeyi sürekli yaparsan, başka şeyi düşünmüyor, onu hep öyle yapıyor. O yüzden alışkanlıklarına çok dikkat et. Neyi alışkanlık yaparsan, hayatın ondan oluşacak unutma.
Erken kalkmak kulağa berbat geliyor biliyorum ama 'erken kalkan yol alır' hayatımda duyduğum en doğru şey. Bazen saat 8:30'da üç şey bitirmiş oluyorsun ve inanamıyorsun zamanın göreceliğine.
Dedikodu yapma. Dedikodu nasıl bir şey biliyor musun... Böyle evinin içine çöp boşaltmışsın gibi. Ağzını, içini, evini kokutuyor. Rahatlatır sanıyorsun ama pisletiyor insanı. Gül geç. Hem dedikodu yapanların başına mutlaka, ayıpladıkları, beğenmedikleri, çekiştirip durdukları şey gelir, unutma. Hayatın mizah anlayışı böyle.
Kızlar! Güzel mi güzel bir kadın olduğunuzda, kendi atınız olsun. Kendi paranızı kendiniz kazanın, onu şakır şakır harcayın. Böylece ayrılıklarla, boşanmalarla attan inip eşeğe binmezsiniz. Atınızı kimse altınızdan alamaz. Dörtnala başka yere gidebilirsiniz.
Erkekler! Yakışıklı mı yakışıklı bir erkek olduğunuzda, kadınlara, çocuklara ve hatta birbirinize asla el kaldırmayın. O güç güç değil. Kaba kuvvet o. Korkudan kaynaklanır. Kaybetme korkusundan. Ve kimseyi avucunuzda sıkarak elinizde tutamazsınız. Tam tersi, avucu apaçık tutacaksınız.
Kendinden başka kimseyi suçlama. Suçlamak, nasıl diyeyim, zehirli bir duygu. İnsanı frenler. İnsanı kurban psikolojisine sokar. Atıl bırakır. Hatta şimdiden duvara 'kendimi suçlu hissetmiyorum' yaz. Çok faydasını göreceksin.
Ceplerden, bilgisayarlardan, televizyonlardan uzak 1 saat ayır kendine. Kendinle sosyalleş. Yoksa unutursun nasıl biri olduğunu. Hayatın sana başkaları tarafından yansıtılmayan bir aslı var. Onu dinle, deniz kabuğu dinler gibi. Yalnızlığını kimseye verme.
Yalnızlığın hariç her şeyi paylaş. Çünkü reklamda dediği gibi, 'hayat paylaşınca güzel'.
Her gün şükret. Teşekkürü dualarından asla eksik etme. Teşekkür kadar insana iyi gelen şey yoktur. Bir şey istemekten, dilemekten bile iyidir. Sıcacık yapar ruhunu.
'Bendeki bana yeter, hatta artar bile' dünyanın en güzel felsefesidir.
Birinden bir şey isteme. Onun yerine birine bir şey ver. Bak neler olacak seyret sonra.
Karanlık günler olacak. Düşeceksin de. Yaralar da açılacak. O zamanlarda şunu unutma; Tünel bitecek. Kalkacaksın da. Kabuk da bağlayacaksın.
Sevdiklerine bıkıp usanmadan, seni seviyorum, seni çok seviyorum de. Hatta sen ne yaparsan yap, kim olursan ol seveceğim de.
Korkmaktan korkma. Ödün bile kopsun. Sonra kapa gözünü bas karanlığına. Belki biri bir taş döşemiştir kim bilir.
Böbürlenme. Kibirlenme. Köpürme.
Abart. Çoğalt. Parlat.
Her gün, bir yazar tarafından hayatının hikayelendirildiğini düşün ve dinle. Böyle bir kahraman olmak ister miydin?
İstiyorsan başarıyorsun. Ne mutlu sana.
Nil Karaibrahimgil

20 Ekim 2015 Salı

Karmaşık hissediyor!



Ben bir erkeğim;

Önce sana melek gibi davranırım. Kızları önemsediğimi vurgularım. Sonra yakın arkadaş oluruz, çıkarız. Sen bana aşık olursun, bensiz yaşayamazsın, ben seni "sen farklısın" diye kandırırım. Sen herkese beni anlatırsın "aşık oldum" diye. Ben de herkese seni anlatırım "kullanıyorum" diye. Artık, bana aşık olursun ve sonra bana kırılınca iki güzel söz söylerim affedersin, ben sıkılınca sana trip atarım, ağlasan da umurumda olmaz. Sonra ilişki sıkınca ayrılırım. Sabah akşam ağlarsın, pişman olursun ve bana yalvarırsın.
Ben gülerim, hiç olmamışsın gibi hayatıma devam ederim. Kızlarla konuşurum, eğlenirim ne bileyim seni takmam bile.

Ben bir kızım;

Sen senin için ağladığımı sandığın zamanlarda aslında bizzat kendime ağlarım. Sen bana geldiğinde sende kimsenin göremediğini gördüğüm için, sana kucak açarım. Sen beni kendine aşık etmek için klişe lafları birbiri ardına sıralarken, peşimden koşarken seni mutlulukla izlerim. Çünkü bilirim, neticede sonu sadece bir "Hoşça kal" dır.
Sen beni üzersin ve ben ağlarım. Belki de yalvarırım ama bu sana değil, kendime yeniden gelebilme çabamdır. Ben ağlarım, çok ağlarım, hatta hep ağlarım. Ama aşkı senden çok daha iyi bilirim ve bu yüzden en çok ben ağlarım. Sen gülersin dışından, ben senin taaa içini görürüm. Bu yüzden arkadaşlarıma seni anlatırım, konuştukça büyürsün içimde. Aynı zamanda da yok olursun. Ve sen günün birinde bana haksızlık ettiğini düşünüp geri geldiğinde. ben gerçekten gülümsüyor olurum.

İlişki uzmanı değilim ya da bir ilişki danışmanlık şirketim yok fakat bazı yaşanmışlıklarım ve çevresel gözlemlerim sonucunda günümüz "aşk" ilişki özetinin bu olduğunu düşünüyorum ne acı ki!
"Aşk bir iç savaştır. Kendi puzzle'ınızı tamamlamak zorunda olduğunuz anlarda karşınıza çıkar. Kendinizde eksik olduğunu düşündüğünüz parçayı birine yansıtır ya da şans eseri zaten öyle birine denk geldiyseniz onu kendinize katmaya çalışırsınız. Son derece zorlayıcı bir gelişme süreci" demiş İlhan Uçkan.
Evet! Bu kadar basit olmamalı, hafife alınmamalı.
 
Nerenizle seviyorsunuz anlamıyorum ki?
 
İnsanı bir saniyeden kısa bir sürede göğün yedi kat üstünde gezdirirken bir anda yerin yedi kat dibine çarpacak kadar güçlü bir duygudan bahsediyorum.  
Sevgililerin buluşmasının hatta konuşmasının bile büyük bir hayal olduğu yıllara kadar gitmeyeceğim ama şöyle bir 5-10 yıl önceye gidersek her şeyin nasıl da farklı olduğunu hatırlayacağız. Okulda, işte ya da mahallede birini görüp beğenirdin o andan sonra işe/okula gitmek için bir sebebin daha olurdu. Kendine dikkat eder, köşedeki bakkala eşofmanla gitmek yerine güzel kıyafetler giymeyi tercih ederdin. Tabii ki bunu ailene ve etraftakilere çaktırmadan yapabilmen de büyük bir başarı sayılırdı.
Bir kaç zaman önce, gözlerle anlaşır ardından ikinci aşamaya geçilirdi. Bir şekilde arkadaş ortamı yaratılır ve isimler öğrenilirdi. Bunun akabinde telefon numarası ya da e-mail alınmaya çalışılırdı ki bunun için uzun ve sabırlı bir dönem gerekirdi. Kızlar, erkeklerden bu gibi taleplerde bulunmaz, erkekler de reddedilmemek için bu bilgileri kızın en yakın arkadaşlarından(kankalarından) alma yolunu seçerdi.
Bir süre sonra "arkadaşlık" adı altında telefonla ya da sosyal ağ siteleri üzerinde konuşulur, arkadaşlarla birlikte buluşulur ve yeterince çaba harcandığı hissine varıldığında "çıkmaya" başlanılırdı. Bu süreç o kadar ağır ilerlerdi ki beklemekten sıkılırdın. Ancak ileride dönüp baktığında ne kadar güzel ve değerli çabalarmış der ve o ilişkiyi sahiplenirdin. Çünkü uzun uğraşlar sonucu o ilişkiyi hak ettiğine inanırdın.
 
Ve insanoğlu teknolojiyi yarattı!
 
Şimdi herkesin bir hatta bir kaç telefonu, mail adresi ve sosyal medya hesapları var. Artık, gördüğün birinin ismini Google'da aratıp bir kaç saniye içerisinde ilkokul numarasına kadar her türlü kişisel bilgisine ulaşabiliyorsun. Sonra arkadaşın olarak ekliyorsun, gerçek dünyada bir selam verebilmek için günler hatta aylar geçeceğine, bu sayede çok kısa bir zaman dilimi içerisinde sohbet etmeye başlıyorsun. Üstelik bunun için üstüne başına özen göstermene gerek yok, karşındaki seni muhtemelen fotoğrafındaki halinle hayal ederek konuşuyor. Yarım saat içinde pek çok şey anlatılıyor ve öğreniliyor. Sohbet ilerledikçe içerik de değişebiliyor, defalarca mesajlaşmaya, görüşmeye gerek kalmadan yani emek verip uğraşmadan sadece bir "tık"la sözleşiyor, ertesi gün buluşmak için heyecanlanıyorsun. Bu kadar hızlı başlayan bir şeyin devamı da hızlı geliyor tabii!
Öncesinde arkadaşlarının içinde bile dile getirmekten çekindiğin ya da anlatırken utandığın ilişkini artık sosyal medya aracılığıyla yüzlerce kişiye yayınlıyorsun.
 
Karmaşık hissediyor!
 
Genellikle işler düşündüğün gibi gitmiyor ve sonuç elbette hüsran olabiliyor.
Tam da bunu kanıtlar nitelikte bir araştırma yapılmış. Ta ta ta taaam!
Men's Fitness ve Shape isimli iki Amerika kaynaklı derginin yaptığı yıllık araştırma sonucunda sevgililerin eskide olduğundan çok daha kısa sürede cinsel birliktelik yaşadığı ortaya çıktı.
1200 kişilik gönüllü arasında yapılan ankette, her 5 kadından 4'ü ve  her 5 erkekten 3'ü Facebook gibi sosyal paylaşım sitelerinin çiftlerin cinsel birliktelik yaşamasını hızlandırdığını savunuyor. Araştırmada gönüllülerin %65'i çıkma teklifini bir mesajla aldığını ve %49'u ise bunun Facebook mesajları yoluyla yapıldığını belirtti.
Toplumun çoğunluğu ise dışarıya çıkacakları kişiyi Facebook, Twitter ve Google'da arıyor. (Instagram yok mu? Orada süslü püslü Pelinsu'lar, kendini Dan Blizerian sanan Berkecan'lar var halbuki!) Bu araştırma olmamış bir daha yapın diyorum.
Neyse, hal böyle olunca da kişilerin Facebook aracılığıyla ayrılması da eskide olduğundan daha kolay ve acısız bir hal alabiliyor. Cesaretini toplayıp aramak ya da buluşmak yerine kişiler Facebook'dan mesaj gönderme yoluyla ilişkilerini bitirebiliyor. (Öldürmeyen Allah Stalk'latıyor, nah acısız! Dediğini duyar gibiyim. Ayrıca, "ben senin Facebook'undan bağlantılı Twitter'ını bulup oradan Instagram'ını buldum, baktım ki orada aktif değilsin takipçilerinden abini buldum beraber fotoğrafınızın ekran görüntüsünü aldım ve daha sonra seni kırpıp ekran yaptım. Ne demek bu ilişki için ne yaptın?!" diyen yeni bir ilişki anlayışı doğmuş oluyor.) Eskiyi sırf bu yüzden bile özlediğim doğrudur.
Kaynak:http://www.milliyet.com.tr/gunumuzde-asklar-nasil-yasaniyor
 
Bugüne dönecek olursak; ilişkileri hatta evlilikleri yıpratan, yıpratmakla kalmayıp yok eden dizi ve filmler... Güzel kadın ve yakışıklı erkekler iyice cilalanıp parlatılır, bizden birisi haline gelir. O kişilerin yedikleri yemekten, giydikleri kıyafete, sevdikleri ve dinledikleri müziğe, bindikleri otomobilden, içtikleri alkol çeşidine kadar saçma sapan ne kadar bilgi kirliliği varsa beynimize doldurulur.
Sonra bu kişiler barlarda eğlenip bar çıkışı paparazzilere yakalanırken mutlu ama mahcup, serseri ama romantik, aşık ama aldatan(nasıl oluyorsa) çeşitli figürlerle beynimizi ve algımızı alt üst edecek şekilde servis edilir.
 Evet, bir kez daha dışarıdaki zengin ve züppe hayata, hesap vermeyen, dilediği gibi yaşayan, istediğiyle birlikte olup anlaşamazsa ayrılan karakterlere özenilir.
Plajdaki seksi kadınlar, çekici vücutlu kaslı erkek figürleri algılarımızla ve mutluluğumuzla oynar. İlişki biter, yuva dağılır. Sonrasında boşanmalar, tazminatlar ve bir sürü hayal kırıklığı...
Aşksız ilişkiler, ilişkisiz aşklar, tek gecelik beraberlikler, aldatmalar, mekan mekan gezip kendini göstererek atılan "check-in'lerle" "aşk acısı" adı altında bir günde unutan/unutulan ve hemen başka biriyle yeni bir ilişki yaşayabilen "zavallı hayatlar" dolu etraf, midem bulanıyor.
Son olarak, bir yazıda okumuştum aynen şöyle diyordu: "yüce yaratıcımız eşlerimizi nefsimizden yarattığını beyan etmektedir. Sahi biz nefsimizi ne kadar tanıyoruz?"
 
Tam olarak nerenizle seviyorsunuz anlayamıyorum ki?!