20 Ocak 2013 Pazar

Birand'a Veda...





Mehmet Ali Birand'ın unutulmaz sözlerinden bazıları:

"Bence hayattaki en büyük gizem telefon. Ses nasıl gidiyor buralardan? Karşıdaki adamla nasıl konuşturuyor beni? Hala stüdyodan uyduya gidip, televizyona nasıl geldiğini, internette milyarlarca yazı içinde sorduğum sorunun cevabının anında bulunmasını çözebilmiş değilim. Onu yaratan insanlara hayranım işte."

"Benim hayatta en büyük korkumdur, standart bir insan olmak."

Çocukken sağlıkla ilgili yeterince acı çektim, bundan sonra ölümcül bir hastalığa artık yakalanmam dedim. Ama tutuldum. En iddialı lafım oydu: "bundan sonra bana bir şey olmaz..."

"Gazetecilik eskiden fakir, bir çay, bir simit ile gününü geçiren, başarılı olamamış kişilerin mesleğiydi. Şimdi her ne kadar irtifa kaybetmiş olsa da iyi para kazanabilen, etkili olabilen, sosyal statüsü yükselmiş bir meslek."

"Galatasaray'a gidene kadar ne olacağımı bilmiyordum. Hiçbir fikrim de yoktu. 
Lisede gözüm gazeteciliğe büyük bir sürünün içinde kafasını kaldıran koyun gibi görürüm. Milyonların arasından kafasını kaldıran bir koyun."

"Gazeteler her zaman özel iştiraklerdi. 1950'ler, 1960'lara kadar daha çok iktidarlara sempati duyan patronların işiydi. Muhalefeti az yaparlardı. 70'lerden sonra muhalefet tonu yükselmeye başladı. 80'lerde, 12 Eylül'le birlikte biraz düştü.
1983'ten itibaren Özal'la birlikte fırladı, şimdi yine düşüşte. Artık yaşamak isteyen, iktidara çok fazla sert çıkmıyor daha doğrusu."

"Gazeteciliği çıraklıkla öğrenirsin. İçinde o merak varsa, çalışma hırsın varsa, yeteneğin varsa, insanı anlayabiliyorsan gazeteci olabilirsin. En büyük dersi Abdi İpekçi ve Sami Kohen'den aldım ben. Onlardan, nasıl taraf olmadan gazetecilik yapılır, onu öğrendim."

"32. Gün'ü seyrederek yaptım, tekerleği yeniden keşfetmedim ki. Aynı çabayı göstererek, aynı olaya giderek gazete ile 400 bin kişiye hitap etmek yerine, televizyonda 10 milyon kişiye hitap etmek bana daha cazip geldi.
Bakalım ne olur diye başladı. Kendimi ekranda görmek hoşuma giderdi, hala da gidiyor. Televizyoncunun zaten biraz kendini seven birisi olması gerekir. Televizyoncu eğer doğal olmazsa anında yok olur."

"Bir erkek için en güzel yaşlar 40'lardır. Para sahibi olmuştur, olmadıysa artık imkanı yoktur. Kadından anladığı, cinsellikte deneyimiyle en iyi olduğu dönemdir."

"Ya prompter'a güvenip onu okuyacaksın ya da tamamen kendin konuşacaksın. Bu beynin iki ayrı fonksiyonudur. Okurken beyin dikkatle kendini okumaya göre odaklar. Konuşurken ise, beyin cümleleri üretip sana söylettirir. İkisi birleşince karmaşa çıkar.
Prompter sana hiç hata yaptırmaz, yeter ki ona esir ol. Ama onu değiştirmeye çalışırsan, seni de götürür."


Başımız sağ olsun. Renkli kişiliğin, farklı haberciliğin ile hafızalardan silinmeyeceksin büyük usta! Allah rahmet eylesin, nur içinde yat... Özleyeceğiz!





Hiç yorum yok: