4 Nisan 2015 Cumartesi

Odalarda Işıksız Kaldık



İlk olarak 1990'da bacağında çıkan yağ bezesine baktırmak için gittiği hastanede kansere yakalandığı fark edilen, altı ay ömür biçilen ama pes etmeyen Kayahan, hastalık 11 yıl sonra aynı yerden nüksettiğinde de yılmamıştı. Geçirdiği dört ameliyat ve radyoterapi tedavisi sonucu sağlığına kavuşan Kayahan, üçüncü kez aynı tatsız haberi aldı ve kemoterapiye başladı. Uzun süredir tedavi gören usta sanatçı, amansız hastalığı maalesef yenemedi.

Kayahan'ın Müzik Dolu Hayatı

Sanatçı Kayahan, 29 Mart 1949'da İzmir'de dünyaya geldi. Çocukluk ve gençlik yıllarını Ankara'da geçiren Kayahan, Daha sonra İstanbul'a yerleşti. İstanbul'dan sonra uzun süre Balıkesir-Gömeç'teki Sevgi Köyü'nde Geceler Caddesi ve Mavilim Caddesi'nin kesiştiği Hülyam Çıkmaz'ında yaşadı. Bu köydeki bütün cadde ve sokaklar Kayahan'ın şarkılarının isimlerinden oluştu.
Bugüne kadar 3 adet 45'lik, 1 longplay, 13 kaset ve CD ile bir single çıkaran ödüllü sanatçı, 1986'da "Geceler" şarkısıyla ilk büyük ödülünü "Altın Portakal"la elde etti. 1989'da Eurovision Şarkı Yarışmasında "Gözlerinin Hapsindeyim" ile Türkiye'yi temsil eden Kayahan 1991'de çıkardığı "Yemin Ettim" albümüyle büyük başarı yakaladı.

"Yolu sevgiden geçen herkesle bir gün bir yerde buluşuruz"

"Yolu sevgiden geçen herkesle bir gün bir yerde buluşuruz" sloganıyla tanınan sanatçı, bugüne kadar, "Benim Şarkılarım", "Siyah Işıklar", "Yemin Ettim", "Odalarda Işıksızım", "Son Şarkılarım", "Benim Penceremden", "Canımın Yaprakları", "Emrin Olur", "Beni Azad Et", "Gönül Sayfam", "Ne Oldu Can", "Kelebeğin Şansı", "Biriciğime", "365 Gün" isimli albümleri sevenleri ile buluşturdu.
"Sarı Şekerim", "Vazgeçmem", "Aman", "Ben Anadolu Çocuğuyum", "Allah'ım Neydi Günahım", "Emrin Olur", "Bir Aşk Hikayesi", "Beni Azad Et", "Ölmem mi Lazım", "Tek Delikli Kaval", "Gözlerinin Hapsindeyim" isimli şarkıları Nilüfer'in yanı sıra pek çok ünlü sanatçı tarafından yorumlanan Kayahan, yurtiçinde ve yurtdışında pek çok konser verdi.

Başarılı sanatçı, 1990'da yumuşak doku kanserine yakalandı, hastalık 2005 ve 2014'te tekrar etti. İpek Tüter ile evli olan sanatçının Beste ve Aslı Gönül isimli iki kızı bulunuyor.
Kaynak: haberler.com/kayahan-hayatini-kaybetti-7151782-haberi

90'larda çocuk olmuş herkes gibi benim de hayatıma şarkılarıyla dokunan güzel insandı. Galatasaraylı olmasını bir başka severdim.
Şarkılarıyla büyüdüğüm insanın öldüğünü öğrenmek çok acı! Çocukluğumdan bir parça daha gitti.
Küçüktüm, biriktirdiğim harçlıklarla ilk aldığım kasetlerden biri Kayahan'ındı, o kasetteki tüm şarkıları ezberleyene kadar dinlerdim. Yüreğime işler öyle dokunurdu ki o sözler...  Bu satırları bile yazarken gözlerim doluyor, ağlıyorum. Zordur böyle zamanlarda yazacak bir şeyler bulmak, boğazım düğümlü, içim sızlıyor, sanki çok yakın bir akrabamı kaybettim. Oysa dün ölüm haberini aldığımda aynı zamanda halamı kaybedeli de tam 1 yıl olduğunu düşündüm. Zaman çabuk geçiyor ve insanoğlu her acıya alışıyor fakat onda iz bırakanı unutmuyor. Unutulmayacak, şarkılarınla ve o beyefendi tavrınla hep bizimle olacaksın büyük usta Kayahan.

Ne denir ki odalarda ışıksız kaldık! Allah rahmet eylesin.










2 Nisan 2015 Perşembe

Öyle Günler Gördüm Ki



Öyle günler gördüm ki, aydın gökler kararıp
Bahtım bir bulut gibi üstüme çöker oldu
Her gözümü yumunca tanıdık yüzler görüp,
Hayaller alev alev beynimi yakar oldu.
Ümitsizlik, gariplik dört tarafımı sarıp
Yüzüm sırıtsa bile, içim yaş döker oldu.

Her sabah ilk ışıklar gözlerimi oyardı,
Uyanan taş duvarlar iniltimi duyardı.

Öyle günler gördüm ki, duvarlar gelir dile
Gözümde canlanırdı eşkıya masalları
Varlığımı sarardı, hain bir isteyişle
Görmediğim yumuşak bir düşmanın elleri
Kafada çelik gibi fikirler dursa bile
Kalplerin eksik olmaz böyle zayıf halleri.

Bazen kendi kendimin elinden kurtulurdum,
Kalbimi bir çamurda çırpınırken bulurdum.

Öyle günler gördüm ki, dost dediğim insanlar
Ben yanına varınca dudağını kıvırdı.
Bir zamanlar yanımda ağız açmayanlar
Sırtımı sıvazladı, bana öğüt savurdu.
Silahsız gördüğüne saldıran kahramanlar
En alçak tekmelerle beni yere devirdi.

Ruhum bir heykel gibi düşüp parçalanırdı.
Bu sesleri duyanlar gülüyorum sanırdı.

Öyle günler gördüm ki tabanca şakağımda
Tasarladım aydınlık dünyayı bırakmayı
Gönlüm acıklı buldu, en ateşli çağımda
Sönük bir yıldız gibi boşluklara akmayı
Tabancanın namlusu ısındı yanağımda,
Parmağım istemedi tetiğini çekmeyi.

Bir sonbahar yağmuru gibi içim ağlardı
Bir şeyler fakat beni yaşamaya bağlardı.

Ey bir tane sevgilim, ben bugün yaşıyorsam
Sanma ki hayat tatlı, insanlar hoş olmuştur,
Dağ başında bir kaya gibiyim şöyle dursam
Etrafım eskisinden daha bomboş olmuştur
Yalnız sana borçluyum bugün dünyada varsam;
Seni her andığımda gözlerim yaş olmuştur.

Yaşlar ki bir ırmaktır, dertleri sürür gider,
Gözyaşları içinde seneler yürür gider.

Yok olma isteği ile kalbim attığı zaman,
Bana; Yaşa der gibi gülen senin yüzündü.
Dizlerim bir batakta yorgun yattığı zaman
Bacaklarıma kuvvet veren senin hızındı.
Yaşaran gözlerimde, güneş battığı zaman
Sıcak bir yuva gibi tüten senin dizindi.

Sen aklıma gelince her şey gülümserdi.
Ağaçlar şarkı söyler, rüzgar tatlı eserdi.

Ey sevgilim, bilirsin benim ne çektiğimi;
Garip başımın derdi bir yürek taşıyorum.
Anlarsın niçin uzak yerlere baktığımı;
İçinde yaşanmaz bir dünyada yaşıyorum.
Görünce gülme sakın çırpınıp aktığımı;
Ilık ve aydınlık bir denize koşuyorum.

Sen benim sevgilimsin, sevsen de sevmesen de,
Aradığım yerlere benzeyiş buldum sende.

                                                                                      Sabahattin Ali

29 Mart 2015 Pazar

Kocan Kadar Konuş



Şebnem Burcuoğlu'nun aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlanan öykü, çervresindeki her kadın hızla evlilik hazırlığına girişip gelinlik giyme hayalleri kurarken; hayatına girmesini istediği doğru adamı bir türlü bulamayan bir kadının, Efsun'un hikayesini anlatıyor.
Efsun üzerinden, bu coğrafyada yaşayan kadınların, daha küçük yaşlarda koca bulmaya programlandıklarını ileri süren yapım 30 yaşına gelmiş olan Efsun'un hayatının kalan kısmını birlikte geçirmeyi hedeflediği gerçek aşkı, sevgiyi, dürüstlüğü arayışını anlatırken, akranı olan kadınlar gibi erkekleri yönlendiremeyen genç kadının imdadına, "kadınlığın kitabını yazmış" İzmirli ailesi yetişir. Kendisini güvenilir Türk kadınlarına emanet eden Efsun erkeklerin tüm zaaflarını öğrendikten sonra ise karşısına yıllardır unutamadığı lise aşkı Sinan çıkar!
Başrollerde Ezgi Mola ve Murat Yıldırım'ı izleyeceğimiz filmin yönetmenliğini ise Kıvanç Baruönü üstleniyor.
Kaynak: www.beyazperde.com/filmler/film-230884/

"Evli misin?
Ya nişanlı?
Sevgilin var mı?
O da mı yok!
Yaş kaç?
Hımmm, anlaşıldı!"

Replikler çok tanıdık gelmedi mi Türk kızı?

Cumartesi öğle 13:45 seansı, yağmurlu bir gün ve koşturarak Konak Pier'den içeri ışınlanıyorum. Aybüke(arkadaşım) sıraya girmiş beni bekliyor ve içerisi çok kalabalık, ne sanki biraz sinirlenmiş mi? Çok bekletmedim yeaaa sadece saat 13:40 hepsi bu!

+ Hadi, hadi neredesin? Sana kötü bir haberim var yalnız?
- Ne? N'olmuş? Sakın bilet yok deme!
+ Hayır ama sadece ön koltuklarda yer kalmış, hofff!
- Olsun ya hiç yoktan iyidir. Hem fena mı protokol gibi izleriz!(Bu söylediğime ben de inanmadım ama depar atarak geldiğim filmi izlemeden geri dönecek değilim.)

Neyse! Bir şekilde biletlerimizi alıp salona doğru ilerledikten sonra görevlinin talimatıyla oturduğumuz koltuklarda 1 saat 48 dakika boyunca gülmekten gözümüzden yaş gelene kadar anırdık diyebilirim. Filmdeki Efsun resmen benmişim meğer! Oturdum kendi hayatımı izledim sanki! Öyle bizden öyle samimi ve o kadar eğlenceli bir film olmuş ki emeği geçen herkesi kutluyorum.
Mesaj içeriği boldu sırf Ezgi Mola'nın oyunculuğu ve Murat Yıldırım'ın yakışıklılığı için bile izlenir. Ha bu detaylara takılmadan izleyip beğendiğim kısımları tabii! Abartıları, gerçeküstülüğü hatta klişe esprileri yok mu var hem de çok! Yarı kül kedisi masalı aslında, origami ile yapılmış at, kuş ve metaforik eşyalar, kızların kendi aralarında yaptıkları geyikler ve atılan tripler ile baştan söyleyeyim erkek filmi değil, Türk tipi hatun filmi ama stresli geçen bir günün sonunda kafa dağıtmak için şifa niyetine ya da sırf Ezgi Mola'nın tatlı gülümsemesi için izleyin siz de o zaman beyler ne diyeyim?!
Ha yok illa "sivgilimli gidicim" diyen hatunlara da şunu eklemeyi bir görev bilirim; sevgiliyle de gidilir tabii gülünür, eğlenilir ama film bitip salondan çıktığında sevgilin hâlâ elini tutuyorsa ona sımsıkı sarıl bence.
Salonda yer yer parçalı duygusallık ve sağanak halinde kahkaha mevcuttu. Ön koltuklar mı? Hiç sorma! Hafiften boynumuz tutuldu ama ayaklarımızı uzatıp koltukları geriye doğru yatırdığımızda bizden keyiflisi de yoktu.







19 Mart 2015 Perşembe

Hayat Bir Podyum



İzmir'de, Dünya Kadınlar Günü nedeniyle Uluslararası Kadınlar Dayanışma Derneği ve Türk Kadınlar Konseyi İzmir Şubesi tarafından, Kastamonu Valiliği Mimar Vedat Tek Kültür Ve Sanat Merkezi açıldı ve şapka defilesi düzenlendi.
Ege Palas Otel'indeki geçici olarak düzenlenen müze ve defileye eski Devlet Bakanları İmren Aykut, Işılay Saygın, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu'nun eşi Türkegül Kocaoğlu, Türk Kadınlar Konseyi İzmir Şubesi Başkanı Süheyla Diker, Kastamonu Valiliği Mimar Vedat Tek Kültür ve Sanat Merkezi Müdürü İlknur Aynan ve çok sayıda İzmirli kadın katıldı.
Defile; 1921 yılında bugünkü Olgunlaşma Enstitüsü olan Çiçek ve Sepet Mektebi'nde Habip Akıncı tarafından yapılarak Atatürk'e hediye edilen ve Türkiye'de üretilmiş ilk şapka ile başladı. Ardından Korcan Karar'ın sunumu ile Olgunlaşma Enstitüsü öğrencileri ve çalışanları Osmanlı'dan günümüze 50 şapkayı sundu. Defile bittikten sonra varsa şapkanızı giyin diyen yetkililer misafirler arasından Zuhal Yorgancıoğlu'nun başı olduğu jüri ile salondaki en güzel şapkayı seçip ödüllendirdiler. Ödülün sahibi Zeynep Çakır oldu.

Atatürk'ün beyaz renkli yazlık orijinal şapkasını İmren Aykut özel kutudan çıkartarak İzmirli kadınlara sürpriz yaptı.

"Acıları paylaştığımız gün"

İmren Aykut Dünya Kadınlar Günü kapsamında Cumhuriyet Dönemi şapkalarının konu edilmesinin Atatürk devrimlerinin açısından çok önemli olduğunu ifade etti. Aykut, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nün kutlama gibi algılanmasını da "Son 10 yılda ülkemizde 5 bin 400 kadın öldürülmüştür. Son iki ayda katledilen kadın sayısı ise 60'a ulaştı. Böyle bir durumda kutlama değil, 8 Mart tarihi acılarımızı paylaştığımız bir gündür" diye konuştu.
Kaynak: www.hurriyet.com.tr/ege/28423333
     
Heyecandan kalbim ağzımda atıyordu sanki! Çünkü Şafak Fişek Ajans'ın koreografisi eşliğinde gerçekleştirilen böyle anlamlı ve çok önemli bir defilede ajansın deneyimli mankenleri arasında ilk defa görev almak hele ki o birbirinden özel şapkaları "profesyonel mankenlere taş çıkartırcasına taşıyabilmek"(Defile sonrası bana söylenen cümlelerden biriydi.) benim için gurur verici bir olaydı. Birilerinin size hayranlık duyduğunu belli eden bakışlar fırlatması, patlayan flaşlar, kalabalık insan ordusunun sizi gururla ayakta alkışlaması beni duygulandırırken bir yandan da "şimdi bir takılıp düşsem amma komik olur ha!" düşüncesi sarmıştı dört bir yanımı.  Neyse ki bana inanıp güvenen ailem ve hep "sen en iyisini yaparsın merak etme" diye destek veren arkadaşlarım sayesinde biraz olsun rahatlamıştım ve Allah utandırmadı çok şükür bu işin de üstesinden gelmeyi başardım. Emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler, sayenizde unutamayacağım güzellikte bir hatıram oldu.




Sonra döndüm ve dedim ki; Hayat da bir podyum değil mi zaten?! O zaman yürü gitsin!














1 Mart 2015 Pazar

Dünyayı İstiyorsan... Okuyan Bir Kızla Çık!



Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman okuduğu bir kitap bulunmasından anlayabilirsin. Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla. Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle, Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren. Joyce'un Ulysses'ini anladığını söylüyorsa entelektüel görünmeye çalışıyor demektir. Alice'i seviyor mu yoksa Alice mi olmak istiyor, bunu sor.
Okuyan bir kızla çıkmak kolaydır. Doğum gününde, yılbaşında ve yıldönümlerinde ona kitap alabilirsin. Ona sözcükler hediye et, şiirlerden, şarkılardan hediye sözcükler. Ona Neruda, Pound, Sexton, Cummings hediye et.
Kelimelerin aşk olduğuna inandığını bilsin. Gerçekle kitaplardaki gerçeği ayırt edebilir ama yine de yaşamını biraz da olsa, en sevdiği kitaptakine benzetmeye çalışacaktır. Bunda senin suçun yok.
Bir biçimde, bunu deneyecektir. Ona yalan söyle. Söz diziminden anlıyorsa, yalan söyleme ihtiyacını anlayacaktır. Sözcüklerin ardında başka şeyler var: niyet, değer, ayrıntılar, diyalog. Dünyanın sonu olmayacaktır.
Onu bırak. Çünkü okuyan bir kız çöküşlerin her zaman zirveyle biteceğini bilir. Çünkü her şeyin bir sonu olduğunu bilir. Hikayenin devamını her zaman yazabilirsin. Tekrar tekrar başlayabilir ve hâlâ kahraman olarak kalabilirsin. Bu hayatta bir iki kötü adama yer vardır.
Olmadığın her şey için neden korkasın ki? Okuyan kızlar bilirler ki tıpkı karakterler gibi insanlar da gelişebilirler. Twilight serisi istisnadır.
Eğer okuyan bir kız bulursan, yanından ayırma/ayrılma. Gecenin bir yarısında, kitabı göğsüne yaslamış ağlarken bulabilirsin onu, bu durumda ona çay yap ve sarıl. Onu birkaç saatliğine kaybedebilirsin ancak her zaman sana dönecektir. 
Kitaptaki karakterler gerçekmiş gibi konuşacaktır, çünkü bir anlık da olsa gerçektirler.
Ona bir sıcak hava balonunda ya da bir rock konserinde evlenme teklifi et. Ya da bir dahaki hastalığında gelişigüzel bir şekilde. Skype üzerinden teklif et.
O kadar sıkı gülümseyeceksin ki neden hâlâ kalbinin infilak etmemiş ve göğsünün kan içinde kalmamış olduğunu merak edeceksin. Yaşam öykünüzü yazacaksınız, garip isimli ve garip beğenileri olan çocuklarınız olacak. Çocuklarınıza Şapkalı Kedi'yi ve Aslan'ı aynı gün izletebilirsiniz, yaşlılığınızın kışında birlikte yürüyeceksiniz ve sen botlarındaki karı temizlerken, o mırıldanarak Keats okuyacak ezberinden.
Okuyan bir kızla çık çünkü bunu hak ediyorsun. Hayal edebilen en renkli hayatı sana verebilecek bir kıza layıksın. Eğer ona sadece monotonluk, kayıp saatler ve yarım yamalak öneriler verebileceksen, yalnız kalman daha hayırlı. Eğer dünyayı ve onun ardındaki dünyaları istiyorsan, okuyan bir kızla çık.
Ya da iyisi mi, yazan bir kızla çık sen.
                                                                                            
                                                                              Rosemarie Urquico
                                                                         
                                                                           Türkçeleştiren: Onur Çalı
                                                                   

15 Şubat 2015 Pazar

Allah'a Emanet Yaşıyoruz



Dünden beri düşünüyorum ne söylesem ne yazsam diye. Sinirim bozuldu, ağlıyorum, kelimeler anlamsız ve ne kadar acıdır ki hiçbir şey Özgecan'ı geri getirmeyecek. Hepimizin ortak ve tek arzusu kadın cinayetlerinin artık son bulması.
Psikoloji Bölümü Öğrencisi Özgecan Aslan 12 Şubat 2015 tarihinde bindiği Mersin Tok firmasına ait minibüsün şoförü, şoförün oğlu ve arkadaşları tarafından tecavüze uğramış ve daha sonra canice yakılarak öldürülmüş ve dereye atılmıştır.
Ben bir annenin; "Sabah kaldırdım, sütünü içirdim, harçlığını verdim, okula gönderdim, bir daha dönmedi." Ve bir babanın; "Toprak atmayın meleğime" sözleriyle parçalara ayrıldım. Dilerim katilleri en ağır cezayı çekerek acı içinde ölürler.
Bu ülkede kadın olmak gerçekten zor ve bu zorluklar saymakla bitmez; gideceğim yere, gideceğim vasıtayı, geçeceğim yolu düşünerek giyinmek zorunda kalıyorum, akşam geç bir vakitte dışarıda ıssız bir sokakta yürümek zorundaysam adımlarım hızlı, gözüm etrafta, çok dikkatli bir şekilde fakat korktuğumu belli etmeden ve çantamda biber gazı bulundurarak yürüyorum. Taksi, minibüs, otobüs gibi vasıtalarda en son yolcu olmamak için dua ediyor, bindiğim aracın plakasını alıp en yakın arkadaşlarıma mesaj atmak zorunda kalıyorum. Yalnız olduğum zaman dışarıdan sipariş geldiğinde 'tamam baba ben hallederim' diye boş eve bağırıyorum, eve gelirken kalabalık ve aydınlık yolları seçip bildiğim bütün duaları okuyorum, bir zamanlar anlam veremediğim ve sinir olduğum "sana değil çevreye güvenmiyorum" cümlesine şimdi saygı duyuyor ve sonuna kadar inanıyorum. Sokakta dikkat çekmemek adına makyajı abartmamaya özen gösteriyor hatta bazen makyaj bile yapmadan sokağa çıkıyorum. Erkek arkadaşlarım arasında "saat geç oldu ben artık kalkayım" lafımın hep alay konusu olmasına ne demeli? (Bu zerre umurumda olmadı zaten bana değer veriyorsan gece geç saatlere kadar dışarıda takılan bir insan olmadığımı anlar ve buna saygı duyarsın.) Yüz vermeyince "kezban" yüz verince "kaşar" muamelesi görmeyim diye erkekler ile aramdaki mesafeyi korumaya dikkat ediyorum. Ne kadar görmezden gelsem de yolda yürürken atılan laflar, yediğim sözlü tacizler midemi bulandırıyor artık! Yolda yürüyen biraz güzel kadın görünce yavaşlayan arabaların yaşattığı tedirginlik, daha dün 14 Şubat diye kız kıza gezdiğimiz Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesin'de arkadaşımla bana bir yavşağın(kusura bakmayın bu laf az bile!) "Bunlar çok sert çıkma teklifimi kabul etmezler" diye bağırması, gittiğim iş görüşmelerinin birindeki sapık ruhlu işverenin "akşam yemeğinde detayları konuşalım" lafının psikolojimi ne derece çökerttiğini, yıllar önce gündüz vakti vapur iskelesinden eve kadar beni koşturtan manyağın(bunu ailem duyunca korkar ya da üzülür diye onlara hiç bahsetmedim), yaşattığı korkuyu tahmin bile edemezsiniz. Eve geç kaldığımda annemin ve babamın yaşadığı tedirginliğe hak veriyorum. Dışarıda her türlü insan görünümlü yaratık mevcut! Hatırlarsınız bundan 3 yıl önce İzmir'in Balçova ve Konak ilçeleri'nde bankada çalışan Esra Yaşar'ı ardından İzmir Ekonomi Üniversitesi öğrencisi(ki bu benim o sırada okuduğum üniversite oluyor) Ayşe Selen Ayla'yı son olarak da "Azra" takma adlı travesti Mustafa Has'ı birer gün arayla öldüren seri katil Hamdi Ayri haberini.
Lise öğrencisi Münevver Karabulut'un 3 Mart 2009 tarihinde Cem Garipoğlu tarafından vahşice öldürülmesi hâlâ etkisinden kurtulamadığımız haberlerden sadece bir kaçı...
Hemen hemen her gün televizyonda denk gelen kadına şiddet ve cinayet haberleri. Onlardan biri ben, sen yani biz de olabiliriz. Peki ama kadınlardan ne istiyorsunuz? Nedir bu nefretiniz? Siz de bir kadından doğdunuz, sizin de ananız, bacınız ya da kız çocuğunuz var ha olmasa da bu bir kadına tecavüz etme ya da onu öldürme hakkı mı veriyor yani? Bak ne demiş Peygamber Efendimiz; "Kadınlar size Allah'ın emanetidir." Kadınlara giyinmeyi ve nasıl davranacağını değil, oğlunuza nasıl adam olunur onu öğretin bir zahmet!
Arkamdan gelen her insanı kontrol ederek yürümek zorunda mıyım? Şimdi ben bu iki yüzlü toplumun hangi suratına tükürmeliyim?
Kadın-erkek eşitliğini sağlamak için bütüncül politikalar üretilmedikçe, failler caydırıcı bir şekilde cezalandırılmadıkça ve toplumda yükselen şiddet kültürüne karşı önlem alınmadıkça bu sorunun çözülemeyeceğini biliyorum. Erkeklerin genelinden tiksiniyorum dediğimde feminist misin diye soran zavallılar ile ördeğe bile tecavüz ediliyor deyip bu olayın yaşanmasını gayet normal karşılayan kıt beyinlilerin var olduğu bir toplumda hayalindeki meslek ne diye sorsan 'pezevenklik' diye yanıt verecek olan şeref ve ahlak yoksunu heriflerle aynı havayı soluyoruz neticede Allah'a emanet yaşıyoruz!



31 Ocak 2015 Cumartesi

Tuzlu Kahvenin Hikayesi



Kıza bir partide rastlamıştı. Harika bir şeydi. O gün peşinde o kadar delikanlı vardı ki! Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti. Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı ama tam bir kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular. Delikanlı öyle heyecanlıydı ki kalbinin çarpmasından konuşamıyordu. Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı. Kız "Ben artık gideyim" demeye hazırlanırken delikanlı birden garsonu çağırdı.
"Bana biraz tuz getirir misiniz?" dedi. Kahveme koymak için.
Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı. Kahveye tuz! Delikanlı kıpkırmızı oldu utançtan ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı.
Kız merakla "Garip bir ağız tadınız var." Dedi. Delikanlı anlattı: "Çocukken deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım. Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben. Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu ailemi hatırlıyorum. Annemle babam hâlâ o deniz kenarında oturuyorlar. Onları ve evimi öyle özlüyorum ki"...
Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının. Kız dinlediklerinden çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini arayan, evini sakınan biri... Ev duygusu olan biri... Kız da konuşmaya başladı. Onun da evi uzaklardaydı. Çocukluğu gibi...
O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu. Tatlı ve sıcak. Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii! Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi prenses, prensle evlendi. Ve de sonsuza kadar çok mutlu yaşadılar.
Prenses ne zaman kahve yapsa prensine, içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu... Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü.
40 yıl sonra adam dünyaya veda etti. " Ölümümden sonra aç" diye bir mektup bırakmıştı sevgili karısına. Şöyle diyordu satırlarında:
"Sevgilim, bir tanem. Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim. Tuzlu kahvede...
İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun? Öyle heyecanlı ve gergindim ki "şeker" diyecekken "tuz" çıktı ağzımdan. Sen ve herkes bana bakarken değiştirmeye o kadar utandım ki yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı defalarca düşündüm ama her defasında korkudan vazgeçtim.
Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için bir sebep yok...
İşte gerçek: Ben tuzlu kahve sevmem! O garip ve rezil bir tat. Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim. Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluydum.
Dünyaya bir daha gelsem, her şeyi yeniden yaşamak, seni yeniden tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim. İkinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da"...
Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı.
Lafı açıldığında bir gün biri, kadına "Tuzlu kahve nasıl bir şey?" diye soracak oldu.
Gözleri nemlendi kadının. Çok tatlı! Dedi.