5 Temmuz 2015 Pazar

Güçlü Olmak Mı? Mutlu Olmak Mı?



Dünden beri internette Aylin Kotil'e ait olduğu belirtilmiş "Güçlü Olmak Mı? Olmamak Mı?" Başlıklı bir yazı dolaşıyor. Okudum, hoşuma gitti ve konuyla ilgili bir şeyler de ben yazayım istedim. Baştan söyleyeyim biraz uzun bir yazı olabilir ama elimden geldiğince sıkmadan yazmaya çalışacağım. Amacım bazı gerçekleri yüze adeta bir tokat kıvamında çarpmak hepsi bu! O zaman başlıyorum.
Güçlü kadın kimdir, kim değildir? Önce bunu bi anlayalım. Herkese göre farklı bir tanımı var elbet! Bana göre güçlü kadın; samimi, kompleksiz, dublor kullanmak zorunda olmayan bir baş rol oyuncusu (Allah'ım hayatımın geri kalan kısmında dublör kullanmak istiyorum diye bağırdığıma göre ben güçlü kadın değilim, ya da gücüm tükenmiş. Teşekkürler!)
Özgürdür, dik durmayı sever. Zeki, başarılı, kendine sonuna dek güvenen bir kadın profili çizer. Sırf bu yüzden en eğitimli, anlayışlı, çağdaş erkek tarafından bile hazmedilemez. Zira erkek egosu gereği kadının kendisine muhtaç olmasından hoşlanır. Yalan mı be?(Hımmm!) Şimdi böyle yazdım diye "sen feministsin" nidalarıyla üzerime çullanacaklara not: "Feminisit" ne demek anlamını bi araştır öyle konuşalım.
Güçlü kadın, ev işlerinden anladığı gibi evde bir şey bozulduğunda elinde alet çantası kendi tamir edebilir. Alışverişini kendi yapar ve ne kadar ağır olsa da poşetleri kendi taşır. Faturalarını kendi yatırır.
Sonra bir başka kadın çıkagelir. Çıtkırıldım bir kadın, öyle ki tırnağı kırılsa ortalığı ayağa kaldıracak cinsten. Hani nasıl desem "sensiz ben bir hiçim'ci" kadın kişisi. Her daim pohpohlanmak isteyen, evine bırakılması gereken, eşyalarını başkalarına taşıtan. Şu sokakta çantasını bile sevgilisine taşıtan tipler var ya heh işte tam olarak onlardan biri! İşlerini başkalarına yaptıran, kendine ayırdığı bol zamanda da kuaförden, AVM'den ve spor salonundan çıkmayan. Hep ilgiye, sevgiye ve bakıma muhtaç olduğunu söyleyen ya da bunu hissettiren zayıf kadın.
Arkasının sürekli olarak toplanması gerekir, yalnız kalmaz/kalmamalı yoksa ne yapacağını bilemez. Alimallah kurda kuşa yem bile olabilir. Güçlü kadınsa sadece bakakalır bu duruma. "Ulan benim de canım yanıyor, tek başıma her şeyi halletmek beni de yoruyor. Beni de sev, koru, kolla be adam!" Diyemez.
Öte yandan aşkı hissederek yaşar, aşık olduğunda öyle büyük beklentiler içerisine girmez, ilişkide problem çıkarmak yerine çözüm odaklıdır güçlü kadın. Erkeğin cebine değil yüreğine bakar yani karşısındaki erkekten sponsorluk değil sadece sevgi, güven ve huzur bekler.
Bu noktada Murathan Mungan cümleleriyle başbaşa bırakıyorum seni ey okur!

"Güçlü kadınlar, erkekleri zayıf kadınlardan daha iyi severler. Sevmek güç gerektirir çünkü. Zayıfların sevmek için bahaneleri, güçlülerinse gerekçeleri vardır. Arkalarında durabilecekleri gerekçeleri... Bahanelerse çabuk değişir, aşk, ihanet, sadakat ve benzerleri söz konusu olduğunda kadınlar zayıf mı, güçlü mü olduklarına bakmaksızın, kendilerini bütün kadınlarla bir tutarlar, oysa en başta zayıf kadınlarla güçlü kadınlar bir değildir. Erkekler niye olsun?"

Güçlü kadın, genelde herkes gibi hatta herkesten çok acı çeker. (Öyle sanıldığı gibi duygusuz değildir.) Farklı olarak her gün kuşanması gereken bir zırhı vardır; dışarıdan görünen dik baş, geniş ve sağlam omuzlar, sürekli gülümseyen bir surat! Ama o zırhın altında zırhından da ağır bir yorgunluk taşır. Ağladığını, incindiğini, üzüldüğünü çevresine göstermeden, kendisine acındırmadan yaşar. Acılarını, sıkıntılarını, ayrılıklarını içinde yaşayan kadındır güçlü kadın. Canı çok yanar, evde kendi başına kalkıp çorba yapamayacak derecede hasta olabilir, tüm dünyayı karşısına alabilecek kadar aşık da olabilir sonra mı? Sonra terk edilir. Üstelik karşısındaki terk ederken aynen şu cümleyi kurar ona; "sen güçlü bir kızsın, buna da alışırsın." İşte o an "ben güçlü biri değilim, güçlü kadın kim biliyor musun? Güçlü kadın senin anan! Senin gibi bir öküzü 9 ay karnında taşıyıp bu dünyaya getirebildiğine göre güçlü bir kadın olmalı, o kadının ellerinden öperim." Diye haykırmak ister.
Oturup günlerce, gecelerce ağlayabilir. Tek farkı gözyaşlarını sadece kendisi görsün ister.
Ağlarken aynada kendini izledin mi hiç? Ben izledim. Güçlü kadın da izlermiş öyle derler, süzülen gözyaşlarımı kendi ellerimle silerken sığınacak liman arayan zavallı bir gemi gibi gözüktüğümü biliyorum. Ancak tüm bunlara rağmen, ailemi sürekli ve daimi bir veli olarak görmediğim gibi, dostlarımı da içimi boşaltacağım çöp öğütücüler, sevgilimi de(şu an yok ama olduğunda) şiş bir cüzdan olarak görmedim hiçbir zaman. Allah'tan başka kimseden yardım dilenmek hoşuma gitmedi, bu belki de küçük yaşlardan beri "düştüğün yerden kendin kalkmalısın" telkinleriyle büyüdüğüm için böyle oldu bilemiyorum.
Ayağa kalkan, üstünü başını düzeltip, yaralarına pansuman yapan ve hayatına kaldığı yerden devam edendir güçlü kadın. Yaşadığı ne kadar kötü, olumsuz ve yıpratıcı olursa olsun ayakta durmayı başarabilen, hayata karşı duruşu olan kadındır güçlü kadın. Bu dengeyi bozacak hiçbir şeyi hayatında istemez buna karşılık ne istediğini bilen kadındır. Zaman ve enerjisini doğru yerde, doğru kişilerle harcamayı seçen, vazgeçmesi gerektiğinde çok zor olsa da bunu başarabilen kadındır.
Ben mi? güçlü kadın değil mutlu kadın olmak isterdim. Çünkü güçlü kadınlar terk ediliyor, sevilmiyorlar. Ha bi de şu var; güçlü kadınlar güçlü olabilmeyi kendileri seçmemiş, güçlü olmak zorunda bırakılmış kadınlardır bence.
Peki, olayın bilimsel boyutunu biliyor muyuz? "İnsan vücudu en fazla 45 del(birim) acıya dayanabilir. Doğum anında bir anne 57 del'e(birim'e) kadar acı çeker. Bu aynı zamanda 20 kemiğin kırılmasına eş değerdir." Yani kadın yaradılışı gereği güçlüdür ama ne kadar güçlü olursa olsun bir erkeğin onu koruması bambaşka bir olaydır bu da böyle bilinsin.

Hiç yorum yok: