22 Kasım 2015 Pazar

Pazar Kafası!



Üzgün Palyaço Hikayesi'ni biliyor musun? Bilmeyenler ya da anımsamak isteyenler için anlatmak istiyorum.

Bir gün Psikiyatristin muayenehanesine çok üzgün vaziyette birisi gelmiş ve başlamış anlatmaya;

- Benim ekonomik durumum iyi. Maddi anlamda bir sıkıntım yok. Sağlık sorunum da yok, ancak başka bir sorunum var.

+ Nedir o?

- Neşelenemiyorum. Sürekli moralim bozuk. Şöyle gülmek, bazen kahkaha atmak, eğlenmek istiyorum. İşte bunun için size geldim.

+ Arkadaş, işin doğrusu bu olay benim uzmanlık alanıma girmiyor. Ancak sana bir öneride bulunabilirim. Şu karşıya 10 gün önce bir sirk geldi. Bir de palyaço var. Ben gittim. Çok güzeldi, özellikle de o palyaço harikaydı. Gülmekten yerlere yattım, o kadar çok eğlendim ki... Sana da o sirke gitmeni özellikle o palyaçoyu seyretmeni öneririm.

Bunun üzerine adamın suratı iyice asılmış ve adeta fısıltı halinde demiş ki;

- O palyaço var ya, o benim işte...

Hayatında çevrendeki insanların mutluluğu için çabalarken acaba sen mutlu musun?

Mutlu olmak için ihtiyacımız olan sağlıklı bir beden ve kötü anları unutan bir hafızadır bence. Biliyorum ikinci dediğim şey biraz zor. Neticede Eternal Sunshine Of The Spotless Mind filmindeki gibi gidip hafızamızı sildiremiyoruz(belki bir gün teknoloji bu denli gelişirse neden olmasın!) ama hiç değilse yaşadığımız "an" kavramına odaklanmayı başarırsak şu hayattan biraz olsun keyif alabiliriz diye düşünüyorum.
Zor günler yaşıyorum, yaşıyoruz farkındayım, insanlar yolda yürürken birbirlerini dövecekmiş gibi bakıyorlar, asık surat(ki görmeye hiç tahammül edemiyorum) adım başı! Endişeliyiz, üzgünüz, yalnızız... Kimimiz işinde/okulunda bir türlü başarı sağlayamıyor, kimimiz özel hayatında çalkantılar yaşıyor, kimimizin hayat kaygısı, kimimizin parmağına uymayan pırlantısı...

İyi de nereye kadar?

Kendi isteklerimizi göz ardı edip, kendi mutluluklarımızı görmezden gelirsek hikayedeki palyaçodan bir farkımız kalmaz. Sürekli başkalarını mutlu ederek mutlu olmaya çalışmak hastalıklı bir durumdur ve çok geçmeden seni kurutur. Zaman ve enerji yatırımını doğru bir şekilde yapman gerekiyor.
Bu süreçte, insanlar senden ayrılabilir, sen onlarla aynı yola devam etmek istemediğini belirtebilirsin.(10 küsur senelik dostluğumu bitirdim, deliler gibi sevdiğim ve sevildiğimi düşündüğüm bir anda saçma sapan sebepler eşliğinde erkek arkadaşım tarafından terk edildim, bir daha asla yan yana olmayacağım insanlarla kocaman güldüğüm fotoğraflarım var. Bu çok acı değil mi?)
Peki, sen hiç halının ortasına çöküp hıçkırarak ağlamak zorunda kaldın mı? Kalma!
Tamam, kabul ediyorum terk edilmek insana başta çok koyuyor ama bir süre sonra anlıyorsun ki bu kötü bir şey değil.
"İnsanlar değişir, en sevdiklerin bile" demiş bir söz. Senin şu an değiştiğin gibi, kimse aynı kalmaz. Zamanla yaşanılanlar, öğrenilenler kişiyi değiştirir. Bu iki yüzlülük ya da dansöz kıvraklığı değil. (Ha o yönde bir değişim içine girdiysen de Allah ıslah etsin seni!)
Hangimiz küçüklüğümüzdeki gibiyiz?!
Bırak, giden gitsin! Benim olan, bana ait olan bana gelecek! Kendini sev güzel kardeşim. Çoğu insan şükretmeyi bilmiyor ve elinde tuttuğu şanslarını farkına varamıyor.
Şanslısın!
Şu an bu yazıyı okuyabilen sağlıklı gözlere sahip olduğun için, koşup yürüyebildiğin, nefes alıp verdiğin için şanslısın.
Her günün sana bahşedilmiş bir mucize olduğunu bil ve ilk önce kendini mutlu etmeye çalış, bunları yapabildiğin için şükret!
Elindekilerin değerini anlayacak bir beynin ve içindeki çocuğu mantığıyla susturmamış bir kalbin varsa ne mutlu sana!
En son ne zaman lunaparka gittin? Ne zaman kafanı kaldırıp gökyüzüne baktın? Ne zaman en sevdiğin o hareketli şarkı çaldığında saç fırçanı mikrofon yapıp şarkı söyledin? Ne zaman bir çocukla birlikte dakikalarca uçurtma uçurdun? Ya da sevdiğin bir kitabı okurken kokusunu içine çektin?

Mutluluğu çok uzaklarda aramamak gerekiyor. Geçtiğimiz yaz, bir pazar günü arkadaşlarla tamamen doğaçlama bir kararla lunaparka gitmiş ve çok da eğlenmiştik. O gün gerçekten çok mutluydum.
Sadece o anın sesi, çığlıklar, havada bilmem kaç dakika tepetaklak duruşun verdiği haz, adrenalin, kaygısal delirmeler(ulan şimdi emniyet kemeri açılsa aşağıdayız ve gebereceğiz neyse o zaman dans, renk!) Uzun sürmedi ama önemli değil. Uzun dediğin zaman kavramı nedir ki böyle anlarda?

Sonrasında çimlere uzanmak gibisi yok! Hele bir de gökyüzü masmavi ise, değmeyin benim keyfime...
Bir de beni en büyük çeken, motorun yaptığı dalga köpürtmesi... Anlayamazsınız!
Bu pazar kafamda bunları düşündüm. Yazıyı bağlayacak olursak, egosunu senin üzerinde tatmin etmeye çalışan insanları umursamaz, sağlığına dikkat eder, sevdiğin şeyleri yapmaya odaklanırsan hele bir de ailen ve yanında olanlarla yaşadığın her güne ve her an'a şükredersen, mutluluk sana gelir. Tabii sen anlar mısın orasını bilemem?!

Bu da bonus olsun. Yine bir gün uçuyorum...

Hiç yorum yok: