9 Ocak 2015 Cuma

Cemal Süreya



İkinci yeni hareketinin önde gelen şair ve kuramcılarından sayılan Cemal Süreya'nın ilk şiiri "Şarkısı Beyaz" Mülkiye dergisinin 8 Ocak 1953 tarihli sayısında yayımlanmıştır. Geleneğe karşı olmasına rağmen geleneği şiirinde en güzel kullanan şairlerden birisiydi.
Kendine özgü söyleyiş biçimi ve şaşırtıcı buluşlarıyla, zengin birikimi ile duyarlı, çarpıcı, yoğun, diri imgeleriyle ikinci yeni şiirinin en başarılı örneklerini vermiştir. Ölümünden sonra adına bir şiir ödülü kondu. 1997'de Cemal Süreya arşivi yayımlandı.

Süreyya Olan Soyadını Değiştirmesi

Süreya'nın üvey kızı Gonca Uslu'nun aktardığına göre iddiaya girmeyi çok seven şair, arkadaşıyla bir telefon numarası üzerine iddiaya girmiş, kaybederse soyadındaki "y" harfinden birini sildireceğini söylemiş. İddiayı kaybetmiş ve "Süreyya" olan soyadını "Süreya" olarak değiştirmiş. "Süreya" soyadı ilk kez 1956 yılında yayımlanan "Elma" şiirinde görüldü.
Kaynak: Wikipedia

Ölümünün 25. Yılı'nda saygıyla andığım bu büyük şairi anlatmaya nereden başlayacağımı bilemedim. Yazıp yazıp sildim, olmadı. Neresinden başlamalıydım bir şairi anlatmaya? Hayatından mı?, sanatından mı?, sevdiği kadın adlarından mı?. Bilmiyordum. Dizelerinde çoğu kez kaybolurum çoğu kez de kendimi bulurum. Sosyal gösteriş platformlarında adına ait olmayan şiirler dolaşırken hayatından bir kuple bilgi, sanatından bir tutam şiir sunmadan olmazdı. Oturdum sandalyeme, aldım kahvemi elime, kulağımda hafif bir müzik, önce gözlerimi kapattım, sonra derin bir nefes aldım. Ne de olsa kolay değildi bloga taşımaya çalışmak koca devi...


"Şimdi sen kalkıp gidiyorsun ya git
Gözlerin durur mu onlarda gidiyorlar. Gitsinler."
                         ***

"Şık olmalı kadın dediğin!
Gelişi,
Gülüşü,
Bakışı,
Duruşu...
Hatta;
Gidişi bile."
                   ***

"İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış ve zaman zaman

Ancak parmak uçlarıyla değebilen
İki kol.

Merdivenlerin oraya koşuyorum,
Beklemek gövde gösterisi zamanın;
Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
Bir şeyin provası yapılıyor sanki.

Kuşlar toplanmış göçüyorlar
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni."
                     ***

"Saat on ikiden sonra,
Bütün içkiler
Şaraptır."


"Yemek yemek üzerine ne düşünürsünüz bilmem
Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı."
                     ***


"Güzelsin sevgilim,
Ama çok yakından."
                   ***


"Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez.
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar

Bütün kara parçalarında
Afrika dahil."
                       ***


"Ay ışığında oturuyorduk, bileğinden öptüm seni...
Sonra ayakta öptüm, dudağından öptüm seni... Kapı aralığında öptüm, soluğundan öptüm seni... Bahçede çocuklar vardı, çocuğundan öptüm seni... İliğinden öptüm, kasığından öptüm seni."
                       ***


"Bazı adamlar, incitmeden sevemezdi... Kırardı, dökerdi, yangınlar bırakırdı arkalarında... Bazı adamlarsa, tüm geçmişi unutturur, parmak uçlarından öperdi."
                        ***

"Kim istemez mutlu olmayı
Ama mutsuzluğa da var mısın?"
                     ***


"Mutlu olmanın yolunu, karşıdakini mutlu etmek sanıyorduk.
Yanıldık!
Çünkü ne kadar mutlu ettiysek,
O kadar yalnız kaldık."
                 ***

"Açık çay içerdi hep
Demli olunca diğer tarafından beni göremezmiş.
Öyle derdi."
                ***


"Uzaktan seviyorum seni!
Kokunu alamadan,
Boynuna sarılamadan
Yüzüne dokunamadan
Sadece seviyorum.

Öyle uzaktan seviyorum seni!
Elini tutmadan
Yüreğine dokunmadan.
Gözlerinde dalıp dalıp gitmeden.
Şu üç günlük sevdalara inat,
Serserice değil adam gibi seviyorum.

Öyle uzaktan seviyorum seni!
Yanaklarına sızan iki damla yaşını silmeden.
En çılgın kahkahalarına ortak olmadan
En sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan.

Öyle uzaktan seviyorum seni!
Kırmadan,
Dökmeden,
Parçalamadan,
Üzmeden,
Ağlatmadan,
Uzaktan seviyorum.

Öyle uzaktan seviyorum seni;
Sana söylemek istediğim her kelimeyi,
Dilimde parçalayarak seviyorum.
Damla damla dökülürken kelimelerim,
Masum beyaz bir kağıtta seviyorum."
                    ***


"Kadınlar susarak gider!

Çok uzun emekler verir ilişkisini yürütmek için. Birinin kadını olmayı yüreği, beyni, ruhu o kadar zor kabul etmiştir ki, başka bir adama ait olmayı istemez. Erkek gibi, çorbanın tuzu eksik diye kavga çıkarmaz mesela, tam tersi, konuşmamız lazım der. Erkekler de en çok bu cümleye sinir olurlar. Ertelenir o konuşmalar, maç bitimine, yemek sonrasına ve daha bir çok lüzumsuz şeyin ardına ötelenir.
Kadınlar inatçıdır, hayata tutundukları gibi, aşklarına da sahip çıkarlar. Bu yüzdendir konuşup derdini anlatma isteği, karşı tarafı ikna edene kadar uğraşırlar. Sonunda pes eder adam, bir ışık görür kadın, tüm derdini paylaşır. Genellikle ne cevap alır? Abuk sabuk konuşma! Gereksiz ve saçma gelmiştir adama anlatılanlar, hiç de üstünde durmamıştır. Yine bir sıkıntı, tatmin edilemeden geçiştirilir ve adam gün gelir bunların kendisine ok gibi döneceğini bilemez.
Bir kadın şikayet ediyorsa, ya da erkeklerin deyimi ile vıdı vıdı ediyorsa; erkek bilmelidir ki, o ilişkiden hâlâ ümidi vardır kadının. Yürütmek, birlikte yaşamak, sorunları çözerek mutlu olmak istiyordur. Daha önemlisi, o adamı hâlâ seviyordur.

Kadın susarak gider!
En önemli detaydır, erkeklerin hiç anlayamadığı durum işte bu kadar basittir. O gün gelene kadar konuşan, kavga eden, tartışan kadın, kendini sessizliğe vermiştir. Ne zaman ümidini o ilişkiden kestiyse, o zaman sevgisi de yara almış demektir. Yüreğindeki bavulları toplamıştır, kafasındaki biletleri almış ve aslında bedeni orada durarak, ilişkiden çıkıp gitmiştir. Kadın gerçekten gitmişse, çok sessiz olmuştur ayrılışı, kimse hissetmeden, kapıları vurup kırmadan gitmiştir. Her akşam eve geldiğinde, kapının açıldığını gören adam anlamaz ama bir kadın sessizce gider. Ne mutfağında yemek pişiren, ne yan koltukta televizyon izleyen, ne gece ruhunu kenara koyarak yatakta sevişmeye çalışan kadın, artık o kadındır.
Bir kadının çığlıklarından, kavgalarından korkmamak gerekir. Çünkü kadının gidişi sessiz ve asildir."
                                      ***


"Herkes bir şeyler söyledi kendine göre; bir kadın döktüre döktüre susuyordu."













31 Aralık 2014 Çarşamba

Gelsin 2015 Bildiği Gibi!



"Geçip giden huhuuu zamanları huhuuu bir yerlerde bulsam, sonra üzülsem üzüldüğüme üzülsem"?? Hay Allah'ım nereden geliyor aklıma böyle eksantrik şarkılar bilmem ki! Mirkelam arka fonda şarkısını söyleyip dursun ben de yeni yıl içerikli yazımı yazayım. Bayanlar ve baylar bir yılı daha devirmek üzereyiz iyisiyle kötüsüyle, acısıyla tatlısıyla... Yarın için "sıradan bir gün işte aman gelsin 2015 bildiği gibi" diyenlerden misiniz yoksa "çok özel bir gün diye aylar öncesinden hazırlık yapıp yarının sürprizlerini düşünmekten bu gece heyecan içinde uyuyamayanlardan mısınız?" Ben ikisi de! Şöyle bir 2014'ün muhasebesini yaptım da bilanço baya ağır çıktı. Kan, gözyaşı, yıkılan binalar, yerle bir olan hayatlar, doğal afetler, insanoğlunun bitip tükenmeyen çilesinin yanında aç gözlülüğü, lanet olası hırsı, ve bir türlü tatmin edemediği egosu yüzünden ekolojik dengelerin bozulması ve bu sebeple dünyanın yaşanmaz bir hal almaya başlaması, stres, hayal kırıklıkları, acılar, mutsuzluklar, yapılamayan ya da bozulan planlar, ertelenen bin bir çeşit iş, yetmeyen zaman, kavgalar, ayrılıklar, ölümler... Hiç mi iyi bir şey aklıma gelmedi? Geldi! Ve o iyi şeylerin katlanarak 2015 yılında da hak eden herkesi bulmasını diliyorum. Hem benim öyle herhangi bir beklentim de yok, ne de olsa "beklentiler sadece üzer." Sadece şu kadarını söylemek istiyorum;
Gönlünden geçenle senin için hayırlı olanın kesiştiği yolda, umutsuzluğuna göz alıcı parlaklıkta bir ışık, sevgisizliğine sımsıcak bir kalp, yılmışlığına ve tükenmişliğine kocaman bir güç, yaralarına pansuman, kayboluşuna bir buluş, bezmişliğine yenilik, kaybedişine zaferler, mutsuzluğuna en içten ve gerçekçi kahkahalar, hastalığına şifa, derdine deva, iyiliğine ve güzelliğine şans, yalnızlığına sarılacak bir dost, açılmasını istediğin kapılar, çok zevk alarak uğraşacağın bir iş, yeni keşfedeceğin yerler ve yeni tanışacağın insanlar, öğrenince şaşıracağın bilgiler ve okumak için sabırsızlanacağın kitaplar, kursakta kalmayan hevesler edin!
Yanlışları, haksızlıkları, kalp kırmaları, hor görmeleri, şikayetleri, içi dışı bir olmayıp arkandan iş çevirenleri, huzur bozucuları, seni sürekli olarak hayal kırıklığına uğratanları, yaşamını aydınlatamayıp seni karanlığa itenleri, elini uzattığında o eli kendine doğru çekemeyenleri 2014'e göm!

Arkadaşım geçen gün Prof. Dr. Ahmet Salim Göktepe'nin aşağıda paylaştığım bir yazısını okuttu bana. Şimdi senden bu yazıyı hayatındaki insanları gözden geçirerek dikkatli bir şekilde okumanı istiyorum. Aklını başına aldığın iyi bir yıl olması dileğiyle...





20 Aralık 2014 Cumartesi

Bazı Biz Kadınlar



Bu aralar bende alışkanlık oldu bir şekilde karşıma çıkan yazıları önce defterime yazıyor sonra da bloga kaydediyorum. Hani deftere bir şey olsa da blog ölümsüz kalacakmış gibi düşünüyorum. İşte o yazılardan biri daha!

Bazı kadınlar sol göğsünün altında mayın taşır beyler. Ve oraya ilk ayak basan adam ayağını çekip gitmeye kalkışırsa eğer; mayın patlar, kadın dağılır, adam ölür, kadının sol göğsünde.
Sonra bir daha kim gelip giderse gitsin sol göğsün altındaki kente, asla aynı etki yaşanmaz. Bir mayın bir defa patlar beyler.
Bir kadın, gerçekten bir defa sever. "Bir şiir bir kez yazılır, bir kitap bir kez okunur" gibi çürütülebilir bir tez değildir bu. Bir insan bir kez ölür, türündendir. Hatta düpedüz eşdeğerdir ikisi. Ve sevgilim, sana gelince:
Eğer bir gün uğrarsan sol göğsümün altındaki kente, hüzünlü bir sesle: "Buralar bir zamanlar hep benimdi" diyeceksin kendine.

***
Bazı kadınlar makyajını ağlayarak temizler.
Mutluluğun bir sırrı var mı bilmem ama bir sınırı var elbet!
Size uzatılan her el ve her yürek bir gün geri çekilecek.
Her mutluluk ya yarım kalacak ya yavaşça eksilecek.
Herkes en az bir kez terk edilecek.
Ve ne yazık ki
Her şarkı eskiyecek. (İstisnalar hariç elbet!)

Her neyse

Biz kadınlar saç uçlarımızda hüzün taşırız beyler.
Sanırız ki saçlarımızdaki kırıkları aldırırsak
Sarılacak tüm kırıklarımız
Sağlıklı saçlar hayatımızın alçısı olacak,
Hayatımız daha fazla alçalmayacak
Yanılıyoruz aslında.
Canımız cehennem bizim.
Ağlayarak söndürmeye devam edeceğiz
Dişlerimizi sıkıp
Bilmem kaç vedaya daha göğüs gereceğiz.
Ama o ilk mayın, o ilk dağılış, parçalanış, unutulmayacak.
Çünkü bir söküğü diktiğinizde, eskisi gibi görünmez.
Ne zaman yaralansak, ilk yara izimizi anımsarız.
Kaç kez terk edilirsek edilelim, ilk gidene ağlarız.

Evren dolusu yükü omuzlayan biz, bir çocuk kadar da uysalız.
Ama neden
Sevdiğimiz adamlar, hiç okşamaz başımızı?
Bir masal örtmezler üstümüze uyku öncesi,
Neden
Gerçek bir şefkatle sevmezler ki?
Kadınlığımızı geçtim lakin,
İçimizdeki küçük kız çocuğuna yazık değil mi?

Evet;
Her kadın bir parça şairdir
Yalnızca doğru adam tarafından terk edilmesi gerekir.

Ama
Yine de
Şair olmak istediğimizi
Kim söyledi ki?








 

13 Aralık 2014 Cumartesi

Veda Etmeyi Sevmiyorum


Zordur çünkü elveda diyebilmek... Zor iştir güzel anılarını uzak siluetlere yolcu etmek. Kıyamadıklarını zamanın hoyrat girdabına uğurlamak... Zordur en yakınındakine uzaktan bakabilmek... Hüzünlerin ve mutlulukların tadını sararmış sayfalarda bırakabilmek. Çok zordur bitmeden başlamaya mecbur olmak hatta buna mecbur bırakılmak.
Hayatın ta kendisidir yaşadıklarımız, yaşamanın en doruk noktasında hatıralarımız.
Kimi zaman beraber güldük katıla katıla, kahkahalarla doyasıya! Sanki bir gün elveda diyeceğimizi bilirmişçesine. Kimi zaman beraber ağladık. Birimizin içini acıtan diğerinin ciğerini yakardı öyle değil mi? Ama hayat bu işte gün geliyor en sevdiklerine veda ederken buluyorsun kendini ya işte o an dünya başına yıkılmışçasına olduğun yerde kalakalıyorsun.
Hem ben veda etmeyi sevmediğim için yazlık kıyafetlerimi kaldırırken öpüp "seneye tekrar görüşürüz" diyen insanım düşün birisine ya da bir şeye veda etmek bana nasıl bir zulümdür?!
Şu yaşıma kadar kaç veda sığdırdım ömrüme? Kaç kişiye veda etmek zorunda kaldım? Kaç kişi veda etti bana? Kimisi sessizdi bu vedaların, kimisi ortalığı ayağa kaldırdı, kimisi zorunlu yapıldı, kimisi öylesine, kimisi şerefsizce yapıldı, kimisi asilce... Sanırım duyduğum en anlamlı veda cümlesi de buydu; "Bazen hep tekrar edip sussak da bazen de gitmek gerekir sırf geri dönebilmek için."

2014'e veda ederken bir şeyler yazmak geldi içimden ben de yazıyorum öyleyse; güldük, mutlu olduk, coştuk, çıldırdık, durulduk, sinirlendik, bağırdık, özledik, üzüldük, ağladık. Güzel şeyler öğrendik, yeni yerler keşfettik, yeni arkadaşlıklar edindik, sevginin evrenselliğini, umut etmenin verdiği vitaminsel etkiyi, gözyaşının ardından gelen bekleyişi, en önemlisi birilerine ya da bir şeylere sabretmeyi öğrendik ki bunun için en sevdiğim sözü tek geçiyorum: "Sabır kara bir dikeni yutmak, diken içini parçalayıp geçerken de hiç ses çıkarmamaktır." Şeyh Edebali nasıl güzel özetlemiş! Hırçın, öfkeli, yırtıcı ve ürkütücü şimşeklerden sonra yağan o görkemli yağmurlarda ıslandık, uysal ama rengarenk gökkuşaklarını ise kaçımız o güzel kafasını kaldırıp görebildi? Gökyüzüne bakın! Başını kaldırıp gökyüzüne baktığında, hiçbir şey bilmiyormuş gibi hissedersin ya bu huzur verir demişler bence sonuna kadar haklılar!
Gerçekleşmesi imkansız gibi görünen fakat gerçekleşen dilekler tutmayı öğrendik, bağırmadan konuşmayı, konuşurken susmayı, hatalı olduğumuz noktada özür dilemeyi, var olmanın yok olmaktan sonraki evre olduğunu ya da yok olmanın alabildiğince var olduğunu... Gün yüzüne çıkmamış kızgınlıkları Kaf Dağı'nın ardında saklamayı, özgürlüğü, sevgiyi en çok da adaleti aradık... Sadece kendimiz için değil başkaları için de dua edebilmeyi öğrendik belki.
                        

                                Kendi adıma 2014 nasıl geçti?

Güzel şeyler buldum, güzel insanlar tanıdım. Hayatı sorguladım farklı insanlarda, farklıydı iklimleri ve kişilikleri ben onları öyle kabul ettim. Sevmediğim ama saygı duyduğum çok insan girdi hayatıma ve ben hepsinden bir şeyler öğrendim.
Mutluluğu aramayı bıraktım onun yerine mutluluğu yaratmaya karar verdim nasılsa bu insanın elindeydi ve fark etmesi için bir sihirli değneye de ihtiyacı yoktu. Daha çok kitap okudum, daha az televizyon izledim, daha çok gezdim, daha az eve kapandım, daha çok güldüm, daha az ağlamaya çalıştım(çünkü bu bazen insanın elinde olmuyor.) Daha çok paylaştım daha az kendime sakladım, daha çok bulutlara baktım, müzik dinledim, spor yaptım filan. Aşçılık kursuna yazıldım ki bu yıl içinde verdiğim en doğru kararımdı diyebilirim. Daha az nefret ettim, daha çok sevdim, anlamaya çalıştım.
İçimde çıkan isyanları nasıl bastıracağımı, başarısızlığımda benim için gereken ıslahatları, yüreğimin merkezi otoritesini korumayı öğrendim.
                        

                                         Dahası...

Bazı kötülükleri, nefretleri, hataları, çirkinlikleri, hüzünleri, insanları, gözyaşlarını görmezden geldim. Kendimi bilmem gerektiğini anladım; nerede olduğumu, nasıl olmam gerektiğini ve neye ya da kime ihtiyacım olduğunu, yüreğimin ısınmadığı insanlardan uzak durmayı, kendi veznimi çözebilmeyi başardım. Beni sürekli olarak hayal kırıklığına uğratan insanları sevmeye devam etmemem gerektiğini en önemlisi de vazgeçebilmeyi öğrendim.

"Boş verdiklerim var benim.
Artık vazgeçtiklerim.
Olmazsa olmaz dediklerimin,
Olmayabileceğini de öğrendim.
Neyse... dediklerim var benim.
Sağlık olsun deyip geçtiklerim
Hem ben artık,
Eski ben de değilim!
Hayallerim yok benim ve
Şöyle olsa ne güzel olur! dediklerim.
Hayırlısı olsun demeyi öğrendiğim gün,
Hayallerimden vazgeçtim."
                                   
Sadece birisinin gözlerinin içine bakıp "sana güveniyorum" diyemedim. Bunu bu yıl da başarabilmeyi öğrenemedim.








24 Kasım 2014 Pazartesi

Blog 4 Yaşında!



Vay be o kadar olmuş mu?! Kendimi bildim bileli yazıyorum aslında. Çünkü tarifi belirsiz bir şekilde yazmayı seviyorum. Küçükken de böyleydim kimse bilmesin diye kilitli günlük defterime yazardım da yazardım ta ki bir gün kilidi açık unutup defteri ortalarda bırakarak evden çıkıncaya kadar! Bingo! Eve geldiğimde elinde defterim ve kocaman açtığı gözleriyle bana hesap soran anneme yakalanmıştım bile artık hiçbir şey gizli değildi "rezil oldum bir daha yazı yazamam" diye ne ağlamıştım ya! Sonra büyüdüm ve yine yazıyorum ama bu kez yazdıklarımı annem hariç tüm milyonlarla paylaşıyorum çünkü annem internette yok! Ha ara sıra blogumu açıp gösterdiğim oluyor ama her yazdığım postu okutmuyorum tabii ki!
Peki, neden yazmaya ihtiyaç duyar insan? Beynimin derinliklerinde birbiriyle dans eden düşüncelerimin arasında bunu sorguladım bu kez. Neden yazarız? Bizi yazmaya iten sebepler ne?
Yazıyorum çünkü iletişime ihtiyaç duyuyorum; bunun için ailem, dostlarım ve arkadaşlarım var ama yeterli değil. En çok dostu olan, en iyi dosta sahip olan kişi bile dünyanın en yalnız insanıdır çünkü bu insanın doğası gereği böyledir. Kimseye güvenemeyiz, kimseyi dinlemek istemeyiz ve bunu çoğunlukla vakit kaybı olarak görürüz. Sonucunda da hepimiz insan olduğumuz için o lanet olası gururumuzdan, değerli yaşamımızdan bir fırsat bulunca hemen kendimize harcayacağımız zamanımızdan bir parça da olsa vermek istemeyiz karşımızdakine. Eğer işimize yarayacak bir şey anlatmıyorsa karşımızdakini dikkate almaz, kimseyi dinlemek istemeyiz ya da dinliyormuş gibi rol yaparız yalan mı? Sonra da bu kendimizi bilmişliğimiz, egolarımız sayesinde yalnızlığımıza hapsolur sanki müebbet hapis cezasına çarptırılmış suçlular gibi sadece kaleme ve kağıda sarılırız. İçimizdekileri ilk kez ona söyleriz, kalbimizdeki boşluğu yazarak doldururuz ve bu yalnızlıkta alışık olmadığımız bir duygu hissederiz. "Mutluluk"...
Zaman zaman bu boşluğu dolduracak birileri girer hayatımıza, oraya yani kalbimize kiracı olmak isterler ama izin vermez ruhumuzun gardiyanları çünkü böyle iyi olduğumuza ikna etmişizdir bir kez kendimizi ve artık yalnızlık bizi esir almıştır avuçlarına. Olsun dedim ya biz yazarak mutlu olanlardanız.
Yazıyorum çünkü duygularımı en rahat ifade edebildiğim andır bu! Yazmasaydım çıldırırdım, yazdım yine çıldırdım ama zaman zaman aklıselime de döndüğüm oluyor.
Yazıyorum çünkü daha az acı çekiyorum ya da şöyle ifade edebilirim; acımı hafifletmek için yazıyorum.
Yazıyorum çünkü mutluluğumu paylaşmak istiyorum nasılsa paylaşıldıkça çoğalmaz mı mutluluk?
Yazıyorum çünkü söz bitmiştir artık söylenecekler yerini yazılacaklara devrederken yüreğimin hafiflediğini hissederim her kelimede.
Ve yazıyorum çünkü gelecekteki torunlarıma bir iz bırakmak istiyorum. Dahası var mı?
Blog bugün tam 4 yaşında! Yani 4 yıldır (1 yıl ara verdim bunu saymazsak) yazıyorum. Daha yazacak çok şey var elbet! Beni yalnız bırakmayan herkese çok teşekkür ediyorum. Nice senelere!

Unutmadan! Bugün 24 Kasım Öğretmenler Günü. Öncelikle Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk'ü saygıyla anmak istiyorum. Nefes alıp verdiğim sürece Atatürk'ün çizdiği yolda yürümeye devam edeceğim. Daha sonra hayattaki ilk öğretmenlerim olan ailemin, hayattan dersimi en iyi şekilde almamı sağlayan tüm insanların, hatalarımın ve tecrübelerimin de bugünü kutlu olsun. Bir çocuğun bu hayattaki en büyük şansı iyi bir öğretmen olan tüm öğretmenlerin de bu özel gününü en içten dileklerimle kutluyorum. Sevgilerden bir demet, öpücükler sağanağı, alkışlar!

 

28 Ekim 2014 Salı

224. Gün



Sıradan bir diş teli kontrolü: Artık daha az acı çekiyorum. Oldukça sabırlı ve odadan çıkarken aynaya baktığımda rahat bir gülümsemenin konmuş olduğu suratımla kendimi daha mutlu hissediyorum, bugünlük görev tamam!

+ Dişlerin beklediğimden hızlı, sağlıklı ve süper bir gelişim gösterdi.
- Peki ne zaman kurtuluyorum?
+ 3-4 ay sonra çıkarıyoruz.
- Ay acaba çıkarmasak mı daha? Çok alıştım gerçekten. (Yaklaşık 224 gündür benimle birlikte ikamet ediyorlar da!)
+ Hahaha bunu her hasta söylüyor belli bir süre sonra adaptasyon tamamlanıyor ve alışıyorsun bu kez de çıkarmak istemiyorsun.
- Son gün toplu birer selfie çeker miyiz? (Saçma mı oldu yeaaa? Neyse sormuş oldum!)
+ Olur! Dişlerini beyazlatıp bir de cilalarız oh mis gibi poz verirsin.

En çok sakız çiğnemeyi özledim. #direngülşah şunun şurasında ne kaldı?!
 

20 Ekim 2014 Pazartesi

Tanrı Sizi Affetsin!


Tanrı bizi affetsin!


Dünyanın en iyi esprisini bile yapsak mal mal bakan kadınlar için en berbat esprimize bile ayıp olmasın diye kahkaha patlatan kadınları üzdük.
Kanal değiştirirken bile maç denk gelmesine tahammülü olmayan kadınlar için gecenin köründe halı saha maçımızı izlemeye gelen kadınları üzdük.
En son okuduğu kitap Cin Ali Tatilde olan kadınlar için elinden Hegel, Sartre, Descartes kitapları düşürmeyen kadınları üzdük.
Konu eski sevgilisine gelince "Allah belasını versin pisliğin, geberir inşallah" diyen kadınlar için konu eski sevgilisine gelince "Boşver ya konuşmayalım, canı sağolsun" diyen kadınları üzdük.
Her sabah uyanır uyanmaz suratına 30 kilo boya süren kadınlar için makyajsız da güzel olan kadınları üzdük.
Aşağıya inip taksiciye para ödesene! diyen kadınlar için paraya sıkıştığımızda varını yoğunu veren kadınları üzdük.
Ayı gibi oldun diye burun kıvıran adonis manyağı kadınlar için "oy ben senin göbüşünü yerim" diye sevip göbeğimizi yastık yapan kadınları üzdük.
Tencere görse bomba diye karakola götürecek kadınlar için Papua Yeni Gine mutfağını bile bilen kadınları üzdük.
Arkamızdan iş çeviren kadınlar için arkamızdan ağlayan kadınları üzdük.
Orasının burasının fotoğrafını gönderen kadınlar için zeytinyağlı yaprak sarması gönderen kadınları üzdük.
Kullandığımız su bardağından tiksinip başka bardak arayan kadınlar için, sidikli donumuzu elinde yıkayan kadınları üzdük.
Tırnağı kırılır diye portakal soyamayan kadınlar için, hamsi temizleyen kadınları üzdük.
Gittiği partilerde twerk yapan kadınlar için, halay çekerken elini tuttuğu kişi yabancı olmasın diye imtina eden kadınları üzdük.
Karamel makiyato içmeden güne başlayamıyoruuummm! diye triplere giren kadınlar için çay içerken serçe parmağını havaya kaldıran kadınları üzdük.
Mekanda şişe açtırmayınca surat yapan kadınlar için, "Ben içmeyeyim de arabamızı kullanayım" diyen kadınları üzdük.
Whatsapp'da 7/24 online olup herkese mavi boncuk dağıtan kadınlar için Whatsapp durumunda "Hi there I'm using Whatsapp" yazan kadınları üzdük.
"Bu gecenin hatırına alıver koynuna, sana yapacaklarım var" şarkısını baştan sona bilen kadınlar için "Ben seni sevdiğimi de dünyalara bildirdim" türküsüyle duygulanan kadınları üzdük.
2 kere 2'ye 5 diyen kadınlar için "bugün sevgili oluşumuzun 712. günü" diye hesap kitap yapan kadınları üzdük.
"Gel beni al" diyen kadınlar için "orada buluşalım" diyen kadınları üzdük.
"Gelirken bir şey alayım mı?" diye sorunca bin tane şey isteyen kadınlar için "Sen gel yeter aşkım, her şey var" diyen kadınları üzdük.
"Paran yoksa ben de yokum" diyen kadınlar için "sen yoksan ben de yokum" diyen kadınları üzdük.
Tanışma anındaki 3. sorusu "araban var mı?" olan kadınlar için, akbil/KentKart kullanmaktan gocunmayan kadınları üzdük
İlişkinin birinci ayında tektaş bekleyen kadınlar için ilişkinin 10. ayında aldığı çiçekle dünya mutlusu olan kadınları üzdük.

Ömür Özdemir

Ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Teşekkürler!