22 Ocak 2017 Pazar

Bir Gün Sabah Sabah



Bir gün sabah vakti kapıyı çalsam,
Uykudan uyandırsam seni:
Ki, daha sisler kalkmamıştır Haliç'ten.
Vapur düdükleri ötmektedir.
Etraf alacakaranlık,
Köprü açıktır henüz.
Bir gün sabah sabah kapıyı çalsam...

Yolculuğum uzun sürmüş oldukça.
Gece demir köprülerden geçmiştir tren.
Dağ başında beş on haneli köyler,
Telgraf direkleri yollar boyunca
Koşuşup durmuş bizle beraber.

Şarkılar söylemişim pencereden,
Uyanıp uyanıp yine dalmışım.
Biletim üçüncü mevki,
Fakirlik hali.
Lületaşından gerdanlığa gücüm yetmemiş,
Sana Sapanca'dan bir sepet elma almışım...

Ver elini Haydarpaşa demişiz,
Vapur rıhtımdadır pırıl pırıl,
Hava hafiften soğuk,
Deniz katran ve balık kokulu
Köprüden kayıkla geçmişim karşıya,
Bir nefeste çıkmışım bizim yokuşu...

Bir gün sabah sabah kapıyı vursam,
Kim o? Dersin uykulu sesinle içerden.
Saçların dağınıktır, mahmursundur.
Kimbilir ne güzel görünürsün sevgilim,
Bir gün sabah vakti kapıyı çalsam,
Uykudan uyandırsam seni,
Ki, daha sisler kalkmamıştır Haliç'ten
Fabrika düdükleri ötmektedir.

                                                                    Turgut Uyar


"Biz kimsenin Milena'sı, Tomris'i, Leyla'sı, Lavina'sı olamadık. Biz bu çağın hiç sevilmeyen kadınlarıyız."

25 Aralık 2016 Pazar

2017 Bize Girmese Bari



Merhaba, işten güçten fırsat bulup çok şükür bloguma abandım ve 2017'ye girmeye sayılı günler kala bir yeni yıl yazısı da ben yazayım istedim.
Herkes yavaş yavaş yeni yılla ilgili hedeflerini belirledi, daha önceki senelerde yapamadıklarını yapmak için yapılacaklar listesini güncelledi; sigara bırakılacak, alkol azaltılacak, bir hobi edinilecek, spora başlanılacak, iş değiştirilecek, araba alınacak, ev taşınacak, kilo alınacak/verilecek, okul bitecek, evlenilecek, çocuk sahibi olunacak vs...
İnsanların yeni bir yılı bu kadar coşku ve heyecanla karşılamasının en büyük sebeplerinden biri de yeni yılın tüm yaşanan kötü anların, anıların silinmesine, tüm olumsuzlukların yok olmasına, hayallerin gerçeğe dönüşmesine yardımcı olacağına dair inançları. Saat gece yarısından sonra yepyeni bir sayfa açarcasına yeni bir hayatın başlayacağına olan umut, yeni bir "ben" yaratma motivasyonu ile eskiye ait ne varsa geride bırakma düşüncesinin orta noktada buluşması o geceyi özel kılar. Ayrıca sıkıntılı, yorucu ve çalkantılı bir yaşam mücadelesi içinde kısa süreli eğlenmek, kutlama yapmak için de bir bahanedir bu. Ve tabii ki uzun zamandır birbirine hediye almayan(bunu da hiç anlamam) eş, dost, akraba, aile için de en iyi bir araya gelebilme fırsatıdır.

İyi de tüm bunlar için neden yeni bir yıl beklenir?

