30 Aralık 2017 Cumartesi

Hoş Gel 2018




Her yıl biraz daha büyüyoruz, biraz daha eskiyor ve biraz daha değişiyor her şey. Artan farkındalıklarımla, geçen yıllar içinde öğrendiklerimle, an be an değişen bakış açımla, yeni yıldan nihai beklentim sonsuz huzur ve mutluluk. Çünkü sağlık, mutluluk ve huzur varsa diğer tüm istekler de gerçek olur. Her yıl olduğu gibi bu yılda da iyi yürekli insanların kazanacağı bir yıl olması ve hiçbir zorluğun onları yıldırmamasını diliyorum. Neden mi? 
Zafer kazanma, güçlü olma, zenginlik günümüzün en önemli değerleridir. Bu sebeple de iyi yürekliler daha çok bocalar, acı çeker. İnsan sahip olma tutkusunu hedef haline getirdiği bu düzende, değerlerinden uzaklaşarak ahlaksızlaşır. Böylece hayatlarımız, iyi yüreklilerin üstüne basmaya çalışan az gelişmiş ve ahlaksız insanlarla tıka basa dolar.
Bir diğerinin kurdu haline gelen insanları daha yakından incelemek için iş yerlerinde, plazalarda (ki ben de bir plaza çalışanı olarak yaşadıklarım ve gözlemlediklerim doğrultusunda bunları yazıyorum.) yan yana masalarda aylık maaş ile çalışanlar arasındaki ilişkiye yakından bakabiliriz; orada, insanlardaki kazanma hırsı, mülkiyet tutkusu, daha iyiye ulaşma arzusu, koltuk sevdası ve problem dolu ilişkiler, her sabah tazeliğini korur. Çünkü her gün performans ölçülür, rekabet vardır ve rivayete göre en iyi olanlar kazanacak diğerleri bir şekilde elenecektir.
Her yıl olduğu gibi 2018'de de İyi yürekliler; yapılan fiziksel ya da psikolojik mobbinglere maruz kalsa da, yaşadıkları hayal kırıklıkları karşısında, hatayı kendinde aramayı bir kenara bırakıp, insana dair zaafları ve onları hatalara sürükleyen problemli sistemi düşünerek kendilerini korumaya almalıdırlar.
Dünyanın güzel insanların neşesine, mutluluğuna, keyifli ve iyiliksever davranışlarına fazlaca ihtiyacı vardır. Çünkü bu insanların üzüntüleri ile köşelerine çekilmelerini, hayatı ve kendilerini griye boyamalarını hiç istemiyorum. Sayıları az ve nesilleri tükenmekte olan iyi yüreklilerin bu yıl istediği her şey gerçek olsun.

Peki, 2018'de neler yapılabilir?

-Durumdan şikayet etmek yerine, hayatımızda güzel giden şeylere odaklanmalıyız.

- Yaşamı güzelleştirmeye, daha anlamlı kılmaya çalışmalıyız.

- Her gün hayatımızda güzel giden en az bir kaç şey için şükretmeliyiz.

- Pozitif düşünüp (biliyorum çok zor olsa da) pozitif hissetmeliyiz. Kendimiz pozitif ve sağlıklı olmazsak etrafımızdaki insanlara da bir yararımız olmayacaktır.

- Duygusal tüm çöplüklerden kurtulmalıyız. Affetmeliyiz, pişmanlıklardan uzak durmalıyız. Diyelim ki bunu kendimiz başaramıyoruz o zaman duygusal özgürleşme teknikleri ya da gerekirse bir uzmandan yardım almalıyız.

- Her gün kendimize 30 dakika bile olsa zaman ayırmalıyız. Bu özel zamanda kendimizi mutlu hissettirecek şeyler (hobi gibi) yapmalıyız. Mesela kitap okuyalım, film izleyelim, dans edelim, spor yapalım, ibadet edelim, meditasyon yapalım.

- Dinlenelim. Kaliteli ve düzenli uykunun sağlığımız için ne kadar önemli olduğunu unutmayalım. Fiziksel sağlığımıza önem verelim. Yılda en az 1 kez check-up yaptıralım. (Doktora gitme fobim olsa da bunu yazıyorum. Çünkü biliyorum ki erken teşhis ve tedavi hayat kurtarır.)

- İçimizde bulamadığımızı dışımızda aramayalım. "İhtiyaçlar dıştan değil içten karşılanır." Ancak kendimizle olan bağlantıyı kurduğumuzda ihtiyaçlar giderilir.

- Evrenin düzenine ve akışına güvenelim. Bilinsin ki kontrol etmeye çalıştıkça her şey daha fazla kontrolden çıkacak. İlahi düzendeki akışa teslim olmanın huzurunu yaşayalım.

2017 çokça kazandığım, hayatımı değiştiren, zaman zaman ağlayıp zaman zaman güldüğüm yani az buçuk da olsa şansın benden yana olduğu bir yıl oldu. 

Ne diyelim, 2018'de gelenin gideni aratmayacağı bir yıl olsun inşallah!



21 Aralık 2017 Perşembe

Kaderleri Birlikte Yazılmış İki İnsanı Birbirine Bağlayan Görünmez Kırmızı İp



Hepimizin "ruh eşi" kavramını duymuşluğumuz vardır. Fikir aslında Plato'nun Sempozyumu'ndan gelir ve insanların 8 bacaklı iki başlı yaratıklar olduğu inancına dayanır. Tanrılar güçlerini azaltmak için onları ikiye bölmüş ve insanlar daha güçsüz canlılara dönüşmüştür. Sonuç olarak, sürekli kendilerini diğer yarılarından ayrı olarak eksik hissetmişlerdir.
Ruh eşiniz sizi tamamlayan diğer yarınızdır ve ikiniz birlikte tam bir çemberi temsil edersiniz. Günümüzde bu fikir değişip romantik ilişkilerdeki hep "aranılan ruh eşi" ile eş tutuluyor.
Bizim için doğru olan kişi ile aramızda görünmez bağ vardır. Efsanelere göre, bu bağ sadece görünmez değil, aynı zamanda da kopmaz bir iptir. Bu ip, tanrılar tarafından ayak bileklerimizden bağlanmıştır ve nereye gidersek gidelim birbirimizden ne kadar uzak düşersek düşelim, sonsuza kadar kaderimizin yazıldığı kişi ile bağlantıda olmamızı sağlar.
Pek çok insan, bizi birbirimize bağlayan bu ipin kırmızı olduğunu var sayar. Aşk ile ilgili her şeyin kırmızı renk ile ilişkilendirilmesinden dolayı bu metafor kullanılır. Bazı uç noktalarda bu ip kendi içinde dolaşsa ya da gerilse de asla kopmaz.
Değer verdiğiniz ve sevdiğiniz kişi ile aranızdaki bu kopmaz bağ uzaklık, zaman ya da anlaşmazlıklar araya girse bile yok olmaz. Zamana karşı direnir ve dahası aranızdaki her türlü anlaşmazlığı katlanılır yapar.
Aranızdaki görünmez ipin dolandığı ya da gerildiği anlarda kopma riski taşımaz, sadece sevdiğiniz ile kavuşmanız biraz daha uzun zaman alır. Asla imkansız diye bir şey yoktur. Gecikmeler olabilir ama illa ki eninde sonunda kavuşulur. Sevdiğiniz size ulaşacak yolu bulur ya da siz ona doğru çekilirsiniz. Değişik şekillerde yollarınız kesişir ve yeniden yalnız kalma riskini bertaraf edersiniz. Bu ip neredeyse sihirli bir değnek gibidir. Tüm zihinsel ve fiziksel uzaklıklara inat sizi birleştiren kutsal bir bağdır.
Kadere inanır mısınız? Bizi her şeyin üstünde tutup değer verecek her seferinde bize öncelik verecek özel biri olsun isteriz hayatımızda.
İşler yolunda gitmediğinde ve dünya başımıza yıkılırken sadece tek o insan yanımızda olsun isteriz. İyi günde ve kötü günde. Neredeyse hepimiz bu koca dünyada yaralarımızı saran ve ihtiyacımız olan tüm sevgiyi veren biri olsun isteriz. O mükemmel kişi gelsin ve bizi tamamlasın diye bekleriz.
Ancak, tamamlanmak için özel birine ihtiyaç duymadığına inanan insanlar da var ruh eşi, ruh ikizi, görünmez ip gibi kavramlara pek itibar etmeyen kişiler bir yana, bir özdeyişte dendiği gibi, "sonuçta hepimiz insanız, aşkın şarabından içmişiz ve sevginin, yalnızca sevginin, kırılganlığımıza şifa olacağına inanmışız."


Not: Ben sadece ruh eşimizle değil, hayatımızda karşımıza çıkan herkesle görünmez bir iple bağlı olduğumuza inanıyorum. (İpin rengi hakkında bir fikrim yok.) Zamanı gelince yollar kesişiyor. Kimileri ilhamımız, kimileri imtihanımız oluyor. Kimi tesadüf der kimi de tevafuk bu duruma ama her ne olursa olsun Allah bizi iyilerle karşılaştırsın.

Yine tesadüfen denk geldiğim ve yazarını bilemediğim bir yazıyı paylaşıyorum. 

Teşekkür ederim.

29 Mart 2017 Çarşamba

Onlar Söyledi Ben Dinlemedim



"Kal" dediler; kalmak güvenli olandır... "Güvenli olan büyümeme engel olandır" oldu onlara cevabım. Kıyıda dolaşan kolay yolu seçendir, kolay yol ise mayınlı olandır.
"Sevme" dediler; sevmek sorumluluk getirir. "Sorumluluk özveriyi öğretir" oldu onlara cevabım. Özveri ise beklentisiz sevginin birinci adımıdır...
"Kaç" dediler; kalmak aptallıktır. "Kaçmak, tekrar tekrar aynı sınavı açar" oldu onlara cevabım.
Yüzleşmek ise tekamül yolunda sınıf atlayabilme şansını sana sunandır.
"İnkar et" dediler; inkar kolay olandır. "Kolay olan, beni benden ayrı koyacaktır" oldu onlara cevabım.
Ben dahi "ben'i" inkar edersem, yaşayacağım benim hayatım olmayacaktır.
"Sorgulama" dediler; sorgulamak yoracaktır. "Yorulmadan öğrenmek mümkün olmayacaktır" oldu onlara cevabım.
Öğrenmeden yaşamak, rüyadan uyanmadan ebediyete intikal olacaktır...
"Arama" dediler; aramak risk almaktır. "Risk almadan yaşamak, geliştirmez" oldu onlara cevabım.
Gelişimin faturası bazen ağır da gelse bedel ödemeyi göze almaktır.
"Saklan" dediler; açık olmak yara almaktır.
"Yaralanmak sana bağlıdır" oldu onlara cevabım. Yaralanmak bakış açına bağlıdır, dilemezsen yaralayamaz seni; ne biri, ne de yaşayacaklardan herhangi birisi...
"Konuş" dediler; susma... Susmak ikrara delalet olacaktır. "Konuşmak kolay, meziyet konuşulandan pay çıkaran olmaktır; buysa sadece algı kapıları açık olana, tanrının sunabileceği bir armağan olacaktır" oldu onlara cevabım.
Susuşum sözüm olmadığından değildir; algılamasına izni olmayana benim verebileceğim koca bir hiçtir.
"İnkar et" dediler; inkar edersen beraat edersin. "Tanrının mahkemesindeki hüküm, asıl olandır" oldu onlara cevabım. O yargıladığında çıkacak karar beni bağlayandır... Bu dünyada henüz can bedendeyken tanrının bildiğini kuldan saklamak olsa olsa aldatmacadır.
"Kızmalı, öfke duymalısın" dediler; o zaman rahatlarsın... "Rahatsız değilim ki" dediğimde inanmadılar. Kızmak ve öfkelenmek olan bitende kendinden başka bir bilincin etkisi olabileceğini sanmaktır, inanmıyorum ki ben buna.
"Umut etme" dediler; yaşam nankördür... "Umut ettiklerim yaşamdan değil, ancak kendimdendir" oldu onlara cevabım. Seçerek geldiğim hayat, yaşamam gerekendir; gayretim seçtiklerimi hatırlama çabam içindir.
"Affet" dediler... "Affetmek için suçlu ve suç gerek" dedim onlara. Suç veya suçlu yoktur sadece bakış açısı vardır olsa olsa...
"Vazgeç" dediler; boşuna bu uğraş... "Can bedende oldukça vazgeçmek akte ihanettir" oldu onlara cevabım. Çaba ve uğraş vazifedir, vazife ise; bu dünyadaki var oluşumuzun mesuliyetidir.

Sevgi ve ışıkla
Ayna

Not: Ödüllü bir blog yazısıdır, yazanın kalemine ve yüreğine sağlık!

15 Şubat 2017 Çarşamba

Saçları İçin Ağlamayan Kadınlar



Hayat, bazı kadınlara saçlarını kestirdiği için pişman olup ağlama lüksü vermez. Hatta bazı kadınlar sırf saçlarıyla uğraşmamak, onlarla uğraşarak vakit harcamamak için kısa kestirir saçlarını...
Ağlamak lükstür bazı kadınlar için. Zamanında o kadar çok ağlamıştır ki katılaşmıştır gözyaşı... En büyük acılarını tek bir damla gözyaşı karşılamaya yetebilir.
O kadar çok hayal kırıklığı yaşamıştır ki... O kadar sık kar  yağmıştır ki o en güvendiği dağlara... Hiçbir şey şaşırtmaz onu. Gardı hep elindedir.
Kendi sorunlarını tek başına çözer çünkü bilir ki ne zaman yardım istese bir karşılık bekler yardım eden ama ondan yardım istense elinden geleni esirgemez kimseye...
Kendi yaralarını kendi kapatır. Zaten kendinden başkası onun kadar üzemez onu... Ve yine kendinden başkası onun kadar mutlu edemez.
Gerektiğinde hangi konuda kimden fikir alabileceğini bilir... Ama kendi doğrularına ters düşen hiçbir fikir ona göre değildir.
Kavanoz kapağını açmak için bir erkeğe ihtiyaç duymaz bazı kadınlar... Çünkü kapağın havasını alınca kolaylıkla açabileceğini bilir. Çünkü balıklar önüne tepside sunulmamış o tutmayı öğrenmiştir.
Kimsenin kimseyi kendisi kadar düşünemeyeceğini bilir... Çünkü insan, doğası gereği bencildir. Dostluk, kardeşlik nutukları iyi günlerin meyveleridir. Hayatta her zaman tek başına olduğunu öğrenmiştir.
Erkek ve kadının her konuda eşit olduğunu savunup hesap ödemeye gelince geri duran kadınlardan değildir. Masaya gelen hesaba ilk önce elini atmaktan hiç çekinmez. Masada erkek varken garsonla muhatap olabilir, siparişini kendi söyleyebilir.
Onunla uğraşanlar olur ama o sadece kendisiyle uğraşır. Zaaflarını, eksiklerini kapatmak için... Hep bir adım daha ileriye gitmek için.
Hataları olur ama onlara zaferleri kadar sahip çıkar. Çünkü bilir ki zafere giden yoldur onlar... Pişmanlıklarını gurur tablosuna dönüştürmeyi öğrenir.
Biriyle birlikte olduysa kendi istediği içindir, sadece istendiği için değil. Sevdiği için evlenir... Zengin koca hayalleri kurduğu için değil.
Duygularına boyun eğmez, onları kontrol etmeyi bilir. Mantığıyla çelişen duygularını ekarte edebilir. Düşer, kalkar. Düşürürler, kalkar.
İşte bu yüzden ağlamaz bazı kadınlar, saçlarını beğenmedi diye...
Bu yüzden mutlu etmek de zordur onları, üzmek de...

Not: Bu güzel yazı için sonsuz teşekkürler Burcu Ergin, ne mutlu ki ben de o kadınlardan biriyim.

Adam sordu: "Nasıl kıydın vicdansız o güzelim saçlara?" Kadın cevap verdi: "Ruhundan öpülmeyen kadınlar saçlarını keserler."


22 Ocak 2017 Pazar

Bir Gün Sabah Sabah



Bir gün sabah vakti kapıyı çalsam,
Uykudan uyandırsam seni:
Ki, daha sisler kalkmamıştır Haliç'ten.
Vapur düdükleri ötmektedir.
Etraf alacakaranlık,
Köprü açıktır henüz.
Bir gün sabah sabah kapıyı çalsam...

Yolculuğum uzun sürmüş oldukça.
Gece demir köprülerden geçmiştir tren.
Dağ başında beş on haneli köyler,
Telgraf direkleri yollar boyunca
Koşuşup durmuş bizle beraber.

Şarkılar söylemişim pencereden,
Uyanıp uyanıp yine dalmışım.
Biletim üçüncü mevki,
Fakirlik hali.
Lületaşından gerdanlığa gücüm yetmemiş,
Sana Sapanca'dan bir sepet elma almışım...

Ver elini Haydarpaşa demişiz,
Vapur rıhtımdadır pırıl pırıl,
Hava hafiften soğuk,
Deniz katran ve balık kokulu
Köprüden kayıkla geçmişim karşıya,
Bir nefeste çıkmışım bizim yokuşu...

Bir gün sabah sabah kapıyı vursam,
Kim o? Dersin uykulu sesinle içerden.
Saçların dağınıktır, mahmursundur.
Kimbilir ne güzel görünürsün sevgilim,
Bir gün sabah vakti kapıyı çalsam,
Uykudan uyandırsam seni,
Ki, daha sisler kalkmamıştır Haliç'ten
Fabrika düdükleri ötmektedir.

                                                                    Turgut Uyar


"Biz kimsenin Milena'sı, Tomris'i, Leyla'sı, Lavina'sı olamadık. Biz bu çağın hiç sevilmeyen kadınlarıyız."

25 Aralık 2016 Pazar

2017 Bize Girmese Bari



Merhaba, işten güçten fırsat bulup çok şükür bloguma abandım ve 2017'ye girmeye sayılı günler kala bir yeni yıl yazısı da ben yazayım istedim.
Herkes yavaş yavaş yeni yılla ilgili hedeflerini belirledi, daha önceki senelerde yapamadıklarını yapmak için yapılacaklar listesini güncelledi; sigara bırakılacak, alkol azaltılacak, bir hobi edinilecek, spora başlanılacak, iş değiştirilecek, araba alınacak, ev taşınacak, kilo alınacak/verilecek, okul bitecek, evlenilecek, çocuk sahibi olunacak vs...
İnsanların yeni bir yılı bu kadar coşku ve heyecanla karşılamasının en büyük sebeplerinden biri de yeni yılın tüm yaşanan kötü anların, anıların silinmesine, tüm olumsuzlukların yok olmasına, hayallerin gerçeğe dönüşmesine yardımcı olacağına dair inançları. Saat gece yarısından sonra yepyeni bir sayfa açarcasına yeni bir hayatın başlayacağına olan umut, yeni bir "ben" yaratma motivasyonu ile eskiye ait ne varsa geride bırakma düşüncesinin orta noktada buluşması o geceyi özel kılar. Ayrıca sıkıntılı, yorucu ve çalkantılı bir yaşam mücadelesi içinde kısa süreli eğlenmek, kutlama yapmak için de bir bahanedir bu. Ve tabii ki uzun zamandır birbirine hediye almayan(bunu da hiç anlamam) eş, dost, akraba, aile için de en iyi bir araya gelebilme fırsatıdır.

İyi de tüm bunlar için neden yeni bir yıl beklenir?

Sanki sonsuza kadar yaşayacakmışız gibi hep bir şeyleri, birilerini beklemeyi, sonraya ertelemeyi öğretti hayat bize. Oysa ilk başta kişi kendi iç sesini bir dinlese, herkesten bağımsız yeni bir şeyler denemeye bir cesaret etse, hayatını değiştirme kararını kendi istek ve beklentileri doğrultusunda verebilse ve bu istekleri gerçekleştirebilmek için yeni yılı beklemese olmaz mı?
Sağlıklı bir şekilde yataktan uyandığın her günün, her anın değerini bil, sevdiklerin yanındayken ve hayattayken onlara sarıl, hediye al/ver ne bileyim onlarla daha sık zaman geçir. Ha bu arada senin dışında herkesle görüşüp sana ayıracak 5 dakikası bile olmayan birinin seni çok seviyor olduğuna asla inanma, bir şeyleri sürekli senden bekleyen kimseler için parmağını bile kıpırdatma. Bunları bari bu yıl yap! Öyle çok ponçik ponçik "bu yıl benim yılım olacak yeaaa!" naraları da atma çünkü 2016'da hepimiz ebemizi tersten gördük bence. Neyse acısıyla tatlısıyla benim için fena bir yıl olmadı; çokça istediğim ve uzun zamandır beklediğim bir çok şey beni buldu, şaşırtıcı sürprizlerin, şen kahkahaların yanı sıra kısa süreli acılar da yaşadım, apartmanda merdivene oturup ağladığım günlerim de oldu, ailevi sağlık problemleri de yaşadım, arafta kaldığım pek çok konu da beni buldu. Yine de şükür hayattayım, her zamanki gibi 2017 için hiçbir planım yok kaldı ki yılbaşı gecesi bana "ne yapıyorsun?" diye sorma çünkü "çalışıyorum" derim üzülürsün. Olsun severek yaptığım bir işim, çok tatlı mesai arkadaşlarım var. Bence bu her şeye değer.
Uzun lafın kısası herkese sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir yıl tabii ki dilemiyorum sadece hak eden herkese istediği güzellikte bir yıl diliyorum. Bir de 2017 bize girmese bari!





17 Kasım 2016 Perşembe

Aşk ve Tutkunun Dansı: Tango



Arjantin'in arka sokaklarında doğan ve tüm dünyaya hızla yayılan bu dans; kimileri için Al Paçino'nun Kadın Kokusu filmindeki dansı kimileri için hayatın ta kendisidir.
Yazıyı yazmadan önce Tango'nun tarihçesine şöyle bir göz attım da; Arjantin'in arka sokaklarında ilk çıktığı dönemlerde ayıplanan, hor görülen bir dansmış Tango. Büyük şehre alışamamış göçmenler sıkıntılarını, hüzünlerini bu dansla atarlarmış sokaklarda. Daha sonra bu dans salonlara ve tüm dünyaya yayılmaya başlamış. Derken bana kadar ulaşmış olacak ki Facebook'da tesadüfen gördüğüm İzmir Tango Akademi'nin "İLK DERS ÜCRETSİZ" etkinliğine katıldım ve geçtiğimiz cumartesi günü soluğu burada aldım. Biraz merak biraz ilgi ve biraz da gündelik hayatın yorgunluğunu kafamdan atmak için salona giriş yaptığımda fonda; içerisinde hırçınlık, asilik, küstahlık gibi bazı duygular ile kalp kırıklıkları ve paramparça hayaller neticesinde melankoliyi taşıyan Tango müziği ile beraber kapıyı güler yüzlü, öğretmekten ve dans etmekten keyif aldığı belli hocamız açtı. Akademiden içeri girer girmez tango müziğini duyuyor ve o müzik eşliğinde dans eden bir sürü kişiyi görüyorsun.
İyi ki gelmişim be!
Önce oturacak bir yer arıyorsun kendine, köşede uygun yeri bulduktan sonra koltuğa oturup kalkman bir oluyor; o muhteşem müzik, başını döndürmeye yetebiliyor. Salon birazcık dar ve katılan kişi sayısı fazla olsa da 1 saat 15 dakikanın nasıl geçtiğini anlamıyorsun bile. Sonra hoca partnerin oluyor(ders esnasında hocanın yönlendirmesiyle partnerler değişebiliyor.) ve başlıyor kuralları öğretmeye...
Bir şarkı bitiyor ama dans devam ediyor. Evet ikinci şarkı da bitiyor. Bu sırada partner değişimleri, dansın hareketlerini doğru algılayıp pratikte uygulayabilme çabası derken o da ne şarkı bitti.
Ve şarkı tekrar başlıyor, konuşma kesiliyor, ritmi birlikte yakalamaya başlıyoruz. İçeride farklı insanlar, farklı duygular ama dört ayak olmuş tek bedenler var.
Aşk ve tutkunun dansıdır Tango!
"Erkek kadına tuzaklar kurar. Kadın da o tuzaktan kurtulmaya çalışır. Tango budur! Ayaklarıma bakma; tuzağa düşersin. Göğsümü izle! Göğsüm kuracağım tuzağı ele verecektir. Tangoda ayaklar bir ayrıntıdır. Bu, tuzakların dansıdır." Demiş birileri gerçekten de öyleymiş.
Derste hocamız sürekli erkek "lider" kadın da "takipçi" rollerindedir dedi. Yani dansı erkek yönetir kadın da peşinden gelir. Arjantin asıllı Virginia Kelly ise; "Tango halen evrim içinde ve sürekli değişiyor; karşılıklı yol göstericilik dansçıların hareket alanını ve repertuvarını genişleten bir şey" diyor.
Ben çok keyif aldım ve fırsat bulursam gitmeyi düşünüyorum. İzmir'de olan arkadaşlar için biraz bilgi vereyim; Kişi başı 150 TL öğrenci için 125 TL haftada 1 gün o da cumartesi eğer talep olursa hafta içi bir güne de ders koyabiliyorlar. Sıcak bir ekip ve sevimli bir okul burası, detaylı bilgi için; www.izmirtangoakademi.com adresini ziyaret edebilir ya da +90 0530 821 90 71 ve +90 0507 036 7430 numaralı telefonlardan ilk ders için rezervasyon yaptırıp kursla ve dansla ilgili aklına takılan her şeyi sorabilirsin.

 Unutmadan, Tango'yu bir de aşık olduğun kişi ile yapmanı dilerim.