20 Ekim 2015 Salı

Karmaşık hissediyor!



Ben bir erkeğim;

Önce sana melek gibi davranırım. Kızları önemsediğimi vurgularım. Sonra yakın arkadaş oluruz, çıkarız. Sen bana aşık olursun, bensiz yaşayamazsın, ben seni "sen farklısın" diye kandırırım. Sen herkese beni anlatırsın "aşık oldum" diye. Ben de herkese seni anlatırım "kullanıyorum" diye. Artık, bana aşık olursun ve sonra bana kırılınca iki güzel söz söylerim affedersin, ben sıkılınca sana trip atarım, ağlasan da umurumda olmaz. Sonra ilişki sıkınca ayrılırım. Sabah akşam ağlarsın, pişman olursun ve bana yalvarırsın.
Ben gülerim, hiç olmamışsın gibi hayatıma devam ederim. Kızlarla konuşurum, eğlenirim ne bileyim seni takmam bile.

Ben bir kızım;

Sen senin için ağladığımı sandığın zamanlarda aslında bizzat kendime ağlarım. Sen bana geldiğinde sende kimsenin göremediğini gördüğüm için, sana kucak açarım. Sen beni kendine aşık etmek için klişe lafları birbiri ardına sıralarken, peşimden koşarken seni mutlulukla izlerim. Çünkü bilirim, neticede sonu sadece bir "Hoşça kal" dır.
Sen beni üzersin ve ben ağlarım. Belki de yalvarırım ama bu sana değil, kendime yeniden gelebilme çabamdır. Ben ağlarım, çok ağlarım, hatta hep ağlarım. Ama aşkı senden çok daha iyi bilirim ve bu yüzden en çok ben ağlarım. Sen gülersin dışından, ben senin taaa içini görürüm. Bu yüzden arkadaşlarıma seni anlatırım, konuştukça büyürsün içimde. Aynı zamanda da yok olursun. Ve sen günün birinde bana haksızlık ettiğini düşünüp geri geldiğinde. ben gerçekten gülümsüyor olurum.

İlişki uzmanı değilim ya da bir ilişki danışmanlık şirketim yok fakat bazı yaşanmışlıklarım ve çevresel gözlemlerim sonucunda günümüz "aşk" ilişki özetinin bu olduğunu düşünüyorum ne acı ki!
"Aşk bir iç savaştır. Kendi puzzle'ınızı tamamlamak zorunda olduğunuz anlarda karşınıza çıkar. Kendinizde eksik olduğunu düşündüğünüz parçayı birine yansıtır ya da şans eseri zaten öyle birine denk geldiyseniz onu kendinize katmaya çalışırsınız. Son derece zorlayıcı bir gelişme süreci" demiş İlhan Uçkan.
Evet! Bu kadar basit olmamalı, hafife alınmamalı.
 
Nerenizle seviyorsunuz anlamıyorum ki?
 
İnsanı bir saniyeden kısa bir sürede göğün yedi kat üstünde gezdirirken bir anda yerin yedi kat dibine çarpacak kadar güçlü bir duygudan bahsediyorum.  
Sevgililerin buluşmasının hatta konuşmasının bile büyük bir hayal olduğu yıllara kadar gitmeyeceğim ama şöyle bir 5-10 yıl önceye gidersek her şeyin nasıl da farklı olduğunu hatırlayacağız. Okulda, işte ya da mahallede birini görüp beğenirdin o andan sonra işe/okula gitmek için bir sebebin daha olurdu. Kendine dikkat eder, köşedeki bakkala eşofmanla gitmek yerine güzel kıyafetler giymeyi tercih ederdin. Tabii ki bunu ailene ve etraftakilere çaktırmadan yapabilmen de büyük bir başarı sayılırdı.
Bir kaç zaman önce, gözlerle anlaşır ardından ikinci aşamaya geçilirdi. Bir şekilde arkadaş ortamı yaratılır ve isimler öğrenilirdi. Bunun akabinde telefon numarası ya da e-mail alınmaya çalışılırdı ki bunun için uzun ve sabırlı bir dönem gerekirdi. Kızlar, erkeklerden bu gibi taleplerde bulunmaz, erkekler de reddedilmemek için bu bilgileri kızın en yakın arkadaşlarından(kankalarından) alma yolunu seçerdi.
Bir süre sonra "arkadaşlık" adı altında telefonla ya da sosyal ağ siteleri üzerinde konuşulur, arkadaşlarla birlikte buluşulur ve yeterince çaba harcandığı hissine varıldığında "çıkmaya" başlanılırdı. Bu süreç o kadar ağır ilerlerdi ki beklemekten sıkılırdın. Ancak ileride dönüp baktığında ne kadar güzel ve değerli çabalarmış der ve o ilişkiyi sahiplenirdin. Çünkü uzun uğraşlar sonucu o ilişkiyi hak ettiğine inanırdın.
 
Ve insanoğlu teknolojiyi yarattı!
 
Şimdi herkesin bir hatta bir kaç telefonu, mail adresi ve sosyal medya hesapları var. Artık, gördüğün birinin ismini Google'da aratıp bir kaç saniye içerisinde ilkokul numarasına kadar her türlü kişisel bilgisine ulaşabiliyorsun. Sonra arkadaşın olarak ekliyorsun, gerçek dünyada bir selam verebilmek için günler hatta aylar geçeceğine, bu sayede çok kısa bir zaman dilimi içerisinde sohbet etmeye başlıyorsun. Üstelik bunun için üstüne başına özen göstermene gerek yok, karşındaki seni muhtemelen fotoğrafındaki halinle hayal ederek konuşuyor. Yarım saat içinde pek çok şey anlatılıyor ve öğreniliyor. Sohbet ilerledikçe içerik de değişebiliyor, defalarca mesajlaşmaya, görüşmeye gerek kalmadan yani emek verip uğraşmadan sadece bir "tık"la sözleşiyor, ertesi gün buluşmak için heyecanlanıyorsun. Bu kadar hızlı başlayan bir şeyin devamı da hızlı geliyor tabii!
Öncesinde arkadaşlarının içinde bile dile getirmekten çekindiğin ya da anlatırken utandığın ilişkini artık sosyal medya aracılığıyla yüzlerce kişiye yayınlıyorsun.
 
Karmaşık hissediyor!
 
Genellikle işler düşündüğün gibi gitmiyor ve sonuç elbette hüsran olabiliyor.
Tam da bunu kanıtlar nitelikte bir araştırma yapılmış. Ta ta ta taaam!
Men's Fitness ve Shape isimli iki Amerika kaynaklı derginin yaptığı yıllık araştırma sonucunda sevgililerin eskide olduğundan çok daha kısa sürede cinsel birliktelik yaşadığı ortaya çıktı.
1200 kişilik gönüllü arasında yapılan ankette, her 5 kadından 4'ü ve  her 5 erkekten 3'ü Facebook gibi sosyal paylaşım sitelerinin çiftlerin cinsel birliktelik yaşamasını hızlandırdığını savunuyor. Araştırmada gönüllülerin %65'i çıkma teklifini bir mesajla aldığını ve %49'u ise bunun Facebook mesajları yoluyla yapıldığını belirtti.
Toplumun çoğunluğu ise dışarıya çıkacakları kişiyi Facebook, Twitter ve Google'da arıyor. (Instagram yok mu? Orada süslü püslü Pelinsu'lar, kendini Dan Blizerian sanan Berkecan'lar var halbuki!) Bu araştırma olmamış bir daha yapın diyorum.
Neyse, hal böyle olunca da kişilerin Facebook aracılığıyla ayrılması da eskide olduğundan daha kolay ve acısız bir hal alabiliyor. Cesaretini toplayıp aramak ya da buluşmak yerine kişiler Facebook'dan mesaj gönderme yoluyla ilişkilerini bitirebiliyor. (Öldürmeyen Allah Stalk'latıyor, nah acısız! Dediğini duyar gibiyim. Ayrıca, "ben senin Facebook'undan bağlantılı Twitter'ını bulup oradan Instagram'ını buldum, baktım ki orada aktif değilsin takipçilerinden abini buldum beraber fotoğrafınızın ekran görüntüsünü aldım ve daha sonra seni kırpıp ekran yaptım. Ne demek bu ilişki için ne yaptın?!" diyen yeni bir ilişki anlayışı doğmuş oluyor.) Eskiyi sırf bu yüzden bile özlediğim doğrudur.
Kaynak:http://www.milliyet.com.tr/gunumuzde-asklar-nasil-yasaniyor
 
Bugüne dönecek olursak; ilişkileri hatta evlilikleri yıpratan, yıpratmakla kalmayıp yok eden dizi ve filmler... Güzel kadın ve yakışıklı erkekler iyice cilalanıp parlatılır, bizden birisi haline gelir. O kişilerin yedikleri yemekten, giydikleri kıyafete, sevdikleri ve dinledikleri müziğe, bindikleri otomobilden, içtikleri alkol çeşidine kadar saçma sapan ne kadar bilgi kirliliği varsa beynimize doldurulur.
Sonra bu kişiler barlarda eğlenip bar çıkışı paparazzilere yakalanırken mutlu ama mahcup, serseri ama romantik, aşık ama aldatan(nasıl oluyorsa) çeşitli figürlerle beynimizi ve algımızı alt üst edecek şekilde servis edilir.
 Evet, bir kez daha dışarıdaki zengin ve züppe hayata, hesap vermeyen, dilediği gibi yaşayan, istediğiyle birlikte olup anlaşamazsa ayrılan karakterlere özenilir.
Plajdaki seksi kadınlar, çekici vücutlu kaslı erkek figürleri algılarımızla ve mutluluğumuzla oynar. İlişki biter, yuva dağılır. Sonrasında boşanmalar, tazminatlar ve bir sürü hayal kırıklığı...
Aşksız ilişkiler, ilişkisiz aşklar, tek gecelik beraberlikler, aldatmalar, mekan mekan gezip kendini göstererek atılan "check-in'lerle" "aşk acısı" adı altında bir günde unutan/unutulan ve hemen başka biriyle yeni bir ilişki yaşayabilen "zavallı hayatlar" dolu etraf, midem bulanıyor.
Son olarak, bir yazıda okumuştum aynen şöyle diyordu: "yüce yaratıcımız eşlerimizi nefsimizden yarattığını beyan etmektedir. Sahi biz nefsimizi ne kadar tanıyoruz?"
 
Tam olarak nerenizle seviyorsunuz anlayamıyorum ki?!
 
 
 
 
 
 
 

Hiç yorum yok: