26 Nisan 2012 Perşembe

Meleklerimle Yaşıyorum




Sözümü tuttuğum üzere konumuz "Melek Terapisi"... Gece gece oturdum yazıyorum bak sırf sen "söz verdin de tutmadın, bekledim de yazmadın" deme diye transa geçtim yazıyorum :) Önce melek kartlarımdan seçtim acaba zamanlama doğru mu diye sordum? Onlarda bana "Sen yapman gerekeni biliyorsun" dedi. Bu şekilde anlaşıyorum onlarla. Dur n'aptığımı merak ediyorsun çünkü iyice karmaşıklaştı değil mi? Tamam en baştan başlıyoruz.
Beki İkala Erikli: Robert Kolej ve Boğaziçi İşletme mezunu, 13 yıl üst düzey yönetici olarak Procter&Gamble Türkiye, Almanya, İsviçre, Hollanda ve İngiltere'de çalıştı. Küçük yaşta psişik yeteneklerini keşfeden ve uzun yıllar çevresinin de etkisiyle bu yönünü bir kenara atan Beki Erikli, İngiltere'de Sir John Whitmore'dan Executive Coaching ve Collin Reeve'den NLP Practitioner/Business NLP(Neurolingual Programming) eğitimi aldı. 
Heidelberg'de Coaches Training Institute'un beş aylık yaşam koçluğu eğitim programını tamamladı. Hawaii'li şaman Dr. İhaleakala Hew Len'den aldığı Ho'oponopono eğitimi sayesinde öğrenciliği ve kariyeri boyunca bir kenara attığı içsel rehberliğine yeniden kavuştu. 
İçsel rehberliği, onu Münih'te Charles Virtue'den Medyumluk Sertifikasyonu ve Hawaii'de Dr. Doreen Virtue'dan Meleklerle Çalışma (ATP) ve Meleklerle Medyumluk (ATM) eğitimi almaya yöneltti. Erikli, Executive Coaching/Yaşam Koçluğu'nun yanı sıra, gruplarla ve bireylerle yaşam ötesiyle iletişim, geçmiş yaşam şifası ve meleklerinzile iletişim kurma çalışmaları yapmaktadır.



İçinde allah ve melek inancı olan her bireyin benimseyip uygulayabileceği ama başta "Hadi canım yok artık daha neler!" diyerek inanmadığı ya da inanmak istemediği bir terapi yöntemidir Melek Terapisi şöyle ki; "Ruhunuzu yükseltmek için, koruyucu melekleriniz ve melek aleminin diğer üyeleri sizden negatif korku ve düşünmenin etkilerini salıvermeye yardım etmekten mutlular. Her şeyden çok meleklerin amacı, bilinçliliğimizi tanrının sevgisinin kavrayışına getirmektir. Böylece sevginin farkındalığını bloke eden herhangi bir şeyin kalıntısını temizleyip uzaklaştırmamıza yardım etmek onlar için büyük zevktir. Her zaman etrafınızda melekler var, garanti ve durmaksızın. Daha önce yapmış olduğunun, söylemiş olduğunuz veya düşünmüş olduğunuz herhangi bir şeye rağmen melekler sizi koşulsuz severler" der Doreen Virtue.
Ben kendi adıma söyleyecek olursam kişisel gelişim, sipiritualizm, NLP ve Yaşam Koçluğu gibi konulara oldukça ilgiliyim ve bu alanlarda fırsat buldukça kitap okuyor ve araştırma yapıyorum. Takdir edersin ki Melek Terapisi ile tanışmam da çok zor olmadı. Bu konuda bana ilk ve en önemli desteği veren çok sevgili arkadaşım Ayça Ayseli'ye de kucak dolusu teşekkürler.
Bende tıpkı Beki İkala Erikli gibi yıllardır psişik güçlerim olduğuna inanıyorum hatta inanmakla kalmıyor günlük hayatta yaşadığım enteresan olaylarla bunu adeta kanıtlıyorum; bazen gözlerimle koca bira bardağını kırabiliyor bazen önceden sezdiğim bir olayı gidişatına göre lehime çevirebiliyorum. Çok arkadaşım sıradan bir konuda bile sırf fikrimi almak için telefon açar, ziyaretime gelir. Ben kendimce ve hissederek yapması gerekeni söylerim. Ha yapar ya da yapmaz karar onun. Peki hiç mi yanılmıyorum? Çok çok az... Belki hayatımda sadece 1-2 kez yanıldım ve bunda da bir hayır olduğunu düşündüm. Olumsuz düşünmeyi kesinlikle sevmiyorum, olumsuz insanlardan, olaylardan ve bana negatif elektrik verdiğine inandığım kişi/olay/nesneden mümkün olduğunca uzak dururum. Hayatımdan çıkartırım hem de sonsuza dek. İstemediğim/istenmediğim bir olay, kişi ya da varlıkla ilgili zorlanmayı sevmem neticeleri her iki taraf içinde ağır olur/oldu. Normal insanlarda da vardır zaten böyle altıncı hissel durumlar filan ama inan bendeki çok farklı. Bana resmen bir şeyler iniyor yukarıdan artık adını sen koy! Ve o anı tarif etmem gerçekten çok zor. Bu şekilde bir çok beladan, kazadan hatta hatadan kendimi sıyırmayı başardım. Sonrasında da allaha şükrettim hep. Sanıyorum ki "zihinsel medyumluk" bende ki... Karşımdaki kişinin analizini 5 dk'da yapabiliyorum mesela, hiç görmediğim, bilmediğim ama varsayımsal olarak "doğru" tahmin edebildiğim şeylerin sayısını bilmiyorum bile... Ha unutmadan halen sayısal tutturamadım ya da piyangoda amortiden fazlasını yakalayamadım yani durum o kadar değişik boyutta değil henüz korkma benden :)
Evde yalnız kaldığımda korku filmi izlemeyi çok seviyorum, küçük yaşlardan beri ruh çağırma olaylarına filan ağzım bir karış havada girerim. Gece yalnız başıma sokakta gezdiğim çoktur. Evimde durduk yerde nazar boncuklu biblolarımın kırıldığı çok olur, renkli gözlü insanlardan gerçekten korkuyorum bizzat yaşadım bir akrabamız sarışın renkli gözlü bir hatun ama elektrik alamadığım, bir türlü sevemediğim o ne zaman bize gelse evde fayanslar çatlar, tencereler, tabaklar kırılır sebep?? Yine ismini açıklamayacağım ama üniversiteden bir arkadaş sarışın renkli gözlü bu hatunda da öyle bir göz varmış ki ben bile anlamamışım ta ki şaşkınlığını gizleyemeyip ilişkimiz hakkında fikir beyan edip "gerçekten birbirine yakıştırdığım iki insan harikasınız" dedikten yaklaşık bir-iki hafta sonra ilişkimin yok yere bitmesi??
Tamam sarışın, renkli gözlü erkeğe karşı bir zaafım var kabul ediyorum ama gerçekten kadın ya da erkek renkli gözlü insandan illa ki korkarım arkadaş! Tüylerim ürperir adeta ağlamak gelir içimden be!
Neyse... Konumuza geri dönecek olursak ben melek terapisini olumlu ve faydalı buluyorum. Yani kendimce yaşadığım küçük/büyük mucizelerine de inanıyorum. 
Yapman gerekenler basit: yürekten yardım istemek, enerjinizin yüksek olması için yardım istemek, istemek ve unutmak, belirli bir konuda yardım istemek. Misal iş için diyelim; Baş Melek Mikail'den yardım istemeliyiz. Sevgili Baş Melek Mikail(eğer hangi melekten yardım isteyeceğini bilmiyorsan da sevgili meleklerim demen yeterli) "Mutlu mesut çalışabileceğim, tam bana göre, içinde iyi insanların olduğu, beni rahat rahat geçindirebilecek, kolaylıkla gidip gelebileceğim, çok zevk alarak çalışabileceğim bir işim olsun." şeklinde ya da istediklerin her neyse tam ve açık bir şekilde yazarak yardım iste ve daha sonra unut. Olacak çünkü melekler bunun için çalışıyor.
Gelelim aşk konusuna; Baş Melek Şamuel'den yardım istemeliyiz. Sevgili Baş Melek Şamuel, "Beni sevecek, dürüst, çok saygılı, çok sevgi dolu, nazik, esprili, akıllı, iyi bir iş sahibi, beni anlayacak, hayatı paylaşabileceğimiz, yakışıklı bir sevgilim/eşim olsun".
Sağlık için Baş Melek İsrafil'den yardım isteyin.
Benim gibi nazara inanıyor ve korunmak istiyorsanız da ; Sevgili Meleklerim, bu kötü enerjiyi ya da sevgi olmayan her şeyi benden al. Sevgiye, ışığa dönüştür.(Bunu sabah-akşam yapın)

-Yürekten ve açık bir şekilde yardım iste(bunu yazarak, düşünceyle ya da yüksek sesle ve gülümseyerek yapabilirsin)
- Endişelenme
- İste ve unut!
Terapi bire bir ve uzmanlar tarafından gerçekleşsin istiyorsan detaylar ve daha fazlası için http://meleklerleyasamak.com/ adresini ziyaret edebilirsin. Bir de Beki İkala Erikli'nin kitaplarını mutlaka alıp okumanı tavsiye ederim o vakit her şeyi daha iyi anlayacaksın. Ben sabaha kadar yazsam da tırt yani! (:Bu arada bir de ay zamanları var; Baş Melek Haniel'den gelen mesaj şöyle: "Yeni ayı yeni işlere başlamak dolunayı da bırakmak için kullan". Örneğin, yeni ay zamanı yeni başlangıçların zamanı, hayatında olmasını, artmasını ve yükselmesini istediğin her ne varsa tam olarak onlara odaklan(zihninde olmuş gibi canlandır) ve tüm dileklerini, niyetlerini, tüm güzellikleri bir kağıda yaz sonra "Bütünün hayrına olmasına niyet ediyorum" diyerek bitir cümlelerini. En sonunda da allaha ve meleklere teşekkür ederek ve şükrederek bitir. Kağıdı dilersen sana özel bir yerde sakla, dilersen toprağa göm ya da suya at.
Dolunay zamanı ise, bırakmak istediklerine, hayatından çıkarmak istediklerine, negatif tüm düşüncelerini olumluya dönüştürmek için bir fırsat. Sana endişe veren, korku veren, canını yakan, geride bırakmak istediğin, kalbini acıtan her ne varsa bir kağıda yaz ve sonra cümlelerini yine yukarıdaki gibi bitirdikten sonra kağıdı yak ve küllerini ya evinin balkonundan aşağı ya da denize, suya, lavaboya... at gitsin! Rahatladığını hissedeceksin!
Sonra en doğru zamanı yani ilahi zamanı bekle her şey o zamanda kendiliğinden gerçekleşecektir unutma!
Veee sayılar&işaretler; aslında melekler günlük hayatta bize bir şekilde mesaj verirler önemli olan o mesajları yakalayabilmektir. Kitapta yine bu konuda hepsinin bir anlamı var ve sana özel. Evimin balkonunda bulduğum bu tüy meleklerimin her daim benimle olduğunun kanıtı.
Sayılara gelince; 1'li sayılar: "düşüncelerine dikkat et, çünkü şu anda düşüncelerinle yaratıyorsun" demek.
2'li sayılar: "meleklerin senin yanında" demek.
3'lü sayılar: "aydınlanmış üstatların seninle olduğu, seninle çalıştığı" anlamına gelir. İsa, Buda, Mevlana, Meryem Ana... gibi
4'lü sayılar: "bu işi meleklerine bırak, biz hallediyoruz" demek. İçini rahat tut. O işin en usta ellerde olduğundan emin ol.
5'li sayılar: "doğru yoldasın, bu yaptığını yapmaya devam et" demek. Meleklerin yürüdüğün yolda seni destekliyor.
6'lı sayılar: "bırak bizlere, bırak allah halletsin" demek. Herşey olması gerektiği gibi oluyor.
7'li sayılar: "bir mucize bekle" demek. Düşüncelerini pozitif yönde tut, gelecek!
8'li sayılar: "bereket sana geliyor" demek. Özellikle finansal anlamda.
9'lu sayılar: "hayatının amacı üzerine çalış" demek.
0 : "Allah seni seviyor" demek. Gün içinde karşına çıkan işaretlere dikkat et mesela çok sık denk geldiğin sayılar olabilir bunlar.
Aslında her şey ilahi zamanlama sayesinde gerçekleşiyor biz yeter ki içimizi, duygu ve düşüncelerimizi temiz, net ve pozitif tutalım. Ve melekler onlar ilk nefesimizden son anımıza kadar hep yanımızdalar.Varlıkları ışık verir, bizi korur, kollar, tavsiye verir, cesaret verir, gerektiğinde seni avutur.Kulağına fısıldar ama sen dersin ki: "Bana öyle geldi" değil o iç ses meleklerin sesi yani seni dürten, uyaran, engelleyen veya oluşumu sağlayan yine onlar.Ego'ları yok, saf sevgileri var ve bize yardımcı olmak için tüm gücüyle çalışıyorlar. Ben belli başlı okuduğum dualardan sonra Melek Terapisini keşfettim ve huzur buldum. Dualarıma yine devam ediyorum ama terapiyi de yok saymıyorum. Her zaman dediğim gibi tatlım inanıp inanmamak, uygulayıp uygulamamak sana kalmış tabii :)
Sevgiyle kalın!



24 Nisan 2012 Salı

17. İzmir Kitap Fuarı Yansımaları...




Neresinden başlamalı bu yazının diye ince ince düşünürken; doğup büyüdüğüm ve halen yaşamakta olup bir türlü bağlarımı koparıp gidemediğim zira kısa süreli gidişlerimde bile döndüğümde toprağını öpesim gelen yegane şehrim İzmir'den başlamalı söze dedim.

İzmir...

Türkiye'nin en güzel şehridir. Baharın tadının doyasıya çıkarıldığı bu kentte yakmayan ama her daim hem içini hem tepeni ısıtan bir güneş gün boyu eşlik eder sana. Deniz kenarında bir yerde otursanız bile akşamları sırtınıza hafif bir şeyler geçirmeniz yeterli. İnsanları güler yüzlü, yardımsever, sıcak; trafiği sakin, ulaşımı kolay ve rahat canımız sıkılınca "haydi bir karşıya geçip gelelim" dememiz ve karşıya geçip eve dönmemiz çok zamanımızı almaz öyle İstanbul'daki gibi saatlerce sürmez; havası ve kızı mis gibi deniz kokan bir kent.
Türkiye'nin üçüncü büyük metropolü, önemli fuar ve liman kenti. Bakımlı bir arnavut kaldırımının bir tarafında mis gibi deniz bir tarafında bir şeyler yiyip içebileceğin şahane mekanları... Yemekler lezzetli, garsonları kibar fiyatları kazık değil. Daha salaş alternatiflerde var üstelik, dilersen otur bir deniz kenarına al eline gevrek+peynir+ayranını dilersen otur bir çay bahçesine kumruyla çayın tadını çıkar.
Deniz kenarında çiğdem çitleyebilirsin mesela(kabuklarını yere atmaman koşuluyla) Ben evimin balkonunda hava/havam güzel olduğunda çok sık yapıyorum bunu ama deniz havası bambaşka tabii...
Üniversiteli sevgililerin sokakta sarmaş dolaş gezdiği, insanların rahat hareket edebildiği bu kentte "havasından mı suyundan mı bilinmez kızları güzel, erkekleri yakışıklıdır" sözü artık herkesin kabul ettiği bir gerçek oldu zira bunu yıllarca İzmir'den çıkarttığımız ve çıkartmaya devam edeceğimiz tescilli güzellerimizle de kanıtlamaya devam ediyoruz.

                                        Çok mu çok farklıyız! :)








Ulan İzmir! Aynı anda hem sevdiğim hem nefret ettiğim şehirsin be! Yine de vazgeçemedim senden...



Veee "Otuz Beş Buçuk" Karşıyaka... Yerleşim alanı, İzmir merkezinin karşısında bulunması nedeniyle Karşıyaka adını alır. Eski ismi Kordelio'dur. Kimi rivayete göre bu isim Haçlı Seferleri komutanı İngiltere Kralı Aslan Yürekli Richard'tan mirastır. (Çünkü o dönemde İngiltere'nin geçerli dili olan Fransızca'da Richard Coeur de Lion) Kimilerine göre de Bizans kaynaklarında bölgede yer alan ve yeri tam tespit edilemeyen "Kordeleon" adlı bir yerleşimin bahsi geçmektedir.
Karşıyaka aşktır, alışkanlıktır, mabed gibidir. Hele ki Göztepe'yle maç olduğu bir güne denk gelmişsen sabahın erken saatlerinden itibaren sokakların rengini görmen ve tezahüratları duyman, hissetmen lazım.
Tarif edemem bendeki İzmir'i sana... Ben ilk kez bu şehirde aşık oldum, bu şehirde yaşadım sevgiliden ayrılık acısını bu şehirde terk edildim, terk ettim... Bu şehirde özledim, yalnız kaldım. Bu şehirde dost edindim, kavga ettim, bu şehirde güldüm, hüzünlendim. Ben bu şehirde kaybettim, bu şehirde kazandım. Dibe vurduğum şehirde burası, yükseldiğim de... Kaçmayı defalarca istediğim hatta kaçabildiğim şehirdir İzmir, vazgeçip geriye döndüğüm de... Sevip sevildiğim, nefret ettiğim ve nefret edildiğim yerdir İzmir. Kaç akrabanın, eşin dostun vefat haberini aldığım yerdir, kaç arkadaşı, eşi dostu evlendirdiğim şehir...
Yeri geldi kahkahalarla güldüm, yeri geldi hıçkırarak ağladım sokaklarında... Bazen arkadaşlarımla sarhoş olduk, dans ettik fütursuzca... Bazen korkuyu yaşadım, bazen acıyı, bazen heyecanı... Dilekler tutup denize attığım, sinir olup sövüp saydığım, her santiminde bir hatıramın olduğu kalbimin her daim Ege'de attığı yerdir İzmir. Beni İzmirli olan anlar...
İnsanın yaşadığı şehri anlatması, onu kelimelere inci gibi dizmesi zor. Hep derler ya "anlatılmaz yaşanır" o hesap! Ne kadar çabalasam da kaçmaya içimdeki yeri başkadır İzmir'in. Candır, canandır! Canımdır! :)
Gözlerim doluyor bunları yazarken artık 17. İzmir Kitap Fuarı'nı anlatmaya geçsem iyi olacak! Bokunu çıkartmanın anlamı yok!
Efenim bilindiği üzere geçtiğimiz hafta(14-22 Nisan 2012) İzmir 17. Kitap Fuarı kapılarını ziyaretçilerine açtı.
Ben de ancak son günlerine doğru fırsat bulup gittim. Bir şekilde gitmeseydim aklım kalacak ve ağlayacaktım kendimi biliyorum zira söz konusu kitap olunca bende akan sular duruyor. İyi ki de gitmişim sevdiğim yazarlar oradaydı, stand stand gezmekten, kitapların arasında kendimi kaybetmekten ve bu sırada farklı insanlarla tanışmaktan her daim mutlu oluyorum. (Öyle ki gözüme kestirdiğim ve başlangıç için hiç de fena gözükmeyen 500 parçalık puzzle aldığım sırada tanıştığım kızla ettiğim sohbeti kırk yıllık dostumla etmemişimdir) (:
Bir kaç söyleşi ve panele de izleyici olarak katılmayı ihmal etmedim, öğrendiğim pek çok bilgi oldu "Edebiyatta Aşkın Farklı Yüzleri"(Konuşmacılar, Jale Demirdöğen ve Emre Kalcı'yı dinlerken bir taraftan konuyla ilgili notlar tuttum), "Sanat Cephesi Şairlerinin Mayıs Mesajları"(Resmen sanata, türküye ve insanlığa verilen derslere kapıldım diyebilirim) "Günümüz Edebiyatında Roman"(Hoşuma giden bir diğer panelde buydu özellikle H. Rezan Gülseren'nin hayat hikayesi ve eserleri ilgimi çekti) ve tabii kitap imzalatmak!
Bunun için dakikalarca kuyrukta bekledim ki sabırsız bir insanımdır, beklemeyi pek sevmem zira aynı kuyruk annemin bana "kızım eve gelirken şu faturayı da yatırıver" dediği söz konusu faturanın sırasıysa hele! Eve saydırarak gelebiliyorum :)
Geçmiş yıllara göre hem yazar hem de ziyaretçi sayısının artış gösterdiği bir fuardı bana göre. Şöyle ki son günlere denk gelmiş olmama rağmen tıklım tıklımdı diyebilirim.
Bir de gözlemlediğim kadarıyla liseli arkadaşlarımın sayısı fazlaydı(Bu durum beni umutlandırdı, sevindim doğrusu!)
Genel bir pislik durumu da sezmedim değil. Yerlere atılmış çöpler filan... İnsanlarımıza bilinç aşılamaya çalışsak bile yetersiz kalıyoruz sanırım. Bunu fuarı gezerken doldurduğum ankette de belirttim. Ben bir de yetkililere seslenmek istiyorum zaten sıkışınca yaptığımız genel bişi bu :) Bu konuda biraz daha titiz, temiz ve dikkatli davranırsak hem görüntü hem itibar açısından olumlu bir imaj bırakabiliriz diye düşünüyorum.
Neyse, güzel ve heyecanlı bir gün geçirdim. Sevdiğim yazarlar, ilgimi çeken kitaplar arasında bulunmak gerçekten keyif vericiydi. Bu yıl bütçemi çok sarsmamak açısından fazla kitap almadım ama yinede elim kolum boş çıkamadım fuardan allah bereket versin! :)  Emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler...




19 Nisan 2012 Perşembe

İşe Bak!



Sıkıcı, zorlayıcı hatta klişeleşmiş iş ilanlarından bunalanlar ve kendini geleceğin "Eğlence Müdürü" olarak gören tüm adaylar bu iş başvurusundan haberiniz var mıydı? Duyar duymaz bloguma yazdım, ben başvuru formunu, soruları incelerken çok eğlendim! :) Gel beraber inceleyelim işte başvuru formunda yer alan sorular:

- 140 karakterle kendini anlat.

- Hayat senin oyun alanınsa sen bu oyunu nasıl oynuyorsun?

- Pazar günleri ne yaparsın?

- Sevdiğin mekanlar nerelerdir?

- Yılbaşında ne yaptın?

- En sevdiğin kıyafetin hangisi?

- Yaptığın en büyük çılgınlık neydi?

- Hangi sosyal medya araçlarını kullanıyorsun?

- Facebook'ta neler yaparsın?

- Facebook listende kaç kişi var?

- Twitter'da takipçi sayın kaç?

- Blog sayfan var mı? Varsa adı ne? Hangi konularda yazıyorsun?

- Öyle eğlenceli bir cümle yaz ki "İşte Eğlence Müdürü budur diyelim!"

Anlaşılan Jimmy Key İnsan Kaynakları'nı yoğun bir başvuru eleme süreci bekliyor. Örneklerine yurt dışındaki iş başvurularında veya televizyondaki yarışma başvuruları sorularında rastlanılan bu başvuru formuna gelecek yanıtları o kadar merak ediyorum ki :)

Unutma!

 "Seveceğin bir iş seçersen, yaşamında bir gün bile çalışmış olmazsın.
 
Konfüçyus

16 Nisan 2012 Pazartesi

İyi Ki Doğdun!



"Popülist yaklaşımlara, hiçbir zaman benimsemediği bazı yönetim biçimlerine ve tekonolojiye yönelik ağır eleştirilerini ise yine bu komedi tarzının içinde eritmiş ve sessizce seyirciye ulaştırmayı bilmiştir". Charlie Chaplin, yarattığı 'modern palyaço' Şarlo karakteri; bol pantolonlu, melon şapkalı, büyük ayakkabılı, sürekli bastonunu çeviren ve sakar hareketleri ve de gülünç mizansenleriyle hafızalara kazındı.
Ben üniversitedeyken yapıtlarını çok defa izleyip, üzerine çeşitli projeler yaptığımızı bilirim.(Bu sebeple defalarca izlediğim yapıtları ve bu yapıtları izlediğim zamanlar gülen bizleri anımsıyorum. Bak şimdi de aklıma "Modern Zamanlar" geldi) :) Bugün onun doğum günü! İsminin yanına parantez içinde her ne kadar 16 Nisan 1889- 25 Aralık 1977 tarihleri yazılmış olsa da o hafızalarda, kalplerde hep yaşayacak bir sahne fenomeni bence.
Altına Hücum, Şehir Işıkları, Büyük Diktatör, Asri Zamanlar, Sirk ve Sahne Işıkları gibi başyapıtlara imza atmasının yanı sıra aşağıda paylaştığım sözleri de birer düstur mahiyetindedir.

- Gün sonunda yapmadıklarınla değil yaptıklarınla yargılanırsın.

- Benim hayatımdaki en büyük düşman zamandır.

- Bir kişiyi öldürürsen katil, milyonlarca kişiyi öldürürsen kahramansın.

- Dünya herkese yetecek büyüklükte onun için başkasının yerini kapmaktansa, çalışarak gerçek yerinizi bulun.

- Hayat dar alanda trajedi, geniş açıda komedidir.

- Ayna benim en iyi arkadaşımdır çünkü ben ağladığımda o asla gülmez.

- İnsanlar ölmeyi bildikleri sürece özgürlük yok olmayacaktır. Hayatta beni mutsuz edebilecek en büyük şey lükse alışmaktır.

- Zaman en iyi yazardır. Her zaman mükemmel sonu yazar.

- Genellikle insanlar sizi kritik etmek, sizinle alay etmek için her zaman bir eksiğinizi bulacak ve kimse sizi olduğunuz gibi kabul etmeye yanaşmayacaktır. Bunun için doğru bildiğiniz şekilde yaşayın ve kalbinizin sizi yönlendirdiği yere gidin.

- Hayat ön provası yapılmamış bir tiyatro gösterisidir. Bu, alkışı olmayan tiyatronun perdesi kapanmadan; gülün, şarkı söyleyin, dans edin, aşık olun. Hayatınızın her anını değerlendirin.

- Beni anladıkları için, seni anlamadıkları için alkışlıyorlar. (Albert Einstein'a söylediği söz.)

- Hayatın bize çizdiği yol, özgürlük ve güzelliklerle dolu olabilir ama biz bu yolu yitirdik. Hırs insanların ruhunu zehirledi, dünyayı bir nefret çemberine aldı. Hepimizi kaz adımlarıyla sefaletin ve savaşların içine sürükledi. Hızımızı arttırdık ama bunun tutsağı olduk. Bolluk getiren makineleşme bizi yoksul kıldı. Edindiğimiz bilgiler bizi çıkarcı yaptı, zekamızı da katı ve acımasız. Çok düşünüyoruz ama az hissediyoruz. Makineleşmeden çok insanlığa, zekadan çok iyilik ve anlayışa gereksinmemiz var. İnsancıl değerlerimizi koruyamazsak hayat korkunç olur, hep yitiririz. Siz insanlar güçlüsünüz. Makineleri yapacak güç sizdedir. Bu hayatı olağanüstü bir mutluluk serüvenine çevirecek olan yine sizlersiniz. Öyleyse insanlık ve demokrasi adına bu gücü kullanalım ve milliyetçilik hastalığına karşı birleştirelim.
Din, dil, ulus ayrımcılığı olmayan yeni bir dünya yaratalım.



*** "Melek Terapisi" harika bişi! Yakında söz verdiğim üzere detayları paylaşacağım. Görüşürüz! :)

8 Nisan 2012 Pazar

Pazar Mottosu: Yan Gel Yat Osman!



İsmi "Osman" olanları tenzih ederim :) Pazar günüme yakışır "Yan Gel Yat Osman!" felsefesiyle karşındayım ama o da ne bugün bu mottonun tersi bir durum söz konusu zira işim başımdan aşkın... Sağdan ve hızlıca kalk Gülşah!(Zaten yatağım duvara yapışık sürekli sağdan kalktığıma göre sorun yok! Sorun uyanabilmek ) :( Bu sabah çok zor kalktım yataktan hatta kalkmamak için direndim durdum lakin bugüne dair yapacaklarım kafamda şekillendikçe ürktüm ve bir hışım fırladım yataktan... Sabah 08:30 itibariyle çalar saat zırıltısının verdiği kahredici septomları bünyemde hissederek uyanmanın zorluğu ile sporumu yaptım, duşumu aldım ve kahvaltı hazırlayıp afiyetle yedim. Birazdan yollara koyulacağım daha sonra eve geldiğimde küçük çapta bir temizlik operasyonu da beni bekler. Ben pazar günlerini sevmiyorum arkadaş! Senelerden beri değişmez kuralları var pazar'ın; sabah erken kalkılır, spor yapılır, keyif kahvaltısı+tv+envai çeşit gazete, dergi okuma telaşı+ hüüüp! diye içine çekilerek içilen Türk Kahvesi'nin bile tadı damağımda kalmadan  pazara gidilir, eve gelip o pazarlıklar yerleştirilir, temizlik yapılır akabinde ebeveynlerle sıraya geçilerek yapılan banyo faslı(askerdeyiz sanki!) derken bir bakmışsın akşam olmuş bile... Eneee ben bugün tiyatroya gidecektim?! Ben arkadaşlarla buluşup dedikodu yapacaktım :) Aaa! Sinemada güzel film vardı ona gidecektik?? Bla bla bla...
Hepsi yalan olur sadece en başta saydıklarım baki kalır (: Çok ender rastlanılsa da pazar günlerini değişik geçirdiğim zamanlarda yok değil hele ki yalnızsam, başka bir şehirdeysem ya da farklı bir programım varsa gibi. Ama üç aşağı beş yukarı sabittir. Ben çözdüm aslında bu statik durum nereden kaynaklanıyor diye? Babamdan! Evet evet babamın senelerdir "pazarları dışarı çıkılmaz ya iti, uğursuzu var bugün dışarda" felsefesi yüzünden fobi olmasına ramak kalınmış sıradan, ezik ve hareketsiz pazarlar yaşadığımı fark ettim. Her cumartesi "Yaşasın yarın pazar!" diye sevinen insanlara inat "Benim hiç atraksiyonlu pazarım olmadı anneee!" diye Küçük Emrah zerzenişinde bulunmayacağım zira Küçük Emrah artık büyüdü, maymun gözünü açtı yani! Yeter ulan! Senelerdir aynı terane...  "Yarın pazar ne yapacaksın, bir programın var mı?" Heee var, o kadar yoğunum ki araya sıkıştırabilirsem seni alacağım görüşmeye :) Bak programım aynen şu:

- Kahvaltı yapılır

- Temizlik yapılır

- Bilgisayara oturulur

- Sözde ders çalışılır(öğrenciysen) hatta sınava bile gidilir(Bir çok pazar günüm üniversitedeyken sınava gitmekle geçti yetmedi üniversite bitti ama benim "pazar günü sınavları" bitmedi! En olmadı ebeveyn olarak katılmam beklenen ve o kadar insan içinden piyangonun bana vurduğu o malum sınavlardan bahsediyorum yani eşi/dostu/akrabayı kıramadığın Yeter Önceliğim Kalmadı(YÖK) artık! sınavları :)

- Öğle yemeği zıkkımlanır

- Dışarı çıkmadığından balkona kadar uzanıp dışarıya göz atılır, belki hava/havan güzelse oturup çiğdem çıtlatılır

- Tv izlenir

- Akşam yemeği zıkkımlanır

- Yarın okula/işe gideceksen son hazırlıklar tamamlanır

- Banyo yapılır

- Uyku vakti gelmiştir yatılır

- "Sen çok yoğunmuşsun kızım yaaa! Neyse haftaya görüşelim olmazsa ya da sen ne zaman müsaitsen"...

Bu durumda hiçbir pazar müsait olamam o yüzden iyisi mi tabuları yık, zincirleri kır ve kuralları del! :)




5 Nisan 2012 Perşembe

Reklam Arası...



Kendimi kaç gündür bunu mırıldanırken buluyorum: "Hayattan rengi alın geri neyi kalır ki?" Reklam başarılı olunca insanın diline işte böyle takılıveriyor. Facebook'da videoları paylaşıldı, Twitter'da TT oldu. Efenim, Ali Taran imzalı Filli Boya reklamından bahsediyorum. Usta müzisyen Fahir Atakoğlu ünlü isimlere doğru sesten Filli Boya'nın şarkısını söylettiriyor. Buğra Gülsoy, Selçuk Yöntem, Tülin Şahin, Gupse Özay, Zerrin Tekindor'da şarkıyı söyleyen isimler arasında... Ben Buğra Gülsoy ve Selçuk Yöntem'i daha bir başarılı buldum sanki tabii zevkler ve renkler farklı :) Aklıma takılan başka bir şey daha var hatta bu bir rica : "Kuzey Güney"in Güney'ine şarkıyı söylettiriyorsunuz ama ben Kuzey'e de söylettirmenizi istiyorum lütfen! Hem sesi de güzeldir onun, dizide kaç kez türkü söyledi yahu! :)


Hal böyle olunca Buğra Gülsoy'u daha yakından tanımak için araştırmaya geçtim ve doğal olarak seninle de paylaşmak istedim. (Kendimi bir anda internette, başarılı insanların hayat hikayelerini okurken bulabiliyorum) Asıl adı Behiç Buğra Gülsoy, 22 Şubat 1982 Ankara doğumlu; tiyatro, film ve dizi oyuncusu. İlk, orta ve lise eğitimini Ankara'da tamamlamıştır. 13 yaşında ilk sahne deneyimini yaşamıştır. Doğu Akdeniz Üniversitesi Mimarlık Bölümü'nden 2004 yılında mezun olan Buğra, Kıbrıs'ta bulunduğu süre içerisinde Kıbrıs Devlet Tiyatrosu'nda çeşitli oyunlarda rol almıştır. Kısa film yönetmenliği ve oyunculuğu da yapmıştır. Bu filmler; Trio, Heterotopya, İnsan Üçleme, Alt Üst, Nar Yarası ve Mutlu Son'dur. Kıbrıs Film Derneği'nin kurucularından biri olan Gülsoy, aynı zamanda Uluslararası Kıbrıs Kısa Film Festival'inin proje tasarımcısı ve direktörüdür.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Projesi kapsamında düzenlenen bir yarışmada filmcilik üzerine eğitim aldı.
İlk kez 2008 yılında Kanal D ekranlarında yayınlanan Hepimiz Birimiz İçin adlı dizide başrol oyuncusu olarak Nazım karakteri ile Türk izleyicisinin karşısına çıkan oyuncu, dizinin ardından yönetmenliğini Mahsun Kırmızıgül'ün yaptığı Güneş'i Gördüm filminde Berat karakteriyle beyaz perdeye adım attı. Ardından Atv'de yayınlanan Unutulmaz isimli dizinin Tolga karakterini canlandırdı. Derviş Zaim tarafından yönetilen ilk gösterimi 2010 Altın Portakal Film Festivali'nde yapılan ve 2011 yılında gösterime giren Gölgeler ve Suretler isimli filmde Ahmet isimli bir Türk gencini canlandırmıştır. Bir sezon boyunca Kanal D'de yayınlanan Fatmagül'ün Suçu Ne? isimli dizide Vural karakterini canlandırmıştır. Şimdilerde Kanal D'de yayınlanan Kuzey Güney isimli dizide Güney karakterine hayat vermektedir.
Tiyatro hayatına arkadaşları Serhat Teoman, Fatih Sönmez ve Emre Erkan'la birlikte kurduğu Tiyatro Kutu ile devam etmiştir. Tiyatro Kutu'nun kapanmasının ardından Serhat Teoman ve Emre Erkan'la birlikte kurdukları GET yapımla sinema ve tiyatro çalışmalarına devam etmektedir. Kendisi ile aynı mesleği paylaşan Burcu Kara ile evlidir.
Kaynak: (http://tr.wikipedia.org/wiki/Bu%C4%9Fra_G%C3%BClsoy)

*** Üniversitede Yiğit Ulutaş isimli arkadaşıma da benzettiğim ve gayet başarılı, samimi oldukça da sempatik bulduğum bir isimdir Buğra Gülsoy :) Bkz: https://www.facebook.com/yicko (Umarım, bunu yaptığım için bana kızmazsın Yiğit)
Sevgiler...

1 Nisan 2012 Pazar

ŞAKA ŞUKA!


Eveeet herkeslerin bildiği üzere bugün 1 Nisan yani "Şaka Günü"... Ben ve şakacı kimliğim bugün boş durmayıp enteresan bazlı eşşek şakaları yapmak için kollarımızı sıvadık lakin sonra vazcaydım çünkü ev ahalisinin tepkisinden korktum :) Bugün sıradan, huzurlu, leziz ve kuş cıvıltılarıyla dolu bir pazar yaşayan kıymetli ebevenylerimi üzerime püskürtülmüş biber gazı kıvamında tahrik etmeyi gözüm yemedi :) (Gözüm diyorum bak! Kibar olanını yazdım) Sonraaa eşşek olanından vazgeçtim bari minyatür boyutta şakalar yapayım dedim ne bileyim mesela Rondo Bisküvisinin kremasını kaldırıp arasına signal diş macunu sıkıp yedirtmek :) Elimi boyayla kırmızıya boyayıp çığlık atarak "elimi kestim" diye annemin karşısına geçip bayılma numarası yapmak :) Abimin vesikalık fotoğrafını bastırıp üzerine "kayıp aranıyor" yazıp mahallede mahalle dağıtmak :) Neyse bunların hiçbirini yapmayıp onun yerine sosyal medya üzerinden ilişki durumumu değiştirdim inanın bu daha etkili oldu ve pek çok arkadaşım inandı oysa ben sadece ŞAKA YAPMIŞTIM! Şu anda telefonuma gelen mesajlara, sosyal medyadaki yorumlara cevap yetiştirmeye çalışıyorum bir taraftan :) Son 1 Nisan şakasını geçen yıl kankama yapmış ve sonucunda korkutucu bir zılgıt yemiştim daha da şaka filan yok dedim kendime (:
Neyse gelelim 1 Nisan'ın tarihçesine; en eski 1 Nisan şakasının eski Romalılar döneminde yapıldığı sanılıyor. Bununla birlikte şakaların gelenekselleşmesinin başlangıcı 16. Yüzyıla kadar uzanıyor. 1564 yılında Fransa Kralı IX. Charles'ın yılbaşını 1 Nisan'dan 1 Ocak'a aldırmasından sonra 1 Nisan'ı yılbaşı olarak kabul etmeye devam edenlerle alay etmek amacıyla yapılan şakalar, bir süre sonra gelenek haline geldi.
Eski Romalılar'ın Hilarya, Hintliler'in ise Huli Festivalinde görülen şakalar, dünyanın çeşitli ülke ve kültürlerinde bir gelenek. Bazı rivayetlere göre de "Nisan Balığı" Mart ayının sonlarına doğru güneşin balık burcunu terk etmesinden ortaya çıktı.
"1 Nisan" ya da "Nisan Balığı", Hollanda, Belçika, Kanada, ABD, İsviçre, Japonya dahil dünyanın pek çok yerinde tanınıyor. 1 Nisan İngiltere'de "April Fool's Day"- "Nisan Kaçıklar Günü", İskoçya'da "Gowk" veya "Cuckoo" günü olarak kutlanıyor. Başka bir efsane de Pagan Kültüründe 1 Nisan'da kutlanan "Fous Bayramı".
En hoşuma giden şakalardan biri de İngiliz gökbilimci Patrick Moore, 1976 yılında 1 Nisan 09.47'de Plüton, Jüpiter'in arkasından geçerken sıra dışı bir olay meydana geleceğini, gezegenlerin bu dizilişinin Dünya'nın çekim gücünü azaltacağını söyledi. Tam bu anda sıçrayanların havada uçma hissini yaşayacakları duyurusu üzerine çok sayıda kişi zıplayarak durumu test etti. (Vay canına!) :)
(Kaynak: http://www.haber7.com/haber/20120330/1-Nisana-dikkat-Saka-magduru-olabilirsiniz.php)

Bugün 1 Nisan şaka doluyor insan... Kimi sever kimi döver aman dikkat! Böyle zamanlarda sen sen ol şakanın boyutunu iyi hesapla!... Haydi kalın sağlıcakla...(Yine kafiyeyi tutturdum) (: