27 Haziran 2012 Çarşamba

Unutmak...




Bazen olur ya hani durur kalırsın. Nedensiz. Elindeki telefonu unutup kayboldu diye aramaya başlarsın. Saçındaki tokayı aradığın olur, gülümsemeyi unutmuşsundur gün içinde "Ben bugün hiç gülmedim" diye kendini kendine şikayet edebilirsin ayna karşısında. Yazmayı unutursun belki, buzdolabını açıp tekrar kapatırsın alacağını unutup söylene söylene unutkan beynine... Ben mesela birine mesaj atmam gerektiğini başka birinden gelen mesajdan sonra hatırlayacak kadar unutkan olabiliyorum!!! "Kızım yaaa bir gün kendini de unutacaksın" laflarını az işitmedim şu hayatta da hep kırmızı et yemediğime bağladılar olayı "kırmızı et yemiyorsun ya ondan unutuyorsun" bıdı bıdı :)
Bazense isteyerek unutursun; canın istemez telefonu açmayı bu konuşmayı unuttuğundan değil elbet! Unutursun hayallerini "şimdilik nefes alsam yeter" düşüncesi esir almıştır tüm benliğini zira yaşadığın ilk hayal kırıklığından itibaren artık uzak hayaller peşinde koşamayacak kadar yorulmuşsundur. Unutursun tırnağındaki bozulmuş ojeyi, ya üşendiğinden ya da cebindeki paranın sıcaklığını koruma süresi uzasın diye faturayı yatırmayı unutmuşsundur(!) Belki de çok yoğundun ve gerçekten unuttun kim bilir! En sevdiğin aktiviteleri, eski sevgililerini, silmek istediğin anları, anıları, kişi, olay ve yerleri...
Peki, unutmak mı unutulmak mı daha zor? Cevabı kendinde gizli.

Durumun özeti 1 adet şiir ve şarkı aşağıda! Sevgiler...

Hiç, Bir İnsanı Unutmak Zorunda Kaldın Mı?

Hiç, bir insanı unutmak, bir insandan vazgeçmek,
Bir insanı hayatından sonsuza kadar çıkartmak zorunda kaldın mı hiç?

Hani ölmüş gibi, hani uzatsan da elini tutamayacağını bilmek gibi...

Her an kapından içeri gülümseyerek gireceğini bekleyip
ama aslında hiç gelemeyeceğini de bilmen gibi.
Ne zor şey değil mi ölmediğini bilmek,
ama ölmüş gibi ulaşılmaz olması artık o insanın sana,
ne kadar katlanılmaz bir gerçek değil mi?

Sen hâlâ bu kadar sevgili iken...

Özlemek,
Bu kadar özlemek, etini kemiğini yakarcasına özlemek...

Çok kötü değil mi?

Bu kadar özleyip onu görememek, ona dokunamamak,
onu işitememek, artık sonunun "Pi" hali değil mi?

Biliyorsun değil mi?

Ne kadar umutsuz bir arayıştır o, kalabalık caddede geçen binlerce yüze bakmak
belki bir kez daha görebilmek için o yüzü, belki biraz önce geçti bu kaldırımdan diye düşünmek,
belki şu an arkamda yürüyen insanların içinde bir yerde demek, belki şu an üzerimdedir gözleri diye paranoyalar yaşamak, ne zordur değil mi?

Ne kadar eritir insanı fark etmeden.
Sen de biliyorsun değil mi bunları?

Bir sinema koltuğunda sen de iki kişi gibi oturdun mu hiç?
Hiç iki kişi gibi zevk aldın mı bir konserden yalnız başına?
Güzel bir kafe keşfettiğinde, güzel bir film seyrettiğinde,
güzel bir şarkı dinlediğinde, güzellikleri oranında eksik kaldıklarını
hissettin mi paylaşamadığın için onunla.

Bir barın kalabalığında hiç yarım vücudunla sallandın mı ortada?
Hiç iki kişilik beyninle yarım insan olabildin mi?
Baktığında aynana sadece yüzünün bir yarısını gördüğün
oldu mu hiç?
Gözünün içine baka baka kolunu, bacağını kesen bir insanın yüzüne
sevgi dolu bir gülümseme ile bakabildiğin zamanlar oldu mu hiç?

Hayatta inandığın bütün değerlerini altüst eden birisine
aşk şiirleri yazabildin mi?
Onu içinde korumanın seni yok etmek olduğu zamanlara
feda oldun mu hiç?
İçinde ağlayan çocuğa umut şarkıları söyleyemediğin,
özlemini, susuzluğunu, açlığını gideremediğin zamanlar oldu mu hiç?

Kanayan yarasını gördüğün, ama merhem olamadığın zamanlar.

Gücünün, hani o tanrısal gücünün, bir çocuğun ağlamasını
susturamayacak kadar olduğunu gördüğün zamanlar oldu mu hiç?
Hiç...
Hiç...
Bir hiç!

Can Dündar












8 Haziran 2012 Cuma

Bugün Benim Doğum Günüm!



Yıllar geçiyor, hayat birer takvim yaprağı misali gün gün kopuyor ve gidiyor ömürden... Bugün benim doğum günümdü. EN sevdiklerimle; dopdolu, coşkulu ve bir o kadar neşeli bir gün geçirdim. Teşekkür ederim. İyi ki varsınız ve iyi ki hayatımdasınız! Hayat sizinle daha güzel! :) Başta kendi ailem olmak üzere böyle bir hayırlı evlat yetiştirdikleri için teşekkür ediyorum :) Sonra da gerek telefonla gerek mesajlarla ve gerekse sosyal medya yoluyla bana ulaşan herkese sonsuz teşekkürler... (Kutlamayanların da canı sağolsun). Sizlerle büyüyorum ve sizi çok seviyorum! Çok duygulandım lan ağlamak istiyorum!
 
 

1 Haziran 2012 Cuma

Yaz Kapıyı Çalınca...


 
Haziran güneşi üzerine olsun! :) Masa takvimimdeki gösterge doğru ise bugün "1 Haziran" efenim yani diğer bir deyişle yaz başlangıcı... Gerçi fırtına, yağmur ve kıştan kalma bir mayısı geride bırakırken haziranın bize ne gibi sürprizler hazırladığını da merak etmiyor değiliz. Kar yağmasa bari!
O değilde haftaya doğum günüm lan! 1 yıl daha yaşlanıyor olmanın ve yalnız kalmanın şerefine kadeh kaldırmak istiyorum zira yine mi deja vu demem için sadece 7 gün kaldı çak dostum!
Seviyorum haziran ayını arkadaş! Belki doğduğum ay olması açısından belki sırf yazı hatırlattığından bilmiyorum ama bildiğim tek şey bu ayın benim için çok özel olması.
Yaz kapıyı çalınca gönül yaylarım da gevşedi benim böyle bir aşık olasım mı var desem yoksa herkesi/her şeyi geride bırakıp uzak bir yerlere kaçasım mı var desem bilemedim. "Boş vermişim boş vermişim dünyaya, ağlamak istemiyorsan sen de boş ver dünyaya!" 
Haydi gidelim haydi haydi denize gidelim, sahilde gezelim, dondurma yiyelim haydi!

Can Dündar'ın Yarim Haziran şiiriyle seni baş başa bırakıp defolup gidiyorum peki! :)

Yarim Haziran!

Kim bilir kaç baharı birlikte uğurladık seninle... Kim bilir kaç yazı karşıladık kan ter içinde
İlhamısın ergenlik şiirlerimin, o ilk hazirandan beri... Yaş günlerimin fener alayı, ilk yaz günahlarımın tanığısın...
Tanığısın yüzüme düşen gözlerin, tenime değen ellerin...
Senle başlayıp senle bitirdim bunca yılı...
Sendin hareketli yıl sonu muhasebelerimin değişmez takvim yaprağı...
Tutkunum sana... Sadık, itaatkar ve hayran...
Yarim haziran!...

Hasretle bekleyip, iple çektim gelişlerini çoğu zaman...
Sen hep iki bahar arasında, hazlar zamanı çıka geldin; eteklerinde ilk yaz coşkuları ve isyanlarla...
Haziranlarda aşık, haziranlarda pişman, haziranlarda ergen oldum.
İşte burada yıllar yılı getirip, iadesiz taahhütsüz önüme atıverdiğin eski yaşlar...
Kimi hakkınca yaşanmış, kimi belki hiç yaşanmamış... Kimi çocuk, kimi genç, kimi olgun...
Her serin baharın ardından yaz kokulu, yıldızlı müjdeler taşıdın bana...
Hararetli ve çıplak temmuz akşamları vaat ettin... Peşi sıra hazan geldiğini hissettirmeksizin bir süre...
Gün oldu tomurcuk olup çiçek çiçek boy verdin; gün oldu şiddet yüklü bir öfke bulutuna tutunup seller yağdırdın gecikmiş bahar dallarının üzerine...
Hazırlıksız... İnsafsız...
Öncesiz ve sonrasız aşklarda oyaladın beni...
Kimi gerçek çoğu yalan...
Zamanla ibadet eder gibi sevmeyi öğrettin; üzerine kırağı düşmüş beyaz bir gül kadar taze... 
Bir o kadar kusursuz...
Anladım ki haziranda sevmek yaman...
Yarim haziran!...

Ocaklar kurdum sıcacık... Aşım, eşim, işim oldu katısız, riyasız... Oğullar ve gecikmiş heyecanlar verdin bana...
Gidemediğimiz uzak denizleri çocuklarımıza isim yaptık... Onlar yüzsün diye yüzemediklerimizi...
Geride kırık dökük onlarca haziran bırakarak karşıladık yarınları... Ve sen bağışladın hatalarımı yıl sonu bilançolarında...
Sorguda ele vermedin beni... Tanıyamadılar kimlik tespitinde bedenimi, kalbimi...
Kim bilir kaç sırrı sakladın... Kaçını ele verdin o gecikmiş hesaplaşmalarda...
Sen ilk yazdan alıp güze açarken kapılarını... Ben yazın sarhoşluğundan sonbahar serinliğine aydım.
Seni beklerken kendime vardım.
Yadsıyamam; sevildim ve sevdim çoğu zaman...
Müsebbibi sensin... Yarim haziran!...

Yaşım büyüse de büyümedi içimdeki çocuk...
Ama zamanla olgunlaştı haziranlarım...
Yeni gelenler sonbahara daha yakın şimdi...
Eski mektuplar ve sepya renkli fotoğraflarla dolu bir albümde hayatım... Haziran doğumlu...
Kulağımda bir şiir Hasan Hüseyin'den artakalan;
"Sokaktayım/gece leylak ve tomurcuk kokuyor/yaralı bir şahin olmuş yüreğim/uy anam anam.../haziranda ölmek zor"...
Lakin doğmakta zor haziran'da...
Yaz kapıyı çalsa da;
Biliyoruz sonu hazan...
Yine de seviyorum seni
Yarim haziran!...


Can Dündar