16 Ekim 2015 Cuma

Küçük Prens



Fransızca özgün adı Le Petit Prince, Fransız yazar ve pilot Antoine de Saint-Exupéry tarafından yazılan ve 1943'de yayımlanan hikaye.
Dünyanın en çok satan ve okunan kitaplarından biridir. Eserde bir çocuğun gözünden büyüklerin dünyası anlatılır. Sahra Çölü'ne düşen pilotun Küçük Prens'le karşılaşması ile başlayan kitap yirmi yedi bölümden oluşur. Özellikle Küçük Prens'in yurdundan ayrılıp altı ayrı gezegene yaptığı gezileri anlatan bölümlerde bazı tipik yetişkin yaşam biçimlerinin eleştirisi yapılır. Kralın gezegeni otorite tutkusunu, sanatçının gezegeni, kendini beğenmişliği ve sanatçının toplumla yitirmiş olduğu iletişimsizliği, sarhoşun gezegeni, umutsuzluk ve buna dayanan unutma isteğini, işadamının yaşadığı gezegen, amaçsız sahip olma tutkusunu, fenercinin gezegeni anlamsız ve sorgulamaksızın yerine getirilen görev duygusunu, coğrafyacının yaşadığı gezegen ise bilimi kimin için yaptığını unutan bilim adamını ve bilim anlayışını sembolize eder. Son gezegen ise dünyadır ve dünya insanların kendi değerlerinden daha çok giysileriyle anlam ve değer kazandıkları, biçimin özden daha fazla önemli olduğunu yansıtan bir imge görünümündedir.
Yazar, New York'da bir otel odasında kaleme aldığı hikayenin çizimlerini de yapmıştır. Exupéry hem çizimleri hem de hikayeleri bir çocuk kitabı gibi kurgulamış olsa da, bu kitap onun moderniteye ve 2. Dünya Savaşı'nın etkilerinin sürmekte olduğu topluma eleştirisini ifade ettiği bir kitap olarak da değerlendirilir.
Yazarın ilhamını kendi başından geçen olaylardan aldığı düşünülür. Bir pilot olan Exupéry, 1935 yılında bir hız rekorunu denerken Sahra Çölü'nün ortasına düşmüştü. Ayrıca Karısı Consuelo'nun Küçük Prens gibi bitmek bilmeyen arzuları ve korunma arzusu olduğu, Küçük Prens'in gezegeni gibi volkanlarla dolu El Salvador'da yaşamıştı.
Hikaye ilk defa 6 Nisan 1943'de hem Fransızca hem İngilizce olarak yayımlandı.
Yazar eseri, dostu Leon Werth'in çocukluğuna adamıştır.

Konusu

Yazarın uçağı bozulur ve Sahra Çölü'ne iniş yapmak zorunda kalır. Çölde Küçük Prens ile karşılaşır. Küçük Prens yazara yaşadığı yeri, maceraları anlatmaya başlar. O, B612 Asteroidinde tek başına yaşayan bir prenstir. Gezegeninde çok sevdiği güle özenle bakar. Gülüne nasıl daha faydalı olabileceğinin yollarını araştırmak istediği için diğer gezegenleri gezmek zorunda kalmıştır.
Kaynak: Wikipedia

Mavibulut Yayınlarından çıkan Türkçe versiyonu şu an elimde olan kitapta beni en çok etkileyen satırlardan bazılarını paylaşmak istiyorum:

"Dostum, koyunuyla birlikte gideli tam altı yıl oldu bile. Onu sizlere anlatmaya çalışmamın nedeni onu unutmak istemiyor olmam. İnsanın dostunu unutması çok acı bir şey, herkesin dostu olmaz, eğer dostumu unutursam, rakamlardan başka bir şeyle ilgilenmeyen büyüklere benzerim."





"Ama gözler gerçeği görmez ki yüreğiyle aramalı insan."

'Sadece evcilleştirebildiğin kişiyi anlayabilirsin' dedi tilki. İnsanlarınsa hiçbir şeyi anlayacak vakitleri yoktur. Her şeyi dükkandan hazır alırlar. Ve arkadaşlar dükkanlarda satılmadığı için de insanların arkadaşları yok artık. Eğer bir arkadaşın olsun istiyorsan, evcilleştir beni!'


"İnsanlar bu en önemli gerçeği unuttular. Ama sen unutmamalısın. Evcilleştirdiğin şeye karşı her zaman sorumlusun. Gülüne karşı sorumlusun.
'Gülüme karşı sorumluyum' diye tekrarladı Küçük Prens, öğrendiğinden emin olmak için. Sonra yoluna devam etti."


'Peki, insanlar nerede?' dedi Küçük Prens. 'İnsan kendisini çölde çok yalnız hissediyor.' 'İnsanların içinde de öyle hissedersin' dedi yılan 'arada pek fark yoktur.'






"Biliyor musun, insan üzgün olduğunda gün batımını daha çok seviyor."


"Çok gizemli bir ülke şu gözyaşları ülkesi."

"Geceleri gökyüzüne baktığında, yıldızlardan birinde ben yaşadığım ve orada güldüğüm için sana sanki bütün yıldızlar gülüyormuş gibi gelecek. Yalnızca senin gülmeyi bilen yıldızların olacak."

"Zaman bütün acıları iyileştirir."




Filme gelince, gerçekten çok hoşuma gitti, genelinde ağladım. Yanımda filmi büyük bir keyifle ve pür dikkat izleyen minikler vardı o sebeple hıçkırmamak için dudaklarımı ısırmak zorunda kaldım. Şehirlerde yere bakarak yürüyen robotlaşmış insanlarda kendimi gördüm. Boğulmuşluğumuza, varlığımızın anlamını yitirmişliğine, en çok da gülünü unutmuş Küçük Prens'in düştüğü duruma ve iki kişi arasındaki dostluğun ne kadar önemli boyutta bir ihtiyaç olduğuna çok ağladım.
Kim bilir kaçımız küçük prensler/prenseslerdik de güllerimizi unutup kötülüğe, çürüyüp gitmişliğe boyun eğmek zorunda kaldık.
Tablet oyunlarından fırsat bulup filmi izlemeye ebeveynleriyle gelen çocukların salonu doldurması beni mutlu etti. Sonra düşündüm ve dedim ki "şimdi hayal dünyalarında küçücük de olsa yer etti bu film, anlamaları, ağlamaları ya da felsefik açıdan yorum getirmeleri gerekmiyor. Daha fazlasını hayat zamanı gelince anlatacak zaten."

Ha bu arada kitabı her yaştan insanın okuması ve varsa çocuklarına okutması gerektiğini düşünüyorum. Sinemadan çıktıktan sonra "ben büyümek istemiyorum" diye diye evin yolunu tuttum.


     

Hiç yorum yok: