14 Eylül 2013 Cumartesi

Hayatımın Özeti...


Çok hata yaptım şimdiye kadar. Tarifi zor, dönüşü imkansız.
Ders aldıklarım oldu, almaya vakit bulamadıklarım da...
Duyduklarım doğruysa zaferlerim de olmuş. Ahımı alanlar faturasını ödüyormuş.
İyi ki yapmışım dediğim şeyler var, aynı zamanda keşkelerim de...
Geri döndürmek istediğim zamanlar var, engellemek istediğimı başlangıçlar da var.
Yeniden güvenebilmek istediğim insanlar var ama başaramadığım.
Unutmayı yürekten dilediğim kişiler ve zamanlar var, unutamadığım ama elbet bir gün unutacağım dostlarım var.
Hayatımdan seneler, aylar çalan insanlar var.
Hayatımdan silmek istediğim görüntüler var silemediğim... Sözler var duymamış olmayı dilediğim ama duyduğum.
Kiminin gözüne sokmak istediğim gerçekler var ama bende saklı kalmasını doğru bulduğum. Ve hepsinin bir yeri, zamanı var.
İçim kanaya kanaya güçlü olduğum zamanlarım var.
Şimdi yeni bir hayatım var, yeni insanlarla, yeni yerlerde, yeni zamanlarda. Eskilerde var ama çoğu eski yerlerde, eski zamanlarda...
Kendi doğrularımla, doğru bildiğim yolda, doğru bildiğim şekilde yürüyorum. İpince bir ipin üzerindeyim. Ve biliyorum ki düşersem yanarım.
Her şeye rağmen isyan etmiyorum hiçbir şeye. Aksine hep şükrediyorum.
Rabbim sınıyor, deniyor ama merhametini de esirgemiyor benden.
Şükürler olsun!...

Not: Ne yana baksam hatıralar... Aynı anda hem sevdiğim hem de nefret ettiğim şehirsin İzmir...

24 Haziran 2013 Pazartesi

GEZİ Günlüğü

                                                     

Ne Gezi'ydi be! Süper kahramanlar gibi gündüz işe, okula; gece destek vermeye koştuk oradan oraya. Gezi Parkı'ndaki direnişe katıl ya da katılma şu süreçte öyle fotoğraflar, öyle espriler var ki unutulmaz. Hep diyorum mizahla izah edilebilen her şeyi çok seviyorum diye!

İşte GEZİ'den akılda kalanlar;

Öncelikle olaylarda hayatını kaybeden Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, Ethem Sarısülük ve polis memuru Mustafa Sarı için Allahtan rahmet diliyorum. Unutulmayacaklar.
Limon, sirke, süt ve mide ilacı kullanımı konusunda uzman olduk adeta. Daha düne kadar TOMA nedir diye anlamını bilmiyorken şimdi nasıl kullanacağımızı bile öğrendik.
Hangi takımı tuttuğum önemli değildi fanatik Çarşı taraftarı oldum. KSK ve Göztepe omuz omuzaydı, gözlerim doldu o kareleri çekerken görüyordum ama inanamıyordum.



Alsancak İskelesi





                                  Balkondan çekmiştim bu direnişçi grup Karşıyaka Lisesi öğrencileri...



                                  Direniş var dediler geldik! :) Mete Berk Özerkan, Ben ve Okan Fırat

                                                          Özgür Kanat ve Okan Fırat








Zamanında nice öküz sevgililerime direndim ben! :) #direngülşah

                                                            Direnişteyken ben...

                                                              İzmir/Alsancak

                                                                İzmir/Karşıyaka


                                      Araya doğum günümü sıkıştırdım bu da "Çapulcu pastası" :)



Tüylerim diken diken...

                                            Sokak Sanatları Atölyesi... Karşıyaka/İzmir


Irk, din, dil, sosyal statü fark etmeden el ele olduk, Gezi'ye destek verdik.
Gece uyumak ihanet etmek gibi geliyordu sanki uyursam bir şeyler olacağı ya da bir şeylerden geri kalacağım korkusuyla sabahlamayı tercih ettim. Uyuyakaldığım zamanlarda da uyanır uyanmaz soluğu Twitter'da ya da Facebook'da aldım ne olmuş ne bitmiş diye... Okan Bayülgen'in halkla birlikte yaptığı canlı yayın... RedHack'in Halk Tv'deki konuşması... Annelerin çocuklarını yalnız bırakmayıp onlarla birlikte parka gelmesi... Hepsi unutulmazdı.
Ağaç, doğa, özgürlük ne kadar önemliymiş! Birbirimizi ne kadar çok seviyormuşuz da haberimiz yokmuş be!
"Yaşamak, bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine"... Nâzım Hikmet kulaklarımda çınlıyordu.



"Çarşı orantısız güce karşı orantısız zeka kullanır." "İstanbul'un havası o kadar temiz ki; insanın içine çekince gözleri yaşarıyor." "Öldürmeyen biber gazı güçlendirir." "Galatasaray'lıyım ama yükselenim Çarşı." "Halk Tv'ye bağış hattı açılsa da tüy dökücü krem reklamlarından kurtulsak." Biscolata erkeği out, çarşı erkeği in!"
"I can't stop myself from çapuling!"
Neyse ben susayım, görüntüler konuşsun...


                                                      Kanayan yaraya mizah basmak...







                                            Görünmeyenin arkasındakini görebilmek...
 










                                                    En sevdiğim karelerden birisiydi...
                         

      

                                                    En unutulmaz karelerden biri...










                                   

                                                   Direnişin rengi olmaz!




                 




       

7 Mayıs 2013 Salı

Gülşah Kanunları Mı? Murphy Kanunları Mı?



%100 başarı oranıyla çalıştığına şahit olduğum muhteşem(!) yasalar zinciri. "Şimdi sıçtık işte" dedirten ve bir türlü alt edemediğim aksilikler silsilesi. Bunları şöyle şuraya monte edeyim de baktıkça isyan etmektense adam yerinde tespit yapmış zamanında helal olsun! "Aynen, tam da öyle bir şey başıma geldi Murphy Baba ben bu şansla çok yaşamam zaten" diyerek halay çekeyim bari. N'apayım başka he?

Kural 1: Ters gitme olasılığı taşıyan bir şey ters gidecektir.

Kural 2: Başarı daima yalnızken gelir, başarısızlık ise herkesin gözü önündeyken gerçekleşir.

Kural 3: Sen bir yanlış yapana kadar kimse seni dinlemiyordur.

Kural 4: Düşünmekten bıkılınca varılan yere sonuç denir.

Kural 5: Bir cihazı monte ettikten sonra mutlaka bir kaç civata artar.

Kural 6: Birkaç işinizin birden ters gitme olasılığı varsa, kesinlikle size en çok zarar verecek iş ters gidecektir.

Kural 7: Bir şeyi tamir etmek düşündüğünüzden daha uzun sürer ve daha pahalıya mal olur.

Kural 8: Bir işin ne kadar sürede biteceği size sorulduğunda, tahmin ettiğiniz süreyi iki ile çarpıp bir üst zaman dilimiyle cevap verin. (Saat ise gün, gün ise hafta, hafta ise ay)

Kural 9: Her şey iyi gidiyorsa mutlaka bir terslik vardır.



Kural 10: Düşen bir nesneyi tutmaya kalkmayın. Bırakın düşsün, daha az zarar görecektir.

Kural 11: İşinizin tüm aşamalarını planlayıp birinci aşama ile işe başladığınızda, birinci aşamadan önce tamamlanmış olması gereken bir aşama ortaya çıkar.

Kural 12: Problemlere getirilen çözümler yeni problemler yaratır.

Kural 13: Doğa, hata ve eksikten yanadır.

Kural 14: Durum iyiye gitmeye başladığında mutlaka unuttuğunuz veya gözden kaçırdığınız bir nokta vardır.

Kural 15: İşinizi ne kadar iyi yaparsanız yapın mutlaka sonuçlara modifikasyon getirecek bir amiriniz bulunacaktır.

Kural 16: Birlikte görülmek istemediğiniz biriyle beraberseniz tanıdığınız biriyle karşılaşma olasılığı tavan yapar. (Yazının burasında araya girme ihtiyacı hissetme sebebim bu maddenin harfiyen başıma gelmesiydi. Üniversite yıllarımda köşe bucak saklandığım erkek arkadaşımla el ele gezerken babamın karşımızda belirme anı.)

Kural 17: Eğer trafikte şerit değiştirirseniz eski şeridiniz şimdi bulunduğunuzdan daha hızlı akar.

Kural 18: Elleriniz yağa bulaştığında burnunuz kaşınmaya başlar ve acil tuvalet gereksinimi doğar.

Kural 19: Yere düşen her şey en zor ulaşılabilecek noktaya kadar yuvarlanır. (Bozuk parada çok yaşadığım bir durum hele alışveriş yaparken offf! O kadar güçlü reflekslerin var ama bi parayı tutamadın salak seni hangi deliğe girdi bul çabuk diye kendimi pataklıyorum!)

Kural 20: Patronunuza işe geç kalma nedeninizin patlak lastik olduğunu söylerseniz ertesi sabah lastiğinizi patlak bulursunuz.

Kural 21: Kaşınma kat sayısı vücudunuzun ulaşılması zor olan yerlerinde yüksektir. (Geçen gün sırtımın en acayip tarafından ellerime doğru gelen tatlı tatlı kaşınma isteği buna örnek verilebilir. Evde yalnızdım kaşıyacak kimsem de yok mecburen kalem, oklava gibi bilumum alet arayışı içerisine bile girmiştim.)

Kural 22: Bir kahve içmek için oturduğunuzda patronunuz sizden bir görev ister ve bu görevin süresi kahve soğuyana kadardır.

Kural 23: Ayakkabı ayağınıza tam geldiyse, o ayakkabı çirkindir.

Kural 24: Aradığınız herhangi bir şeyi son baktığınız yerde bulursunuz.

Kural 25: Birine bir makinenin çalışmadığını kanıtlamaya çalışırsanız makine o anda çalışacaktır.(Yemin ederim çalışmıyordu senin elin değdi, uğurlu geldin afhafaghagahfhah)

Kural 26: Yediğinizin tadı güzelse sağlığınız için zararlı, tadı kötüyse sağlığınız için yararlıdır. (Hayatta güzel olan her şey ya illegal, ya ayıp ya da şişmanlatıcı zaten.)

Kural 27: İnsanlar birbirini hak eder.

Kural 28: Ekmek tereyağlı yüzü ile düşer.

Kural 29: İyilik cezasız kalmaz.

Kural 30: Aptallığın gücünü göz ardı etmeyiniz.

Kural 31: Bir işi ne kadar önceden planlarsanız, ters gitme olasılığı o kadar artar.

Kural 32: Borç alabilmek için borca ihtiyacınız olmadığını ispatlamalısınız.

Kural 33: Kimse başkasının yaptığı işle ilgilenmez.

Kural 34: Sigara dumanı içmeyene doğru gelir.

Kural 35: Deney başarılıysa bir şeyler yanlış demektir.

Kural 36: Olmuyorsa zorlayın, kırılırsa zaten değişmesi gerekirdi!

Kural 37: Gizli hata gizli kalmaz.

Kural 38: Tırnaklarınızı kestikten bir saat sonra tırnakla yapılacak bir iş çıkar.

Kural 39: Bağışla ama unutma!

Kural 40: Kendi fikrinizi önemli birinin fikri gibi sunarsanız kabul edilme şansı daha fazladır.

Kural 41: Yağmur yağma ihtimalinin %20 olduğu bir gün, sabah arabanızı yıkatırsanız yağmur yağma ihtimali %100'e çıkar.

Kural 42: Herhangi bir şeyin olma olasılığı, arzu edilebilirliğiyle ters orantılıdır.

Bunlar da madde madde Gülşah Kanunları... (Hiç şaşmaz!)

Madde 1: Alışveriş sırasında en beğendiğin kıyafetin etiketinde "her bedene uyar" yazıyorsa hiçbir bedene uymaz demektir.

Madde 2: En çirkin/bakımsız/paspal olduğun gün sokağa çıktığında kendini en çok beğendirmek istediğin insanla karşılaşırsın.

Madde 3: Sınavda ilk işaretlediğin şıkkı silip başka bir şık işaretlersen ilk işaretlediğin şık doğru çıkar.

Madde 4: Birden fazla bankamatik/kasa varsa ve kuyruktakilerin sayısı eşitse senin girdiğin sıra daha geç işler. Hatta sırada kesin bir sorun ya da kavga çıkar.

Madde 5: Sınavda iki şık arasında kalıp mutlaka yanlış olan şık seçilir.

Madde 6: Sevdiğin bir eşyanın kaybolması, sevmediğin ve hatta kaybetmek için elinden geleni yaptığın eşyanın kaybolmasından 10 kat daha kolaydır.

Madde 7: Bir yere/bir kişiye ne kadar geç kaldıysan yolda o kadar bela seni bulur.

Madde 8: Hafta içi hiç gelmeyen uykun, hafta sonu erken saatlerde gelecektir.

Madde 9: Uzun saçların varsa, sokağa çıktığında rüzgâr daima arkandan eser.

Madde 10: Yolda yürürken unuttuğun bir şeyleri hatırlamak istediğinde adımların yavaşlar, hatırlamak istemediğin şeylerde ise adımların hızlanır hem de farkında olmadan.

Madde 11: İhtiyacın olduğu zaman kimseyi yanında bulamazsın. 

Madde 12: Hayalimdeki insanın hayalindeki insan değilim.

Madde 13: Beklemekte olduğun şey onu beklemeyi unuttuğunda/beklemekten vazgeçtiğinde gerçekleşir.

Madde 14: Güvendiğin insan/insanlar seni yüzüstü bırakacak olanlardır.

Madde 15: Evde gürültü yapmak istemediğinde bil ki kapılar hiç olmadığı kadar gıcırdayacak, lamba anahtarları ses çıkaracak ve kesin bir şeyler devrilecektir.

Madde 16: Dikkatli ve özenli bir şekilde yapmaya çalıştığın her iş boka saracaktır.

Madde 17: Telefon konuşmasının en heyecanlı yerinde şarjı mutlaka biter.

Madde 18: Yıllardır görüşmediğin/konuşmadığın arkadaşınla Feysbuk'ta pc başında denk gelip, sohbet edeyim derken bir anda elektrikler kesilir.

Madde 19: Camları sildikten sonra mutlaka yağmur yağar.

Madde 20: Evden çıkarken/çıkmadan önce "ulan acaba yapsam mı?" diye tereddüt edip, yapmadığın eyleme mutlak surette ihtiyacın olacaktır.

Madde 21: Diş/baş ağrısı gece/tatil gününde başlar.

Madde 22: Durakta hangi otobüsü bekliyorsan en son o gelecektir.

Madde 23: Bütün iyiler kapılmıştır ve sana en öküzü düşer.

Madde 24: Eğer biri kapılmamışsa, bir sebebi vardır.

Madde 25: Akıl +güzellik + başarı = Sıfır!

Madde 26: Gündüz vakti evdeysen ve dinlenmek istiyorsan kapı ve telefon hiç susmaz.

Madde 27: Karşındakine ne kadar iyi niyetli davranırsan o kadar kötülük görürsün.

Madde 28: Uzun bekleyiş sonrası sana sıra geldiğinde ATM'de ya da benzeri yerlerde servis dışı bir durum oluşur.

Madde 29: Soğan/Sarımsak yiyip "aman yeaaa kimseyle konuşmam, hem naneli bir sakız alırım geçer" diyerek dışarı çıktığın gün uzun zamandır görmediğin biriyle karşılaşıp, saatlerce sohbet edersin.

Madde 30: En iyi davrandığın/en vazgeçilmez zannettiğin insanla ağzına sıçacak insan aynı kişidir.

Madde 31: Kapıyı kilitledikten sonra(unutulan bir şeyler yüzünden) geri dönme olasılığı çok fazladır.

Madde 32: Herkesin çatır çatır kopya çektiği sınavlarda gözetmen yanına gelip oturur ya da başının dibinden ayrılmaz.

Madde 33: Çok paran varken alacak hiçbir şey bulamazsın.

Madde 34: Çevrende hiç ayrılmayacaklarını düşündüğün bir çift varsa, onlar çok kısa bir süre sonra ayrılacaklardır.

Madde 35: "Oha! Bu bile birini bulmuş ama bunların ilişkisi uzun sürmez, ayrılırlar" diye düşündüğün çift kısa sürede evlenecektir.



Madde 36: İple çektiğin ve herkesle paylaştığın bir olayın iptal olma ihtimali kaç kişiye anlattığın ile doğru orantılıdır.

Madde 37: Radyoyu ne zaman açarsan aç, en sevdiğin şarkının son melodilerini duyarsın.

Madde 38: Kulaklığın düğümlenir ve sen onu açana kadar dinlemekte olduğun şarkı biter.

Madde 39: Çok mutluysan ve her şeyin yolunda gittiğini düşünüyorsan mutsuzluk kapıdadır.

Madde 40: Akıllısı beni bulmaz, delisi dibimden ayrılmaz.

Madde 41: Dişlerini yeni fırçalamışsan karşına mutlaka yiyecek enfes bir şey çıkacaktır.

Madde 42: Her nazik hareketin, nazik olmayan bir karşılığı vardır.

Madde 43: Yatırmayı unuttuğun kupona ikramiye çıkar.

Madde 44: Kuaföre saçlarını kestirmeye gitmeden önceki hâli en beğendiğin hâlidir.

Madde 45: En parlak fikirler hep tuvalette akla gelir.

Madde 46: Çılgınlar gibi bisiklet sürmek istediğin gün kiralayacak bir tane bisiklet bulamazsın.

Madde 47: Seni seveni sen sevemezsin, senin sevdiğin seni sevmez.

Madde 48: Çok gülünce başına bir şey gelme olasılığı doğru orantılı. Kendini bir anda ağlarken bulabilirsin. Ya da tam tersi. Bir de büyük konuş ki başına gelsin!

Madde 49: Aşure kıvamındaki çantandan tek seferde bir şey çıkarman neredeyse imkansızdır illa ki o çanta masaya boşaltılacak.

Madde 50: Aynı gün birden fazla iş teklifi gelmesi.

Bu maddeler daha uzar gider de aklıma gelenler bunlardan ibaret...

Not: "Yeterince dürüstseniz, fazlasıyla aşıksanız ve gerçekten iyi birisiyseniz. Hazırsınız artık mutsuz olabilirsiniz."

Bir Gülşah sözü de der ki; şans bana ağzıyla gülünceye kadar hayatı ciddiye almayacağım zira bu şekilde ödeşiyoruz.

Görüşürüz :)


29 Nisan 2013 Pazartesi

Ben Her Bahar Alerji Olurum


Millet her bahar aşık olur ben "alerji" işte böyle bir insanım idare et! :) Epeydir yazamıyorum zira kariyer derdine düştüm peh peh peh!
Bugünkü konumuz "bahar alerjisi" Nedir? Neler yapılmalı? Ölecek miyim doktor? (:
Polen-rüzgar-güneş üçlüsünün; burnun akması sonucu devamlı silinip kızarmasına, gözlerin sürekli bir ağlak ifadeyle bakmasına, arka arkaya en az 10 kere hapşırarak kendi rekorumu kırmama neden olan illet olay. Sabahları nefes alamayıp uyanma, burun, boğaz ve kulak kaşıntısı, kıpkırmızı, şiş ve ağlayan gözler, aralıksız hapşırık nöbetleriyle kendini belli eder. Kutularca selpak bitti lan! Pooofff!
"Bahar nezlesi" diye de bahsedilen bu sinsi polen alerjisi yüzünden etrafındaki herkesin "bahar geldi hobarey, doğaya neşe, kırlara çiçek, içime böcek geldi dubarey" şeklindeki coşkunluklarına sadece homurdanıp sinirlenmek arası tepki verebilen herkesten biriyim :( Bunları yazarken bile burnum kaşınıyor ve sürekli hapşırıyorum yeaaa! Öyle ki, dayanılmaz noktaya geldiğim zamanlar da oldu mesela eczacının yakasına yapışıp ölüyorum bu alerji için acil bir şey gerek bana diye yalvardığımı bilirim. Bir ilaç vardı ama ismini şu an gerçekten hatırlamıyorum onu içtikten sonra iyileşmiştim seneler evvel! Şimdilerde o kadar azmıyor alerjim ama yine de sosyal hayatımı engelleyebiliyor mesela dışarı çıkarsam mutlaka yarı dedektif kılığında dolaşmak zorunda kalıyorum; şapka+güneş gözlüğü şart!
İnternet'te araştırma yaptım azıcık! Acıbadem Kadıköy Hastanesi Göğüs Hastalıkları ve Alerjik Hastalıklar Uzmanı Dr. Gülden Paşaoğlu Karakış, son yıllarda özellikle polen alerjili hastalarda aşı tedavisinin etkinliğinin kanıtlandığını söyledi. Polen alerjileri için günümüzde iki farklı aşı uygulanıyor;
Birinci yöntem, klasik uzun süreli uygulanması gereken ve oldukça etkili, kür olasılığı yüksek olan aşı uygulamasıdır.
İkinci yöntem ise, sadece mevsim öncesi uygulanan ve her yıl tekrarlanması gereken yedi hafta gibi kısa süreli uygulanan aşı tedavisidir. Bu uygulama ile hasta o bahar mevsimini oldukça rahat geçirebilmektedir. Ancak bu aşı kısa süreli etkili olup her yıl mevsim başlamadan önce tekrarlanması gerekmektedir. 
Aşı tedavisinin riskli bir yöntem olduğunu da hatırlatmakta fayda var. Daha fazla bilgi için; http://www.bilimvesaglik.com/bilimsel/bahar-alerjisi-ve-asi-tedavisi.html

İlaçsız atlatabileceğine inananlar;

-Sigara içmeyin ve yanınızda içirmeyin. (Zaten kullanmıyorum ve kullananları uyarıyorum bu maddeyi geç!)
-Tozlu ve polenli ortamlarda bulunmayın eğer bulunmak zorundaysanız mutlaka maske kullanın.(Şapkadan maske kullanmaya terfi haydi bakalım!)
-Polen yoğunluğu en çok sabah erken saatlerde ve akşam saatlerinde olmaktadır. Bu saatlerde dışarı çıkmamaya çalışın. (OLDU!)
-Polenlerin uçuştuğu mevsimlerde kapı ve pencerelerinizi kapalı tutun. Rüzgârlı havalarda evde kalmaya çalışın. (Hı Hı Denerim!)
-Burnun dış kısmına ve göz çevresine çok ince bir tabaka şeklinde vazelin sürün, polenler vazeline yapışmakta ve böylece girişleri engellenmektedir. (Vazelin sürün, polenler sürünsün! Öeeefff! Tamam kestim!) :)
-Özellikle kaloriferli evlerde kuru ev havası alerjik rinitin kötüleşmesine neden olabileceğinden, evde hava nemlendiricisi kullanın. (Bu nedir ya?)
-Klimalarda kullanılan filtreleri her ay değiştirin, alerjenleri tutan özel filtreler alın. Hava değişimini içeride bulunan havayı kullanarak temizleyen, dışarıdaki havayı kullanmayan özel klimaları tercih edin. (Bu konuyu aile bireyleriyle konuşmak gerek!)
-Evinizde tüylü hayvan ve bitki beslemekten kaçının. ( Peki ya besliyor isem hayvanı/bitkiyi sokağa mı atacağım?)
-Beden temizliğinize dikkat edin, düzenli olarak el ve yüzünüzü yıkarsanız vücudunuza girmek üzere olan polenleri engellersiniz. ( Ay ben günde 45-50 kez el, yüz yıkar; duş alırım zaten ki!)
-Yatmadan önce duş almak, saçları yıkamak yararlı olur.
-Polen mevsiminde giysilerinizi açık havada kurutmayın. Şapka ve ceketlerinizi daha sık yıkayın. (Hımmm!)
-Tüylü ve yünlü battaniyeler yerine pamuklu ve sentetik olanları tercih edin. (Ulan bu mevsimde tüylü ve yünlü battaniye ile işim olmaz ki!)
-Toz barındırabilecek tarzda kilim, halı gibi ev eşyalarını kullanmamaya özen gösterin.
-Polen mevsiminde arabada giderken pencereleri kapalı tutun.
-Açıkta egzersiz ve spordan kaçının. (Hadi be! En sevdiğim koşumu, yürüyüşümü sırf bunun için bırakamam bulsam yoga bile açık havada yaparım ben!)
-Tatil için deniz kenarını tercih edin.
-Çim biçmekten kaçının, biçmek zorundaysanız da bir maske takın. (Bana çimden uzak dur diyecek diye ödüm patladı bir an! Neticede bahar geldiğinde kendimi çimlere atıveririm.)
-Tabii son olarak; bir doktora danışarak polen mevsimi, saman nezlesi, astım ve kurdeşene karşı koruyucu ilaçlar alın.
*Alerji yaratan kişi/kurumlardan uzak durun. (Bu maddeyi ben salladım!) :)

Kısaca, öldürmüyor ama süründürüyor! Yüzüm gözüm şişene kadar hapşırmak istiyorum...








28 Mart 2013 Perşembe

Aldatılmak Güzeldir


Hogamus 
              Hogamus
                           Men are polygamous!

"İlk insan olduğuna inandığımız Adem'in, tek seçeneği Havva olmasaydı acaba davranışları nasıl olacaktı? Yine Havva'yı mı seçecekti, yoksa bir başkasını mı? Diyelim ki birini seçti acaba ömür boyu seçimine sadık kalacak mıydı? Sanmıyorum. Yasaklanana uzanabilecek 'cesareti' gösterebildiyse eğer seçiminin dışında kalacak olana da yönelecek cesareti bulacaktı" diyerek başlıyor kitap 7 kısımdan oluşuyor; 1. Kısım: Tek Eşli miyiz, Değil Miyiz? 2. Kısım: Aşk Nedir Nasıl Ve Niye Aşık Oluruz? 3. Kısım: Sadakatsizlik İhanet Ya da Aldatma 4. Kısım: Kadınlar İçin Hangileri Aldatma Sayılıyor? 5. Kısım: Türk Erkeği Nasıldır? 6. Kısım: Bazı Kadınlar Aldatılmaya Mahkumdur 7. Kısım: Aldatılmayı Takmayın, Bırakın Yapsın
Beni fazlasıyla sardığını söylemek isterim. Aldatılmayı çok sıra dışı bir dilde anlatmış öyle ki aldatan için gerekçelerini paylaşırken genel olarak onlar ve bizler başlığı altında kadınlar ve erkekler açılımında esprili dili ile mantıklı tezler kullanarak bu durumu kırıcı olsa da etkilenmeden atlatabilmek mesajını bulabiliyorsun.(Ne dedim lan öyle çok acayip bir şeyler yazdım ama olsun anlamışsındır beni) :) Bir de aldatılan ünlü kadınlardan alıntılar/anektodlar var ki vay be dedim gerçekten zamanında Zuhal Olcay bile aldatılmıştı yani! Bir de kitapta bu acı tecrübeyi yaşayanların anlattıkları var ki satırları okurken tüylerim ürperdi, ağladım resmen!  "Yemek yedikten sonra canının tatlı çekmesi kadar doğal" kabul edilebilen bu durumu o kadar farklı pencereden ele almış ki Ayşe Kardeşoğlu okurken hiç sıkılmadım aksine oldukça eğlendim diyebilirim. Neden bilemiyorum ya zamanında başıma geldiğinden bağışıklık kazandım ya da günümüz aşklarının beni tatmin edemeyişi bu durumu çoktan kabullendiğimi ve sorgulamayı bıraktığımı gösteriyor. "Aldatmak bir ruh hali değil, karakterin dökülüş biçimidir." Dedikten sonra yoluma devam ederim. Bana ne abi o kaybeder! Kendini sinsi ama akıllı sanıyorsun ya öyle değil. (Görmesem bile hissederim elbet kulağıma da gelir. Üzgünüm benden kaçmaz canım! Ben edebiyle seviyorsam sen de beni öyle sevmelisin ibneliğin lüzumu yok!)
O değil de kimse sütten çıkmış ak kaşık modunda takılmasın valla neler gördük! Yanında sevgilisi/eşi varken başka erkeklerle flört eden hatunun yaptığı aldatma olmuyor mu yani? İlişkisi olduğu halde kendini "göz çapkını" olarak niteleyip yakışıklı erkekleri süzüm süzüm süzen kadın da aldatan kategorisindedir benim nazarımda sevgilisi/eşi olduğu halde başka kadının/kadınların kucağına koşan erkek de...
İnsanın kendisine karşı dürüst olmadığı her durumdan bir aldatma hikayesi çıkıyor ne yazık ki! O sebeple kadın-erkek aldatır değil karaktersiz insan aldatır diye düşünüyorum. Gözümde zerre değeri kalmayan insan müsveddeleri! Geçen yine aldatılmış bir kız arkadaşımı teselli ederken buldum kendimi cümlelerim "seni çok iyi anlıyorum'dan" öteye geçemedi tabii! Ona da bu kitabı okumasını tavsiye ettim.
Neyse damarıma basılan bir konu olması itibariyle baya sinirleniyorum o sebeple çok uzatmadan bu kitabı al, oku ve başucuna koy diyorum.

               Güzel de kitabı soda içerek okuduğuma göre hazmedemediğim gerçekler var!


Kitaptan kısa kısa notlar:

Biz bebeklerimizle oynayıp, annemizin pişirdiği yemekleri öğrenmeye çalışırken, aynı yaşlarda başka bir evde, bir erkek çocuğu action man'leriyle oynar, düşman askerlerini "dışın dışın" nidalarıyla öldürür, o anda babası içeri girer, "Mehmet amcası benim oğluma sınıftaki bütün kızlar aşık olmuş, o büyüyünce var ya, off off... Arabasına atladığı gibi her gün bir başka kızla gezecek, kızlar kıskançlıktan birbirini yiyecekler." diyerek, oğlunu balon gibi iyice şişirirler.

Biz kadınlara hayatta sunulan iki seçenek var; bir erkekle evlenmek ya da yalnız kalıp "kız kurusu" olmak. Bekar kalanlardan "arızalı" ya da "gudubet" diye bahsederler.
Bekarlık hayatını normal kadınlar seçmez, bekar olunmaz, bekar kalınır. Evli olanlar nedense hep bir basamak önde sayarlar kendilerini, "ben evlendim, sende bir şey yok mu?" "Aman kızım çabuk tut elini, bak yaşın da geçiyor, çocuk yapamazsın sonra"...

Bir kebapçıya gidersiniz. Her zaman yediğiniz, lezzetine bayıldığınız, büyük bir iştahla yediğiniz o kebabı sipariş edersiniz. Görünüşüyle, tadıyla her zamanki gibi güzel olmuştur...
Karşı masada bir adam sebzeli bir kebap yiyordur, daha önce yemediğiniz, hiç denemediğiniz bir kebabı siz, iştahla lokmalarınızı atarken bir yandan onu izlersiniz, onu mu alsaydım acaba? Denese miydim? Ya güzel değilse? Bu kebap da iyi gerçi ama acaba bir daha ki sefere ondan mı yesem?
Diye bakar durursunuz adamın ağzına attığı lokmalara. Kebabınızı yiyip kalkarsınız. Ertesi akşam aklınıza takılan o kebabı yemek için aynı yere gelirsiniz ve menüyü açıp resmini görürsünüz. Gülümseyerek "bundan istiyorum" dersiniz. Sebzeli kebap gelir, merakla tadına bakarsınız ama yüzünüzde ekşi bir ifadeyle "o kadar da lezzetli değilmiş, benim acılı Adana'm çok daha güzelmiş" dersiniz.
İşte budur aldatmak!



"Kadın her ihtiyacını karşılayabilecek tek bir erkek ister, Erkek; tek bir ihtiyacını karşılayacak her kadını."

En ustaca işlenmiş cinayet bile arkasında mutlaka bir iz bırakır eğer akıllı bir kadınsanız fazla ipucuna da gerek yok aslında, siz havadaki kokudan bile anlarsınız.

"Erkeğin orospusuna çapkın; kadının çapkınına orospu denilen bir toplumda yaşıyoruz."

"Biri sizi aldatırsa suç onundur. İkinci kez aldatırsa suç sizindir."

"Hamileliğin, sarımsağın, aldatmanın azıcığı olmaz."

Amerika'da bir araştırma yapılmış. Bu Amerikalılar biliyorsunuz ömrünü araştırmalara harcayan insanlar.
Gece yarısı bir erkek neden yataktan kalkarmış konu bu. Cevaplara bakar mısınız lütfen...
İşte sonuçları:
Sigara içmek için %1
Telefon için %2
Tuvalete gitmek için %3
Buzdolabına gitmek için %8
Eve gitmek için %83

Futbol maçları hakkında çok iyi bilgi sahibi olun. Hangi takımın, hangi gün, saat kaçta maçı var iyice öğrenin. Her erkek mutlaka bir kez "arkadaşlarla maça gittim" yalanını söyler.

"Erkekler ikiye ayrılır, aldatmış erkekler ve henüz aldatmamış erkekler."

"Affetmek ve unutmak iyi insanların intikamıdır." (Schiller)

"Gerçekten sadık olduğumuz yegane anlar; delicesine aşık olduğumuz anlardır. Ondan sonra ise; ya sadık görünürüz ya da fırsat bulamayız." (Emre Yılmaz)

Aldatılmak; reçelin içinden çekirdeği çıkartılmamış vişneye denk gelmektir.
Ya soğukkanlılıkla çıkarıp atarsınız
Ya dişinizi kırarsınız
Ya da yutarsınız.

Her güzel ve başarılı kadının arkasında, onu aldatmış onlarca erkek vardır.

Adamın sık sık arayıp sorması, orada daha ne kadar kalacağını öğrenmek istemesi, çapkınlık yaptığı kadınla evde biraz daha vakit geçirmek istemesindendir.

Facebook'taki "Arkadaşlarım" listesine sevgilisini, kocasını ekleyen kadınlar... Bırakın kocanızı, sevgilinizi çemberin içine almaktan artık oraya ilkokul arkadaşlarınızı koyun ne bileyim yabancı dil kursundan arkadaşlarınızı koyun, yıllardır ulaşamadığınız kolej arkadaşlarınızın fotoğraflarını koyun. Sizin sevgiliniz ya da kocanız olduğunu bilen biliyordur zaten.

Artık kimseye aldatılma hikayeleri cazip gelmiyor. Daha in olan konu aldatılmayı aşmış kadınlar.
Çünkü kadınlar güçlendiler. Aldatılmaya alıştılar ya da artık bunu takmıyorlar. Yepyeni bir devir açılıyor. Erkekleri ve aldatılmayı takmayan kadınlar geliyor!
Oturun, sabredin ve bekleyin. Her şey en fazla bitene kadar sürer hem.

"Siyasi ve ekonomik özgürlükler azaldıkça cinsel özgürlükler artar." (Brave New World/Aldos Huxley)

"Ağırdır uykusu aldatılmış olanın ve delik deşik uykusu aldatanın." (Cemal Süreya)

"Sevgi emektir, emek ise; vazgeçmeyecek ama özgür bırakacak kadar sevmektir." (Can Yücel)

Bir Kadın Olarak İlişkiden Ne Bekliyoruz?
İkimizde kartları açık oynayalım. Üzerimde baskı kurma, gereksiz kıskançlık krizlerine girme, senden önce yaşadıklarıma karışma. Kartları açık oyna ki bende nasıl davranmam gerektiğine karar vereyim. Seninle ilgili ÖZEL haberleri başkalarının ağzından duymaktansa önce benim duymam daha sahici bir ilişki için gerekli ve önemlidir.
Ve herkes bir gün gidebilir, tıpkı sizinde gidebileceğiniz gibi.
Gidenler gidiyorsa bırakın gitsin. Sizin daha önce gideniniz olmadı mı sanki?













               

17 Mart 2013 Pazar

Kelebeğin Rüyası


Bir yudum kahvemden alıyorum, yüzümde tatlı bir gülümseme oluşuyor :) ve yazmaya başlıyorum...

"Günün birinde ermiş, rüyasında kelebek olduğunu görmüş. Uyandığında kafası karışmış. Kendi kendine şöyle demiş: Ben mi rüyamda kelebek olduğumu gördüm yoksa kelebek mi rüyasında ben olduğunu gördü?"

Zonguldak'ta yaşayan, iki genç şair Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu, yeni yeni modernleşen bu madenci kentinde memuriyet hayatlarını sürdürürken, bir yandan da sanatla, edebiyatla ve en çok da şiirle iç içe yaşamaktadırlar. Ayakları üzerine yeni kalkan genç Cumhuriyet, bir yandan modernleşme çabasındayken, aynı yıllarda Avrupa'da da çetin bir savaş yaşanmaktadır. Belediye Başkanı'nın kızı Suzan'ın Zonguldak'a geri gelmesiyle Rüştü ve Muzaffer'in şiire olan inancı daha da artar. Henüz lise öğrencisi olan Suzan, çevrenin istememesine rağmen iki gençle yakın arkadaş olur. Fakat 1940'lı yılların vebası olan verem, iki genç insanın sağlığını git gide tehdit etmektedir. Rüştü ve Muzaffer'in hem kendi gelecekleri hem de dünyanın gidişatı hayra alamet değildir.
Yönetmenliğini ve senaristliğini Yılmaz Erdoğan'ın üstlendiği filmin yapımcılığı yine BKM'ye ait. Çekimleri Zonguldak ve İstanbul'da gerçekleştirilen yapım aynı zamanda Zonguldaklı madencilerin de öyküsüne değiniyor. Oyuncu kadrosunda Yılmaz Erdoğan'ın yanı sıra Mert Fırat, Kıvanç Tatlıtuğ, Belçim Bilgin, Taner Birsel, Ahmet Mümtaz Taylan gibi genç-usta pek çok isim de yer alıyor.
Kaynak: http://www.beyazperde.com/filmler/film-213533/



Filmin Yılmaz Erdoğan'ın komediden drama geçme çabasının güzel bir sonucu olduğunu düşünmekteyim. Özellikle diyaloglarındaki ince mizah kendine has üslubunu aktardığını gösteriyor. İki genç şairin dram yüklü hayatı yaratılan melankolik atmosferde oldukça başarılı aktarılıyor. Kıvanç'ım yine döktürmüş zaten :) Rolünün hakkını vermiş. Tabii diğer oyuncuların performanslarını da başarılı buldum. Olumsuz bir kaç eleştiriye gelince filmde Belçim Bilgin'in lise öğrencisine göre yaşlı kaldığı konusunda hem fikirim. Kıvanç'ın neden o kadar kambur yürüdüğüne de bir anlam veremedim doğrusu? Ha bir de tırnaklarını yediği sahnelerde(sanırım rol gereği) ağzına ağzına vurmak istediğim doğru! :)


Bana kalırsa film Türk sineması için önemli bir dönüm noktası niteliğinde zira Türk sinema izleyicisinin hasret kaldığı romantik duyguları naif karakterler üzerinden oldukça masum bir şekilde aktarıyor. 
Yılmaz Erdoğan'ın şiirlere olan ilgisi ve şairliği bir çok kimse tarafından beğenilir, takdir görür bu kez Kelebeğin Rüyasın'da deyim yerindeyse şairliğini konuşturmuş. Filmde Behçet Necatigil'i canlandırıyor. Muzaffer Tayyip Uslu (Kıvanç Tatlıtuğ) ve Rüştü Onur (Mert Fırat) genç öğrencileri. 
Mustafa Kemal Atatürk sonrası İnönü ve Yeni Cumhuriyet dönemini gösterirken dönemin sistemine de dokunmayı ihmal etmiyor.
Aslında odağına aşkı alsa da "şiir hayatın bahanesi" diyerek iki gencin tek derdinin şiir yazmak olduğunu gösteriyor.
Ben eskiyi seviyorum; nostalji yaşatan her ne varsa beni heyecanlandırıyor. Filmde daktilo gördüğüm her sahnede "ah ulen be şimdi bununla yazı yazmak vardı!" dedim. Şiiri de seviyorum şairleri de... Eskiden mutlu olduğumuzda, aşık olduğumuzda ya da ayrılıklar yaşadığımızda şiire koşardık! Belki de bu yüzden film beni çok etkiledi. Hem eskiyi hem şiiri hem de bir çok duyguyu kısacası hayata tam nokta atışını yapıyor. Şimdilerde unutuldu mu yitip gitti mi ya da biz mi hissiz kaldık bu kadar bilemiyorum ama ben hep şiiri sevdim ve sevmeye devam edeceğim. 
O değil de izleyenler kendini kelebeğin yerine koyup bir günlük hayatlarını yeniden gözden geçirmeli bence!




 Filmi sabırsızlıkla beklediğim zamanlardan kareler :)



                                         Aaa şaşkınım yahu! Öyle pat diye afiş denk gelince :)


Her şeyi geçtim de F-11 numaralı koltuğumda bulduğum kelebek şeklindeki küpeye bir anlam veremedim :)