Sanki sonsuza kadar yaşayacakmışız gibi hep bir şeyleri, birilerini beklemeyi, sonraya ertelemeyi öğretti hayat bize. Oysa ilk başta kişi kendi iç sesini bir dinlese, herkesten bağımsız yeni bir şeyler denemeye bir cesaret etse, hayatını değiştirme kararını kendi istek ve beklentileri doğrultusunda verebilse ve bu istekleri gerçekleştirebilmek için yeni yılı beklemese olmaz mı?
Sağlıklı bir şekilde yataktan uyandığın her günün, her anın değerini bil, sevdiklerin yanındayken ve hayattayken onlara sarıl, hediye al/ver ne bileyim onlarla daha sık zaman geçir. Ha bu arada senin dışında herkesle görüşüp sana ayıracak 5 dakikası bile olmayan birinin seni çok seviyor olduğuna asla inanma, bir şeyleri sürekli senden bekleyen kimseler için parmağını bile kıpırdatma. Bunları bari bu yıl yap! Öyle çok ponçik ponçik "bu yıl benim yılım olacak yeaaa!" naraları da atma çünkü 2016'da hepimiz ebemizi tersten gördük bence. Neyse acısıyla tatlısıyla benim için fena bir yıl olmadı; çokça istediğim ve uzun zamandır beklediğim bir çok şey beni buldu, şaşırtıcı sürprizlerin, şen kahkahaların yanı sıra kısa süreli acılar da yaşadım, apartmanda merdivene oturup ağladığım günlerim de oldu, ailevi sağlık problemleri de yaşadım, arafta kaldığım pek çok konu da beni buldu. Yine de şükür hayattayım, her zamanki gibi 2017 için hiçbir planım yok kaldı ki yılbaşı gecesi bana "ne yapıyorsun?" diye sorma çünkü "çalışıyorum" derim üzülürsün. Olsun severek yaptığım bir işim, çok tatlı mesai arkadaşlarım var. Bence bu her şeye değer.
Uzun lafın kısası herkese sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir yıl tabii ki dilemiyorum sadece hak eden herkese istediği güzellikte bir yıl diliyorum. Bir de 2017 bize girmese bari!





17 Kasım 2016 Perşembe

Aşk ve Tutkunun Dansı: Tango



Arjantin'in arka sokaklarında doğan ve tüm dünyaya hızla yayılan bu dans; kimileri için Al Paçino'nun Kadın Kokusu filmindeki dansı kimileri için hayatın ta kendisidir.
Yazıyı yazmadan önce Tango'nun tarihçesine şöyle bir göz attım da; Arjantin'in arka sokaklarında ilk çıktığı dönemlerde ayıplanan, hor görülen bir dansmış Tango. Büyük şehre alışamamış göçmenler sıkıntılarını, hüzünlerini bu dansla atarlarmış sokaklarda. Daha sonra bu dans salonlara ve tüm dünyaya yayılmaya başlamış. Derken bana kadar ulaşmış olacak ki Facebook'da tesadüfen gördüğüm İzmir Tango Akademi'nin "İLK DERS ÜCRETSİZ" etkinliğine katıldım ve geçtiğimiz cumartesi günü soluğu burada aldım. Biraz merak biraz ilgi ve biraz da gündelik hayatın yorgunluğunu kafamdan atmak için salona giriş yaptığımda fonda; içerisinde hırçınlık, asilik, küstahlık gibi bazı duygular ile kalp kırıklıkları ve paramparça hayaller neticesinde melankoliyi taşıyan Tango müziği ile beraber kapıyı güler yüzlü, öğretmekten ve dans etmekten keyif aldığı belli hocamız açtı. Akademiden içeri girer girmez tango müziğini duyuyor ve o müzik eşliğinde dans eden bir sürü kişiyi görüyorsun.
İyi ki gelmişim be!
Önce oturacak bir yer arıyorsun kendine, köşede uygun yeri bulduktan sonra koltuğa oturup kalkman bir oluyor; o muhteşem müzik, başını döndürmeye yetebiliyor. Salon birazcık dar ve katılan kişi sayısı fazla olsa da 1 saat 15 dakikanın nasıl geçtiğini anlamıyorsun bile. Sonra hoca partnerin oluyor(ders esnasında hocanın yönlendirmesiyle partnerler değişebiliyor.) ve başlıyor kuralları öğretmeye...
Bir şarkı bitiyor ama dans devam ediyor. Evet ikinci şarkı da bitiyor. Bu sırada partner değişimleri, dansın hareketlerini doğru algılayıp pratikte uygulayabilme çabası derken o da ne şarkı bitti.
Ve şarkı tekrar başlıyor, konuşma kesiliyor, ritmi birlikte yakalamaya başlıyoruz. İçeride farklı insanlar, farklı duygular ama dört ayak olmuş tek bedenler var.
Aşk ve tutkunun dansıdır Tango!
"Erkek kadına tuzaklar kurar. Kadın da o tuzaktan kurtulmaya çalışır. Tango budur! Ayaklarıma bakma; tuzağa düşersin. Göğsümü izle! Göğsüm kuracağım tuzağı ele verecektir. Tangoda ayaklar bir ayrıntıdır. Bu, tuzakların dansıdır." Demiş birileri gerçekten de öyleymiş.
Derste hocamız sürekli erkek "lider" kadın da "takipçi" rollerindedir dedi. Yani dansı erkek yönetir kadın da peşinden gelir. Arjantin asıllı Virginia Kelly ise; "Tango halen evrim içinde ve sürekli değişiyor; karşılıklı yol göstericilik dansçıların hareket alanını ve repertuvarını genişleten bir şey" diyor.
Ben çok keyif aldım ve fırsat bulursam gitmeyi düşünüyorum. İzmir'de olan arkadaşlar için biraz bilgi vereyim; Kişi başı 150 TL öğrenci için 125 TL haftada 1 gün o da cumartesi eğer talep olursa hafta içi bir güne de ders koyabiliyorlar. Sıcak bir ekip ve sevimli bir okul burası, detaylı bilgi için; www.izmirtangoakademi.com adresini ziyaret edebilir ya da +90 0530 821 90 71 ve +90 0507 036 7430 numaralı telefonlardan ilk ders için rezervasyon yaptırıp kursla ve dansla ilgili aklına takılan her şeyi sorabilirsin.

 Unutmadan, Tango'yu bir de aşık olduğun kişi ile yapmanı dilerim.


22 Ekim 2016 Cumartesi

Sevgim Acıyor

                                                                     
                                              


Mutsuzluktan söz etmek istiyorum
Dikey ve yatay mutsuzluktan
Mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun
Sevgim acıyor

Biz giz dolu bir şey yaşadık
Onlar da orada yaşadılar
Bir dağın çarpıklığını bir sevinç sanarak

En başta mutsuzluk elbet
Kasaba meyhanesi gibi
Kahkahası gün ışığına vurup ta
Ötede beride yansımayan
Yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi
Öbürünün bir kadından aldığı verem
Bütün işhanlarının tarihçesi
Bütün söz vermelerin tarihçesi
Sevgim acıyor

Yazık sevgime diyor birisi
Güzel gözlü bir çocuğun bile
O kadar korunmuş bir yazı yoktu
Ne denmelidir bilemiyorum
Sevgim acıyor
Gemiler gene gelip gidiyor
Dağlar kararıp aydınlanacaklar
Ve o kadar

Tavrım bir şeyi bulup coşmaktır
Sonbahar geldi hüzün
Kış geldi kara hüzün
Ey en akıllı kişisi dünyanın
Bazen yaz ortasında gündüzün
Sevgim acıyor
Kimi sevsem
Kim beni sevse

Eylül toparlandı gitti işte
Ekim falan da gider bu gidişle
Tarihe gömülen koca koca atlar
Tarihe gömülür o kadar

                                                      Turgut Uyar


Unutmadan; şiir seven, şiirden anlayan ve şiir gibi olan kadınları öyle alelade bir şekilde sevemezsiniz bayım.

15 Ekim 2016 Cumartesi

1 MİM Molası



Blogunu ve kendisini yeni tanıma fırsatı bulduğum Turgay Aksoy beni MİM'lemiş. Teşekkür ediyorum ve sorularını hemen cevaplamaya başlıyorum.

Bu arada gerçekten keyifli bir blogu var takip etmeni tavsiye ederim. http://turgayaksoy.blogspot.com.tr/

1) Nasıl blog yazmaya başladınız?

Açıkçası yazmayı küçük yaşlardan beri çok seviyorum. Lisedeyken günlük tutma merakımdan bugünlere kadar geldim çok şükür! Öte yandan yazmak benim için bir ihtiyaç zira kendimi yazarak daha iyi ifade ettiğimi düşünüyorum. Çoğu kez söyleyeceklerimin tükendiği noktada yazarak nefes almaya çalıştım bile diyebilirim. Ve blog yazma macerama gelirsek; o, bir gece Athena'nın Senden Benden Bizden şarkısını mırıldanırken kendiliğinden gelişiverdi. Sonuç; 2010 yılından beri blog yazıyorum ve ileride torunlarıma bırakabileceğim en değerli mirasımın bu blog olacağına inanıyorum.

2) Blogunda daha önce yazmadığın bir tarzda yazacak olsan bu ne olurdu?

Blogum herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği türde yazılarla dolu olduğu için daha önceden yazmadığım/yazamadığım sanırım sadece moda konusu var bir tek onda kendimi yetersiz hissediyorum diyebilirim. Onun dışında bir de kalemi kadar hayal gücü de kuvvetli hikaye yazarlarına çok imreniyorum o hikayelerden kitap bile çıkıyor ah!

3) Bloglarda okumayı en sevdiğin konular nelerdir?

Her türlü blog yazısını okumayı severim ama dediğim gibi hikaye tarzı yazılar beni daha çok cezbediyor. Bir de kişisel, seyahat ve yemek blogları favorilerim arasındadır.

4) Hayatta en çok yapmak istediğin 3 şey nedir?

3 şey ile sınırlanmış olmam birazcık düşünmeme sebep oldu ama şöyle sıralayabilirim;

- İtalya'ya gitmek bunu yapmayı o kadar çok istiyorum ki inşallah bir gün oradan yazılar yazarım.

- Kitap yazmak sanırım hayatı boyunca bunu yapmayı istemeyen bir kişi yoktur. Ben de dahil!

- Evlenmek Ha ha ha! Tamam istiyorum belki de o kadar çok değil onun yerine adrenalin dolu bir spor yapmak daha çok istediğim bir şey mesela Bungee Jumping! Azıcık cesaretin varsa kenara kadar gelip kendini yüksekten boşluğa bıraktığın an yaşadığın zevki sana şu hayatta çok az şey verir diye düşünüyorum.

Arkadaşlar sıra sizde diyor ve MİM'liyorum:

http://ruhsuzatmaca.blogspot.com/
http://biricitinyeri.blogspot.com.tr/
http://www.hayatreceli.com/
http://www.istanbulistanbulolali.com/




9 Ekim 2016 Pazar

Güzel İnsan Biriktirmek



Zaman zaman eskicilerin, antikacıların olduğu yerlere gitmek, oralarda dolaşmak ilginç deneyimler kazandırır.
Zamanın tüm etkisini üzerinde taşıyan binlerce nesne, bu dükkanlarda yan yana, üst üste yerleştirilmiştir.
Kim bilir ne anılara, ne zamanlara tanıklık etmiştir buradaki nesneler.
Kimler dokunmuştur onlara?
İnsanlar yok olup giderken, bu nesneler anılarını içlerinde taşımaya devam ederler.
Sonra birileri gelip, hiç tanımadığı birilerinin anılarını satın alır.
İlginç bir duygudur "biriktirmek"...
Oyuncak biriktirmek ile başlar biriktirme serüveni.
Sonra çeşitlenir biriktirmeye konu olan şeyler.
Önceleri masumca ve eğlencelidir aslında bir şeyler biriktirmek.
Defterin arasına koyduğun çiçekleri,
yolculuk, müze giriş, sinema, tiyatro, maç vs. biletlerini,
Arkadaşlarından gelen notları biriktirirsin...
Bazıları için sadece kendine ait olanı biriktirmek yeterlidir.
Bazıları ise, dünyanın tüm anılarını içinde saklayan nesneleri biriktirmek ister.
Her ikisi de "insanlık belleği" için çok değerlidir.
Ancak tüm bu biriktirmeler içinde bir tanesi vardır ki, o en değerlisidir.
En değerli olan "iyi insan" biriktirmektir.
İnsanı geliştiren de, onun daha iyi olmasını sağlayan da, işte bu iyi insan biriktirmeleridir.
Bu hem zor, hem de kolaydır.
Zordur; her insan iyidir, bazıları ise gerçekten iyidir. Gerçek iyileri bulmak zaman ve çaba ister.
Kolaydır; siz iyi bir insansanız, iyi insanlar da sizi bulur.
Çocuklara nesne biriktirmek yerine iyi insan biriktirmeyi öğretebilirsek, hem hayat daha hafif, hem de dünya daha güzel olacaktır.
Cemal Süreya'nın dediği gibi:
"Güzel hayat isteyen, güzel insan biriktirsin."

-ALINTI-

Not: Ve bir de sabredip içimizde biriktirdiklerimiz var, söylenmesi için doğru zamanı bekleyen...

22 Eylül 2016 Perşembe

Yassıca Ada



İzmir'in Urla açıklarında bulunan Yassıca ada İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin yaptığı tesis ve düzenlemelerle İzmirlilerin gözde tatil yerlerinden biri. Yaz aylarında İZDENİZ'in düzenlediği günü birlik vapur seferleri ile ulaşımın sağlandığı Yassıca ada, temiz mavi denizi ve sessiz ortamı ile büyük ilgi görmektedir.

Geçtiğimiz temmuz ayında ben ve arkadaşım Özge kısa bir tatil kaçamağı için oradaydık. Pırıl pırıl kumsalı, masmavi denizi ve huzur dolu ortamı ile burası bizi bizden aldı diyebilirim. Hem ekonomik hem de konforlu tatil seçeneği arayanlar için oldukça ideal. Misafirler yiyeceklerini dışarıdan getirebilecekleri gibi, Grand Plaza A.Ş. tarafından işletilen kafeteryadan da sağlıklı ürünler alabilirler. Tatilcilerin keyifli bir gün geçirmesi için her şey düşünülmüş; güvenlik görevlilerinin yanı sıra bir doktor ve bir hemşireden oluşan sağlık ekibi ile cankurtaran sahilde hazır bekliyor. Fakat küçük bir sorunumuz var o da şu: biletler çabuk tükeniyor o yüzden gitmeye karar verdiğin günden en az 1 hafta önce biletini alman gerekiyor. (Şahsen Özge'nin ve gişe görevlisinin kafasını bu konuda bir hayli şişirdim.) Karşıyaka, Konak ve Üçkuyular biletleri temin edebileceğin yerler olmakla beraber hangisi sana daha yakınsa oradan almanı tavsiye ederim. Biletler kişi başı 18 TL ve 7 yaş altı ücretsiz.

+ Özge! Valizim ve sırt çantam hazır, biletleri nasılsa o gün Karşıyaka'ya geldiğimde gişeden alırız. Alırız değil mi?

- Alırız herhalde ya bir sorun olacağını sanmam. (ALAMADILAR)

+ Gülşaaahhh! Kızım ya biletler önceden alınıyormuş, siteden baktım. Kırk yılda bir şeye heveslendik kaldık şimdi böyle iyi mi? Gişeyi arıyorum cevap veren de yok!

- Nasıl olur ya?! İnternet sitesinde öyle bir yazı görmedim. Dur ben tüm gişeleri arayacağım hangisine ulaşabilirsem sana haber veririm. Bekle!

Ve telefon çalarken arka fonda Hakan Altun şarkıya girer: "Telefonun başında çaresiz bekliyorum"

+ Merhaba, ben Yassıca ada için bilet kaldı mı diye soracaktım?

- Çok üzgünüm hanımefendi biletler tükendi. Bir sonraki sefer için en az 1 hafta önceden biletinizi almanız gerekiyor.

+ Hadi ya! Hiç mi bilet yok? (Her Türk gibi bu soruyu sormadan duramazdım.)

- Maalesef! Yaz dönemi boyunca Yassıca ada'ya çok fazla talep oluyor o yüzden sabah erken saatlerde ve gideceğiniz günden en az 1 hafta önceden biletinizi alabilirsiniz.

+ Peki, iyi çalışmalar dilerim.

- Teşekkürler, iyi günler!

Ben Foça'dayım ve sabah erken gelip o bileti alabilmem neredeyse imkansız gibi bir şey o yüzden telefona yapıştığım gibi Özge'yi aradım.

+ Özgeee! Gişe görevlisine ulaştım ama ne yazık ki haftaya kaldık ve biletleri sabah erkenden almak gerekiyormuş. Sen alsan da ben sana parasını versem.

- Tamam ben hallederim, sorun değil, yeter ki gidelim.

+ Holley be!

Uzun uğraşlar sonucu ve 1,5 saat süren vapur yolculuğunun ardından Yassıca ada'ya vardık. Ha unutmadan şunu da yazayım; vapur yanaşır yanaşmaz çölde suya denk gelmiş gibi çılgına dönüp "bir an önce yer bulmalıyım" diyerek iskeleye abanan insanlar sinirini bozabiliyor. Aman dikkat! (Herkese yetecek kadar şezlong, şemsiye ve yer var ama insanımız böyle yapacak bir şey yok.)

Yassıca ada'ya ayak basar basmaz ilk gördüğüm şey su kaydırağı oldu, o bile var. Önce aç karnımızı doyurduk, sonra denizin, müziğin ve eğlencenin tadına vardık. Bir sürü fotoğraf ve video çektik ama buraya yükleyemedim onu da senin hayal gücüne bırakıyorum.

Not: Denizden sonra duş almak için gittiğinde duş suyunun da tuzlu olması gerçeği vücuduna şılap diye yapışıyor benden söylemesi. Bir de vapur dönüş saati 17:45 vapuru kaçırırsan yüzerek dönersin.