18 Ekim 2014 Cumartesi

İncir Reçeli 2


Başrollerini Halil Sezai, Şafak Pekdemir ve Sinan Çalışkanoğlu'nun paylaştığı, yazar ve yönetmen koltuğunda Aytaç Ağırlar'ın oturduğu İncir Reçeli 2 filmi dün vizyona girdi. Filmin İzmir Galası, BKM Ege Bölge Temsilciliği Devajans Bütünleşik Pazarlama İletişimi Organizasyonu ile 18 Ekim Cumartesi saat 15:00'de İzmir Optimum Outlet'te gerçekleşecek. Başrol oyuncuları ve yönetmenin katılacağı söyleşinin ardından sanatçılar, filmi hayranları ile birlikte Cinemaximum salonlarında izleyecek. (Ne yani bütün yaz fragmanlarını izleyip bekledim ama gala için 1 gün daha bekleyemedim öyle mi? Evet, ne gerek var?!)

Filmin Konusu

2011 yılında vizyona giren ilk İncir Reçeli filmi seyirciden yoğun ilgi görmüş, özellikle başroldeki müzisyen ve oyuncu Halil Sezai Paracıkoğlu'nun hayran kitlesinin daha da büyümesini sağlamıştı. İçine kapanık Metin ve hayata cıvıl cıvıl bakan Duygu'nun hüzünlü aşk hikayesini konu alan ilk filmden üç yıl sonra gelen ikinci yapımda yine Halil Sezai başrolde oynuyor. Metin'i bu sefer Duygu ile yaşadığı aşkın ardından gelen yoğun yalnızlık dönemi içinde izliyoruz.
Metin, sevdiği kadını kaybettikten sonra uzun bir yas dönemine girer. Artık barlarda şarkı söylemekte olan Metin'in yolu beklenmedik bir anda Gizem'le kesişir. İkisi de geçmişinde benzer şeyler yaşamış bu iki insan arasında yeni bir serüven başlar.

Peki, bünyede hayal kırıklığı yarattı mı?
Açıkçası ilk film kadar büyük bir etki bırakmadı bende ancak bazı sahnelerde gözlerim doldu bunu itiraf ediyorum.
Devam filmlerini seven bir insan olsam da bazen, bazı filmleri zirvede bırakmanın daha doğru olacağına inanıyorum. İncir Reçeli'ni izledik, bitti! 2 nedir abi?! Neticede izleyici kimi zaman filmdeki ana karakteri o kadar benimsiyor ki onun tekrar başkasına aşık olup acılar çekmesini istemediği gibi bu durumu samimi de bulmuyor. (Ölenle ölünmez deyip ilk filmin acısını çıkartırcasına herifi başkasının kollarına atıp seviştirecekseniz hiç izlemeyelim, gidiyoruz durumları oluşabiliyor kafalarda.)
Ne yazacaktım ya unuttum heh tamam! Bazı replikler yeniden dillere pelesenk olma yolunda hızla ilerliyor işte onlardan bazıları;
"Herkesin bir hikayesi vardır. Kimi kağıda kazır hikayesini, kimi etine... Kağıt yanınca, et gömülünce biter hikaye"...
"Siz en sevdiğiniz şarkıdan atladınız mı hiç? Ben atladım. Yere düşmesi bir ömür sürüyor."
"Yolu uzun süre aşka düşmemiş bir adama denk gelirse yüreğiniz çalkalayın! Zira dibine çökmüş olabilir seven yanları... En azından denemedim demezsiniz! Ben denedim"...
"Biri olmak lazım, en azından biri için"...
"En çok arkadaşlar acıtır... Daha fazla kanamasın diye, ellerini yaraya her bastıklarında acıtırlar"...
"Her şey çok güzel olacak demiştin, önünde uzun bir yol var demiştin. Bırak yol almayı sağ ayağımın sol ayağıma güveni kalmadı be aşkım." (Bu sözü ben mi söyledim acaba?)
 "Geçiyor mu içince? Geçmiyor, acıyı alıyor... Bir nevi anestezi."
"Sana bir sır vereyim mi adam? Ölüler aldatılmaz."

Bu da benden sana bir replik; Hiç kimseyi ağlamaktan tuvalete gidip kusacak kadar çok sevmeyin sonra içiniz çok acıyor. (Hem mecaz hem gerçek anlamda) Nereden mi aklıma geldi? Film başlarken ilk sahnede kız bir barın tuvaletinde midesi çıkana kadar kusuyordu ve bu benzer sahne tahmin ediyorum ki hepimizin hayatında en az bir kez yaşanmıştır/yaşanacaktır.

-Gülşah ağlıyor musun yoksa?
+Yok be! Gözüme Halil Sezai şarkısı kaçtı!

Hiç yorum yok: